|
Açık Biber Salçası - Kilo İşi Biber Salçası - Biber Salçası
Merhaba, Açık Biber
Salçası Rafımıza Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alış Veriş Yapmanız Şart Değil Biber Salçası Hakkında İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru
Sorandan Para Almıyoruz.
İster Telefonla (0542 252 70 62), İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz Soruyu
Sorabilirsiniz.
Fiyat Konusunda Ne Yazmışsak O'dur.
Sözümüz Söz.
Sonradan İlave KDV, Ek Vergi, Konuştuğumuz Kargo
Parasından Başka İlave Kargo Parası,
İlave Hiç Bir TL Fiyata Yansıtılmaz.
Fiyatı Düşük Tutup Kargoyu ve Vergileri Pahalı Hiç Yazmıyoruz.

Biber,
domatese göre yemeğe daha güzel lezzet verir.
Fabrikasyon salçalar
her zaman tedirginlik yaratır. Açık ev yapımı salçalar tercih
edilir.
Ev yapımı açık salça almanızda fayda var diye düşünüyoruz.
Biber Salçası Yapımı - Biber Salçası Yapılışı
1. Biberlerin çekirdeklerini çıkararak ikiye bölüp yıkayın.
2. Tencereye koyduğunuz biberlerin üzerini örtecek kadar su ilave
edin.
3. Ara sıra karıştırarak 1,5 saat kaynatın.
4. Biberleri süzgece alın ve suyunun süzülmesini bekleyin.
5. Biberleri tencereye ilave edip, mutfak robotundan geçirin.
6. İplik gibi kabuklardan kurtulmak için ilistir dediğimiz kalın
delikli süzgeçten
geçirin.
7. Yarım saat daha karıştırarak kaynatın.
8. Son 5 dk. kala yeteri kadar tuz ve zeytin yağı ilave edin.
9. Soğuduktan sonra kaynatılmış ve soğutulmuş kavanozlara bölün.
Diğer bir tarif;
1. Biberler
çekirdekleri temizlenip yıkanır.
2. Suları süzdürüldükten sonra robotta iyice çekilir.
3. Tuz ilave edilir.
4. Yayvan bir tepsiye yayılıp 200 derece fırında 15 dakikada bir
karıştırılarak suyu çektirilir.
5. Salça kavanozlara doldurulup üzerine zeytinyağı konularak
saklanır.
Tansiyonunuzun durumuna göre tuz oranını istediğiniz gibi
ayarlayabilirsiniz.
Tuz küflenmeyi
engellemek maksadıyla konuluyor.
Kullanım
maksadınıza göre tuz miktarıyla oynamak mümkün.
Eğer çok güneş alan bir balkonunuz varsa salçanızı tepsinin üstünü
tülbentle
kapatıp 4-5 günde ara sıra karıştırarak balkonda
pişirebilirsiniz.
Kavanozları önceden kaynatıp, kurularsanız, küflenme riski
azalacaktır.
3 kg biberden 970
gram salça olur.
Biber salça örf ve
adetlerine göre 6 kilo yapılır. Genç kızlar 3 kilo bir omzuna 3 kilo
diğer omzuna gezerler ki, omuzları güzel olsun. Oysa asıl amaç;
salçanın güzel karışması.
Biber Salçası Fiyatı
Kilo 15 tl. Kargo 10 tl. İki kg 40 tl kargo dahil. Ucuc biber
salçası bizde olmaz.
Ekolojik,
Evsaflara Uygundur.
Gıda İzin Belgesi Salça Küpü
İçindedir. Size Küp Gelmeyecek. Dolayısıyla gıda izin belgesi numara
vb bilgileri bize sorabilirsiniz.
Daha Ucuzu Yok Mu Ürünü Bizde
Yoktur.
Biber Salçası Salça
Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.
Acı Salça
Kapıda ödeme kolaylığı.

Açık Biber Salçası
Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0464 217 18 81
0464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90
Şikayetleriniz
0 532 402 77 66 Yurt Dışı Kargo Yetkilisi
0 535 433 27 62 Yurt İçi Kargo Yetkilisi |
 |
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle
Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Acı Biber Salçası Yazıları
HAZIRLAYAN
Utku BALCI
01230003
SUNULAN
Yrd. Doç. Dr. İlyas ÇELİK
NİSAN / 2005
DENİZLİ
İÇİNDEKİLER
BÖLÜM – I
A. KIRMIZI BİBER HAKKINDA ÖN
BİLGİ…………………………………... 1
A.1. İKLİM
İSTEĞİ…………………………………………………………………….. 2
A.2. TOPRAK İSTEĞİ
…………………...…………………………………………... 2
A.3. EKİM
NÖBETİ……….….………………………………………..………………. 3
A.4. TOPRAK
HAZIRLIĞI…………………………………..……………………….... 3
A.5. EKİM VE
DİKİM…...……………………………………..……………………. … 3
A.6. GÜBRELEME……………………………………………..……………………….
3
A.7. SULAMA……………………………………………………………………….. 3
A.8. BAKIM…………………...…………………………………..……………………..
3
A.9. HASAT…………………………………………………………..…………………. 3
A.10. MALİYET………………………………………………………..………………. 4
B.KIRMIZI BİBERLERDE AFLATOKSİN
OLUŞUMU………..……………4 B.1. ÖZET
……………………………………………….……………………………4 B.2.
GİRİŞ
………………………………………………………………………………..5 B.3. MATERYAL VE
METOT……………………………………………………….... ...6
B.4. SONUÇ VE TARTIŞMA ………………………………………………………7
C. AFLATOKSİNİN
ZARARLARI………………………………………..………….13
D. KIRMIZI BİBER İHRACATI VE SEKTÖRDEKİ
SORUNLAR…………….13
D.1. İHRACAT……………………………………………….………………………13
D.2. SEKTÖRÜN MEVCUT SORUNLARI…………..………………..…………. 15 D.3.
AFLATOKSİNİN ÖNÜNE GEÇME YÖNTEMLERİ…………..…………... 16 D.4.KISA DÖNEMDE
YAPILMASI
GEREKEN DÜZENLEMELER ...........................17
D.5. UZUN DÖNEMDE YAPILMASI
GEREKENLER…………….…………. ...17
BÖLÜM-II
A. SALÇA ÜRETİM TEKNOLOJİSİ……………………………………………..
19
A.1. BİBERLERDEN PULP
ÜRETİMİ..……………………………………………..19
A.2. BİBERLERİN FABRİKAYA
ALINMALARI…..…………………………… 19
A.3. BİBERLERİN YIKANMASI…………………………………………………….
20
A.4. BİBERLERİN
AYIKLAMASI……………………………………………….21
A.5. BİBERLERDEN PULP ELDE
EDİLMESİ…………………….………….... 23
A.6. PULPUN SALÇAYA KONSANTRE
EDİLMESİ…………………………. …26
A.7. SALÇANIN KUTULARA
DOLDURULMASI…………………………... …...29
A.8. KUTULARIN SOĞUTULMASI VE
AMBALAJLAM…………………... ….31
A.9.SALÇANIN KALİTE
FAKTÖRLERİ……………..……………………………..31
B. BİBER SALÇASININ DONDURULARAK
SAKLANMASI….…………………….33
B.1.GİRİŞ….………..……………………………………..……………………………...33B.2.
MATERYAL…………………………………………..……………………………... 34
B.3.METOD……………………..……………………………………..…………………35B.4.
SONUÇLAR VE
TARTIŞMA…………………….……………………………...35
C. KIRMIZI BİBER
SALÇASI………………………………..………………….40
C.1. ETİKET BİLGİLERİ……….……
………………………………………………40
C.2. KULLANILAN BİLEŞENLER VE
FONKSİYONLARI……………………41
D. KIRMIZI BİBER SALÇASININ AKIM
ŞEMASI……………………………...42
BÖLÜM – III
A. HAZIR KEK……………….……………………………………..…………………..
43
A.1. ETİKET
BİLGİLERİ……………………………………..……………………… 43
A.2 BİLEŞİMİNDEKİ MADDELER VE
FONKSİYONLARI…………………. ..44
B. LİMON SOSU……….……………………………………..…………………………..48
B.1. ETİKET
BİLGİLERİ………………………………..………………………….. …48
B.2. BİLEŞİMİNDEKİ MADDELER VE
FONKSİYONLARI……………….... 49
C. KURU ÇORBA
KARIŞIMI…………………………………..………………….....51
C.1. ETİKET
BİLGİLERİ………………..……………………………………………51
C.2. BİLEŞİMİNDEKİ MADDELER VE
FONKSİYONLARI…………….. ……52
D. SALEP AROMALI İÇECEK
TOZU…………..…………………………………...54
D.1. ETİKET BİLGİLERİ
………………………………………………………...54
D.1. BİLEŞİMİNDEKİ MADDELER VE
FONKSİYONLARI…………………55
KAYNAKÇA ………………………………………………………………………..57
BÖLÜM – I
A. KIRMIZI BİBER HAKKINDA ÖNBİLGİ
Bulaşıcı hastalıklara karşı etkilidir. Vücudun
özellikle bulaşıcı hastalıklara
karşı olan direncini artırıyor.
Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren
bu sebze, aynı
zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi
güçlendiriyor. 100 gram kuru kırmızı biberin 318 kalori enerji
verdiğini,
148 miligram kalsiyum, 76 miligram C vitamini (taze
biberde 340 miligram),
8,1 gram su, 2 bin 14 miligram potasyum, 41
bin 610 IU A vitamini, 12 gram protein, 293 miligram fosfor, 15
miligram B3 vitamini, 17,3 gram yağ, 152 miligram magnezyum, 2
miligram B2 vitamini, 56,6 gram karbonhidrat, 30 miligram sodyum, 1
miligram B1 vitamini,
24,9 gram lif, 8 miligram demir yanında acılık
ve renk maddesi gibi organik
bileşikler içerdiğini vurguladı
Beslenmede çok büyük öneme sahip kırmızı biberin, bir o kadar da
insan sağlığında aranılan bir materyal olduğuna dikkati çeken bilim
adamları, kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırdığını,
sindirimi kolaylaştırdığını, romatizma, mafsal ve diş ağrılarını
azalttığını, krampları giderdiğini, kolera riskini azalttığını ve
kanser tedavisinde kullanıldığını ifade ediyorlar.
Terlemeyi
artırır, gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi
gelir. Serinlik verir (sıcak iklimlerde kullanılmasının
nedenlerinden birisi budur), öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede
(gargara olarak) kullanılır, sinir hastalıkları için doğal
yatıştırıcıdır, vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin
önlenmesini sağlar. Antibakteriyel etkisi ile hastalıkların
önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak
Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu
illerinde fazlaca tüketilir. Bu bölgenin kırmızı biberleri acı
tiplerdir. Kırmızı biber kuzeyde ise en çok Bursa ve Bilecik'te
üretilmektedir. Bu biberler ise genellikle tatlıdır
Biber mutfakların en vazgeçilmez sebzelerinden
biri olup, taze ve salça halinde yemeklere renk ve tat verir. Ayrıca
salata, turşu ve toz halinde bol miktarda değerlendirilir. Yeşil
biber C vitamini yönünden oldukça zengindir.içeriğinde bulunan
capsicin maddesinin oranına göre meydana gelen acılık iştahı
arttırıcı vasfı ile birlikte sindirim sistemine bir çeşit dezenfekte
edici madde olarak etki eder.
ÇEŞİTLER:11-B-14, İnce tatlı sivri, Çarliston
Bağcı ve Ege
Ortalama verim 8072 kg/da -7000 kg/da arasıdır.
Ülkemizin bir çok yerinde yetiştirilen Biber
çeşitleri şunlardır;
Çarliston Biberler: Uzun biberler daha iri,
daha kalın duvarlı ve etli olduklarından ayrı bir grup teşkil
etmektedirler. Sarı ve yeşil renkli çeşitleri olduğu gibi lezzetleri
de acı veya tatlı olmaktadır.
Sivri Biberler: Bu grupta uzun, narin yapılı,
genelde orta koyulukta yeşil renkli, ince duvarlı, genelde tatlı
bazen acı biberlerle, daha koyu yeşil, daha kalın duvarlı, oldukça
sert dokulu, daha kısa boylu, acı ve tatlı çeşitleri içeren uzun
koyu yeşil biberler yer almaktadır.
İri kırmızı Biberler: Uzun, kırmızı renkli
biberlerin bulunduğu gruptur. Özellikle acı olanlar daha ziyade
kırmızı toz biber üretiminde ve aynı zamanda pastırma yapımında
geniş ölçüde kullanılır.Bu grupta yer alan daha tatlımsı çeşitler
ise çoğunlukla biber salçası
yapımında ve evlerde özel şekilde hazırlanan
turşu yapımında kullanılır.
Dolmalık Biberler: Yuvarlak iri
biberler grubunu teşkil eden bu biberler sarı veya muhtelif tonda
yeşil renklidirler. Renk, irilik ve duvar kalınlıkları oldukça
değişiklik gösterir.
Konik Biberler: Yeşil veya sarı renkli,
kalın duvarlı, çoğunlukla tatlı bazen acı olan bu biberler tamamen
kızardıklarında daha ziyade biber salçası ve kırmızı toz biber
yapımında kullanılır.
Domates Biberleri: Şekli domatese
benzediğinden bu isimle anılmaktadır. Kırmızı renkli, dolgun etli ve
tatlı lezzetli olan bu biberler ülkemizde salça üretiminde
kullanıldığı gibi içi doldurularak turşu halinde
değerlendirilmektedir.
A.1. İKLİM İSTEĞİ
Biber ılık ve sıcak mevsim meyvesidir.
Soğuklara karşı çok hassastır.Yetiştirme devrelerinde sıcaklık
sıfırın altında 2-3 dereceye düştüğünde tamamen ölür. Bu nedenle
yastıklarda yetiştirilen fidelerin açıktaki yerlerine dikimi
ilkbaharda don tehlikesi tamamen kalktıktan ve toprak ile hava
sıcaklık şartları uygun bir hal alınca yapılmalıdır. Biber
bitkisinde hava sıcaklığı 15 derecenin altına ve 32 derecenin
üzerine çıktığında alınan verim düşmektedir.
A.2. TOPRAK İSTEĞİ
Biberlerde iyi bir gelişme ve yüksek verim
oldukça derin, geçirgen, su tutma kabiliyeti yerinde, besin ve
organik maddece zengin bahçe toprağı denilen tınlı topraklardan en
iyi Sonuç alınmaktadır. Erken verim almak için yapılan
yetiştirmelerde takviye edilmiş kumlu topraklar ve özellikle
kumlu-tınlı topraklar üzerinde durulmalıdır. Buna karşın geç olmakla
beraber bol ürün almak istenirse kumlu-killi topraklar tercih
edilmelidir. Biberler pH 6.0-6.5 toprak reaksiyonunda en iyi
neticeyi vermektedir.
A.3. EKİM NÖBETİ
Biber tarımı yapılan alanlarda son yıllarda
görülen "phytophtotra capcici" mantarına karşı önlem olarak her yıl
aynı alana biber dikilmelidir.
Biber ekim nöbetine girebilecek bitkiler pamuk
ve buğday ve buğdaygillerdir. En iyi ekim nöbeti; buğday+ikinci
ürün+biber olarak belirlenmiştir
A.4. TOPRAK HAZIRLIĞI
Sonbaharda pullukla derin sürüm yapılır.
İlkbaharda ise diskaro çekildikten sonra hafif bir tapan çekilir.
A.5. EKİM VE DİKİM
Tohumlar, sıcak yastıklara ekilir ve yastıklar
içerisinde çimlendirilir, fideler 3-4 yapraklı olduktan sonra
tüplere şaşırtılır ve Nisan ayının sonlarına doğru fideler esas
dikim yerlerine dikilir.Biberler genelde sıra arası 80 cm, sıra
üzeri 30-50 cm olacak şekilde dikilir.
Dikim esnasında fideler çapa ile açılan yeterli
büyüklükteki çukura olduğu gibi yerleştirilir ve çukurun boş
kısımları toprakla doldurularak hafifçe bastırılır. Açılan bu
çukurlar sedde üzerinde olmalıdır. Dikimden hemen sonra can suyu
verilir.
A.6. GÜBRELEME
Biber yetiştirilecek toprağa toprak hazırlığı
sırasında 3 ton/da yanmış ahır gübresi verilir. Dikimle birlikte
fosforlu gübrenin tamamı, azotlu gübrenin yarısı uygulanır. Azotlu
gübrenin diğer yarısı ise ilk sulamadan önce verilmelidir. Azotlu
gübre 15 kg/da N, fosforlu gübre olarak 10 kg/da P2O5 saf olarak
verilmelidir.
A.7. SULAMA
Biber sulamasına dikimden 10-15 gün sonra
başlanmalı, ilk meyve görülünceye kadar sulamalardan kaçınılmalıdır.
İlk meyve görüldükten sonra birer haftalık aralıklarla sulamalara
devam edilmeli ve Eylül ayı sonu Ekim ayı başında sulamalara son
verilmelidir.Biber yetiştiriciliğinde sulamaya çok dikkat
edilmelidir. Sulama anında suyu karık sırtlarına ve kök boğazına
yükseltmemek gerekir.
A.8. BAKIM
Genellikle dikimden bir hafta sonra ot alma ve
sıralar arasındaki toprağı gevşetmek amacıyla birinci çapa
yapılmalı, Mayıs ayının ilk haftasından sonra tekrar boğaz doldurma
ile birlikte ikinci çapa ve Haziran ayında da bir defa olmak üzere
toplam üç çapa yapılmalıdır.
A.9. HASAT
Haziran sonu-Temmuz ayı başlarında hasata
başlanıp, genelde Ekim ayı ortalarında hasat son bulur, toplam 9-15
defa hasat yapılır. Hasat işlemi genelde haftada bir yapılır.
A.10. MALİYET
Makine işgücü 1.61 sa/da, insan işgücü 178.37
sa/da olarak belirlenmiştir
B. KIRMIZI BİBERLERDE AFLATOKSİN OLUŞUMU
B.1. ÖZET:
Kırmızı biberlerde aflatoksin oluşum
aşamalarını belirlemek amacıyla yapılan bu araştırmada, Gaziantep ve
Kahramanmaraş illerinde üretilmekte olan biberlerden alınan örnekler
üzerinde çalışılmıştır. Bu amaçla 33 adet taze, 33 adet kuru, 31
adet toz ve 30 adet pul kırmızı biber olmak üzere, toplam 127 adet
kırmızı biber örneği incelemeye alınmıştır. Örneklerde nem tayini,
su aktivitesi testi, küf sayımı ve aflatoksin analizleri
yapılmıştır.
Örneklerde nem miktarının, taze kırmızı
biberlerde %71,5-79,6, kuru kırmızı biberlerde %5-16, toz kırmızı
biberlerde %4,5-17,5 ve pul kırmızı biberlerde %6,5-21,5 aralığında
değiştiği saptanmıştır. Su aktivitesi değeri ise; taze kırmızı
biberlerde 0,961'in altında, kuru ve toz kırmızı biberlerde
0,684-0,720, pul kırmızı biberlerde 0,684-0,773 aralığındaki
değerlerin altında saptanmıştır.
Örneklerin A.flavus türü küfle bulaşı oranları,
taze, kuru, toz ve pul kırmızı biberlerde sırasıyla %9,09, %70,
%90,32 ve %83,33'dür. Ortama çoğunlukla A.flavııs grubu küflerin
hakim olduğu belirlenmiştir. Taze, kuru, toz ve pul kırmızı biber
örneklerinde aflatoksinlerin bulunma oranı ise sırasıyla; %9,09,
%72,72, %90,30 ve %100 olarak saptanmıştır.
İncelemeye alınan toplam 127 adet kırmızı biber
örneğinin 79 tanesinden, 82 adet A.flavus türü küf izole edilmiştir.
İncelenen suşlardan 1 tanesinin aflatoksin B1, B2 ve G1, 31
tanesinin aflatoksin Rl ve B2, 33 tanesinin sadece aflatoksin Bl
ürettiği, 17 tanesinin ise aflatoksin üretmediği belirlenmiştir.
Aflatoksin analizi yapılan 127 adet kırmızı biber örneğinin 83
tanesinde aflatoksin Bl, 2 tanesinde ise hem Bl, hem de B2 oluşumu
belirlenmiştir.
Örneklerde toksijenik küfle bulaşımın ve
aflatoksin üretiminin, ortam koşullarına bağlı olarak hasat öncesi
oluşmaya başladığı ve tarlada doğal kurutma sırasında büyük oranda
arttığı da saptanmıştır.
B.2. GİRİŞ
Mikroorganizmalar, tarımsal ürünlerin ve
çeşitli gıda maddelerinin florasında yer alabilmekle veya sonradan
değişik şekillerde bu ürünlere bulaşabilmektedirler. Bu
organizmaların içinde küfler önemli bir grubu oluşturmakladır.
Küfler, endüstride vitamin, enzim, antibiyotik, alkol, organik asit
vb. birçok organik maddenin üretiminde önemli rol oynamaktadırlar.
Ancak, gelişmeleri için uygun koşullar altında gıdalarda ve tarım
ürünlerinde istenmeyen değişikliklere ve bozulmalara da neden
olabilmektedirler. Ayrıca, geliştikleri ürünlerde çeşitli toksik
metabolitler üreterek, insan ve hayvanlarda hastalık tablolarına yol
açabilmektedirler. Küfler tarafından oluşturulan bu toksik
metabolitlere "mikotoksin" insan ve hayvanlarda oluşturdukları
hastalık tablolarına da "mikotoksikozis" adı verilmektedir.
Mikotoksinlerle ilgili çalışmalar 1960'larda
aflatoksinlerin bulunuşundan sonra başlamıştır. Mikotoksinler içinde
en toksik olduğu bilinen aflatoksindir ve A.flavus ve A.parasiticus
türü küfler tarafından üretilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan
araştırmalarda A.flavus'a benzer özellik gösteren A.nomius'un da
aflatoksin ürettiği belirtilmektedir (KURTZMAN ve ark., 1987;
BETINA, 1989).
Uzun yıllardan beri yapılan araştırmalar
sonucu, aflatoksinlerin insan ve hayvanlarda akut aflatoksikozis,
karaciğer kanseri, Hint çocuk sirozu, Reye sendromu, encephalopaty,
iç organlarda yağ dejenerasyonu, mutajenitc, teratojenite ve
nefrotoksisiteye neden oldukları saptanmıştır (RODRICS,1978; SMITH
and MOSS, 1985; KIESSLING, 1986; SHIEFER, 1986; PALMGREN ve HAYES,
1987).
Aflatoksinlerin insan ve hayvan sağlığı
üzerindeki etkileri belirlendikten sonra, birçok ülkeler bu
mikotoksinler için gıda ve yemlerde maksimum bulunabilecek
miktarları belirlemiştir. Ancak, belirlenen sınırların altındaki
değerler güvenilir anlamına gelmediği için, ülkeler sürekli olarak
bulunabilecek miktarları azaltma eğilimi içindedirler.
Dünyadaki ürünlerin her yıl yaklaşık %18'i
fungal enfeksiyon nedeniyle yok olmaktadır. Mikotoksinlerden
kaynaklanan kayıplar bu serinin sadece bir parçasını oluşlurmaktadar
(COKER, ve ark., 1984).
Aflatoksinlerin meydana geldiği ürünler
arasında, yağlı tohumlar, kuruyemişler, baklagiller, tahıllar,
küspeler, yemler, hayvansal kökenli gıdalar, baharat vb. daha birçok
ürün sayılabilmektedir.
Birçok literatürde Capcicum cinsine ait çeşitli
kırmızı biber türlerinin, aflatoksin oluşumu yönünden riskli ürünler
arasında yer aldığı yapılan araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Bu
konuda bazı ülkelerde araştırmalar yapılmasına rağmen, kırmızı biber
ihracatı ve kırmızı biber tüketimi fazla olan ülkemizde, henüz bir
çalışma yapılmamıştır (NESHEIM, 1976; BULLERMAN, 1979 ve 1986;
ANONYMOUS, 1982; BILGRAMI ve SINHA, 1986).
Kırmızı biberler, Solanaccae familyasına ait
olan Capcicum annuum türüne dahil bir sebzenin kurutularak
öğütülmesi sonucu elde edilen, yemeklere lezzet ve acılık vermek
amacıyla kullanılan bir baharattır. Devlet İstatistik Enstitüsü
verilerine göre (ANONYMOUS, 1992) ülkemizde kırmızı biber üretiminin
yaklaşık %80'i Gaziantep ve Kahramanmaraş illerinde yapılmaktadır.
Ülkemizde yılda 20.921 ton kırmızı biber
üretilmekte, 3.500 ton/yıl da ihraç edilmekte, ihracattan 3.323.000
dolar/yıl gelir sağlanmakta, kalan ürün ise yurt içinde
tüketilmektedir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kırmızı biber
üretimi oldukça ilkel koşullarda yapılmaktadır. Üretici tarafından
tarladan toplanan kırmızı biberler, toprak üzerinde kurutulmakta,
daha sonra fabrikalara satılmaktadır. Bu ilkel koşullar
düşünüldüğünde kırmızı biberlerin toprak kökenli toksijenik küf
kontaminasyonuna ve toksin oluşumuna oldukça açık bir ürün olduğu
görülmektedir.
Bu çalışmada, Gaziantep ve Kahramanmaraş
illerinden sağlanan kırmızı taze, kuru, toz ve pul biber
örneklerinde % nem tayini, su aktivitesi (aw) testi, küf sayımı,
toksijenik olabilecek küf izolasyonu ve teşhisi, küflerin toksin
yapma güçlerinin belirlenmesi ve aflatoksin analizleri yapılarak,
kırmızı biberlerde aflatoksinin oluşum safhası belirlenmeye
çalışılmıştır.
B.3. MATERYAL VE METOT
Materyal: Bu araştırmada, Kahramanmaraş ve
Gaziantep illerinde üretilen taze, kuru, toz ve pul kırmızı
biberlerden alınan örnekler materyal olarak kullanılmıştır.
Metot: Örnek alma ve örneklerin analize kadar
muhafaza edilmesinde CAMPBELLE ve ark. (1986), COKER ve ark.
(1984)'ın önerdiği yöntemlerden yararlanılmıştır.
Materyalin gösterdiği farklı özellikler
nedeniyle, taze kırmızı biberlerde nem tayini KANNER ve BUDOWSKI
(1978) ve ANONYMOUS (1986)'da önerilen yönteme göre, kuru, toz ve
pul kırmızı biberlerde nem tayini ise, ANONYMOUS (I987)'de verilen
yönteme göre yapılmıştır.
Örneklerin su aktivitelerinin saptanmasında
NORTHOLD ve HEUVELMAN (1982)'in tuz kristalleri erime yönteminden
yararlanılmıştır.
Örneklerde toplam küf ve A.flavus grubu küf
sayımı için dilüsyon plak tekniği kullanılmıştır. Besiyeri olarak 60
ppm rose bengal ilave edilmiş, Meck 5353 Malt Extract Ağar hazır
besiyeri kullanılarak, petriler 28°C de 7 gün inkübe edilmiştir
(JARVIS ve ark., 1983; TOPAL 1985; ANONYMOUS, 1988; ANONYMOUS, 1989;
ANONYMOUS, 1990).
İnkübasyon sonucu üreyen küf kolonileri sayıma
alınmıştır. Değişik özellik gösteren koloniler makroskobik ve
mikroskobik olarak incelenerek, teşhiste RAPER ve FENNEL (1977) ve
SAMSON ve ark. (1984)'den yararlanılmıştır.
A.flavus grubu küflerin toksin yapma güçlerinin
saptanmasında %2 sukroz, %2 maya ekstraktı içeren (YES) besiyeri
kullanılmıştır. İnkübasyon 28°C de 1, 2 ve 3 haftada
gerçekleştirilmiştir. Aflatoksin ekstraksiyonunda AŞKIN (1976) ve
FARAG (1989)'da önerilen yöntemden yararlanılmıştır.
Örneklerden aflatoksinin ekstraksiyonu ve
temizlenmesinde STEINER ve ark. (1988)'ın önerdiği yöntemden
yararlanılmıştır. Miktar tayini ve doğrulamada SCOTT (1990)'dan
yararlanılmıştır. Çalışmada ince tabaka kromotografısi uygulanmış ve
Meck 5553 hazır plakaları kullanılmıştır. Miktar tayini ise
Perkin-Elmer MPF-43A Fluorescence Spectrophotometer(densitometre)
kullanılarak yapılmıştır.
B.4. SONUÇ VE TARTIŞMA
Kırmızı biber örneklerinde yapılan
istatistiksel analiz sonuçları, örneklerde nem miktarı ve su
aktivitesi değerine ait dağılımın normal olduğunu ve iki değişken
arasında %99,4 gibi yüksek bir korelasyonun varlığını göstermiştir.
Örneklerde nem miktarı ve su aktivitesi değerine ait değerler
Çizelge 1 de verilmiştir.
Kırmızı Biber Türü Nem miktarı Dağılımın
Ortalaması Su aktivitesi değeri (aw)
Min (%) Ma.x (%)
Taze Kuru Toz
Pul 71,49 5,00 4,50 6,50 79,60 16,00 17,50
21,50 75,48
8,09
7,11
14,71 0.939-0,982 aralığında
0,684'den küçük ve 0.684-0,720 aralığında
0,684'den küçük ve 0,684-0,720 aralığında
0,684'den küçük ve 0,684-0,790 aralığında
Çizelge1 : örneklerde nem miktarı ve su
aktivitesi ( aw ) değeri sonuçları
Taze kırmızı biber örneklerinde aw değeri
0,939-0,982 aralığında belirlenmiştir. Bu değer aflatoksin üreten
Aspergillus cinsi küflerin üreyebilmesi için verilen optimum 0,98 aw
değerine oldukça yakındır. Kuru, toz ve pul kırmızı biberlerde
belirlenen aw değerinin ise bu küflerin gelişip toksin
üretebilmelerine uygun olmayacağı BEUCHAT (1983) tarafından
belirtilmiştir.
Kırmızı biber örneklerinde küf sayımı
sonuçlarının normal bir dağılım göstermediği, A.flavus ve toplam küf
miktarı açısından bütün kırmızı biber örnekleri arasındaki farkın
istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir. Toplam küf
miktarı ile A.flavus grubu küfler arasında %92,5'luk bir korelasyon
olduğu ve ortama çoğunlukla A.flavus grubun hakim olduğu
görülmüştür. Örneklerde A.flavus miktarı ile aflatoksin miktarı
arasında %61,9'luk bir korelasyon olduğu da belirlenmiştir.
Taze kırmızı biber örneklerinde sadece 3
örnekte %9,09 oranında A.flavus grubu küfe raslanırken, bu oran kuru
kırmızı biber örneklerinde %70, toz kırmızı biber örneklerinde
%90,32 ve pul kırmızı biber örneklerinde %83,33 olarak
belirlenmiştir. Örneklerde toplanı küf ve A.flavus grubu küf sayını
sonuçları Çizelge 2 de verilmiştir.
Kırmızı
Biber
Türü Toplam küf (adet/g) A.flavus grubu küf
(adet/g)
min max ort Bulaşı
Oranı
(*) min max ort Bulaşı
Oranı
(%)
Taze 0 900 128 70 0 40 2,4 9,09
Kuru 300 20000000 3122472 100 0 16000000
1761134 70
Toz 10 455000 91883 100 0 100000 13281 90,32
Pul 40 85000 5544 100 0 25000 1231 83.33
Çizelge2 : Örneklerde toplam küf ve A. flavus
gurubu küf sayım sonuçları
Taze kırmızı biber örneklerinin A.flavus türü
küfle bulaşı oranının, diğer gruplardaki biber örneklerinin bulaşı
oranına göre daha düşük olduğu gözlenmiştir. Genel olarak
Aspergillus ve Penicillium cinsi küflerin canlı dokulara girme ve
orada gelişme özellikleri bulunmamakta ve bu nedenle de saprofit
olarak değerlendirilmektedirler. Hücreler işlemler sırasında
canlılığını kaybettiği için, kurutulmuş ve öğütülmüş kırmızı
biberlerde, ortam koşullan uygun olduğu taktirde daha kolay gelişme
olanağı bulmaktadırlar (SMITH and MOSS, 1985).
Kuru kırmızı biber örneklerinin toplam küf ve
A.flavus grubu küfle bulaşı miktarının diğer biber örneklerindeki
bulaşı miktarından daha fazla olduğu gözlenmiştir. MADHYASTHA ve
BHAT (1985), tropikal ve subtropikal iklim bölgelerinde baharatın
çevre koşullarına bağlı olarak küflerle bulaşabileceğini, doğal
kurutma koşullarının ise, bu kontaminasyon ve toksin oluşumunun
derecesini belirleyebileceğini bildirmiştir. Bu verilere dayanarak,
biber örneklerinin ilkel koşullarda toprakta doğal kurutmaya
bırakılması sonucu, bu küflerle büyük oranda bulaştığı sonucuna
varılabilir.
Tarladaki sergenlerden örnek alma sırasında,
kurumakta olan biber örnekleri incelenmiştir. İnceleme sonucu,
sağlam kırmızı biber örneklerinin yüzeyinde hiçbir zedelenme ve küf
gelişimi olmamasına rağmen, iç kısmından kesit alındığında yüksek
oranda yeşil ve sarı renkle kütle bulaşmış oldukları görülmüştür.
Örnekler laboratuvarda mikrobiyolojik açıdan incelendiğinde, bu
küllerin A.flavus A.ochraceus grubuna ait oldukları belirlenmiştir.
Kırmızı biberlerde çiçek döneminde, küf
sporları çiçek tozlarına bulaşarak, biberlerin iç kısmına
yerleşebilmekte ve daha sonra uygun koşul bulduklarında burada
gelişebilmektedir. Ayrıca, gözle görülemeyen böcek zararları sonucu
küf sporları biberlerin iç kısmına girerek, yine burada uygun koşul
bulduklarında gelişebilmekte ve toksin oluşturabilmektedir.
SCHINDLER ve EISENBERG (1968)'in Capsicuın annum ve Capsicum
fnıtencens türü kuru biber örnekleri üzerinde yaptığı çalışmada da,
biber örneklerinin yüzeyinde bir zedelenme ve küf gelişmesi
olmadığı, ancak iç kısmında yüksek oranda A.flavus bulaşısı ve
gelişmesi olduğu belirtilmiştir.
Aynı çalışmada diğer öğütülmüş kırmızı biber
türlerinde A.flavııs bulaşısının fazla olduğu ve bunun gözle
görülemediği, ancak mikrobiyolojik analizler sonucu ortaya çıktığı
bildirilmiştir.
Örneklere ait aflaloksin analiz sonuçlan
Çizelgede 3 te verilmiştir.
Kırmızı biber türü Aflatoksin Bl miktarı (ppb)
Tespit edildiği Örnek
min max ort Sayısı %
Taze Kuru Toz
Pul 0
0
0
1,25 1,45
264
28,50 15,99 0,064 19,975 8,429 4,006 3
24
28
30 9.09
72.72 90.30
100
Çizelge 3 : Örneklere ait aflatoksin B 1 Analiz
Sonuçları
Taze, toz ve pul kırmızı biber örneklerinde
saptanabilen aflatoksin Bl miktarının minimum ve maksimum değerleri
arasında büyük farklılıklar bulunmamaktadır. Örneklerin öğütülmüş
homojen kitlelerden alınmış olması ve iyi bir örnekleme yapılması
bunun bir nedeni olarak düşünülebilir. Kuru kırmızı biber
örneklerinde ise saptanabilen aflaloksin Bl miktarı minimum 0- 264
ppb gibi farklı değerler arasında değişmektedir.
Bunun nedeni biber meyvelerinin hacimce büyük
olması, biber yığını içinden tesadüfi olarak örnek seçimi ve
aflatoksinlerin yığın içinde heterojen bir dağılım göstermesidir.
Aflatoksinle kontamine biberlerin tesadüfen az veya fazla alınmış
olması değerler arasında büyük farklılıklar yaratabilmektedir.
CAMPBELL ve ark., (1986) bir yığının farklı bölgelerinden örnek
alınarak mikotoksin analizi yapıldığında, mikotoksinlerin yığında
heterojen dağılımı sonucu, aynı yığına ait çok farklı değerler elde
edilebileceğini belirtmiştir.
Taze, kuru, toz ve pul kırmızı biber
örneklerinde aflatoksin bulunma oranı sırasıyla, %9,09,
%72,72, %90,32 ve %100'dür. Bu oranlar örneklerde A.flavus grubu
küfle bulaşı oranı olan sırasıyla, %9,09, %70, %90,32 ve %83,33
değerlerine yaklaşık olarak paralellik göstermektedir.
Örneklerden izole edilen suşların aflatoksin
yapma güçleri Çizelgede 4 te verilmiştir.
Kırmızı
Biber
Türü Suşların izole
edildiği örnek
sayısı % İzole edilen suş sayısı
Aflatoksin
üreten suş
sayısı Aflatoksin
üretmeyen
suş sayısı
Taze 2 6,06 4 4 -
Kuru 23 69,69 25 22 3
Toz 28 90,32 28 20 8
Pul 25 83,33 25 19 6
Çizelge 4 :Örneklerden izole edilen suşların
aflatoksin yapma güçleri
78 adet taze, kuru, toz ve pul kırmızı biber
örneklerinden 82 adet A.flavus grubu küf izole edilmiş, bunların YES
besiyerinde 28°C de 1, 2 ve 3 haftalık inkübasyonları sonucu toksin
yapma güçleri incelenmiştir. En iyi 3 haftada izolatların toksin
oluşturduğu görülmüştür.
Taze kırmızı biberlerden elde edilen sadece bir
izolatın aflaloksin Bl, B2 ve Gl ürettiği, diğer tüm izolatların
çoğunun Bl, bir kısmının da Bl ve B2 ürettiği gözlenmiştir. Biber
örneklerinde yapılan analiz sonucu da, çoğunlukla aflatoksin Bl ve
çok az sayıda da B2 varlığı belirlenmiştir. Suşların toksin üretimi
ile örneklerde belirlenen aflatoksin oluşumu arasında bir paralellik
olduğu gözlenmektedir.
Örneklerde aflatoksin Bl'in geri alma oranı,
materyallerin farklı özellik taşıması nedeniyle, taze ve toz kırmızı
biber örneklerinde ayrı ayrı yapılmıştır. Geri alma oranı taze
kırmızı biberde ortalama %84, toz kırmızı biberde ortalama %70
olarak belirlenmiştir. Mikotoksin çalışmalarında %70 ve üzerindeki
geri alma oranları kabul edilebilir olumlu değerler olarak
verilmektedir.
Bu çalışmada kırmızı biberlerin tarlada
dalından, tüketiciye sunulana kadar geçen aşamalarda küf gelişimi ve
toksin oluşumu incelenmiştir. Ayrıca yörede yapılan incelemelerde de
taze kırmızı biberlerin dalından toplandıktan sonra doğrudan toprak
üzerinde 3-5 gün gibi kısa süren bir dönem güneş altında doğal
kurutmaya bırakıldığı gözlenmiştir. Araştırmada elde edilen
sonuçların ışığında, taze kırmızı biberlerin küfle bulaşısının
dalında başladığı, kırmızı biberlerin dalında, kızardığı an
toplanmaması ve bir miktar nem kaybetmesi sağlanıncaya kadar uzun
süre bekletilip geç hasat edilmesi sonucu, küf gelişiminin ve
aflatoksin oluşumunun dalında başladığı, toprak üzerinde kurutma
sonucu, çok daha yüksek düzeye ulaştığı anlaşılmaktadır.
Aflatoksin oluşumunun artmasında, taze kırmızı
biber örneklerindeki su aktivitesi ve nem değerleri ile yöre iklim
koşullarının uygunluğu ve özellikle kurutma işleminin yapıldığı
dönemlerde sıcaklığın toksin üretimi için optimum değerlerde olması
en etkili nedenler arasında sayılabilir. Bu dönemde toksin oluşumunu
engelleyebilmek için, kurutma işleminin toprakta değil modern
kurutma sistemlerinde yapılması ve biberlerin kızardığı an, dalında
bekletilmeksizin, toplanıp zaman kaybetmeden kurutulması ve uygun
koşullar altında depolanması en etkili çözüm yolu olarak
önerilebilir.
Yapılan çalışmanın bulgularından da görüleceği
gibi kırmızı biber örneklerinin çoğunda, aflatoksin miktarı
ülkemizde ve birçok dış ülkede izin verilen sınır değerlerin
üzerinde bulunmaktadır. İzin verilen bu sınır değerlerde toksin
içeren gıdaların, uzun süreli ve fazla miktarda tüketiminde dahi
insan sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı düşünüldüğünde,
araştırmamızda bulunan yüksek miktardaki toksinli ürünlerin
tüketiminin insan sağlığı açısından yaratacağı tehlikelerin boyutu
açıktır. Ayrıca, kırmızı biberlerin ihraç değeri olan bir ürün
olması nedeniyle, bu düzeyde toksin içermeleri ihracat açısından da
çeşitli problemlerin gündeme gelebileceğine işaret etmektedir. Bu
durumun da ülkede ekonomik kayıplara yol açacağı açıktır.
C. AFLATOKSİNİN ZARARLARI
Aspergillus flavus ve A.parasiticus adlı
küflerin türleri tarafından üretilen toksik bir grup bileşiktir. Bu
küfler, uygun sıcaklık ve nem koşullarında bazı yiyecek ve nem
maddelerinde ürer ve aflatoksin oluşmasına neden olurlar. Halen 18
değişik aflatoksin tipi tanımlanmıştır. B1,B2,G1 ve G2 en yaygın
olanları olup, aflatoksinler değişen oranlarda bir arada bulunurlar.
Aflatoksinler arasında en baskın ve en zehirli olan tip B1'dir.
Aflatoksinler insanlarda akut nekroz, siroz ve
karaciğer kanserine neden olurlar. Özellikle B1, kuvvetli bir
kanserojendir ve etkisini karaciğerde gösterir.
Aflatoksinin bu etkisi, son yıllarda yapılan
genetik çalışmalarla kesin olarak ispatlanmıştır.
Aflatoksinin düşük olması da tehlikeyi
azaltan bir faktör değildir. Tüketilen gıdalarla sıkça alınması
durumunda karaciğerde birikerek benzer etkisini oluşturmaktadır. Bu
süreç ölüme kurulmuş bir saat gibidir. Aflatoksinlerin genel olarak
iki tür etkisinden söz edilebilir:
1. Akut aflatoksikoz, orta
düzeyin üstünde aflatoksin alımıyla ortaya çıkar. Kanama, akut
karaciğer hasarı, ödem, gıda sindirimi, emilim veya metabolizmada
değişiklik ve ölüm gibi sonuçlara sebep olur.
2. Kronik aflatoksikoz, düşük ve orta düzeyde
aflatoksin alımıyla ortaya çıkar. Teşhisi zordur. Ortak belirtiler
arasında gıdaların sindiriminde sıkıntı ve düşük büyüme hızı yer
alır. Bunlara ek olarak,bilinen aflatoksin sendromları da
görülebilir.
D. KIRMIZI BİBER İHRACATI VE SEKTÖRDEKİ
SORUNLAR
D.1. İHRACAT
Eğer illerimizdeki işletmeler teknolojiye iyi
bir adaptasyonla geçiş yapabilirse, hem uluslararası kriterlere
uygun imalat yapılacak, hem de ihracat önemli boyutlara ulaşacak ve
mevcut istihdam kapasitesi de önemli ölçüde artacaktır.
Mevcut firmalarımızın birkaçı dışında geriye
kalan tamamı, ürünü çiftçiden kurutulmuş olarak almakta ve bunu
işleyerek sanayi ürünü haline getirmektedir.
İçlerinde son teknolojiye sahip firmalar
bulunmasına rağmen işletmelerimizin büyük çoğunluğu iptidai bir
üretim yapısına sahiptir. Teknoloji geliştirme yatırımları büyük
finansman ihtiyacı gerektirdiğinden işletmelerimizin büyük bölümü
modern tesisler kurmakta güçlük çekmektedirler. Bu nedenle devletin
bu işletmelerimizi uygun teşviklerle desteklenmesi gerekmektedir.
Gıda Kodeksine uyum sağlanması için T.C. Tarım
ve Köyişleri Bakanlığına bağlı il ve ilçe teşkilatlarının çok yoğun
bir çaba sarf ederek ürünün tarla üretimi aşamasını sağlayan
çiftçilere modern tarım tekniklerini öğretmesi ve teknik ekipman
yardımı yapması gerekmektedir.
Dünya da Çin, Hindistan, Pakistan, İran,
Meksika, Yugoslavya ve Macaristan belli başlı biber üreticisi
ülkelerdir. Bu ülkeler içerisinden Meksika, Amerika’nın sos şeklinde
tüketmiş olduğu acı biber üretimini gerçekleştirmektedir. Fakat,
1999 yılı içinde Meksika biberinde meydana gelen hastalık
neticesinde, Meksika A.B.D. Pazarına ürün sunamamış ve bu üretim
eksikliğinden doğan biber talebi çeşitli dünya ülkelerine
yönelmiştir.
Yine söz konusu ülkelerden Yugoslavya, 1990'lı
yıllardan bu yana fiilen savaş halinde olduğundan dolayı tarımsal
üretimi azalmış, yeterince biber tarımı yapamamış ve bunun
neticesinde Avrupa pazarına yeterli miktarlarda biber satamamıştır.
Bunun neticesi olarak ortaya çıkan ürün talebi yine diğer biber
üreticisi ülkelere yönelmiştir. Bu ülkelerden Hindistan da geçen yıl
ortaya çıkan Veba salgınından dolayı bu ülkenin de üretmiş olduğu
biberler diğer dünya ülkeleri tarafından satın alınmamıştır.
Ancak aflatoksin problemi biber üreticisi bu
ülkelerin hemen hepsinde bulunmaktadır. Bu sorun nedeniyle üretici
ülkeler gelişmiş batı ülkelerine ürün satmakta zorlanmaktadırlar.
Ülkemiz de aynı sebepten dolayı bu çok önemli
ihracat fırsatını yeterince değerlendirememektedir. Bu fırsatı
üretim teknolojisini diğerlerine göre daha iyi kuran Macaristan
değerlendirmekte ve dünya pazarlarına önemli miktarlarda biber ihraç
etmektedir.
Bu ülkenin dünya pazarına sunduğu biber Türk
biberi ile kıyas dahi kabul edilmeyecek derecede vasat bir üründür.
Çünkü acı kırmızı Kahramanmaraş biberi başta rengi olmak üzere
aroması ve acılık oranı ile dünyanın en kaliteli ve aranan biberi
durumundadır.
Ne yazık ki ülkemiz biber ihracatından çok
önemli döviz elde etme şansına sahip olmasına rağmen yıllardan beri
konuyla iştigal edenlerin ve Devletimizin konuya gereken ilgiyi
göstermemesinden dolayı sektör istenen düzeye gelememiştir.
Türkiye’nin bu ihracatta özellikle satış yaptığı ülkeler Türklerin
daha yoğun olduğu Avrupa ülkeleridir.
Ülkemizde yapılan üretim yüksek oranda
aflatoksin içermesine rağmen, Kanun, Kodeks ve Yönetmelikler
yeterince uygulanmadığı için ne yazık ki iç pazarda tüketilmeye
devam etmektedir. Eğer biber uyulması gereken şartlara göre üretilse
10 $/kg fiyatla satılabilecekken, içerdiği kirlilik ve aflatoksin
sorunu nedeni ile 0.5-1.5 $/kg bedelle satılmaktadır. Aynı Biber
sağlıklı, temiz ve aflatoksinsiz üretilip satılsa çiftçi tatmin
edici bir gelir elde edecek ve ürününü daha kaliteli şartlarda
üretebilecektir.
Kahramanmaraş ve çevre ilçelerinde yıllık
kırmızı biber üretimi yıllara göre değişmekle beraber ortalama
olarak 80-100 bin ton yaş biber kurutulduğunda 16–20 bin ton kuru
biber elde edilmektedir. Üretilen bu miktarın şu anda tamamı iç
pazarda tüketilmektedir. Bu ürünün üretilmesi aşamasında ilde kurulu
olan imalathanelerin kapasite kullanımı %50 düzeyindedir. Bu da
gösteriyor ki bu imalathaneler şu anda sezonluk olarak
çalışmaktadırlar.
D.2. SEKTÖRÜN MEVCUT SORUNLARI
İllerimizde; Tarım Bakanlığı, Tübitak ve Bölge
Laboratuarlarında periyodik olarak yapılan testler sonucu
aflatoksinsiz biber üreten ve bundan dolayı ihraç izni de almış
biber tesisi bulunmaktadır. Ancak çok bir büyük çoğunluk
alışılagelmiş yöntemlerle üretimine devam ettiğinden şu anda ülkemiz
diğer ülkelerden gelen aflatoksinsiz kırmızı biber taleplerine
yeterince cevap verememektedir.Aflatoksin problemini biraz açacak
olursak; Aspergilüs flavus isimli doğada çok yaygın bulunan küf
mantarı doğal olarak kurutulmaya çalışılan tüm gıda maddelerine
bulaşarak bu gıda maddeleri bünyesinde bulunan su ve gıdalardan
beslenerek Aflatoksin ismi verilen toksik maddeyi gıdalar üzerine
bırakmaktadırlar. Bu toksik maddenin insan bünyesinde birikim
yaparak karaciğer kanserine yol açabileceği bilim adamları
tarafından söylenmektedir.
Bugün Kahramanmaraş biberi dünya literatüründe
tanımlanan ve gıdalarda bulunması gereken total aflatoksin değerleri
üzerinde aflatoksin ihtiva etmektedir. Örnek vermek gerekirse T.C.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Gıda Kodeksi
maksimum 5 ppb (1 gramda 1 milyarda 5 birim bulunmasına müsaade
etmektedir.) bulunmasına izin vermektedir. Fakat ilimizde mevcut
imalathanelerin çiftçiden satın almış oldukları biberler üzerinde
yapılan testler sonucunda minimum 8 ppb aflatoksin çıkmaktadır.
Çiftçiden alınan ürünlerin imalatı ve diğer illerde bulunan
tüccarların depo şartlarında beklemesi sonucu tüketiciye ortalama 13
ppb miktarında aflatoksin ihtiva eden ürünler satılmaktadır. Bu
olumsuz durumun önüne geçebilmek amacıyla T.C. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının ilgili birimleri Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
ve Kahramanmaraş Kırmızı Biberciler Derneği çeşitli araştırmalar
yapmışlardır. Bu çalışmalar 5 yıldan bu yana devam etmektedir. Bu
çalışmalardan belirli neticeler elde edilmiş, bu konuda oldukça
ciddi bir bilgi birikimi sağlanmıştır.
D.3. AFLATOKSİNİN ÖNÜNE GEÇME YÖNTEMLERİ
Aflatoksin, mevcut kurutma şekli, üretim
tekniği ve uygun olmayan depolama şartlarından kaynaklanmaktadır.
Bunların önüne geçilmesi için;
a-Hızlı kurutma teknikleri,
b-Depolama koşuları,
c-Üretim teknikleri,
d-Ambalajlama,
e-Satış koşullarının iyileştirilmesi
gerekmektedir.
Mevcut fırın sistemleri ile yapılacak kurutma
hem çok pahalı hem de ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde değildir.
(Fırın sistemi kapasiteleri çok yetersizdir)
Bu sebeplerden dolayı satın almadığımız fırın
kurutma sistemlerine alternatif olarak T.C. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı Mühendislerinin de çözüm olarak önerdiği;
Biberi yıkayıp parçalama işleminden geçirdikten
sonra uygun kurutma materyalleri üzerinde güneş altında açık havada
kurutmak şeklinde olup, maliyeti oldukça düşüktür.
Güneş altında kurutulmuş biberler vakumlanarak
muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu ilimiz için uygun bir ara
çözümdür, fakat bunun için de yapılması gereken ortalama yatırım
miktarı işletme başına yaklaşık 100.000 ABD Doları’ dır. Ayrıca
burada imalatçıların karşısına başka bir problem daha çıkmaktadır.
Kurulu işletmelerin sahip oldukları mevcut imalathane alanları
300–400 metre karedir. Bu işletmeler ayrıca kurutma işlemini
yapabilmek için 5.000 metrekarelik arsalara ihtiyaç duymaktadır. Bu
finansman ve arazi konusunda destek verildiği takdirde Kahramanmaraş
ciddi boyutta biber ihracatı yaparak büyük boyutlarda döviz girdisi
sağlayacak düzeye gelecektir.
D.4. KISA DÖNEMDE YAPILMASI GEREKEN YASAL VE
KURUMSAL DÜZENLEMELER
1-Gıda kodeksine uygun hukuki düzenlemelerin
yapılmasıdır.
2- Ülkemizde gıda analizi yapan tüm
Laboratuarın akredite edilmesi suretiyle ölçüm birliğinin
sağlanması.
3-Korsan çalışan firmaların yasal statüde
çalışmasının sağlanması veya çalışmıyorsa kapatılması.
4-Gıda satış yerleri, gıda satış yerleri
şartnamesine uygun olarak yeniden düzenlenmesi için gereken
önlemlerin alınması.
5-Gıda ihtisas mahkemelerinin oluşturulması
için gerekli kanuni düzenlemelerin bir an önce gerçekleştirilmesi.
D.5. UZUN DÖNEMDE YAPILMASI GEREKENLER
1-Pazar araştırmaları yapılarak sektör
yönlendirilmeli.
2-Biberden elde edilecek ürünler
çeşitlendirilmeli. (soslar,salçalar. Yağlar. vb.)
3-Biberin faydaları konusunda bilimsel
araştırmalar yapılmalı.
4-Sözleşmeli çiftçiliğin yaygınlaştırılması
için gereken alt yapının oluşturulması ve teşvik sistemi bu yönde
yeniden düzenlenmeli.
5-Çiftçi ve üretici işletmelerde istihdam
edilen işçilerin bilgilendirilmesi doğrultusunda Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı İl Müdürlüklerince
çeşitli kurslar ve eğitim programları düzenlemelidir.
BÖLÜM II
A. SALÇA ÜRETİM TEKNOLOJİSİ
A.1. BİBERLERDEN PULP ÜRETİMİ
Biberler salça üretimi, önce pulpun elde
edilmesi, sonra pulpun belli oranda konsantre edilmesi ve
kutulanması gibi 3 aşamadan oluşur. Pulp elde edilmesi, aynen
meyvelerde olduğu gibidir. Aşağıda ön hazırlık işlemleri ve bunu
izleyen üretim aşamaları açıklanmıştır.
A.2. BİBERLERİN FABRİKAYA ALINMALARI
İyi kaliteli bir salça üretimi ancak, dalında
tam olarak olgunlaşmış, sağlıklı ve olabildiğince kırmızı renkli
biberlerden elde edilebilir. Bu yüzden, salça üretimine elverişli
çeşitlerin hemen fabrika civarında yetiştirilmesi zorunlu olup,
böylece taşımada zarar görmemiş taze haldeki biberlerin işlenme
olanağı sağlanır. Biberlerin uzun mesafelerden taşınması doğru
değildir.
Salçanın en önemli kalite kriterlerinin başında
renk gelir. Bu yüzden biberlerin hem kabuklarının ve hem de etinin
tam olarak kızarmış olması gerekir. Hafif renk bozukluğu olan
biberler salça rengini ve aromasını son derece etkiler.
Salçaya işlenecek biberlerin özelliği sadece
renkle sınırlı değildir. Nitekim bu biberlerin; kuru madde ve şeker
oranının yüksek, hastalık ve küflere karşı dirençli, meyveleri her
tarafında bir olgunlaşan ve bol ürün veren bir çeşit olması gerekir.
Ülkemizde, "sanayi tipi biber" adı ile çeşitli biber tipleri
yetiştirilmektedir.
Biberlerde kuru madde oranı ortalama
%3.5-5'dir. Kuru madde oranı yükseldikçe salça verimi artar. Bununla
birlikte kuru madde en çok %5'e kadar yükselebilir. Biberdeki suda
çözünür kuru maddenin yaklaşık %60'ı invert şekerden oluşur.
Biberlerde ayrıca sakaroz da bulunur.
Fabrika civarında veya yakın mesafede
yetiştirilen biberler, fabrikaya kasalar içerisinde getirilir
Kasaların en çok 25 kg kadar biber alacak büyüklükte olması gerekir.
Derin kasa veya küfelerde taşınan biberlerin ezilme ve süratle
küflenme sakıncası vardır. Kasaların zaman zaman temizlenip
dezenfekte edilme zorunluluğu nedeniyle, kasaların bu işleme
elverişli yapıda olması gerekir.
Fabrikaya ulaşan kasalar, geliş sırasına göre
ham madde alım platformuna yerleştirilir ve beklemeksizin işlenir.
Tam olgun biberler güneşte bekleyince süratle bozulur ve küflenir.
Ayrıca pektolitik enzimlerin hızla çalışması sonucu, bileşiminde yer
alan pektin parçalanır ve böyle biberlerden elde edilen salçaların
konsistensi (kıvamı) bozulur.
Biberler, "akış kanalı"na boşaltılır ve bu
kanaldaki su ile fabrikaya, yıkama makinesine taşınır. Akış kanalı
U-şeklinde, 25-30 cm derinlik, 30-50 cm genişlikte olarak
alüminyumdan veya üzeri boyanmış saçtan yapılabilir. Akış kanalı,
ham madde alım platformundan fabrikaya doğru hafif bir meyille
uzanır ve kanalın başından verilen su yardımıyla biberler fabrikanın
içine taşınır. Bu suretle fabrika, sadece bu kanal büyüklüğündeki
bir delikle dışa, yani hammadde alım alanına açılmış olur. Bu yolla
fabrikanın, dışardan girecek sinek, böcek v.s. gibi zararlı
unsurlardan korunması da sağlanmış olur. Fakat akış kanalının esas
yararı, biberlerin işletmeye düzenli bir şekilde taşınması ve bu
sırada ıslatılarak adeta bir ön yıkama uygulanmasıdır.Akış kanalının
fabrika içindeki yan kapıları ve bunlara bağlı yan kanallarıyla, ana
kanalla içeri alınan biberlerin, birçok yıkama ünitesine
dağıtılması da mümkün olmaktadır. Akış kanalındaki su çok
kirlendiğinden ilk yıkama makinesinin haznesine varmadan su ayrılır
ve biberler, yıkama makinesi haznesine düşer. Eğer fabrikada bir su
sorunu varsa, yıkama makinelerinde kullanılmış su, resirkülasyonla
akış kanalına verilebilir ve böylece önemli oranda su tasarruf
edilmiş olur. Ancak, akış kanalında kullanılmış su son derece
kirlendiğinden, mutlaka atılır.
A.3. BİBERLERİN YIKANMASI
Akış kanallarında ıslatılmış ve hatta bir
ölçüde ön yıkama yapılmış biberler, ayıklanmazdan önce itina ile .
yıkanırlar. Modern biber yıkama makineleri peş peşe iki yıkama
tankından oluşur. İki tank arasında pedallı bir çark yer alır.
Pedallı çark, adeta dönen raflar şeklinde bir düzen olup birinci
yıkama tankındaki biberleri ikinci tanka aktarır. Raflar delikli
saçtan yapılmış olduğundan birinci yıkama tankının kirlenmiş suyunun
ikinci tanka geçmesi önlenmiş olur. Yıkama tanklarının tabanında
20-25 cm yukarıda, boydan boya uzanan ve biber akış istikametine
doğru meyilli olarak yerleşmiş delikli saçtan ikinci bir taban daha
yer alır. Yıkamada, biberden ayrılan toz-toprak, buradan aşağı
geçer.
Tanklarda yıkama, suyun çalkalanması ile
gerçekleştirilir. Suyun çalkalanması ise delikli tablanın altında
yer alan memelerden basınçlı hava veya yüksek basınçlı su
verilmesiyle sağlanır.
Şu halde biberler tank içinde oluşturulan
girdapta etkili bir şekilde yıkanmaktadır. Güçlü bir çalkalanma için
su püskürten memelere 6-7 kg/cm2 basınçta su verilmelidir. Meme
çıkışında suyun basıncının 3.5 kg/cm2 olması yeterlidir.
Memelerden püskürtülen su sadece suyun
çalkalanmasını değil, özellikle çatlak biberlerin bu bölgelerinde
üremiş küflerin yıkanıp atılmasını da sağlar. Böylece, daha sonraki
ayıklama işlemi oldukça kolaylaşır. Her iki tankta yer alan taşırma
kapılarından, suyun fazlası taşırılır ve bu şekilde yıkama boyunca
tanklardaki su düzeyi sabit kalır.Modern biber yıkama makinelerinde
suyun duş başlıklarından çıkış basıncı 30-40 kg/cm2 düzeyine kadar
yüksek bulunmaktadır. Bu, etkin bir yıkamayı garanti etmektedir.
Şu halde akış kanallarından gelen biber, yıkama
ünitesinin ilk yıkama haznesine dökülmekte, burada kuvvetle
çalkalanan su içinde yıkandıktan sonra pedallı çark düzeniyle ikinci
tanka aktarılmakta ve orada da bir defa daha aynı şekilde
yıkanmaktadır. İkinci yıkama tankının diğer ucunda, raflı bir
elevatör bulunur. Yıkanmış biberler buradan, bu elevatörle devamlı
olarak taşınarak ayıklama bandına ulaştırılır. İşte, ikinci
yıkamadan sonraki bu elevatörle taşıma sırasında, elevatör boyunca
yer alan duş düzeniyle, biberler bir defa daha temiz su ile yıkanır,
durulanır. Bazı tesislerde, ayıklama bandından sonra yer alan ve
biberleri parçalama makinesine taşıyan elevatörlerde de aynı şekilde
bir duş düzeni bulunmakta olup, biberler burada yüksek basınçlı su
ile son bir defa daha yıkanmaktadır.
Birinci yıkama makinesi, pedallı çark, ikinci
yıkama makinesi elevatör ve nihayet ayıklama bandı birbirine bağlı
uyum içinde çalışan tek bir ünitedir. Yıkama makinesine biber o
şekilde beslenir ve pedallı çark o hızda çalıştırılır ki, ayıklama
bandında sadece tek sıra halinde biber bulunsun. Aşırı yükleme ile
çalışma sonucunda, elde edilecek salçanın kalitesi kontrol
dışında.kalır ve özellikle küf sayısı çok yükselebilir.
A.4. BİBERLERİN AYIKLAMASI
İyi kaliteli bir salça, iyi nitelikli
biberlerden elde edilebilir. Üreticiden alınan biberlerin hepsinin
kusursuz olması olanaksızdır. Bu yüzden salça üreten tesislerde
biberlerin ayıklanması, kalite üzerine en etkili işlemlerden
birisidir. Bu yolla, salçalardaki küf miktarı kontrol altına
alınabilir.
Ayıklama dönen merdaneli bir bantta
gerçekleştirilir. Ayıklama bandı yaklaşık 100 cm eninde 6-7 m
uzunluğun-dadır. Bandın iki tarafındaki genellikle kadın işçiler,
bantta tek sıra halinde geçen biberleri ayıklarlar. Bant hızının en
çok 6 m/dakika olması gerekir. Bandı oluşturan yaklaşık 5 cm
çapındaki dönen merdaneler, biberlerin devamlı olarak dönmelerini ve
böylece ayıklayıcıların meyveleri her tarafından izlemelerini
sağlar.
Ayıklayıcıların ayırdığı, amaca elverişli
olmayan meyveler, hemen yanlarında bulunan bir huniye atılarak,
ayıklama baritinin altındaki bir konveyör yardımıyla uzaklaştırılır.
Bunlar bazen, kalitesi düşük salçaya işlenmektedirler.
Ayıklama, salça üretimine elverişli olmayan
çürük, ezik veya yeşil biberlerin doğrudan ayrılması ve kusurlu
biberlerin kusur bölgelerinin kesilerek elverişli kısımlarının
alınmışı demektir. Bu bakımdan ayıklayıcı işçiler, bir taraftan
bıçakla kesilip temizlenemeyecek kadar kusurlu olan meyveleri
ayırırken, diğer taraftan; bazı bölgeleri kesmek zorundadır. Bu
nedenle bazı fabrikalarda, banttaki ilk iki-üç ayıklayıcılar sadece
kusurlu olanları ayırırken bundan sonrakiler sadece kusur
bölgelerini kesme.şeklinde görev alırlar. Ayıklayıcıların başarılı
olması için, bu konuda yeterli bilgi sahibi olmaları ve biber kusuru
ve hastalıklarını tanımaları gerekir.
İşlenen biberler çeşitli nedenlere bağlı
olarak farklı kusurlar taşıyabilirler. Nitekim uzun bir kuraklık
dönemini takiben yağan, bir yağmur sonunda, biberlerin çiçek dibinde
her yöne doğru uzanan çatlaklar belirir.
Sadece çatlak belirmesi biberin işlenmesine bir
engel oluşturmasa da burada daha sonra küf ürer. Bu yüz den, küf
üremiş çiçek dibi çatlağı bulunan biberlerden bu bölgenin kesilip
atılması gerekir. Bazen çatlaklar meyve etinin derinliğine kadar
gelişir ve rengi, kahverengi veya siyaha dönüşür. Bu meyvelerin
tamamen atılması gerekir.
Biberlerin en önemli kusurlarından birisi
"çiçek dibi çürüklüğü"dür. Bu hastalık tam çiçek dibinde, buruşuk
görüntüde, koyu kahverengi veya siyah bir leke olarak kendini
gösterir. Ancak altında ya küçük bir kısım veya biraz uzağında,
dar,koyu renkli bir halka şeklinde kendini gösterir. Çoğunlukla
sapın bir tarafının içten çürümüş olabileceğinin bir işaretidir.
İşte bu yüzden çiçek dibi çürüklüğü gösteren meyvelerin mutlaka
kesilip temizlenmesi, gerekirse tümden atılması yoluna gidilmelidir.
Diğer bir biber hastalığı ise "kök boğazı
çürüklüğüdür". Bu hastalık biber sapının hemen yakınında veya biraz
uzağında, dar, koyu renkli bir halka şeklinde kendini gösterir.
Çoğunlukla sapın bir tarafından hilal şeklinde de olabilir. Biber
toplanınca, kısa süre içinde sap çukuru koyulaşır veya siyah bir
renk kazanır. Hal bu ki sağlıklı biberlerde sap çukuru yeşil veya
yeşilimsi sarıdır. Kök boğazı çürüklüğü gösteren meyvelerden bu
bölgenin kesilerek uzaklaştırılması gerekir.
Biberlerde antraknoz da görülmektedir. Bu,
meyve üzerinde 3 mm den 10 mm ye kadar değişen büyüklükte kırmızı
veya açık kahverengi yuvarlak lekeciklerle kendini gösterir. Leke
adeta farklı tonda halkalardan oluşur.
Bu lekelerin derine inmeksizin kesilip
atılması yeterlidir. Ancak fazla miktarda leke varsa böyle biberden
lekeleri kesmek işçilik açısından ekonomik olmayabilir. Bu durumda
meyve tümden atılır.
Diğer taraftan biberlerin toprağa değen
kısımlarında da kusur görülebilir. Bu kusur özellikle; biber daha
olgunlaşmadan, uzun, serin ve yağışlı geçen mevsimlerde toprakla
temas eden yüzeylerde belirir. Aynı şekilde biber daha kısmen
kızarmış haldeyken, çok aşırı sıcak güneş ışığına maruz kalırlarsa,
meyveler adeta haşlanıp kavrulmuş bir hale gelir. Güneş, yanığı
denen hu meyveler kolaylıkla enfekte olup küflenirler. Aslında bu
meyvelerin tarladan fabrikaya getirilmemesi gerekir. Diğer taraftan,
serin ve nemli geçen dönemlerde , biberler bitki üzerinde normal
olgunlaşma süresinden daha uzun kalınca, meyveler yumuşar sulu ve
ekşi bir hale gelir. Bunlarında kesinlikle işlenmemesi gerekir.
A.5. BİBERLERDEN PULP ELDE EDİLMESİ
Ayıklamış biberler; parçalama, ısıtma ve
mayşenin inceltilmesi olarak üç aşama sonunda pulp (biber suyu)
haline getirilir.Her üç aşama, birbirine bağlı olarak çalışan bir
sistemde gerçekleşir. Bu bakımdan, parçalama, ısıtma ve inceltme,
pulp üretimi olarak bir işlem birimi halinde açıklanmıştır.
Üretilen salçanın, küf, aroma ve lezzetine
ait kalite faktörleri, yıkama ve ayıklamada kontrol edilirse de;
salçanın rengi ve kıvamına (konsistensine) ilişkin kalite
faktörleri, parçalama, ısıtma ve inceltme işlemlerinde kontrol
edilebilmektedir. Bu hususta özellikle ısıtma sıcaklığı ve ısıtmanın
uygulandığı aşama çok etkilidir.
Biberler bir parçalama makinesinde mayşe
haline getirilip, derhal ısıtıldıktan sonra palperlerde aşamalı
olarak inceltilir. Pulp üretiminde bu işlem sırasının izlendiği
yönteme "sıcak işlem" (HOT BREAK) denir. Eğer, biberler
parçalandıktan sonra ısıtılmaksızın kaba palperden geçirilip daha
sonra derhal ısıtılma şeklinde bir yöntem uygulanırsa, buna "soğuk
işleme" (COLD BREAK) denir. Şu halde ısıtma sırasının değişmesi;
salça üretiminde, kaliteye etkili iki ayrı yöntem oluşturmaktadır.
Sıcak işleme yönteminde parçalanan biberler
tümden ve derhal ısıtılmakta ve böylece; pektik maddeleri
parçalayarak, salçanın kıvamının azalmasına neden olan pektolitik
enzimler, inaktif hale getirilmektedir. Ayrıca bu ısıtma sonucu
çekirdek evinde bulunan bitkisel zamk maddeleri (gam) biber
salçasına önemli oranda geçerek gayet kıvamlı bir salça elde
edilebilmektedir. Şu halde, parçalamayı takiben derhal ısıtma
sonucunda bu iki nedene bağlı olarak kıvamlı bir salça
üretilebilmektedir.
Buna karşın ısıtma sırasında çekirdeklerden
geçen bazı maddeler salça lezzetinin hafif acımsı olmasına neden
olmaktadır. İşte bu yüzden, "soğuk isleme" yönteminde parçalanan
biberler önce, kaba delikli bir paIperden geçirilmek suretiyle
çekirdekler ayrılmakta ve bundan sonra ısıtılarak nihayet
incelmektedir. Parçalama ve ısıtma arasında geçen sürede biberlerin
doğal pektolitik enzimleri pektik maddeleri bir oranda parçalayarak
salçanın konsistensinin azalmasına neden olmaktadır. Ayrıca çekirdek
evinde zamk maddelerinin geçişi de azalmakta fakat salça lezzeti
daha tatlı olmaktadır. Fakat şunu önemle vurgulamak gerekir ki,
sıcak işlemenin özelliği parçalama sonunda ısıtma gibi basit bir
nedene bağlı değildir. Önemli olan, parçalama sonunda birkaç saniye
içinde derhal ve etkili bir şekilde ısıtmaktır. Parçalama sonunda
mayşe bir süre bekledikten sonra ısıtılırsa elde edilen salçanın
niteliği soğuk işlemedekine benzer. İşte bu yüzden birçok modern
sistemlerde parçalayıcı ile ısıtıcı bir ünite olarak beraber
çalışır.Parçalanan biberler doğrudan ısıtıcıya girer.
Biberlerin parçalanması amacıyla çeşitli
cihazlar kullanılır. Bunlardan biri, hazne içinde dönen bıçakları
bulunan bir düzendir. Biberler çekiçli değirmenlerde de
parçalanmaktadır: Eğer işlenen biberlerin çekirdekleri tohum olarak
kullanılacaksa, yukarıda açıklanan parçalayıcıların, çekirdekleri
yaralaması nedeniyle,- bu amaca elverişli değildirler. Bu takdirde
üzeri pütürlü paslanmaz çelikten yapılmış birbirine doğru dönen
merdanede oluşan parçalayıcılar kullanılarak, biberler tam
parçalanmaksın çekirdekleri zedelenmeden ayrılmaktadır.
Parçalama nasıl yapılırsa yapılsın, elde
edilmiş mayşe, çeşitli faktörlere bağlı olarak değişmek üzere
80-85°C arasında belli bir sıcaklığa kadar derhal ısıtılır. Eğer
biberlerin rengi zayıf ise, (işleme sezonunun bazı dönemlerinde
böyle biberler gelebilir) sıcaklık derecesi düşük tutulur. Böyle
biberlere yüksek sıcaklık uygulanırsa renk esmerleşir. Buna karşın
tam kızarmış ve et rengi de kırmızı olan biberler 85oC'ye kadar
ısıtılabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, bunlarda da sıcaklık aşırı
yüksek olursa, salça rengi karamelizasyon sonucu esmerleşir.
Mayşe ısıtmada en çok tübüler ısıtıcılar
kullanılmaktadır. Bu ısıtıcılar silindir bir gömlek içine alınmış
paslanmaz çelik boru demetinden oluşur. Boruların çapı 5-6 cm,
uzunluğu 2.5 m kadardır. Yatay olarak bulunan silindirin her iki
tarafında, yerine conta ile yerleşen ve yana doğru açılan kapaklan
vardır. Kapakların iç yüzüne öyle bir şekil verilmiştir ki, yerine
yerleşince, boru demeti birbirini takip eden aralıksız bir düzen
haline gelir. Bu yüzden bir pompa ile ısıtıcıya verilen mayşe, boru
demetini sanki uzun bir boru gibi, sıra ile dolaşır ve böylece
ısınma için yeterli süre geçer.
Isıtmada buhar kullanılır ve buhar boruların
dışında, silindir gömleğin içinde dolaşır. Isıtıcı, zaman zaman
temizlenirken kapaklar açılır, boru demeti ortaya çıkar ve böylece
boruların içi fırçalanabilir.
Salça endüstrisinde yaygın olarak kullanılan
diğer bir ısıtıcı tipinde ise, yine yatay silindir şeklindeki bir
düzenden yararlanılır. Mayşe, doğrudan silindirin içine verilir ve
burada ısınır. Silindirin dışında bir buhar gömleği
bulunur.Silindirin ortasında boru şeklinde bir mil ve milin üzerinde
boydan boya vida şeklinde bir buhar serpantini yer alır. Gerek mil
ve gerek serpantine verilen buhar yardımıyla mayşe içerden, dıştaki
buhar gömleği ile de dıştan ısınır. Mil ve buna bağlı olarak
serpantinin dönüşü, mayşenin karıştırılarak ısınmasını sağlar. Bu
yüzden, küçük boyutlu böyle bir ısıtıcıda, kısa sürede ısıtma
gerçekleşmektedir.
Isıtılmış mayşe, bir palper grubundan
geçirilerek, tohum, kabuk ve iri lifler ayrılır ve pulp aşamalı
olarak inceltilir. Salça endüstrisinde palpere çoğunlukla siklon
denir. Bir siklon grubunda genellikle peş peşe 3 siklon (palper)
bulunur. Birinci palperde elek delik çapı iridir, diğerleri gittikçe
küçülmektedir. Örneğin birincide delik çapı 1.2, ikincide 0.7 ve
üçüncüde 0.4 mm'dir. Ancak bu değerler değişmez değildir. Çeşitli
tesislerde farklı delik iriliğinde elekler kullanılmaktadır. Böylece
bir siklon grubunun palper ve finişerlerden işaret olduğu
görülmektedir.
Siklonlardan geçen mayşe, sadece çekirdek,
kabuk ve iri liflerinden arındırılmış olmakla kalmaz, aynı zamanda
lifler ve hücreler parçalanıp, pütürsüz, ince yapıda bir pulp elde
edilmektedir. Özellikle son palperde elek delik çapı çok küçük
olduğundan, biberden gelen "siyah lekecikler" de ayrılmaktadır ki,
salçada bu lekeciklerin bulunmaması istenir. Eleklerde bir çatlama
veya delinme sonucu, pulp kalitesi derhal bozulur ve salçada siyah
lekeciklerin sayısı artar ve iri lifler görülür. Buna meydan
vermemek için elekler sürekli olarak kontrol edilmelidir. Son
zamanlarda biberlerden pulp elde edilmesinde turboekstraktör,
turbopres ve dekanterden ibaret bir sistem kullanılarak, pulp
randımanı artırılmakta, pulpun rengi ve diğer duyusal özellikleri
yükseltilmekte ve küf sayısı düşürülebilmektedir.
Palperden akan pulp (biber suyu) bir tankta
toplanıp buradan evaporatöre verilir. Tanka akan pulp çok fazla
köpüklü olabilir. Köpürme, palper mili buna bağlı olarak pedallerin
dönüş hızına ve bunların ayarına, hatta besleme hızına bağlı olarak
farkfı oranlarda kendini gösterir. Fazla köpürmeye olanak vermemek
için gerekli ayarlamalar yapılmalıdır. Çünkü köpük, ürünün hava ile
karışması ve hava ile geniş bir yüzeyde temas etmesi demektir.
Böylece pulpta çeşitli oksidatif değişmeler görülür. Ayrıca,
ortamdan pigmentlerin ayrılarak kırmızı lekecikler halinde
toplanması olayı, köpüklenme sonucu şiddetlenir.
Meyve pulpu üretiminde genellikle uygulandığı
gibi, köpüğü ortadan kaldırmak ve havayı uzaklaştırmak amacıyla, bir
deaeratörden yararlanılabilir. Gerçekten doğrudan biber suyu
üretiminde mutlaka deaeratör kullanılmaktadır. Ancak salça
üretiminde, nasıl olsa hemen konsantre edildiğinden ve bu işlemle
zaten sorun halledildiğinden deaeratör kullanılmaz.
A.6. PULPUN SALÇAYA KONSANTRE EDİLMESİ
Elde edilen ve briks derecesi (% çözünür kuru-
madde) yaklaşık 3.5-5 olan biber pulpu, uygun bir evaporatörde
konsantre edilir. Buna göre salça; çekirdek, kabuk ve kaba
liflerinden ayrılarak inceltilmiş biber konsantratıdır. Salçanın
briks derecesi, en az 18-19 olacak kadar yükseltilir. Son yıllarda
yüksek briks değerlerine konsantre edilmiş salça üretilmekte ve
böyle ürünler önem kazanmaktadır. Salçada ulaşılan briks derecesi,
iç piyasada geçerli tüzük ve standartlara, dış ticarette ise müşteri
isteklerine bağlıdır. Ülkemizde iç tüketim için daha çok 18-19
briks'lik salça üretilmektedir. Aslında, biber pulpunun
olabildiğince konsantre edilerek kıvamlı bir ürün (salça) elde
edilmesi her zaman istenir. Ancak, pulpun doğal konsistensi ve
evaporasyonda gittikçe artan konsistensi yüzünden buna olanak yoktur
ve salçanın meyve suları gibi 68-72°Briks derecesine kadar konsantre
edilmesi mümkün olamamaktadır. Nitekim belli bir briks derecesinden
sonra salça o şekilde kıvamlı bir ürün haline gelir ki, bunun
evaporatör ısıtma yüzeylerinde yanmadan ısıtılması olanaksızlaşır.
Şu halde salça üretiminde her türlü evaporatörün kullanılma olanağı
da yoktur. Örneğin bu amaçla plakalı evaporatörler kullanılamaz.
Salça üretimine en uygun evaporatörler, zorlamalı sirkülasyonlu
tübüler evaporatörlerdir. Ancak salça üretiminde iki tip evaporasyon
düzeni çok yaygındır. Bunlardan birisi kesik (diskontinü) çalışan,
diğeri devamlı (kontinü) çalışan sistemlerdir.
Diskontinü sistemde, genellikle geri doğru
beslemeli iki aşamalı evaporatörler kullanılmaktadır. Bunlarda
birinci aşama evaporatör tübüler bir evaporatör olup, ön
konsantrasyon amacıyla görev yapar ve biber suyunun briks derecesi
burada genellikle 12° brikse kadar yükseltilir. Ön evaporatörde
briksi 12'ye yükselen biber pulpu (yarı konsantrat) doğrudan doğruya
ikinci aşama olarak buhar ceketli evaporatörlere (boule) verilir.
Buhar ceketli evaporatörler mekaniki karıştırıcılarla donatılmış
olup, örün evaporasyon sırasında devamlı olarak karıştırılır. Bu
sistemlerde ön konsantratör genellikle büyük kapasitelidir. Buhar
ceketli evaporatörler ise küçük kapasitelidir. Bu yüzden birinci
aşama olarak görev yapan, ön konsantratör 3 veya 5 tane küçük
kapasiteli evaporatörü besler. Bu sistemin üstünlüğü de buradan
kaynaklanmaktadır.
Nitekim, ön konsantratöre verilen biber suyunun
belli bir brikse kadar konsantre edilmesinden sonra, birbirinden
ayrı çalışan bullere verilmesi ve böylece her bulde aynı anda farklı
briks derecesinde salça üretilmesi mümkün olmaktadır. Yine bu yolla,
farklı kalitedeki biberlerin ayrı ayrı işlenmesi
gerçekleşebilmektedir. Aynı şekilde, sezon başında ve sonunda
fabrikaya gelen az miktardaki biberin işlenmesi ancak bu sistemlerde
gerçekleşebilmektedir. Kontinü sistemlerde bu olanaklar mevcut
değildir.
Diskontinü sistemde birinci aşama olan ön
evaporatör ilk çalışma başlangıcında canlı buharla ısıtılırken, daha
sonra bullerden alınan brüde ile ısıtılır. Buller ise daima canlı
buharla ısıtılır. Bu sistemlerde şüphesiz kondensatör daima ön
evaporatörde yer alır.
ŞEKİL 1 : Kondensatörün çalışma prensibi
Kontinü evaporatörler ise çoğunlukla iki
aşamalı tübüler (borusal) evaporatörlerdir. Birinci aşamada bazen
termal bazen zorlamalı ve fakat son aşamada daima zorlamalı
sirkülasyon yapılır. Salça en çok 60°C dolaylarında bir sıcaklığa
kadar ısınır. Salça üretiminde en önemli sorun evaporasyonda »sıtma
yüzeylerinde yanma ve bunun sonucu olarak renk ve aramanın
değişmesidir. Bu yüzden bazı evaporatörlerde ikinci aşamada, ısıtma
yüzeyi aynı zamanda karıştırıcı gibi görev yapacak şekilde imal
edilmiştir. Nitekim bu amaçla "dönem buhar serpantinleri"
kullanılmakta salça bu serpantinlerle ısıtılırken aynı zamanda
karıştırılmaktadır.
Yukarıda da değinildiği gibi, salça üretiminde
özellikle salçanın akışkanlığının azaldığı aşamada daima zorlamalı
sirkülasyonlu evaporatör üniteleri kullanılmaktadır.
Biber suyunun salçaya konsantre edilmesinde
yaygın olarak kullanılan zorlamalı sirkülasyonlu evaporatörelerden
en önemlilerinden birisi DFF evaporatörleridir. DFF evaporatörleri
genellikle iki aşamalı (çift etkili) geri doğru beslemeli bir
evaporatördür. Biber suyu, doğal kuru madde içeriği olan 5-6 Briks
derecesinde, ikinci-aşama evaporatöre verilir. İkinci aşama
evaporatör, tübüler bir evaporatör olup birinci aşamadan alınan 65°C
civarındaki brüde ile ısıtılır. Biber suyu ikinci aşamada termal
sirkülasyon yapar. Bu aşamada biber suyu yaklaşık 48°C civarında
kaynar. Bu şekilde belli bir düzeye kadar konsantre olmuş biber suyu
evaporatörün birinci aşamasına verilir.
Birinci aşama, yukarıdan aşağı akışlı (Downword
Forced Flow-DFF) zorlamalı sirkülasyonlu bir evaporatördör. Burada
ısıtma yüksek basınçlı buharla yapılır ve ikinci aşamadan bir düzeye
kadar konsantre edilmiş olarak buraya alınmış ürün, yaklaşık 65°C
dolayında kaynar. Şu halde geri doğru beslemenin zaten belli
özelliği olan bu sistemde son ürün, yani salça,.daha yüksek
sıcaklığa maruz kalmaktadır. Bu aşamada kıvamı artmış olan salça,
istenen kuru madde içeriğini kazanana kadar bir pompa ile sirküle
edilir. Görüldüğü gibi; geri doğru beslemeli evaporatörlerde birinci
aşama, işlenen ürün açısından evaporasyonun son'aşamasıdır. Bu
nedenle DFF evaporatörlerinde de salça, evaporatörün birinci
aşamasında son konsantrasyona ulaşmakta ve sistemi buradan
terketmektedir. Bu, iki aşamalı DFF evaporatörünün birinci
aşamasından başka birşey değildir.
DDF evaporatörlerinde biber suyunun %5 kuru
madde içeriğinden. %19 kuru madde içeriğine kadar
konsantre.edilmesinde, evaporatörde egemen olan koşullar; Tablo da
gösterilmiştir.
DFF evaporatörleri biber suyunun daha
yüksek kuru madde içeriğine kadar konsantre edilmesine de uygundur.
KOŞULLAR İLK AŞAMA
İKİNCİ AŞAMA
Beslemede biber suyunun sıcaklığı
(°C) 48 60
Isıtmada kullanılan buhar basıncı (abs.)
(kg/cm2) 1.2 0.25
Isıtmada kullanılan buhar
sıcaklığı (°C) 105 65
Evaporasyon
sıcaklığı (°C) 65 48
Toplam ısı transfer
katsayısı (k.cal/m2.h°.C) 1700-1750 800-900
Çizelge 1 : Biber suyunun 5° briks derecesinden
29° briks derecesine kadar konsantre edilmesinde DFF evaporatoründe
çalışma
koşulları.
Saatte 32 000 kg suyun
evaporasyonunu'sağlayabilecek kadar büyük kapasiteli tipleri vardır
gösterilmiştir.
Kontinü salça evaporatörleri tam olarak
otomatik kontrollüdür. Evaporatöre gelen biber pulpu istenen
konsantrasyona ulaştıktan sonra sistemi terketmesi otomatik kontrol
altındadır. Ayrıca bu tip evaporatörlerin temizliği de kolaydır.
A.7. SALÇANIN KUTULARA DOLDURULMASI
Salça, evaporatörden çıkınca en çok 60°C
dolaylarında bulunur. Konsistensi nedeniyle bunlarda ısı iletimi son
derece kötüdür. Bu yüzden bulunduğu sıcaklıkta kutulara doldurulup
kutuların kapatılmasından sonra konservelerde olduğu gibi pastörize
edilme olanağı çok sınırlıdır. Nitekim bu yolla pastörizasyon
uygulanması büyük kutularda olanaksız bulunduğu halde, çok küçük
ambalajlarda olanaklıdır ve hatta zorunludur. İşte bu yüzden,
evaporatörden alınan salça, doldurma düzenine verilerek en az 90°C
de ve fakat normal olarak 93°C de kutulara doldurularak "sıcak
dolum" yöntemi uygulanır. Bu durumda ayrıca bir pastörizasyona
gereksinim kalmaz. Buna göre doldurma düzeni, bir salça tankı, bir
tübüler ısı değiştirici ve bir doldurma başlığından ibarettir.
Salçayı tanktan ısı değiştiriciye sevk eden bir pompa bulunur. Isı
değiştiricide istenen dereceye kadar ısınan salça dolum başlıklarına
ulaşarak kutulara doldurulur. Gerekli ayarların yapılmasıyla, her
boy kutuya istenen miktarda dolum gerçekleştirilir. Dolum
başlıklarıyla, salça tankı arasında bir sirkülasyon borusu bulunur.
Herhangi bir nedenle dolum durursa ısı değiştiricilerde bulunan
salçanın yanmaması için. salça akışı devam eder ve fakat bu sırada
ısınmış salça, sirkülasyon borusu üzerinden tanka geri döner. Esasen
bütün sıcak dolum sistemlerinde aynı düzen bulunur.
Ancak uzun süreli sirkülasyonla, salçanın
aşırı ve tümden ısınmasından da kaçınmak gerekir Dolum sırasında,
tam dolum başlıklarında bulunan duyarlı bir ölçü düzeniyle sıcaklık
derecesi devamlı kontrol edilir ve birçok doldurucuda olduğu gibi
sıcaklık dereceleri otomatik bir sistemle kaydedilir. Şunu da
belirmek gerekir ki salçanın tübüler ısı değiştiricide
(pastörizatör) ısıtılmasında ısıtıcı olarak, buhar yerine sıcak su
kullanılması tercih edilmelidir. Bu amaçla kapalı devre bir sıcak su
hazırlama ve sirkülasyon düzenine gereksinim vardır.
Çoğu zaman yapıldığı gibi sıcak dolumda,
doldurma işlemi volumetrik olarak gerçekleştirilmektedir.
Isı değiştiricide ısınmış salça, tam
92-93°C'de olduğu halde kutuya doldurulup, kutu derhal kapatılır.
Kapanmış kutular bantta taşınırken bir düzenle ters döndürülerek 2-3
dakika bu halde yoluna devam eder ve sonra kutu soğutucusuna ulaşır.
Ters dönme ile kutu kapağının da sıcak salça ile teması gerçekleşir
ve böylece bu kısımdaki mikroorganizmaların öldürülmesi sağlanır.
Bazı kutu soğutma sistemlerinde kutuların ters döndürülmesine gerek
bulunmaz. Şunu da belirtmek gerekir ki, 92-93°C'de dolum yapmakla,
kesin bir sterilizasyona ulaşılır. Ancak boş kutunun temiz ve sıcak
olması zorunludur. Bu amaçla ters dönmüş boş kutular dolumdan hemen
önce alttan ve üstten buhar püskürten bir memeden geçirilir veya
kutuların içerisine yüksek sıcaklıkta su pülverize edilir.
Bu yolla kutular hem temizlenmiş ve hem de
ısıtılmış olur. Böylece kutunun, içerisine konan salçayı soğutması
(özellikle salçanın kutu çeperlerinde ani soğuması) önlenir.
Görüldüğü gibi, salça, kutuya sıcak olarak doldurulmakta ve ürünün
sterilize olması için bir süre sıcak kalması istenmekte ve bu amaçla
gerekli önlemler alınmaktadır. Ürünün bir süre sıcak kalması, büyük
ambalajlarda kendiliğinden kolaylıkla sağlanabilmektedir. Buna
karşın 1/1 ve daha küçük kutularda ürün, istenen süre sıcak
kalamamakta ve buna bağlı olarak böyle kutularda bir bozulma riski
belirmektedir. İşte bu yüzden küçük kutularda bazen ayrıca bir
ısıtma yapılarak pastörizasyon tamamlanmaktadır. Bu amaçla, kutu
soğutma tünellerinin ilk bölümlerinde kutulara sıcak su pülverize
edilerek, pastörizasyon gerçekleştirilebilmektedir.
Dolum sıcaklığının diğer bir önemi kutuda
oluşan vakum üzerine etkili olmasıdır. Eğer salça, kutuya 93°C'den
yüksek sıcaklıklarda ve fazla miktarda doldurulursa, kutuda yüksek
düzeyde vakum oluşur. Aşırı, yüksek vakum özellikle 5/1 kutuların
gövdelerinde yer yer içeri göçmelere neden olur. Bu göçmeler
gerçekte, kutunun hermetikli kapatılmış ve ürünün bozulmamış
olduğunun bir belirtisidir. Bu yüzden 5/1 kutuların alıcıları aşırı
göçme olmama koşuluyla, bazen böyle bir durumu olumlu karşılarlar.
Şunu da vurgulamak gerekir ki ülkemizde
salçalar, dış satım ve iç piyasada büyük tüketim yerlerinde
kullanılmak üzere 5/1 kutulara, buna karşın iç tüketimde evlerde
kullanılmak üzere çoğunlukla 1/1 veya 1/2 kutulara doldurulmaktadır.
Diğer taraftan son yıllarda başlıca salça
üreticisi ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de bu alanda aseptik
dolum uygulaması yaygınlaşmıştır. Bu amaçla çoğunlukla 55 galonluk
olmak üzere 50-1000 litre arasında değişen hacimde farklı büyüklükte
kaplar kullanılmaktadır. Bu kaplar sentetik materyalden yapılmış
torbalar olup koruyucu bir destek görevi taşıyan bir varil içinde
bulunurlar.
A.8. KUTULARIN SOĞUTULMASI VE AMBALAJLAMA
Yukarıda değinildiği üzere, nasıl, küçük
kutuların süratle soğuyarak bir sterilizasyon yetmezliği olasılığına
düşmeleri söz konusuysa, büyük kutuların da çok zor soğuyarak bir
kalite kaybına uğramaları tehlikesi vardır. 5/1'lik kutuların kendi
haline soğuması saatler sürer ve bu sırada renk ve aroma son derece
bozulur. Şu halde, sıcak doldurulmuş salçaların süratle soğutulması
zorunludur. Bu amaçla soğutma tünelleri kullanılır. Kutular soğutma
tünellerinde, spiral bir yol izlerler. Bazı soğutucularda tünel üst
üstte birçok kattan oluşur. Kutu sıra ile her katı aşarak soğur. Her
iki yöntemde, çok uzun bir tünel kullanma zorunluğu ortadan
kalkmaktadır.
Kutular soğutma tünellerini katederken aynı
zamanda gövdeleri üzerinde dönerler ve böylece soğuma hızlanır.
Fakat buna rağmen kutunun istenen düzeyde soğuması 2 saat kadar
sürer. İşte bu yüzden, soğutma tünelinin kapasitesi, fabrikada aynı
sürede üretilen salçayı yine aynı süre içinde soğutmaya yeterli
olmalıdır.
Diğer konserve gıdalarda olduğu gibi salça
doldurulmuş kutuların soğutulmasında da klorlu su kullanılması
zorunludur. Bu yüzden soğutma tünellerinde, kutulara atomize
edilerek püskürtülen su, 3-5 ppm düzeyinde klorlanmış olmalıdır. Bu
yolla sızıntı nedeniyle belirecek bozulmalar, önemli ölçüde
azaltabilmektedir.
A.9. SALÇANIN KALİTE FAKTÖRLERİ
Gerek üretiminde, gerekse ticaretinde birçok
analizler yapılarak salçaların kalitesi saptanır. Bunlar içinde
özellikle üretimde yürütülen konsistens (kıvam), genel görünüş ve
yapı,renk ve küf sayısına yönelik analiz ve kontroller en
önemlileridir.
Salçalarda en önemli kalite kriteri renktir.
Bilindiği gibi klorofil ısı etkisiyle kahverenkli ürünlere dönüşür.
Bu nedenle yeşil kısımları bulunan biberden elde edilmiş salçaların
rengi saptanırsa, Hunter renk ıskalasında L değerinin düşük olduğu
veya Lovibond yönteminde mavi değerin yüksekliği görülür. Bilindiği
gibi salça rengini ölçen birçok cihazlar kullanılmaktadır. Bunlardan
en yaygınları Gardner ve Hunter renk ölçücüleridir. Her ikisi nin de
Hunter ıskalası kullanılır. Bunlarda L, a ve b olmak üzere üç değer
ölçülür.Salça renginin belirtilmesinde çoğunlukla a / b oranı
kullanılır. a / b oranı 1.90 ve üzerinde olan salçaların renk,
açısından birinci sınıf kalitede olduğu kabul edilir. Bu oran 1.80
nin altında olunca bunlar renk açısından kalitesiz salça sınıfına
girer. Buna göre a/b oranının salça renginin kırmızılığının bir
ölçüsü olduğu anlaşılmaktadır. a/b oranı bir birinden 0.05 kadar
farklı olan iki salça örneğini gözle de ayırmak mümkündür. Ancak
gözle, a/b oranının sayısal olarak belirlemek olanaksızdır. a / b
oranı salça rengi hakkında kesin bir fikir verirse de tam olarak
yeterli değildir. Bu bakımdan L değeri (luminance) de ölçülür.
Siyahın L değeri sıfır, grinin 50, beyazın ise 100 olduğu dikkate
alınırsa iyi bir salça renginde L değerinin mümkün olduğunca yüksek
olması istenir. Değişik renkli biberlerden işlenen salçalarda L
değerindeki düşmenin, anlamı bu açıklamayla belirmiş olmalıdır.
Diğer taraftan konsistens için geliştirilmiş
bazı cihazlar yanında basit fakat güvenli testlerden de
yararlanılabilir.Bir salçanın konsistensinin ölçülmesiyle üretimde
soğuk işleme mi yoksa sıcak işlememi uygulandığı belirlenebileceği
gibi sıcak işlemede yapılmış ısıtmanın yeterlik derecesi de
saptanabilmektedir.
Genel görünüş ve yapının değerlendirilmesi
amacıyla. Salçada bulunan siyah ve kırmızı lekecikler, kaba lif veya
çekirdek ve kabuk parçacıklarının sayıları (bulunup bulunmadığı
belirlenir. Bu amaçla beyaz bir porselen üzerine bir miktar salça
konup üzerine yerleştirilecek bir camla bastırılarak; salçanın tüm
yüzeye ince bir film halinde yayılması şeklinde bir yöntem
uygulanır. Film halindeki salça, camın üzerinden incelenir. Burada
saptanan siyah lekecikler ve miktarı, üretimle ilgili bazı ipuçları
verir. Nitekim, siyah lekecikler işlenen biberlerde fazla miktarda
siyah küflenme olduğunu ve iyi ayıklama yapılmadığını, ısı.
değiştirici yüzeylerde yanmayı veya palper eleklerinde parçalanma
bulunduğunu gösterir.
Kırmızı lekecikler ise pigmentlerin ayrılmış
olmasından kaynaklanır.Bunun nedeni ise, biber pulpunun herhangi bir
aşamada kaynamış olması veya siklonlardan sonraki toplama tankında
aşırı derecede köpürmüş olmasıdır.
Diğer taraftan, salça homojen bir yapıda
olmayıp içinde kaba lif; çekirdek ve kabuk içeriyorsa bu taktirde,
eleklerin parçalandığı, palperlere hatalı delik çaplı elek
takıldığı, palper pedallerinin kötü ayarlandığı ve hızının yüksek
olduğu ve hatta palperlerin posa çıkış kapılarında birikmeler olduğu
sonucuna varılabilir.
Salçalarda küf sayımı Howard yöntemi denen
kendine özgü bir yönteme göre yapılır.Küf sayısı kullanılan
hammaddenin mikrobiyolojik niteliklerini ayıklama işleminin
etkinliğini ve fabrikanın sanitasyon koşullarını ortaya koyar.
Howard yöntemiyle salçadaki canlı ve cansız tüm küf mantarlarının
misel ve parçaları beraberce sayılmaktadır. Ancak çok kısa süre
içinde sonuç alındığından pratik bir yöntemdir. Howard yöntemi ile
küf sayımında "Howard Sayım Hücresi" denen özel bir lam kullanılır.
Sonuçlar yüzde küf sayısı olarak belirtilirse de şüphesiz bu,
salçadaki küf oranı değildir. Buradaki yüzde ifadesi, mikroskopta
incelenen Howard lamı üzerindeki alanların, yüzde kaçında küfe
rastlandığını göstermektedir. Salçalarda bulunabilecek pozitif alan
oranı her,ülkenin standardında değişikse de bu değerin çoğunlukla
%40-60 arasında oynadığı görülmektedir.
B. BİBER SALÇASININ DONDURULARAK SAKLANMASI
Kırmızı biber salçasının iki farklı ambalajda
dondurulması ve -24°C'de 9 ay depolanması sırasındaki değişmeler
izlenmiştir. Özellikle dondurulma sonrasında askorbik asit, pH ve
Hunter renk değerlerinde önemli değişmeler görülmüştür. Oksijen
geçirgenliği az ambalajlarda vakum uygulanmamasının ve küçük boyutlu
yapının değişmelerin hızını arttırdığı düşünülmüştür.
B.1. GİRİŞ
Özellikle tam olum dönemindeki kırmızı
biberler, yüksek oranlarda renk maddeleri ve askorbik asit
içermektedirler. Bu öğeler, biberlenin çeşitli yöntemlerle
işlenmeleri ve depolanmaları aşamalarında korunmalıdırlar.
Kırmızı biber salçası üretimi Türkiye'de
giderek artmaktadır. Esas adı Kapiya olan, yerel olarak salçalık ve
yağlık adları ile de anılan çeşit en iyi salçalık biberdir. (Bağcı
ve Özçalabı 1974).
Biberdeki askorbik asit ve beta karoten,
salçaya işleme aşamalarından özellikle haşlama ve koyulaştırmada
kayba uğramaktadır (Başaran 1979). Kırmızı biber ve salçaları,
pH’larının 4,62 - 4,95 arasında olması (Başaran1979) nedeni ile,
115oC’da 40 dakika gibi kaliteyi olumsuz etkileyebilecek ısıl işlem
koşullarında sterilize edilmektedirler.
Bu koşullarda askorbik asit ve beta karoten
yitikleri önemli boyutlara erişmektedir (Yurdagel ve ark. 1978).
Anılan yitiklerin, özellikle yüksek sıcaklıklarındaki, depolamalarda
da artacağı beklenir.
Kırmızı biber salçalarınım dondurularak
depolanması bu olası yitiklerin en aza indirilmesinde bir
seçenektir. Biber salçalarının dondurularak saklanması konusunda bir
çalışmaya rastlanmamasına karşın kırmızı biberlerin dondurularak
saklanması konusunda çalışmalar bulunmaktadır.
Fırınlanarak dondurulmuş kırmızı biberlerde en
önemli askorbik asit yitiği ön işlemlerden fırınlanma sırasında
olmakta, -8°C’de 6 ay depolamada yitik % 8,5-11,4 gibi düşük
oranlarda kalmaktadır (Fkiin 1969). Ancak, dondurulmuş biberlerde
askorbik asit yitiği, haşlanmış ürünlerde haşlanmamışlara oranla
daha azdır ve biberlerin olgunluğu arttıkça yitik azaltmaktadır
(Rahman ve Buckle 1981).
Biberlerin dondurulma hızı, askorbik asitin
azalma hızını etkilemektedir. Bu yitik hızlı dondurulmada % 10-20,
yavaş dondurulmada % 25-35 arasında değişmektedir (Krostov ve
Broucherko 1971). Aynı çalışmada -18°C ’lerde depolamalarda ilk 3
ayda askorbik asit yitiğinin fazla olduğu, 8 aylık depolamanın
sonunda başlangıçtaki değerin % 25 -35'inin yitirildiği bulunmuştur.
Araştırmada biber salçasının dondurulması ve
donmuş depolanması sırasında askorbik asit ve renk değişmeleri
yanında diğer bazı özelliklerde incelenmistir. Ambalaj malzemesinin
etkisini belirlemek üzere salçalar iki farklı ambalajda dondurulup
depolanmışlardır.
B.2. MATERYAL
Ekim ayında Tukaş Konserve fabrikasında
üretilen biber salçasından 10 kg alınmıştır.
Salçalar evaporatörleri terkettiği anda alınmış
ve ısıl işlem uygulanmamıştır. Biber salçaları poliamid ve alüminyum
takviyeli polietilen torbalara yaklaşık 600 g doldurulup
kapatılmışlardır. Alüminyum katmanlı torbalar Coco Cola Export
Corporation dan sağlanmıştır.
Torbalar plakalı dondurucuya (Gram KF5F-6)
yerleştirilip -35°C'de dondurulmuş ve -24°C 'deki derin dondurucuda
depolanmışlardır.
B.3. METOD
Hammadde olarak alınan biber salçalarında,
dondurulma sonrasında ve donmuş depolamanın 3., 6., 9. aylarında
kurumadde (Regnel 1979); asittik, pH ve askorbik asit (AOAC 1975),
Hunter renk değerleri (Hunter 1973), Howard küf sayımı (TSE 1466),
akıcılık ve yayılma testi (Goose and Binsted 1973) yapılmıştır.
Örneklerin duyusal analizlerinde dondurulmuş ürünler için
geliştirilen Karlsruhe Şeması kullanılmıştır (Paulus ve ark. 1969).
Donmuş salçalar +30°C'daki su banyosunda çözündürüldükten sonra
analize alınmışlardır.
Deneyler üç tekerrürlü yapılıp aritmetik
ortalamaları değerlendirilmeye alınmıştır. İstatistiksel analizler
için Ege Üniversitesi Bilgisayar Merkezindeki hazır paket programdan
yararlanılmıştır.
B.4. SONUÇLAR VE TARTIŞMA
Biber salçalarının iki farklı ambalajda
dondurulması ve donmuş depolanması sırasında kimi bileşenleri ve
özelliklerinde görülen değişimler Çizelge 1'de gösterilmiştir.
Analiz Dönemi ve Ambalaj As.asit
mg/100g Kuru Madde
mg/100g pH Asitlik
mg/100g Küf Kıvam L a b Renk Tat Görünüş
Hammadde 320 20,13 4.38 0,60 18 13 33 30,6 21
10 10 10
Donmuş ürün PE 229 19,18 5,18 0,57 18 15 31,1
34,0 19,7 9 9 8
AL 228 19,79 5,22 0,56 12 15 31,3 33,9 20,0 9
9 9
3. ay PE 210 21,17 5,17 0,51 12 15 31,5 33,5
20,1 9 9 8
AL 204 20,67 5,17 0,50 8 14 31,3 33,0 20,0 9 9
8
6. Ay PE 192 21,11 5,10 0,57 10 17 31,8 31,2
20,1 8 9 7
AL 184 20,67 5,00 0,55 8 16 31,7 30,8 20,2 8 9
8
9. Ay PE 169 21,12 4,55 0,62 10 1 32,1 29,1
20,9 8 8 7
AL 168 20,96 4,59 0,62 8 17 31,8 28,7 20,8 8 9
8
PE: Poliamid laminasyonlu polietilen torba
AL: Alüminyum katmanlı plastik laminasyonlu
torba
Çizelge 2 : Biber salçasının dondurulması iki
farklı ambalajda -24° C de depolanmasındaki değişimler
Donma ve depolama sırasında görülen bu
değişmelerden kurumadde, asitlik, yayılma hızı ve Hunter a
değerleri, istatistiksel anlamda, farklılık göstermezken; askorbik
asit, pH, küf, kıvam, Hunter L ve b değerleri ile duyusal
özelliklerin tümü değişmiştir. Depolama sırasındaki değişmelere
ambalaj çeşidinin etkisi, küf ve görünüş dışında olmamıştır.
Askorbik asitte, gerek dondurulma gerekse
donmuş depolama sırasında, sürekli bir azalma olmuştur.
Hammadde olarak kullanılan salçaların askorbik
asit niceliği (1592 mg/100g K.M.) önceki bir çalışmada (Başaran
1979) vakumda elde edilmiş salçalarda bulunan maksimum nicelikten
(1241 mg/100g KM.) daha yüksektir. Bu örneklerimizde ısıl işlem
uygulanmamasının avantajını göstermektedir. Ancak, dondurulma ve
ardından yapılan çözündürme sonrasında % 30'lara varan yitiklerin
olması önemli bir azalmadır. Kırmızı biberlerin, hızlı veya yavaş
yöntemlerle dondurulmuş olmasına göre, askorbik asitteki yitiklerin,
sırası ile, % 10-20 ve % 25-35 arasında olduğu bilinmektedir
(Krostov ve Brouchenko 1971).
Azalma depolama sırasında da sürmekte ve 9.
ayın sonunda % 2'lere ulaşmaktadır. Bu değer kırmızı biberlerin
-18°C'de depolanması sırasında bulunan, 8 ayda % 35 (Krostov ve
Brouchenko 1971) ve 6 ayda % 10'luk (Fiikin 1969) yitiklerin çok
üzerindedir. Bu sonuç oksijen geçirgenliği az olan (PE) veya hemen
hemen hiç olmayan (AL) ambalajlarda ve çok düşük sıcaklıklarda bile
askorbik asitin azalabileceğini kanıtlar. Ambalajlarımızın vakumlu
kapatılmamasının bu sonuçlarda etkisi çoktur. Askorbik asitin
oksidatif yolla parçalanabilmesi için çok az bir hava boşluğunun
bile yeterli olması (Ural 1981) örneklerimizde düşük sıcaklıklarda
bile yitiği arttırmıştır.
Kurutulmuş kırmızı biberlerin plastik ve cam
ambalajlarda depolanması sırasındaki C vitamini kayıplarında
ambalajın etkisinden çok sürenin ve çeşidin etkisinin önemli olduğu
görülmüştür (Stringheta ve ark. 1979).
Tam olum dönemindeki kırmızı biberlerin
salçalık çeşitleri asit içeriği bakımından diğer gruplara göre
farklılık göstermektedirler (Bağcı ve Özçalabı 1974). Tam oluma
erişip askorbik asit niceliği çok artmış biberlerin dondurulup
-12°C'da depolanmasında C vitamininin korunumu, normal olumdakilere
göre fazadır (Rahman ve Buckle 1981).
Örneklerimizin askorbik asit niceliğinin yüksek
oluşu ve -24°C gibi düşük sıcaklıkların kullanılması bile % 60'ların
üzerinde bir yitik oluşmasını önleyememiştir.
Bu değer, tam olumdaki haşlanmamış kırmızı
biberlerin -12°C'de 12 aylık depolanmasındaki yitiğe (Rahman ve
Buckle 1981) yakındır. Bunun nedeni, adı geçen araştırmada
biberlerin teneke kutulara vakumlu olarak doldurulmuş olmasıdır.
Kırmızı biberlerin acılık maddesi kapsaisin ve
alfa tokoferol antioksidan etki göstermektedir (Fujimoto ve ark.
1974). Örneklerimizde acılığın bulunmaması, kapsaisinin askorbik
asit parçalanmasına engel olucu etkisini ortadan kaldırmaktadır.
Asitlik ve pH değerleri, depolama süresince
birbiri ile ilişkili olarak, değişim göstermişlerdir. Bunlardan
pH'daki değişme istatistiksel olarak önemlidir. Donma sırasında
asitlikte çok az bir azalma olurken, pH değerleri yaklaşık 0,8'lik
bir yükselme göstermiştir. Bu pH, salçalık kırmızı biberler için
bulunan (Bağcı ve Özçalabı 1974) 4,2-5,28 pH sınırlarının arasında
kalmasına karşın 4,5 sınırının aşılması ile önemli bir değişim
olduğu açıktır.
Dondurulma ve donmuş depolamada görülen pH
değişimlerinin nedeni; buz oluşumu sonucu, çözünür bileşiklerdeki
derişim artışı, tuzların çökelmesi ve iyonik bileşiklerin
proteinlerle tepkimeye girmesidir. Örneklerimizde özellikle tuz
çökelmesinin önemli pH değişimlerine neden olduğu düşünülebilir.
Öğütülmüş veya kıyılmış özdeklerde tuz çökelme
hızı, büyük boyutlulara oranla daha fazladır. (Bunun nedeni hücre
çeperlerinin zedelenmesi ve değişik bileşimlerdeki dokuların
karışmasıdır (Van der Berg 1961).
Sebze ve meyveler donma sonrasında farklı pH
değişimleri göstermektedirler. Örneğin iki çeşit ıspanakta (Yurdagel
ve ark. 1988). Taze fasulyede (Van der Berg 1961) pH değerleri
azalırken, bezelyelerde az (Pazır ve Ural 1987) domateslerde ise
fazla (Van der Berg 1961) artış görülmüştür. Domateslerin -10°C'
lerde depolanmasında pH değerleri 1,5 birimlik bir artış göstermiş
ve sonrasında yeniden ilk değerine inmiştir. Bunun benzeri bir durum
örneklerimizde de gözlenmiştir.
Howard küf sayımındaki değişmeler çelişkili
bir durummuş gibi görünmektedir. Alüminyum katmanlı ambalajda donma
sırasında sayımda bir farklılığın oluşmamasına karşın diğerinde
olması ve sonrasında ikisinde de benzer azalmaların görülmesi
ambalajların etkisini önemli imiş gibi göstermiştir. Donma sırasında
küf parçacığı byutlarının çok azalması, bunların sayılmamasına ve
sonucun hatalı çıkmasına neden olabilmektedir. Ancak, donma
sırasında çeşitli mikroorganizmaların canlılığını yitirmesi ve bu
etkinin depolama sıcaklığının düşmesine koşut olarak artması da bir
gerçektir (Jul 1984).
Kırmızı biber salçalarının kıvamında
(konsistensi) özellikle depolamanın üçüncü ayından başlayarak bir
azalma görülmüş ve bu nedenle Bostwick değerleri artmıştır.
Kıvamdaki bu değişmeye koşut olarak yayılma
değerleri de, üçüncü aydaki sapma dışında, ,artma göstermiştir. Pulp
elde etmeden önce uygulanan ısıl işlem süre ve sıcaklığı, pulp elde
etme koşullarının pektin üzerine etkisi ile değişen kıvam (Gould
1963) donma ve donmuş depolamada buz kristallerinin doku üzerine
yaptığı tahribat sonucunda değişmiştir. Pseudoplastik özellik
gösteren kırmızı ,biber salçalarının akıcılığının sıcaklıkla
değişiminin Andrades eşitliğine uyduğu ve aktivasyon enerjisinin
1,03 kcal/g.mol olduğu belirtilmektedir. (Pyun ve ark. 1980).
Dondurulma sonrasında Hunter L ve b değerleri
azalırken, a değerinde artma görülmüştür. Donmadaki bu değişim
rengin koyulaşması anlamındadır. Depolama süresince her üç değeri de
başlangıçtakine doğru bir değişim göstermiştir.
Kırmızı biberlerin rengini oluşturan
karotenoidlerin, kurutularak saklamada bile iyi bir stabilite
gösterdiği ve bunun alfa tokoferol ve kapsaisin gibi lipid
fraksiyonunda yer alan bileşiklerce sağlandığı belirtilmiştir.
(Fujimoto ve ark. 1974).
Kurutulmuş kırmızı biberlerde hava ve nem
geçirgenliği daha az olan ambalajların ,kapsantin ve L değerlerinin
korunumunda daha etkin olduğu bilinmektedir (Kim ve Rhee 1980). Çok
düşük sıcaklıklarda saklanmaları ve kullanılan iki malzemenin de su
ve oksijen geçirmezliğinin iyi oluşu örneklerimizde ambalajdan
kaynaklanan bir farklılaşma yaratmamıştır.
Türkiye'de üretilen 5 farklı kırmızı biber
salçasının Hunter değerleri (Başaran 1979), ortalama olarak,
kullandığımız hammaddeden önemli bir fark göstermemesine karşın,
donma ile, özellikle a / b oranında yükselme görülmektedir. Ortalama
1,72'lik a/b değeri dondurulmanın renge olumlu etki yaptığını
göstermektedir.Ancak, depolama boyunca düşen bu değer 9. ayın
sonunda, başlangıçtakinin altına düşmektedir.
Kırmızı biber salçalarının dondurulması ve
donmuş depolanması sırasında renk, tat ve görünüş özelliklerinde az
da olsa bir olumsuzlaşma görülmüştür. Tat ve özellikle görünüş
puanlarının ambalajlar arasında farklı çıkması alüminyum ambalajın
polietilene göre daha avantajlı olduğunu düşündürmektedir. Ancak,
her iki ambalajda, 9 aylık depolama süresi sonunda. bile, duyusal
kalite iyi. bir şekilde korunmuştur.
Çalışmada biber salçasının donma ve donmuş
saklanması sırasındaki değişmelerin saptanması amaç olarak
alındığından bundan önce geçirdiği işlemlerdeki değişimler
belirlenmemiştir. Ancak, bu gibi çalışmaların yinelenmesi durumunda
özellikle haşlama gibi ısıl işlemlerdeki değişmelerin de dikkate
alınması yararlı olacaktır.
C. KIRMIZI BİBER SALÇASI
C.1. ETİKET BİLGİLERİ
Ürün:
TUKAŞ Biber Salçası
Üretici Firma:
TUKAŞ GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş. Nadir Nadi
Caddesi No:15 / 1 Konak/İzmir TÜRKİYE
Üretim Yeri:Kervan Yolu Caddesi No:106 Turgutlu
/ Manisa TeL: (90 232) 4459777 Fax: (90 232) 482 12 22 e-mail:
info@tukas.com.tr www.tukas.com.tr
Üretim İzni:
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 03.06.2002
tarih ve 45-01036-00008-8 sayılı izni ile üretilmiştir. Türk gıda
kodeksine uygundur.
Üretim Tarihi:
24/10/2002
Son Kullanma Tarihi:
24/10/2005
Parti No:
F024 / V:1-10
Ağırlık:
Net 400 gr.
Standardı :
TS 7896
Besin Öğeleri İçeriği:
Porsiyon miktarı : 5 g
Kutudaki porsiyon sayısı : 80
Enerji : 5 kcal
% Günlük Miktar *
Toplam yağ 0 gr % 0
Sodyum 20 mg % 1
Toplam karbonhidrat 1 g % 1
Şekerler 0 g % 0
Protein 0 g % 0
Brix:
18-20 %
İçindekiler:
Biber salçası, tuz
İngrediens: Paprika paste, salt
C.2. BİBER SALÇASI ÜRETİMİNDE KULLANILAN
BİLEŞENLER VE FONKSİYONLARI
Biber salçası üretiminde herhangi bir katkı
maddesi kullanılmaz. Sadece hammadde biber ve isteğe bağlı olarak
tuz eklenebilir. Hammaddenin özelliğine bağlı olarak biber salçası
acı veya tatlı olabilir. Genellikle Kahramanmaraş ve Gaziantep
yörelerindeki biberler acı, Bursa , Bilecik yörelerindeki biberler
ise genellikle tatlıdır.
D. KIRMIZI BİBER SALÇASININ AKIM ŞEMASI
Hammadde
Biberlerin Yıkanması Ve Ayıklanması
Parçalama ve Ön Isıtma(80 - 85° C)
Holding (80 ° C)
Elekten Geçirme (elek çapı 1.2 mm)
pH ayarlama, biber suyunda briks kontrolü
Evaporasyon
Pastörizasyon
(93.3 ° C de 5 dk)
Dolum (Min 93 °C de)
Kod Yazımı
Depolama
Evaporatör çıkşı brix : % 18 -19
Evaporatör çıkşı pH : 4,3 MAX.
Dolum miktarı Net 4300 - 4330
g. 5/1Kg. için
Brüt 4670 - 4700 g. 5/1Kg. için
Net 810 - 820 g. 1/1Kg. için
Brüt 910 - 920 g. 1/1Kg. için
Net 410 - 420 g. 1/2Kg. için
Brüt 475 - 485 g. 1/2Kg. için
KAYNAKÇA
Çakmakçı, S. Ve Çelik, İ., 2000. Gıda Katkı
Maddeleri, atatürk Üniv.
Ziraat fakültesi yayınları, Erzurum, s.
276.
Nas, S., Gökalp, H.Y ve Ünsal, M. 2001.
Bitkisel yağ teknolojisi, Pamukkale Üniv. Mühendislik Fakültesi
yayınları, Denizli, s. 329
Saldamlı, İ, 1998. Gıda Kimyası, Hacettepe Üniv.
Yayınları, Ankara, s. 527
TSE 1974, Domates Salçası, TS1466. ( Tadil 1979
). TSE, Ankara
Yurdagel, Ü., Aktan, N., Ural, A. 1978. Kırmızı
biberin konserveye işlenmesi sırasında askorbik asit ve betakaroten
niceliğindeki degişmeler üzerine bir çalışma. E.Ü.Z.F Dergisi 15
(2), 231-241
ANONYMOUS, 1987. Baharat-rutubet miktar tayini(TS-2134):
Türk Standartları Enstitüsü, Ankara.5s
CEMEROGLU, B.1992. Meyve ve Sebze İşleme
Endüstrisinde Temel Analiz Metotları. Biltav Üniversite Kitapları
Serisi No.02-2, Ankara, 381s.
BAŞOGLU, F.1982. Domates Salçalarının
Mikroflorası ve Depolama Sürecinde Miktarlarındaki Değişiklikler.
Gıda, (4):167 172.
CEMEROGLU, B.1986. Meyve ve Sebze Teknolojisi,
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bilimi ve Teknolojisi
Anabilim Dalı, s.329-340
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin, gıda takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun.
Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.
|