|
İbn
Sînâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla
tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar
arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat
çekmektedir, ancak, İbn Sînâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve
Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın
başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan el-Kânûn fî't-Tıb (Tıp
Kanunu) adlı eseri akla gelir.
Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik
eserin Birinci Kitab'ı, anatomi ve koruyucu hekimlik, İkinci Kitab'ı
basit ilaçlar, Üçüncü Kitab'ı patoloji, Dördüncü Kitab'ı ilaçlarla
ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Beşinci Kitab'ı ise çeşitli ilaç
terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.
İbn Sînâ'nın söz konusu eseri incelendiğinde, konuları sistematik
bir biçimde incelediği görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrâhîyi
iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn Sînâ, cerrâhî tedavinin
sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle
vurgulamıştır. Hayatî tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek
gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve
ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiştir.
Gözle de ilgilenmiş olan İbn Sînâ, döneminin seçkin fizikçilerinden
İbn Heysem gibi, Göz-ışın Kuramı'nı savunmuş ve üst göz kapağının
dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen
kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiş hastalıklar hakkında
da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. |