Ana Sayfa              İletişim               Hakkımızda         Sipariş - Kargo
 

ŞİFALI TAŞLAR

TAŞLARIN ETKİLİ OLDUĞU HASTALIKLAR

 

Taşların etkisi, bünyelerinde bulunan belirli orandaki minerallerle, bunların bedendeki mineralleri en uygun seviyeye getirmekteki rolüyle, dengelenmiş minerallerin beden kimyasallarını ve sıvılarını dengeli bir şekilde oluşturmasıyla, bu suretle fiziksel ve ruhsal bedenimizdeki organ ve sistemleri dengelemesiyle doğru orantılıdır.

 

 Taşlarla sağlıklılaştırma veya hastalıklara karşı korunma çalışmalarımızda temel hedef, bu hastalıkların nedenlerinin ortadan kaldırılması veya mevcut aksaklığın düzeltilmesidir. Örneğin Tip 2 Diyabet hastalığının sebebi insülin direnci ise, taşların belirlenmesinde hücrelerin insüline karşı takındığı normal dışı davranışın ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

 

Semptomların (temel hastalığın sebep olduğu ikincil hastalıkların veya olumsuzlukların) tedavisi ise ikincil hedef olarak düşünülmektedir.

 

Başta kas hastalıkları ve otoimmün hastalıklar olmak üzere modern tıpta halen yaklaşık 3000 hastalık için belirgin bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi diye yapılan uygulamalar ve verilen ilaçlar, hastalığın iyileştirilmesine değil, ilerlemesinin yavaşlatılmasına veya semptomlarının hafifletilmesine yöneliktir.

 

Bazı hastalıklarda, taşlarla tedavi suretiyle % 100’e yakın başarı sağlanmaktadır. Ancak yine de çok az orandaki hastalarda tedaviye cevap vermeme durumu söz konusu olabilmektedir.

 

Bu hastalıklar aşağıdadır:

 

EPİLEPSİ (SARA)

YÜKSEK TANSİYON

DÜŞÜK TANSİYON

YÜKSEK KOLESTROL

GUT

MİGREN

ASTIM

ALERJİK ASTIM

AKUT BRONŞİT

KRONİK BRONŞİT

İNSOMNİA (UYUYAMAMA)

HİPOTİROİDİ

HİPERTİROİDİ

NODÜLLÜ GUATR

FİBROMİYALJİ (FM)

BÖBREK TAŞI

PMS (ADET ÖNCESİ SENDROMU)

BAŞ DÖNMESİ

CİNSEL İKTİDAR ZAYIFLIĞI

REFLÜ

SEDEF

STRES, ASABİYET (SİNİRLİLİK)

BADEMCİK İLTİHABI

ANJİN (FARENJİT)

ARİTMİ (KALP RİTİM BOZUKLUĞU)

TRİGEMİNAL NEVRALJİ

ŞEKER NEDENİYLE GÖZ KILCAL DAMAR KANAMASI VE ÖDEMİ

SUÇİÇEĞİ

KIZAMIK

 

 

Bazı hastalıklarda ise durum kişilerde farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bazı kullanıcılar tamamen iyileşirken, diğer bazı kullanıcılarda ise iyileşme belirli bir oranda gerçekleşebilmektedir. Bazı hastalarda ise olumlu etki görülmemektedir.

Bu hastalıklar da şunlardır:

 

TİP 2 DİYABET

MS (MULTİPL SKLEROZ)

MİYOPATİ

FREDERİK ATAKSİ

BEL FITIĞI

BOYUN FITIĞI

KİREÇLENME

MENOPOZ

KULAK ÇINLAMASI (TİNNİTUS)

HASHİMOTO TİROİDİTİ

HİPERAKTİF YAPI

SOSYAL FOBİ

OKB (TAKINTILAR)

MANİK DEPRESYON

DEPRESYON

PANİK ATAK

PARKİNSON

ROMATOİD ARTRİT

SİNÜZİT

UYKU APNESİ

VARİS

ÜLSER, GASTRİT

SPERM SAYISI VE HAREKETLİLİĞİNDE DÜŞÜKLÜK

EGZAMA

VİTİLİGO

BAYANLARDA KILLANMA

BEDENDE BEZELER

ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

 

 

Bazı hastalıklarda ise uygulama azlığı söz konusudur. Ancak sonuçlar başarılıdır.

Bu hastalıklar da şunlardır:

 

ÇÖLYAK (Yalnızca 1 hastada uygulanmış, 3 aylık bir sürede gluten % 0’a düşmüş, bağırsaklardaki ağır hasar hafif hasara dönüşmüştür. )

LÖSEMİ (Yalnızca 1 hastada uygulanmış, 1 aylık bir sürede aşırı yüksek veya aşırı düşük 18 kan değeri normal seviyesine ulaşmış, büyüyen dalak normal haline dönmüştür. Bu sırada hasta yalnızca Glivec adlı ilacı kullanmıştır.)

TROMBOSİT DÜŞÜKLÜĞÜ (Yalnızca 1 hastada uygulanmış, 2,5 aylık bir sürede 60 olan trombosit değeri normal seviyesine, 152’ye yükselmiştir.)

TRİGLİSERİT YÜKSEKLİĞİ

OTİZM

GRİP

NEZLE

MESANE POLİPLERİ (Yalnızca 1 hastada uygulanmış, 3 aylık bir sürede mesanedeki yüzlerce polip temizlenmiş, ameliyat olmasına gerek kalmamıştır.) 

Hasan KOCABAŞ – Sultan ÖZKAN KOCABAŞ

 

Hangi taş neye iyi geliyor?

Taşlar doğada bulunuş biçimlerine, yerin ne kadar altından ve ne şekilde çıkartıldıklarına, renklerine ve içeriklerindeki minerallere göre değişik amaçlarla kullanılıyor. İşte başlıca taşlar ve faydalı oldukları hastalıklar:
Agate: Uzun ömür ve mutluluk simgesi. Günlük stresinizi alıyor.
Firuze (Turkuaz): Nazara karşı iyi geliyor. Olumsuzu olumluya çeviriyor, bilinci genişletiyor. Tansiyonu düzenliyor. Kalp hastalıklarına iyi geliyor.
Zümrüt: Göz ağrılarını dindiriyor, iltihap ve kızarıklığı dindiriyor. İltihap ve kızarıklığı gideriyor.
Aytaşı: Duru görüş ve sezgi yeteneklerini kuvvetlendiriyor. Kramplara iyi geliyor. Yıldızı düşük olanların kullanması gereken bir taş.
Kaplan Gözü: Sahiplenme arzusunu güçlendiriyor. İnsanın kendini işine vermesini sağlıyor. Konsantrasyonu güçlendiriyor.
Akik (Kırmızı Kalsedon): Uğur ve bereket taşıdır. Donuk akik, kan dolaşımını kolaylaştırıyor. Erkeklerde testisleri. Kadınlarda yumurtalıkları koruyor.
Kolsedon (Mavi Akik): Düşünce yeteneğini kuvvetlendiriyor. İyi konuşmayı sağlıyor. Renginden dolayı nazar için de yararlı bir taş.
Zebercet (Peridot): Tıbbi cihazların kaydedemediği kalp çarpıntılarına ve sebebi bilinmeyen korkulara iyi geliyor.
Kehribar (Amber): Reçinenin taşlanmış hali olup özellikle guatr, astım, bronşit ve alerji hastalıklarında yarar sağlıyor.
Opal: Sevgi ve şefkat simgesidir. Karşılıksız seven kişiler kullanıyor. Eklem iltihaplarını geçiriyor.
Topaz (Sitrin): Kan dolaşımı bozukluğuna iyi geliyor. Telepati yeteneğini artırıyor.
Lal: Tehlikeyi haber veren taş olarak biliniyor, (Kullanan kişiye tehlike geleceği zaman taş rengini açıyor.)
Jade (Yeşim): İyi ilişkiler, vefalı dost simgesidir. Aynı zamanda böbrek rahatsızlığından kaynaklanan ateşi düşürdüğü söyleniyor.
Lapis Lazuli (Lacivert Taş): Ruh ve beden arasındaki dengeyi sağlıyor. Ayrıca zihin açıklığına yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor.
Ametist: Strese, migrene iştahsızlığa, göz ağrılarına ve akciğer hastalıklarına iyi geliyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Mercan: Bir deniz ürünüdür. Solunum açıcı etkisi bulunuyor.
Kristal Kuars: Enerjinin simgesidir. Tansiyonu düzenliyor. Meditasyonda kullanılıyor. Radyasyonu topladığından cep telefonu olanların kristal taşıması gerekiyor. Bu taşlar aldıkları radyasyonu, 15 günde bir yıkamak yoluyla atıyorlar.
Krizopraz: Seksüel bozukluklar ve depresif durumlarda rahatlatıcı özelliğinin yanında kişisel yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlıyor.
Pyrite: İdare gücünü artırıyor. Diğer insanlarla uyum içinde çalışmanın gerçekleşmesine yardımcı oluyor.
Turmalin: Beden ve zihin ilişkisini güçlendiriyor. Duyarlılık ve sezgiyi, anlayışı, artırıyor. Aile saadetini güçlendirici taş diye de biliniyor. Su damlası anlamına geldiğinden denizciler nazar ve uğur taşı olarak taşıyorlar.
Jasper: Sevgi ve inanç simgesidir. Karaciğer, dalak, mesaneyi güçlendiriyor. Toprak elementlerini temsil ediyor.

Öneriler
* Yeryüzünde gözünüzün gördüğü her şey bir sebeple yaratılmıştır. Taşlar da bu halkanın en önemli araçlarıdır. Milyarlarca yılda magmanın çekirdeğinden hareket halindeki lav seli olarak yukarıya çıkması, çatlaklarda toplanıp oluşması ve bu arada gördüğü basınç ve içinde bulunan mineraller sayesinde kazanmış olduğu bir enerji vardır.
* Taş alırken dikkat edeceğiniz en önemli unsur taşı severek almanız olmalıdır. Kesinlikle tavsiyeyle taş alınmaz, niye ihtiyacınız varsa onu almalısınız.
* Ellenmiş, dokunulmuş, kullanılmış taşların arındırılmadan kullanılması sakıncalıdır.
* Şifa için alınan taşların ilgili olduğu çakralarda kullanılması gerekir. (Çakra: Vücudun enerji alış- veriş noktalarıdır. Vücudumuzda 7 tane çakra var)
* Kuars kristallerinin taşlar arasında özel bir yeri olup, insan hayatı üzerinde büyük etkileri vardır. En basit anlatımla enerji yönlendiricidir. Enerji tanzimi, tansiyon tanzimi, radyasyondan korunma, medyumluk niteliklerini geliştirmede, çakra açılmasında, şifacılıkta vb. kullanılır. Bilinçli kullanılması tavsiye olunur. Yanlış kullanımlarda zarar verebilir.
* Mücevher niteliğindeki taşlarda rengin başladığı gibi bitmesine ve içinde nokta, çizik, çatlak olmamasına dikkat edin.
* Yarı kıymetli taşlarda tam tersidir. Hiç bir yarı kıymetli taş başladığı gibi bitmez ve hiç bir zaman bir öncekinin aynı olmaz.
* Kristal yapılı taşların naturel halleri insanlara daha fazla şifa ve fayda temin eder.
* Burçlarla şifa taşları arasında hiç bir alaka yoktur. Bir taş bir işe yarıyorsa burca göre ayrım olmaz, evrenseldir, herkese aynı faydayı sağlar.
* Taşlarınızı sevin, onlarla konuşun, onlar sizi anlayacaktır.

 

Renklerin ve Taşların Şifa

Bu konuya ilgi duyma sebebimi açıklamak isterim.Tıptaki bütün gelişmelere rağmen insanlar, biliyorsunuz destek terapilere son derece yoğun bir ilgi duymaya başladılar. Demek ki bir yerlerde birtakım şeyler eksik oldu. Bu tanımlamayı en güzel Marloc Morgan’ın “Bir Çift Yürek” kitabında buldum. Orada Aborjinler çölde giderlerken birdenbire dururlar, Marloc sorar; “Mola zamanı değil, neden durduk?” Reis der ki, “Çok hızlı ilerledik, ruhlarımız geride kaldı, ruhlarımızı bekliyoruz.”
Biz tıp doktorları da, teknolojide çok hızlı ilerledik, ama herhalde ruhlar biraz geride kaldı; ruhları bütünleştirmeye çalışıyoruz, beden, zihin ve ruh holistik sağlığı sağlamaya çalışıyoruz.
Şimdi yurt dışında “integratif tıp” diye geçiyor, alternatif tanımlamasını ben çok doğru bulmuyorum. Çünkü tıp tıptır. Ancak destek disiplinlerle ana komponente yardımcı olabiliriz.


Burada, bizim tıp fakültelerinde aldığımız doğrusal bakışla konvansiyonel tıpta gidişi görüyorsunuz. En sonunda molekülden sosyal çevreye kadar gidiyoruz. Ama kuantum düşünce tekniklerinin gelişmesi ve farkındalığın özellikle bu yüzyılda artması, değişik enerji terapileri bize bütün bunların aslında hepsinin birbiri içinde interaktif, devamlı değişen ve en dışında da bizim fizik ötesi dediğimiz, belki bugünkü tekniklerle tam saptayamadığımız bir büyük etken, bir büyük değişim olduğunu gösteriyor.
Tüm evren, "makrokosmos" diyoruz, ve biz insanlar "mikrokosmos" enerjiden oluşuyoruz. Bedenin, ruhun ve zihnin sağlıklı olması için devamlı pozitif enerjiyle yüklenmesi gerek. Aslında belki bu “negatif, pozitif” deyimi de doğru değil, enerji enerjidir. Enerjiyi olumlu yönde kullanabilmek gerek. Sesler, kokular, renkler, çiçekler, bitkiler, kristaller, doğal taşlar, pozitif düşünceler, hepsi bize bu konuda yardımcı olabilir.


Bu zeminde gördüğünüz, kayaların üstünde olan bir liken, yani mantarımsı bir bitki. Tıpta kaşıntılı bir cilt hastalığı vardır, buna “Liken Planus” denir; kaşıya kaşıya hastaları aynen böyle olurlar, adını da oradan alıyor.
Düşünce, biliyoruz ki çok hızlı giden bir enerji, ışık hızından bile daha hızlı olduğu düşünülüyor. Enerji düşünceyi takip ediyor; etrafta dolaşan, sonunda size gelen benzer benzeri çekiyor. Bedenlerimizin de birer mikrokosmos olduğunu hiç unutmayalım. Etrafımızdaki her şeyden, ama her şeyden olumlu ya da olumsuz tepkileşmeler alabiliyoruz, bunu biliyoruz hepimiz. Zaten hayatımızda örneklerini de yaşıyoruz.
Işık ve renk nedir?


Işığın saniyede 300 bin kilometre hızla gittiğini biliyoruz. Bir şimşek çaktığı zaman, önce çakmasını görüyoruz, ses daha yavaş olduğu için arkadan gümbürtüsü geliyor.
Işık spektrumunun gözümüzle görebildiğimiz bölümüne biz “renkler” diyoruz. Radyo dalgaları, mikro dalga, infraret, ultraviole, x ışınları, gama ışınları; bunlar da ışık, ama biz insanların gözü bunları göremiyor. Ama mesela minicik bir arı ultravioleyi görebiliyor, ya da gece avlanan hayvanlar infrared görüş yeteneğine sahip.
Biz insanoğlu, görmediğimizi yok var saymaya meyilliyiz; görmüyoruz ya, yok. Şu anda bu odada tahmin edemeyeceğiniz kadar radyo dalgaları, televizyon dalgaları, cep telefon dalgaları; bir elektromanyetik dalga denizi var ve biz bunun içinde yüzüyoruz ve bu elektromanyetik dalga kirliliği, bizi pek olumlu da etkilemiyor. İnsanlar onun için barut gibi.


Belli bir noktadan bir saniyede geçen dalga sayısına “herts” deniyor.
Hepimizin içinde, Tanrımızın bize armağan ettiği içsel bir şifa gücü var. Biz çoğu zaman bunu kullanamıyoruz, mutsuzluğa kapılıyoruz, elimizdekileri göremiyoruz. Halbuki, içimizdeki bu iyileştirici gücün doğasını, onu korumayı, geliştirmeyi ve aktif hale getirmeyi öğrenebiliriz.


Enerji psikolojisinde, ki ben de emotrans konularında çalışıyorum. Emotrans, duygusal geçiş tekniği diyebiliriz. Öğretme yetkisini İngiltere’de aldım. Bedenin görünmez enerji alanında oluşan düşünceler duygusal ve fiziksel yanıtları ortaya çıkarıyor.
Ne yapıyoruz? Önce düşünüyoruz, o düşünce bizde bir duygu oluşturuyor. O duygu, hissettiğimiz şekline göre bir fiziksel yanıt oluşturabiliyor. Örnekleyelim mi?
Her birinizin kim bilir ne kadar örneği vardır. Eğer sert bir patronunuz varsa, odaya girdiği zaman “lanet adam yine geldi, kim bilir ne diyecek” diyorsunuz değil mi, düşünüyorsunuz önce. Bir mutsuzluk duygusu yaşıyorsunuz; ya mideniz ağrıyor, ya başınız ağrıyor. Sonunda fiziksel bir belirti oluşturabiliyorsunuz. Ama, aynı şekilde çocuğunuzun güzel bir anısını, güzel bir başarısını düşündüğünüzde bu sizde olumlu bir duygu uyandırabilir, siz de güzel fiziksel yanıtlar verebilirsiniz buna.


Işık ve renk sağlıklı olmamızda çok çok önemli, bunu hepimiz biliyoruz. Hipokrat zamanında dahi, üstü açık, güneş enerjisinden yararlandırılan, ışık banyoları yapılan tedavi odaları vardı ve renkli camlarla da, “kroma terapi” denen ışık tedavisi yapılırdı. Güneş ışığından yeterli yararlanmamak pek çok hastalığa, depresyon, uykusuzluk dahil, neden olabilir. İskandinav ülkeleri bunun örneklerini yaşıyor. Yetersiz güneş enerjisi alımında, “D” vitamini, kalsiyum eksiklikleri gibi fizyolojik bulgular görüyoruz.
Peki, bizim aydınlatmalarla ilgili de bir sorunumuz var. Genelde floresan lambalar biliyorsunuz aydınlatmalarda, iş yerlerinde, okullarda kullanılıyor. Özellikleri gereği, floresan lambalar, yeşil, mavi ve mor ışıktan yoksun, kırmızı ağırlıklı. Biraz sonra göreceğiz; kırmızı, insanın sinir sistemini biraz aktive eden, biraz sinirli olmasına da bazen neden olan bir renk. Açık havada, gölgede bile, bir saatte aldığımız güneş ışığı enerjisini yapay aydınlatılmış bir odada 16 saatte dahi alamıyoruz.

Dışarı çıkıp bol bol güneşlenmemiz lazım.
Bu bir şairin güzel bir şiiri, okuyayım sizlere.
"Sarı, özlemdir sarartan,
Kırmızı, yakandır aşkımdan,
Yeşil, umuttur beklenen,
Mavi, düştür avutan,
Beyaz, dilektir yükselen,
Turuncu, el-ayak dolaştıran,
Pembe, mahcup mahcup baktıran,
Yedi renk kelimedir, cümledir, dildir gönülde susmayan."
Şimdi, renkler deyince enerji merkezlerimizden bahsetmeden olmaz.


Ben "çakra"ya da "şakra” tanımını kullanmamaya çalışıyorum, “çark” demeye çalışıyorum. Çünkü, zaten şakra, Sanskritçe “dönen enerji tekerleği” demek, “çark” da öz Türkçe bunu çok güzel ifade eden bir kelimemiz.
Kök çarkımız; rengi kırmızı, yerleşik yeri, tam bizim pubist üstü, kasıklar dediğimiz yer. Bu çark, bizi toprak anaya bağlayan, ayaklarımızı yere sağlam basmamızı sağlayan çark.


Bunun değerli taşları, Rubi Garnet, kantaşı, kırmızı cespır, opsityen, hematit, dumanlı kuars. Olumlu çalıştığı zaman başarı, bedeni yönetme, yerleşik düzen, istikrar sağlar. Fakat negatif özellikte çalıştığı zaman bizim kök çarkımız, bakın neler yapar? O kişiler “ben merkezci” olur, güvensiz olur, vahşet, aç gözlülük ve öfke duygularını çok yaşarlar, omurgada gerginlik ve kabızlık şikayetleri olur.


Toprak ana deyince, değil mi; şahrem şahrem parçalanmış bir toprak görüntüsü ve Aşık Veysel’i anmadan geçebilir miyiz? Geçemeyiz.
Kara Toprak
Dost dost diye nicesine sarıldım,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım, boşa yoruldum,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Karnın yardım kazma ile bel ile,
Yüzün yırttım tırnak ile, el ile,
Yine beni karşıladı gül ile,
Benim sadık yarim kara topraktır.
Düşünün, 31-32 yıl oldu Aşık Veysel’i kaybedeli, doğru sözler hiçbir zaman güncelliğini yitirmiyor.


Bu bir obsidiyen, volkan camı demek. İndirekt ışıkta simsiyah görürsünüz. Gök kuşağı obsidiyenlere spot ışık verildiği zaman gök kuşağı renklerini böyle güzel bir şekilde görebilirsiniz. Bu bir hematit, demir cevheri içerir.
Demir, biliyorsunuz bizim dünyamıza dıştan gelmiştir, yani demir cevheri dünyanın oluşumunda yoktur. Hematit de demir içerdiği için ve elektromanyetik özellikleri olduğu için, romatizma dâhil pek çok hastalıkta yardımcı olabilir.


Geldik karın çarkımıza. Rengi oranj, portakal rengi. Üremeyle, yiyeceğin emilimi ile fiziksel güç, canlılık ve seksülelite ile ilgili. Taşlarının arasında oranj, sarı renkte olan taşlar var, mercan, kalsit, amber, sitrin, altın topaz. Burada da bir sitrin görüyorsunuz.
Şimdi, karın çarkımız güzel çalıştığı zaman, biz başkalarıyla uyumlu ve yaratıcılıkla çalışırız. Vermekle, almakla ilgili dengeli duygular yaşarız, seksüel hayatımız düzgündür, yeni fikirleri özümseriz. Ama bu çarkta blokaj varsa ve dengesizse bakın neler oluyor?
Yiyeceklere ya da sekse aşırı düşkünlük, seksüel problemler, kafa karışıklığı, kendini amaçsız hissetmek, kıskançlık, hasetlik, her şeyi sahiplenme arzusu, iktidarsızlık, rahim ya da mesane problemleri.


Geldik sarı renkli güneş sinir ağı çarkımıza. Bu çarkın taşları gene sitrin, altın topaz, amber, kaplan gözü, altın. Yiyecekleri; yiyeceklerine geçmiyorum, çünkü diğerlerinde atladım, ama özellikle sarı sebze meyveler nişastalı yiyeceklerdir. Doğru çalıştığı zaman kişinin kişisel gücünü, otoritesini, enerjisini, gülüşünü hoşluk içinde yaratan bir enerji merkezi. Negatif çalıştığı zaman, sindirebileceğinden fazla yer insan, hazımsızlık problemleri olur, kızgınlık, korku ve nefret yaşar.


Bu bir amber; içindeki küçücük sinekçiği görüyorsunuz değil mi? Eskiler amber tespihleri boşuna kullanmamışlar. Aslında amber organik bir madde, milyonlarca yıllık reçineleşmiş çam ağacı öz suyu ve negatif elektriği toplamakta üstüne olmayan bir değerli organik madde. Aynı zamanda boğaz bölgesine kullanıldığı zaman triod problemlerinde, bronşitte ve alerjide de bize yardımcı olabiliyor.
Erzurum Oltu taşı; o da gene amber gibi reçineleşmiş, fakat bu sefer ardıç ağacının katranı. Küçücük damarlar şeklinde çıkarılıyor, işleniyor biliyorsunuz, hafif yumuşak bir taş. Zeytinyağıyla parlatılır. Pek çoğunun büyüklerinde ya tespihi vardır ya kolyesi ya yüzüğü vardır. Bizim değerli, emektar ocaklarımızda işçilerimizin çıkardığı bir taş.
Bu bir çöl gülü. Kariyeri artırdığına inanılır, görüntüsü de çok güzel. Keşke olanak olsa hepsinden burada örnek gösterebilseydim...


Evet, bu tabi tam roz şeklinde değil, bir rozun birkaç petalini görmüyoruz burada.
Geldik en önemli çarklarımızdan birisine; yeşil renkli kalp çarkımız. Kalbimizle, dolaşım sistemimizle, akciğerlerimizle bağışıklıkla ilgili, timus bezimizle ilgili bir enerji merkezimiz. Taşlarının arasında yeşim, krizoprak, zümrüt, malaşit, pembe kuars var.
Kalp çarkımız eğer düzgün çalışıyorsa, biz koşulsuz tanrısal sevgi ve bağışlayıcılık içerisinde oluruz; merhametli oluruz, anlayışlı oluruz. Ama, olumsuz çalıştığı zaman sevgimizi, aşkımızı bastırırız, yaşamayız onu. Duygusal düzensizlikler yaşarız, dengeden çıkarız, hatta kalp ve dolaşım problemleri bile yaşarız.


Bu gördüğünüz yine bir yeşim. Yeşimin bizim Türk folklorunda da önemli bir yeri var. Türk’lerin Orta Asya’dan göç etmesinin nedeni efsanelerde şöyle anlatılır: Yuluğ Tigin, Tang hanedanından prenses Keliyen’i kendisine eş olarak alır. Orada da, Türk’lerin vatanında “Kut Dağı” denen, çok büyük, yeşim taşından olduğu düşünülen bir kutsal kaya parçası vardır. Çin’liler de “Çok değerli bir mücevher aldım, Prenses Keliyen’i aldım, sen de bize bu Kut Dağı’nı ver” derler. Bilmez Yuluğ Tigin önemini; halbuki o, bolluğun, bereketin ve ulusu bir arada tutmanın bir anlamda sembolüdür. Etrafında o kayanın odun ateşleri yakılır, sirkeler dökülür, o taş parçalanır, Çin’liler arabalarla ülkelerine taşırlar ve işte ondan sonra dağlar, taşlar, kuşlar, böcekler “göç, göç” diye haykırmaya başlarlar. Zaten yeşim “şimşek, yak, kehanet” demek. Eski kitaplara bakarsanız, Kutatgu Bilik’te bile var, bu taşın, o zamanki Şamanlarca yağmur yağdırmakta kullanıldığı söylenir.


Bu bir malahit, ";;böbrek taşı” da denir buna. Ağrıları gidermek amacıyla kullanılabilir. Ağrıyan bölgenin üzerinde tutulabilir, karın ağrısı, adale kasılması, romatizmada kamburlanmış olanlarına bandaj içerisinde kullanabilirsiniz. Daha çabuk iyileşmeye yardımcı olduğunu ben hastalarımda deneyimledim. Fakat çok enteresan bir şekilde, pırıl pırıl oraya koyduğunuz mahalit matlaşıyor sonunda. Demek ki bir şekilde enerjisini veriyor. Duygusal kişilere çok hassas dönemlerinde önermiyoruz, çünkü bastırılmış duyguları birden açığa çıkarabilir.
Kalp çarkı deyince Hazreti Mevlana’dan bahsetmeden olur mu?
Baharlarda taş yeşerir mi hiç?
Sen de toprak ol da senden renk renk güller bitsin.
Yıllardır gönüller tırmalayan taş oldun,
Denemek için bir zamancağız da toprak kesil.


Spinallayt, Bodrum’un dağlarında taşlarında, böyle çok parlak kırmızı değil ama, daha koyu siyaha yakın renkleri ayaklarınızın altındadır, gemologlar bilirler. Libidoyu güçlendiren, adet sancılarını hafifleten bir taş. Enerji ve dinginlik verir, kısırlık tedavisinde folklörde kullanılan bir taştır.


Geldik boğaz enerji merkezimize; kendimizi ifade etmekle ilgili olan çarkımız. Rengi, şu gördüğünüz tatlı mavi. Taşlarından birisi şu gördüğünüz güzel akuamarin.
Boğaz çarkında dengesizlik olanlar kendilerini iyi ifade edemezler; iyi ifade edemedikleri için, söylemek istediklerini söyleyemedikleri için de hep burada bir yumru, takıntı hissi hissederler. Tıpta aslında buna gulomus histerikus deniyor, bu boğaz enerji merkezinin blokajıdır.Gerçek iletişim için bu enerji merkezimizin düzgün çalışması gerekir. Dediğim gibi, negatif çalıştığı zaman depresyondan tiroit problemlerine kadar görebiliriz.
Geldik alın çarkımıza; üçüncü göz de deniyor biliyorsunuz. Bizim farkındalıkla ilgili enerji merkezimiz. En güzel taşlarından birisi lapis.

Olumlu çalıştığı zaman ruhsal bedenimizin farkında oluruz; öngörümüz, iç görümüz, imajinasyonumuz, konulara odaklanmamız hepsi yolundadır. Olumsuz çalıştığı zaman bir türlü bir şeylere konsantre olamayız, korkarız, alaycı oluruz. “Kinizm” alaycı demek, menfi demek. Baş ağrıları, göz problemleri, hatta kötü rüyalarla savaşırız.


Lapis ve turkuaz, eski çağda hemen bütün kültürlerde çok kullanılmış taşlardan. Tutankamon’un maskında gördüğünüz lapis, yan tarafta gördüğünüz bir İnka güneş kursu. Orada da turkuaz kullanılmış. Ortadaki de bir yakut. Onlar bu taşın, öldükten sonra daha üst düzeydeki varlıklarla iyi iletişim kurabilmek için kullanmışlar. Üst düzeydeki varlıklarla ne kadar iletişim kurduklarını bilemiyoruz; fakat, hala Mısır medeniyetinin ve İnka medeniyetinin gizemlerini bugünkü teknoloji ile çözemiyoruz.
Lapisten zaten bahsettim, kemikleri güçlendirdiğine de inanılır. Bu nedenle Kızılderililer , ok gelse de kemiklerimiz kırılmaz diye turkuaz ve lapisi o göğüslüklerinde kemiklerle beraber çok kullanmışlardır.


Tepe, taç çarkımıza geldik. Şu gördüğünüz güzel eflatun, mor renk. Nasıl kök çarkımız bizi toprak anayla bağlıyordu, bu çarkımız da bizi evrenle, uzayla, tanrısal güçlerle bağlar.


Ametist; üst benliğimizin insan kişiliğimizle bütünleşmesi. Yani, kaba titreşimlerden başlayıp yukarı doğru daha ince ve daha gizli titreşimlerle gider bu mekanizma.
";Ben"; olmadan hizmet, ";ben"; demeden konuşabilmek ne kadar zor. Önünüzdeki hafta hiç “ben” demeden cümleler kurmayı deneyin. Ben denedim çok zor oluyor, bakın yine ben dedim. Gelelim kuarsa; bütün bu taşların anası babası. Zaten “kristallos” eski Yunancada donmuş ışık demek. Ametist, sitrin, bunların hepsi farklı ısılarda farklı basınçlarda gene kuars ailesinden gelen taşlar.

Kuars, negatif özellikleri, etraftaki negatif enerjiyi toplamasıyla bilinen bir taş, beyin fonksiyonlarını uyaran bir taş. Benim önerim, çalışma odalarınızda bir kuars ve bir ametisti beraber bulundurmak. Yani şöyle şu parçalar, belki biraz daha küçük olabilir; çünkü ikisinin birbirini arındırması da mümkün, ayrıca arındırma işlemi yapmazsınız. Hatta yakında bir proje var, Princeston Üniversitesi yürütüyor; cep telefonlarının elektromanyetik enerjisinden korunmak için, yüzde 85’i kuars olan İznik çinilerinden minik plakalar koymayı düşünüyorlar.
Taşlar dünyasının çiçekleri...

O kadar güzel ki, şu doğanın heykeltraşlığına bakın. Pembe kuars da yine kalp bölgenizle ilgili ve bizim kendimizle barışmamızı sağlayan bir taş.
Yurt dışında taşlarla ilgili çok sofistike aletler de yapmışlar. Belli dalga boylarında ışığı, gerçek yakutların, gerçek elmasların, gerçek zümrütlerin arkasından vererek, kimisinin gördüğünüz gibi soğutucu, kimisinin ısıtıcı, kimisinin antiseptik özelliklerini kullanıyorlar. Meselâ yakut, sıcak ve ısıtıcı, kurutucu; zümrüt soğuk ve birleştirici. Mesela ne diyeceğiz o zaman? Tansiyonu olana yakutu önerecek miyiz? Önermeyeceğiz, zümrüdü önereceğiz.


Bu bir enerji terapisi sırasında telian fotoğrafıyla çekilmiş, şifacının enerji hareketini gösteriyor. Bu bir lahana yaprağı. Bu lahana yaprağının ortasında bakın bir delik var, lahana yaprağı onu demarke etmiş, sınırlamış bütün hepsi çürümesin diye. İşte aynı şekilde kanserde ve kronik hastalıklarda, siz de içsel şifa gücünüzü kullanırsanız hastalığınızı sınırlayabilirsiniz. Lahana yaprağı kadar olamaz mıyız?.. Oluruz.
Bu da gene elektron mikroskobuyla çekilmiş sıvı kristalize insan DNA’sı. Bakın taşlar, DNA’mız, o renkler hepsi birbirine ne kadar yakın değil mi?


Nazım Hikmet diyor ki;
Paydos, diyecek bize bir gün tabiat anamız,
Gülmek, ağlamak bitti çocuğum,
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak,
Görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat.
Meditasyon yapıyor muyuz?
Rahat olalım,
Maestro, müzik...
Bu ışıkları kapatabilir miyiz? Güzel.
Kök çarkımızla başlıyoruz.


Rahat nefes alıp veriyoruz. Gökkuşağı meditasyonu yapıyoruz. Yağmurdan sonra pırıl pırıl güneş açmış, gökyüzünde güzel bir gökkuşağı var, siz harika bir ormanın kenarında oturuyorsunuz. İlk önce bu güçlü kırmızı rengin kasık bölgenizden bedeninize girdiğini, sizi güçlendirdiğini, rahminizi, mesanenizi, erkekseniz er bezlerinizi, hepsini bu kırmızı güçlü enerjinin yıkadığını hissedin.
Göbek bölgemize geldik. Ellerinizi arzu ederseniz göbeklerinize koyabilirsiniz. Hepimizin içinde o şifa gücü var. Bu güzel portakal rengi, oranj rengin bedeninize önden arkaya girdiğini, bağırsaklarınızı, böbreklerinizi, böbrek üstü bezlerinizi şifasıyla yıkadığını hissedin.


Mide bölgemize geldik. Parlak sarı, güneş ışığı renginde güçlü bir ışık midemizi, karaciğerimizi, safra kesemizi, pankreasımızı, dalağımızı, hepsini enerjisiyle dolduruyor. Yediklerimizden daha güzel yararlanıyoruz, daha güzel özümsüyoruz.
Lütfen, özellikle sağ ellerinizi kalbinize koyun. Kalbinize yeşilli pembeli güçlü ışıkların göğüs kafesinizden girdiğini hissedin. Şu anda yalnız değilsiniz, bu boyutta olmayan sevdikleriniz de sizinle. Onlarla düşünce anlamında beraber olabilirsiniz. Kalbiniz her pompalayışında bu güzel enerjiyi en uç hücrelerinize kadar pompalasın; güçlü bir şekilde dolaşım sistemi ritmik bir şekilde çalışsın.


Ellerimiz boğazımızda. Boğazımızdan giren bu mavi renkte ışık kendimizi ifade etmemizi kolaylaştırıyor. Söylemek istediklerimiz karşımızdakini kırmayacak kelimelerle ağzımızdan dökülüyor, iletişimle ilgili problem yaşamıyoruz.


İki kaşımızın arasından güçlü lacivert bir ışık burgu gibi kafatasımızın içine giriyor ve dağılıyor. Beyin kıvrımlarımızın arasında, kafa çiklerimizin arasında, gözlerimizin arkasında dolaşıyor. O kadar çok kapaklarını kapattığınız çöp kutularınız var ki, onları lütfen boşaltın. Düşünmeniz gerekenleri düşünün, kafanızdan atın. Uykuyla ilgili bir problem yaşamayın, konsantrasyonunuz eskisinden çok daha iyi olsun.
Başımızın üstünde güzel mor renkli bir ışığın tepeden aşağıya, ayak parmak uçlarımıza kadar bütün bedenimizi sararak indiğini hissedelim. Bu mor renkli ışık bizim koruyucu enerji bedenimiz olsun ve kendimizi Tanrıya daha yakın, yaşamımızı daha anlamlı hissedelim.
Rahat nefes alıp verelim, rahat, rahat rahat.
 

 

Şifalı Taşlar,

Bitkiler, hayvanlar ve insanlar seçme şansına sahiptir. 'Oysa' taşlar tamamen kendi bulundukları ortamda sunulana bağımlıdır; içinde bulunduğu ortam ne verirse öyle olur. 'Şifa etkisini anlayabilmek için yatağına bakmak gerekir. Bir taşın oluşum yolu, bize yaptığı etkiyi ve içimizde neden olduğu geliş' niteleri yansıtır.


TAŞLAR dıştan içe doğru büyürler. "Tohum" denen bir çekirdek yapı, taşın etrafında atom üstü ne atom, yapıtaşı üstüne yapıtaşı, tabaka tabaka belli bir geometrik kural ve düzenlilik içinde birikerek oluşurlar. Böylece mineral, zamanla bu tür kendine özgü büyümesini tamamlar.

Bu büyümenin süresi, saniyenin kesirlerinden yüzyıllara kadar uzayan bir zaman biçimini kapsayabilir ve oluşan mineralin büyüklüğü, bir toz tanesinden kocaman bir kayaya kadar değişebilir. Biçimi ve görünümü ile bulunma koşulları ideal ve karakteristik, ya da çarpıtılmış ve bütünüyle atipik olabilir. Bunların tümü de sonuç olarak çevreden kaynaklanmaktadır.

Bir taş oluşumunda, bütünüyle çevresine bağlıdır.

Bitkiler, hayvanlar ve insanların beslenmede, kendi büyümelerini sağlayacak gıdaları almada bir seçim yapma imkanları varken, taşlar bütünüyle kendi çevrelerinde, içinde bulundukları ortamda kendilerine sunulana bağlıdırlar. Bitkiler köklerinin civarında belli maddeleri alma ve bazılarını dışarıda bırakma, hatta diğer bazı tipleri de dışarı atma imkanına sahiptir. Demek ki gelişebilmek için her ne kadar toprakta bulunanlara bağımlıysalar da, bir ayrım ve seçim yapma imkanları vardır. İnsanın ise bundan başka, tadı tuzu olmayan maddeleri pişirme ve işleme yoluyla bir de gıdaları değiştirme ve dönüştürme imkanları vardır.

 

Yazılar Bilgi Amaçlıdır. İlaç Yerine Tedavi Amaçlı Kullanılmaz. Doktorunuza Başvurunuz.

Alternatif Tıp Ürünleri İnternet Satış
Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.

Sipariş Ve Kısa Mesaj Yazmak İçin Tıkla


Kapıda ödeme kolaylığı.

      0 542 252 70 62
     0 532 402 77 44

     0 464 217 18 81
     0 464 214 55 33

   birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)

 





 

Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da  denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt Belgemiz Vardır.


 

BİRTAT  – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde 


                                            Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine kullanılamaz.