|
İbn-i Sina
Doğum Ağustos 980
Hermisan
yakınındaki Afşana
Ölüm 21 Haziran
1037
Hemedan
Etnik köken Fars
Meslek Hekim,
Yazar, Filozof
İbn-i Sina (tam
adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi, Farsça:
ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə[1]; d.
980, Buhara yakınları - ö. 1037, Hemedan), filozof, hekim ve çok
yönlü Fars[2][3][4][5] bir bilim adamıdır.
Samanoğulları
sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina
(Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin
Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle
Eukleides geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp ve doğabilim
üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[kaynak belirtilmeli]
aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip,
hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden
yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu
Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında
tanınan bütün Yunan filozoflarının Anadolu doğacılarının yapıtlarını
incelemiştir.
Metafizik
İbn-i Sina gazili
kendisinden önceki filozofların görüşleri ile kelam-cılarınkini
uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles'in metafiziği ile kelamcıların ve
yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim
ortaya koymuştur. İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu,
"vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan)
üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan
varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni,
kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan
varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı
"Vahdet-i Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu
fikir ona hastır. Varlık'ı temel konu alan metafizik, gerekli bir
bilim dalıdır.
Ruhbilim
İbn-i Sina,
ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki
bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş,
ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel
ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının
müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi
geliştirmiştir.
Akıl [değiştir]
İbn Sînâ'nın
Hamedan İran'daki kabrinin iç kısmıBu konudaki görüşleri Aristoteles
ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir;
bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları
bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl
(aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl
(kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini
algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri
kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile
Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl
görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.
Bilgi
Ana kaynağı sezgi
olan bilgi, genel kesin ilkelere dayanmalıdır. Sezgi aracılığıyla
algılanan veriler, sonuçlama yoluyla ("el-istintac") bilgiye
dönüşür. İbn-i Sina'nın bilgiye ilişkin görüşleri idealisttir ama
bilginin doğuşunda deneyin oynadığı rolü de gözden uzak tutmamıştır.
Bilimlerin
sınıflandırılması
İbn-i Sina'ya göre
bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm
ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden
ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik),
el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan
biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta
bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen
maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden
sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina,
müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa
ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek
çok üniversitede okutulmuştur.
Başlıca yapıtları
El-Kanun fi't-Tıp,
(ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini
ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak
okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü'l-Necat,
(ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir
eserdir. )
Risale
fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
İşarat
ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa,
(ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik
konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok
kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak
okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet
kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri
ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise,
Fizik, Kimya, Mineroloji
Not
http://sp.ask.com/dictstatic/help/ahsd/pronkey.html
"Avicenna"
Encyclopaedia Britannica da, Çevrimiçi Sürüm, 2006
(http://www.britannica.com/eb/article-9011433/Avicenna); D. Gutas,
"Avicenna"in Encyclopaedia Iranica, Çevrimiçi Sürüm 2006,
(http://www.iranica.com/newsite/articles/v3f1/v3f1a046.html);
Avicenna (Encyclopedia of İslam: © 1999 Koninklijke Brill NV,
Leiden, Hollanda)
^ Avicenna,
Encyclopaedia Britannica
^ Avicenna:
Persian Muslim physician, scientist and philosopher, The New
Medicine
^ Sina (Avicenna)
of Persia, ibnsinaavicenna.com
Alıntı;vikipedy
Büyük Türk
bilginidir. Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni
Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada
doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken
Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini
öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser
bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve
felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna”
adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak
görürler.
İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve
hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini
öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında
saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.
Kafası öylesine doluydu ki, uyanık iken çözemediği bir takım
meseleleri uykusunda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış
bulurdu.Bir keresinde, Aristo metafiziğini inceliyordu. Defalarca
okuduğu halde bir türlü esasını kavrayamamıştı. Buhara çarşısında
gezerken sergide bir kitap gördü. Mezat tellâlı, bunu satın
almasını, bu sayede birçok meseleyi kolayca halledebileceğini
söyledi. Bir mezat tellâlının bildiği kitabı bilememek, İbni Sînâ'ya
çok güç geldi. Onun okuma huyunu herkes öğrendiği için, bilhassa
kitap satıcıları kendisini tanıyorlardı. İbni Sînâ, kendisine
tavsiye edilen Fârabî'nin Aristo'ya ait şerhini satın aldı. Bir defa
okumakla, o çözemediği noktaların büyük bir açıklığa kavuştuğunu
gördü: “Şükür sana Yârabbi!” diye secdeye kapandı ve Fârabî'nin
yolunda fukaralara sadaka dağıttı. Oysa, İbni Sinâ doğduğu zaman
Fârabî otuz yaşındaydı ve bu olay geçtiği sırada da hayattaydı.
Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu
yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphenisinde çalışma iznini
aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini
kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz
yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni
gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine
değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması,
hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı.
Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre
dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar
verdi.
İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150
civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi
Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak
âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine
dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu
ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.
Kendisinden sonra yetişen Gazâli, Fârabî'yi' ondan öğrenmiştir.
Düşünce ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî
arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm ilmi olan
Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle bağdaştırmaya uğraşmıştır. Eğer o
gelmeseydi, Farabî'nin kurduğu temel Gazâli'nin yorumuyla
gelişemeyecek, arada büyük bir boşluk hasıl olacaktı.
Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye
şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı
hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini
Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da
kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak
kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni
Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır. Ama şöhreti her ne kadar
tip ilmiyle ilgiliyse de asıl kişiliği, Ortaçağda uzun süre tartışma
konusu olan Tanrı varlığının mutlak bir zorunluluk olduğu
konusundaki Kelâm meselelerine getirdiği kesin çözüm yolundan ileri
gelmektedir.
Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları
vardır. İnsan bilgisinin Tanrıyı ve kâinatı mutlak şekilde anlamaya
elverişli olmadığını söylerken, aklın varlığını kabul eder. İnsandan
bağımsız bir ruhun varoluşu, İbni Sînâ'ya göre Tanrıdan yansıyan bir
delildir. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların
bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu,
yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan
eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir
devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.
Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine
gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb
isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı
kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı
başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve
önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin
bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu
söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı
kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan
başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış
olduğu şiirler de vardır.
İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18
ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik,
metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine
alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb
adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve
farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde
İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri
görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde,
hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana
getirildiğini sezebildiğini görürüz.
İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve
Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er
Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın
Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain
Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın
ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın
tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin
kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın
Kanûn’u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St.
Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında
iki Müslüman doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle
karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.
İbni-Sina ve Felsefe
İslam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine
göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin
gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Buhara yakınlarında Hormisen'de doğdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da
öldü. Gerçek adı Ebu'l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah İbn Sina'dır.
Babası, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerleşmiş, Samanoğulları
hükümdarlarından II. Nuh döneminde sarayla ilişki kurmuş, yüksek
görevler almış olan Abdullah adlı birisidir. İbn Sina, önce
babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail
Zahid'den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü. Bir süre tıpla
ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış
nedenlerini araştırdı, sağıltımla uğraştı. Bu alandaki başarısı
nedeniyle, II. Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu
sağlığa kavuşturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri
olarak önem kazandı.
İbn Sina'nın felsefeye karşı ilgisi deney bilimleriyle başlamış,
Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüşleri incelemekle gelişmiştir.
İslam ve Yunan filozoflarının görüşlerini yorumlayan ve eleştiren
İbn Sina'nın ele aldığı sorunlar genellikle, Aristoteles ve
Farabi'nin düşünceleriyle bağımlıdır. Bunlar da, bilgi, mantık,
evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanrıbilim ve bilimlerin
sınıflandırılmasıdır. Belli bir düşünce dizgesine göre yapılan bu
düzenlemede her sorun bağımsız olarak ele alınıp çözümüne çalışılır.
Bilgi sezgi ile kazanılan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla
sağlanır. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynağı sezgidir. Bilginin
oluşmasında deneyin de etkisi vardır, ancak bu etki usun genel
geçerlik taşıyan kurallarına uygundur. Ona göre "bütün bilgi türleri
usa uygun biçimlerden oluşur." Bilginin kesinliği ve doğruluğu usun
genel kurallarıyla olan uygunluğuna bağlıdır. Us kuralları, insanın
anlığında doğuştan bulunan, değişmez ve genel geçerlik taşıyan
ilkelerdir. Sonradan, duyularla kazanılan bilgi için de bu kurallara
uygunluk geçerlidir. Deney verileri us ilkelerine göre, yeni bir
işlemden geçirilerek biçimlenir, onların bundan öte bir önem ve
anlamı yoktur. Çelişmezlik, özdeşlik ve öteki varlık ilkeleri, usta
bulunur, deneyden gelmez.
İbn Sina'ya göre varlık, tasarlamakla bağlantılıdır. Bütün
düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür
biçimlerdir (makuller). Bu nedenle, düşünmekle var olmak özdeştir.
Atomcu görüşün ileri sürdüğü nitelikte bir boşluk yoktur. Uzay ise,
bir nesnenin kapladığı yerin iç yüzüdür. Varlık kavramı altında
toplanan bütün nesnelerin değişmeyen, sınır ve niteliklerini koruyan
belli bir yeri vardır. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme
geçişidir.
Mantık insanı gerçeklere ulaştırmaz, yalnız birtakım yanılmalardan
korur. Düşünme yetisi gerçeği kavramak için mantıktan geçici bir
araç olarak yararlanır. Düşünme eyleminin sağlıklı olması için
mantık, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlıkta bulunan ve bilinen
bilgilerden yola çıkarak, bilinmeyenleri saptama olanağı sağlar. Bu
özelliği nedeniyle, mantık, düşünmenin genel kurallarını bulan,
düzenleyen, bu kurallar arasındaki gerekli bağlantıyı ve birliği
kuran bir bilimdir. Mantık kuralları, genel geçerlik taşıyan ve
değişmeyen kesin kurallardır. Mantığın kavramlar ve yargılar olmak
üzere iki alanı vardır. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargılara
dayanır. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir
nesneyle kazanılır. Yargı ise, tasımla kazanılır.
Mantığın konusu incelenirken, tanım temel alınmalıdır. Tanımlar
birbirlerine bağlandıklarında, kanıt ve çıkarıma varılır. Kavram,
önce tekil bir algıdır (sezgi). Yargı ise, iki tekil terim
arasındaki ilişkidir. Kavramlar, açık ve kapalı belirleme olarak
ikiye ayrılır. Varlığın, töz, nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman,
durum, iyelik, etki, edilgi gibi on kategorisi vardır.
İbn Sina mantığında en önemli yeri tanım tutar. Bir kavramı
tanımlamak için, bu kavramın bireylerinden biri göz önüne
alınmalıdır. Tikelin belirlenmesi tümelden kolaydır. Eksiksiz bir
tanım yakın cins ile yapılmalıdır. En yetkin tanımsa, kavramın yakın
cinsi ile türsel ayrımdan oluşur. Tanım ikiye ayrılır; Gerçek tanım
ve sözcük tanımları.
Önermeler, yüklemli ve koşullu olabilirler. Yüklemli önerme, bir
düşünce ötekine yüklendiği zaman ya onaylanır ya da yadsınır.
Koşullu önermeler, bir ötekinin koşulu ya da sonucu olarak bağlanan
terimlerde görülür. Önermeler varsayımlı, nitelik ve nicelikleri
bakımından, tekil, belirsiz ve belirli olur. Tasım, bitişik ve ayrık
olmak üzere ikiye ayrılır. Bitişik tasımların öncüleri anlam
bakımından, sonuç önermesini içerir. Ayrık tasımlarda ise sonuç
önermesi öncüllerde bulunabilir.
Tümeller, bütün varlık türlerinin oluşumundan önce, Tanrı
düşüncesinde, birer tanrısal kavram olarak vardır. Varlıkların oluş
nedeni ve onlara biçim kazandıran tümellerdir. Tümeller Tanrı'da
ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de
nesnelerin dışında ve anlıkla birlikte olan mantıksal tümel diye üçe
ayrılır. Birinci türe giren tümel, metafiziği ilgilendirir. İbn Sina
fiziği, metafiziğe giriş olarak düşünür.
Fiziğin konusu madde ve biçimden oluşan nesnelerdir. Biçim, maddeden
önce yaratılmıştır. Maddeye bir töz özelliği kazandıran biçimdir.
Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze
katılır. Doğal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün
nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere
ikiye ayrılır. Birinci nitelikler nesnelere bağlıdır, ikinciler ise,
nesnelerden ayrı olarak varlığını sürdürür. İbn Sina'ya göre, nesnel
evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler
oluşturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime
geçerler. Bu güç ise, doğal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere
üç türlüdür. Doğal güç, nesnede doğal biçim ve yerlerle ilgili
nitelikleri taşır. Çekim ve ağırlık bu türdendir. Öznel güç, nesneyi
devingen ya da durağan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da
bilinçsiz olma özelliği bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organın,
aracın yardımı olmaksızın doğrudan doğruya bir istençle eylemde
bulunmaktadır. Buna, gökkatlarının özleri adı da verilir. İbn
Sina'nın geliştirdiği bu güç kuramının kaynağı Aristoteles ve Yeni-Platonculuk'tur.
Ancak, o bu güçlerin sonsuz olduğu kanısında değildir. Ona göre,
zaman ve devinim kavramları da birbirine bağlıdır, çünkü, devinimin
bulunmadığı, algılanmadığı bir yerde zaman da yoktur.
İbn Sina'nın felsefesinde, Aristotelesi'in geliştirdiği düşünce
dizgesine uygun olarak, ruh kavramının önemli bir yer tuttuğu
görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere,
iki türlü ruh vardır. İnsan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan,
doğrudan doğruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür.
Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandıran bu tözün başka bir
özelliği de, yetkin düşünme yeteneği anlık olmasıdır. Düşünme eylemi
yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek
için tini gereksinir. İnsan ruhu gövde biçiminde değildir, usa uygun
biçimleri kavramaya elverişli bir töz olduğundan, gövdesel yapıda
yer alamaz. Gövde, bölünebilen öğelerden oluşmuş bir bütündür, oysa
tin, bir birliktir, bölünmeye elverişli değildir, sürekli olarak
özünü ve birliğini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde aracılığıyla
alır, anlık yoluyla kavramları, kavramlara dayanarak usa vurmayı
oluşturur. Bu yüzden, gövdeyle dolaylı bir bağlantısı vardır. Ancak,
bu bağlantı tin için bir oluş koşulu değildir.
Canlı sorununa, gözleme dayalı bir ruhbilim anlayışıyla çözüm arayan
İbn Sina'ya göre dirilik bir bileşimdir. Doğal organların, göksel
güçler yardımıyla bileşmesinden canlılar ortaya çıkar. Bu olay da,
belli aşamalara uygun olarak gerçekleşir. İlk ortaya çıkan canlı
bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardır.
İkinci aşamada ortaya çıkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve
algı güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke doğar. Algı
gücü de, iç ve dış algı olmak üzere ikiye ayrılır. İnsan özü doğal
evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleşmiş bir oluşumdur, bu
nedenle, öteki varlıklardan ayrılır. İnsanda dış algı duyumlarla, iç
algı da , beynin ön boşluğunda bulunan ortak duyu ile sağlanır.
Duyularla alınan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin,
ön boşluğunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu
izlenimlerini sağlamaya yarar. İnsan için en önemli olan düşünen öz
yapıcı ve bilici güçlerle donatılmıştır. Yapıcı güç (us) gerekli ve
özel eylemler için gövdeyi uyarır. Bilici güç ise, yapıcı gücü
yönlendirir. Özdekten ayrılan tümel biçimlerin izlerini alır. Bu
biçimler soyutsa onları kavrar, değilse soyutlayarak kavrar. İnsanda
iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayıran yapıcı güçtür, bu
nedenle bir istenç niteliğindedir.
Us konusunda İbn Sina ayrı bir düşünce ortaya atmıştır. Ona göre us
beş türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayı,
bilmeyi sağlayan bir yetenektir. Bir yeti olarak işlek us, yalın,
açık ve seçik olanı bilir, eyleme yöneliktir, durağan bir güç
niteliğinde değildir. Eylemsel us, kazanılmış verileri kavrar ve
ikinci aşamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanılmış us, kendisine
verilen ve düşünebilen nesneleri bilir. Aşama bakımından usun
olgunluk basamağında bulunur. Bu aşamada usun kavrayabileceği
konular kendi özünde de vardır. Kutsal us, usun en yüksek
aşamasıdır. Bütün varlık türlerinin özünü, kaynağını, onları
oluşturan gücü, başka bir aracıya gereksinme duymadan, bir bütünlük
içinde kavrar.
İnsan, ayrıntıları duyularla algılar, tümelleri usla kavrar.
Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneği olan etkin
usa olanak sağlar. İnsan usunun algıladığı ayrıntılar, kendi
varlıkları dolayısıyla değil, nedenleri yüzünden vardır. Us, bu
kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden
yararlanır. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarına göre
işlemden geçirir, yargıları ortaya koymada onları aşar.
Yaratılış konusunda İbn Sina, varlığın sıralı düzeninde, "bir'den
bir çıkar" ilkesine dayanır. İlk "bir", zorunlu varlık, Tanrı'dır.
O'nun varlığı yalnız kendisini gerektirir. Var olma, Tanrı'nın
özünden gelen gerekimdir. İlk neden ilk gerçekliktir. Tanrı'dan ilk
us ortaya çıkar. Çokluk bu usla başlar. Bundan da felek ve nefsin
usları türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi oluşur. Us cismi
aracısız olarak devindiremeyeceği için, uslar sırasının sonunda
etkin us, akıl bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin
maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri doğar. Etkin us,
tümünün yöneticisidir. Yaratılış önsüzdür ve yeri de maddedir.
Madde, soyut ve tüm varlığın öncesiz olanı, nefsin eylem alanı,
sınırı ve tüm parçaların kaynağıdır. İlk us, kendisini ve zorunlu
varlığı bilir. Buradan ikilik doğar. İlk us kendinde olanaklı, ilk
varlık için ise zorunludur. Her tikel feleğin ilk kımıldatıcısı
vardır. İlk kımıldatıcıları eyleme sokan tinsel varlıklardır. Her
feleğin de iyiliğini düşünen kımıldatıcı bir nefsi vardır. Nefsin
eylemi, etkin usa ulaşır.
Evrenin varlığı, zorunlu olan, Tanrı'yı gerektirir. Başka bir
varlığın etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin
özünde saklı güçten doğar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç
vardır. Nesne kendini kendinin etkin öznesi değildir. Bu güç,
nesneye biçim de kazandırır.
İbn Sina metafiziği genelde Aristoteles metafiziği ile
Yeni-Platonculuk ve Kelam'ın bireşimidir. Konusu, ilkler ilki, tüm
oluşların, yaratışların, varlık bütününün kaynağı olan Tanrı'dır.
Tanrı, bütünlüğü nedeniyle nesnelerde, olay ve eylemlerde görünüş
alanına çıkar. Varlık vardır, yok olamaz.
Varlık üç bölüme ayrılır:
1- Olanaklı varlık, nesnelerle ilgili değişimin, oluş ve bozulmanın
egemen olduğu varlıktır. Bu varlık ortamında görülen ne varsa belli
bir süre içinde başlar ve biter.
2- Kendiliğinden olanaklı varlık. Olanaklı olmasına karşın, ilk
nedenle ilişkilerinden dolayı zorunluluk kazanır. Tümellerin,
yasaların bulunduğu evren. Gökkürelerin usları böyledir.
3- Kendiliğinden zorunlu varlık, ilk neden ya da Tanrı'dır. Değişmez
ve çoğalmaz. Çokluklar ondadır. Tanrısal zorunluluk illkesi tüm
yaratılanların da temel ilkesidir.
İbn Sina'nın benimsediği tanrıbilim dört ana konuyu içerir; Evren,
ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrı.
Evren yaratılmıştır. Yaratıcı ve varedici Tanrı'dır. O Kelamcılar'ın
dediği gibi özgün yapıcı değildir, zorunludur. İlk neden önsüz ve
sonsuzdur. Evrenin yaratılması, Tanrı'nın daha önceden varoluşunu
gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katları tanrısal evrenin
varlıklarıdır, bunların özleri meleklerdir. Madde dünyasında oluş ve
bozulma vardır. Onların tanrısal niteliği yoktur. Bu yaratma olayı
da bir fışkırmadır.
Ölüm, tinin gövdeden ayrılmasıdır. Gövdelerden ayrılan tinlerin
geldikleri kaynakta toplanmaları insanda ötedünya kavramını
oluşturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir.
Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardı. İnsana bireyselliğini
kazandıran odur. Gövdenin yok olması, ruhun varlığını etkilemez.
Dirilme tinseldir.
İnsanları yaratan Tanrı, onlara verdiği özgür istençle iyi ile
kötüyü seçme olanağı sağladı. İstenç özgürlüğü, usla utku arasındaki
çatışmadan ve ilkinin üstünlüğünden doğar. İnsan elinden çıkan bütün
bağımsız eylemler tanrısal kayra ile gerçekleşir. Özgür istenç tüm
insanlarda vardır. Peygamberler de bu bakımdan birer insandır.
Ancak, onlarda insanların en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde
olduğu gibi bir seziş vardır. Bu üstün seziş gücü, kavrayış yeteneği
peygamberlerin etkin us ile buluşmalarını, gerçekleri kavramalarını
sağlar. Bu üstün güç ve kavrayış vahy adını alır. Üstün anlayış gücü
taşıyan melekler, vahyi peygamberlere ulaştırırlar.
Tanrı, özü gereği bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayı gerekli
kılar. İbn Sina İslam dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma
olarak niteler. Yaratma eylemi Tanrı'nın kendi özüne karşı duyduğu
sevgiden dolayıdır. Tanrı tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi
de, tümel nedensellikleri bilmesindendir.
Madde ve biçimin ilişkileri üzerinde bilimleri iç bölümde ele
alırlar:
1- Maddeden ayrılmamış biçimlerin bilimi: Doğa bilimleri ya da aşağı
bilimler.
2- Maddesinden iyice ayrı biçimlerin bilimi: Metafizik, mantık gibi
yüksek bilimler.
3- Maddesinden ancak zihinde ayrılabilen, kimi yerde ayrı kimi yerde
bir olan biçimlerin bilimi:
Matematik, geometri, orta bilimler. Zihin bu biçimleri doğru olarak
maddesinden soyutlar.
Felsefe ise, kuramsal ve pratik diye ikiye ayrılır. Kuramsal olan,
bilmek yeteneğiyle elde edilen bilgileri kapsar. Doğa felsefesi,
matematik felsefesi ve metafizik gibi pratik felsefe, bilmek ve
eylemde bulunmak üzere elde edilen bilgilere dayanır.
İbn Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkiledi. Gazali,
özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi. İbn Sina'nın deneyci
yanı, Gazali'yi kuşkuculuk'a götürdü. Yapıtları 12.yy'da Latince'ye
çevrildi, ünü yayıldı. Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve
us ile güçleri konusunda İbn Sina'dan yararlandı.
YAPITLAR (başlıca): el-Kanun fi't-Tıb, (ö.s), 1593, ("Hekimlik
Yasası"); Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"); Risale
fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık"); İşarat
ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ve Uyarılar");
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Sağlık Kitabı").
Kültür Bakanlığı |