Ana Sayfa              İletişim               Hakkımızda         Sipariş - Kargo

   Bitki Sabunları
Merhaba, Bitki Sabunları Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu Dükkanımızın Sitesidir.
Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi Hissediniz.




Bitkisel Saf Zeytinyağlı Sabunlar
Hem Organik, Hem Natürel, Hem de Saf


Faturalı, İzinli, Ruhsatlı Onaylı Doğal Bitkisel Sabun Çeşitlerimizden İstediğine Tıkla

Saf Zeytinyağı Sabun
Yosunlu Sabun - Yosun Özlü Sabun
Polenli Sabun
Lavantalı Sabun
Kükürtlü Sabun

Kokusuz Sabun
Killi Sabun
Kefirli Sabun
Kayısılı Sabun
Isırganlı Sabun
Himalaya Tuzu Sabunu
İnci Tozlu Sabun
Defneli Sabun
Çay Ağacı Sabunu
Bittim Sabunu
Bitki Sabunları
Bergamut Sabunu
Banyo Kokulu Sabun - Hamam Kokulu Sabun
Argan Sabunu
Ardıç Katranlı Sabun
Aloe Vera Sabunu


Acı Bademli Sabun
Akne Sabunu
Arısütlü Sabun
Ballı Sabun
Banyo Kokulu Sabun
Basen Sabunu
Biberiyeli Sabun
Çay Ağaçlı Sabun
Cilt Temizleme Sabunu
Çörekotlu Sabun
Defne & Isırganlı Sabun
Egza Sabunu - Egza's Sabun
Gardunya Sabun
Güllü Sabun
Hacılar İçin Sabun
Hamam Kokulu Sabun
Haşhaş Sabunu
Hindistancevizli Sabun
Kahveli Sabun
Kantaron Sabunu
Koza Sabun
Keçisütlü Sabun
Kekik Sabunu
Limon Sabunu
Mavi Anemone Sabunu
Okaliptüslü Sabun
Orkide Sabunu
Papatya Sabunu
Propolisli Sabun
Safran Sabunu
Salyangoz Özlü Sabun
Sarımsaklı Sabun
Selülit Masaj Sabunu
Soft Sabunları
Üzüm Çekirdek Özlü Sabun
Yasemin Sabunu
Yeşilçay Sabunu
Yılan Yağlı Sabun
Zeytin Yaprağı Extratı Sabun

Doğal Sıvı Sabun
Zeytinyağlı Sıvı Sabun - Doğal Sıvı Sabun
 


Doğal Bitkisel Sabun Ürünleri Hakkında İletişim

 



 

  0 542 252 70 62
  0 532 402 77 44

0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
     birtat@birtat.com.tr

0 532 790 41 90  Şikayetleriniz
0 532 402 77 66  Yurt Dışı Kargo Yetkilisi
0 535 433 27 62 Yurt İçi Kargo Yetkilisi


 

Bitkisel Saf Zeytinyağlı Sabun Markaları
Olivos Yağ Sanayi
Zeyteen - Korkut Sabun Sanayi
Blue Ocean Sabunları
Kuvvet Marka, Akıllıoğulları


Olivos Sabun Çeşitleri - Süper Lüks
Saf Zeytinyağlı, 150 gram
Lavantalı, 150 gram
Kayısılı, 150 gram
Aloe Veralı, 150 gram

Korkut Sabunları - Süper Lüks
Polenli, 4 adet 100 gramlık asetat kutudal
Saf Zeytinyağlı, 200 gram
Bıttım Saç Sabunu, 125 gram

 

Blue Ocean - Süper Lüks Sabunlar
Argan Yağlı Sabun, 100 gram
Ardıç Özlü 100 gram
Killi Sabun 100 gram
Kefirli Sabun, 100 gram
Kükürtlü Sabun, 100 gram
Kayısılı Sabun, 100 gram
Isırganlı Sabun, 100 gram

Diğer Sabun Firmalarımız
Softem Sabunları
Otacı Sabunları
Kuvvet Sabun
Korkut Sabun
Olivos Sabun
Karden Sabun
Soft Sabun
Blue Ocean
Zeyteen Sabun
Akıllıoğulları Sabun
Aksuvital Sabun
Furkan Sabun

 

 

 

 

 

 

Bitkisel Sabun Çeşitleri


Açık Ev sabunu

Adaçayı Sabunu 

Ardıç Yağlı Sabun

Arı Sütlü Sabun 

Bıttım Özlü Sabun

Biberiye Özlü Sabun

Capila Sabun

Çitlembik Özlü Sabun

Defneli Sabun

Fesleğenli Sabun 

Gliserinli Sabun 

Haşhaşlı Sabun 

Havuç Özlü Sabun

Hindistan Cevizi Özlü Sabun 

Ihlamurlu Sabun

İğde Özlü Sabun 

İnci Tozlu Sabun 


Isırgan özlü Sabun 

Kahveli Sabun 

Kakaolu Sabun 

Kantaron Özlü Sabun 

Karanfil Özlü Sabun 

Kayısılı Sabun - Organik natürel

Kayısı Yağlı Sabun

Kayısı Çekirdekli Sabun

Kekik Özlü Sabun

Kil Özlü Sabun

Kivi Özlü Sabun 

Koza Kükürtlü Sabun

Kükürtlü Sabun 

Lavanta Özlü Sabun - Organik 6, natürel

Leylak Özlü Sabun

Limon Özlü Sabun 

Melisa Özlü Sabun 

Menekşe Özlü Sabun 

Menengiç Özlü Sabun 

Moos Sabun

Naneli Sabun

Nergis Özlü Sabun

Okaliptüs Özlü Sabun 

Papatya Özlü Sabun 

Portakal Özlü Sabun 

Prina Sabun

Salatalık Özlü Sabun 

Sebamet Sabun

Siyah Zeytinyağlı Sabun  - Soğuk pres

Soğuk Baskı Sabunlar 

Tarçın Özlü Sabun 

Üzüm Çekirdekli Sabun 

Vanilyalı Sabun 

Yeşil Çaylı Sabun 

Yeşil Zeytinyağlı Sabun 

Yosun Özlü Sabun 

Zambak Özlü Sabun

Zencefil Özlü Sabun

Zeytinyağlı Sabun - Organik




İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle
Satış Yeri Kayıt Belgemiz Vardır.

BİRTAT  – 1959’DAN BERİ.
Doğallıkta yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde 

 

Bitkisel Sabun Özellikleri
Sabun Tarihi
     Eski bir Roma masalına göre sabunu ilk kadınlar keşfetti..

Hayvan-ların kurban edildiği Sapo Dağı’nın kıyısında bulunan Tiber Nehri’nde çamaşır yıkayan kadınlar, bir gün çamaşırlarını fazla çaba sarf etmeden kolayca temizlediklerini fark ederler. Daha sonra buna hayvanların kurban edildiği zamanlarda nehre yağmurla birlikte karışan hayvan yağ ve küllerinin sebep olduğunu görürler.Nehrin sularına karışan yağ killi çamur ve küller köpüklü bir karışım oluşturduklarından, sabunun ilk keşfi bu mite dayanır.
Efsaneler bununla sınırlı kalmıyor.
Britanya Adaları’nın eski sakinlerinden Keltler’in hayvansal yağlar ve bitki küllerinden ürettikleri maddeye “saipo” adını verdiklerini biliyoruz. Bu sözcük daha sonra “soap ” olarak değişti.
Sabun tarihi;
İlk sabunun Romalılar tarafından bulunduğuna dair efsanenin aksine, ilk sabun türü M.Ö. 3000 yıllarında kullanılmaya başlanmış ve sabun tarifleri M.Ö. 2500 yılına ait Sümer Yazıtlarında ortaya çıkmıştır.
Bu tariflerde; su içine katılan odun külünün kaynatılması ve bu sırada içine yağ karıştırılarak

yavaş yavaş eritilmesi ile bir tür sabun elde edildiği anlatılmaktadır. Ancak elde ettikleri maddenin sabun olarak tanımlanması veya bilinmesi ancak Romalılar döneminde mümkün olmuştur.

Bu da, M.Ö. 1000 yıllarına karşılık gelmektedir. Pompei’nin kalıntıları arasında bulunan bir sabun imalathanesi ve kalıp sabunlar, sabunun Romalılara atfedilmesinin en büyük sebeplerinden biridir.

Burada, tabii ki banyo kültürünün Romalılarda başlamış olması ve ilk Roma hamamının M.Ö. 312yılında inşa edilmesi de diğer etkenlerden birkaçı.

Ancak sabunun kişisel temizlik için kullanımına M.S. 200 yıllarından itibaren rastlanmaktadır.

Sabun, sabun olmadan önce, süt, kum, bazıyağlar ve çeşitli bitki yaprakları temizlik amacıyla kullanılmaktaydı.

Hipokrat gibi döneminin önemli fizikçilerden biri olarak gösterilen Galen (M.S.130-200)
sabunu ilk olarak temizlik ve tedavi maksatlarıyla kullanım aracı olarak tanımladı.

Sabun, Roma İmparatorluğu döneminde Avrupa da şeytan işi olarak nitelendirilip insan hayatından çıkartılmış;sonra da hastalıkların, salgınların önüne geçememiş.

Sabunun tekrar kullanımı 8. yüzyılda İtalya ve İspanya ardından 13. yüzyılda Fransa ve sonrasında İngiltere’de ortaya çıkıyor.

Türkler 11. yüzyıla kadar sabun yerine sulardaki soda, çöven, saparma, süt kökü, kaşık otu, herdemtaze, tavşankulağı, hintkestanesi ve kül gibi maddeleri kullanmış M.S. 1500 yıllarına gelindiğinde Avrupa’da pek çok yerde sabun üretilmekteydi.

Ancak üretilen bu sabunların içindeki maddeler yöresel farklılıklar göstermekteydi.Örneğin güney Avrupa’da bitkisel yağlar kuzey Avrupa’daise hayvansal yağlar kullanılmaktaydı

Koloni dönemi Amerika’sında sabunun ana maddesi olan Sodyum Hidroksit muadili maddeler, dibinde delikleri olan bir fıçı içinde odun külü ve suyun karıştırılması ile elde ediliyordu.

Sabun için gerekli yağ ise çiftlik hayvanlarından elde ediliyordu.İlk dönemlerde  elde edilen sabun, vücut temizliği için kullanımından ziyade, çok sert olması nedeniyle daha çok çamaşır temizliği maksadıyla kullanılmıştır.

Sabunun banyo için kullanımı ve üretimi Avrupa’da 18. Yüzyıl, Amerika’da ise 19.Yüzyılda ortaya çıkmıştır

Sabunun yaygın olarak kullanılmaya başlanması ile, önce odun külü ihtiyacı sonucunda
ağaç kıyımı da tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Bu dönemde yapılan araştırmalar 1790 yılında sonuç verdi ve Fransız bilim adamı Nicholas Leblanc’ın yeni buluşu ile tuz, alkaliye çevrilerek odun külünün yerini aldı. 1791 yılında Alkali patenti Nicholas Leblanc tarafından alındı. 19.Yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu metod ucuz ve kolay bir yol olmakla birlikte, ortaya çıkan bazı zararlı kimyasallar çevre kirliliğine neden oluyordu.

Daha iyi bir sabun formülü 1811 yılında Augustin Jean Fresenel tarafından
bulundu. 1900′lu yıllara kadar yayılan Fresenel metodu günümüzde de kısmen kullanılmaktadır.

Bu yıllardan itibaren sabun kişisel hijyenin vazgeçilmez unsuru olarak kabul gördü ve yayıldı.

Şaşırtıcı olmakla birlikte, günümüzde mevcut büyük sabun üreticilerinin pek çoğu 1800′lü yılları sonunda ortaya çıkan metotlara bağlı üretim gerçekleştirmektedir. Piyasada mevcut pek çok sabun türünde hayvansal yağlar kullanılmaktadır.Üzerinde bitkisel olarak belirtilmediği sürece,tüm sabunların hayvansal yağlardan yapıldığı düşünülebilir.Kimya alanındaki gelişmeler ve fabrikasyon sürecinde sabunun imaline yönelik olarak çok yol alınmış olmasına rağmen temelde sabun tarifi pek fazla değişiklik göstermemiştir.

KAYNAK : TÜRKİYE İHRACATCILAR MECLİS YAYIN ORGANI TUKISHTIME

 

 

Sabunun icadı

Her zaman temizliği ve saflığı hatırlatan sabun, günlük yaşantımızın önemli bir parçası Geçmişi M.Ö. altı binlere kadar uzanan sabun kullanımı, zamanla günlük yaşantımızın önemli bir parçası haline geldi, vazgeçilmez oldu. Fenikeliler sabunu bulana kadar, kül ve kil geleneksel temizlik aracı olarak kullanıyordu. M.Ö. 600′de bulunan ve kullanımı ortaçağda genişleyen sabun, tarih içinde kimi zaman değerli bir değiş tokuş aracı olarak kimi zamansa ilaç olarak kullanıldı. Geçmişte Fenikeliler ile Galyalılar arasında önemli bir takas aracı olan sabun, Roma döneminde, kadınların en gözde temizlik aracı haline geldi.

Sabun niteliği taşıyan Maddelerle ilgili ilk yazılı belge ise, Mezopotamya’da M.Ö. III. bin yıldan kalma kil tabletleri Bu tabletlerde, potasyum ve yağla karıştırılarak elde edilen bir maddeden söz ediliyor.

Eski zamanlardan kalma bir Roma masalına göre, sabunu ilk defa kadınlar keşfetmiş. Hayvanların kurban edildiği Sapo Dağı’nın kıyısında bulunan Tiber Nehri’nde çamaşırlarını yıkayan kadınlar, çamaşırlarını eskiye oranla daha az çaba sarf ederek temizledikleri fark ettiler. Çünkü, hayvanların kurban edildiği Sapo Dağı’ndan Tiber Nehri’ne, yağmurla birlikte hayvan yağları ve odun külleri karışıyordu.

Bu karışım ise, bayanların çamaşır günü için hoş bir hediye oluyordu. İngiltere’nin eski halklarından Keltler de, hayvansal yağlar ve bitki küllerinden ürettikleri sabuna “Saipo” adını verdi, bu sözcük daha sonra “Soap” olarak değişti. M.Ö. 1500′e ait Ebers Papirüsinde, kişisel temizliklerine düşkün olan Mısırlılar’ın, hayvan ve sebze yağları ile alkalinli tuzdan elde edilen sabunsu bir maddeyle yıkandıkları belirtiliyor.

Yunanlılar’a bakacak olursak, onlar da en az Mısırlılar kadar temizliğe önem veriyorlardı. Sabun kullanmayan Yunanlılar, vücutlarını yağ ve killerle sıvadıktan sonra, kum ya da sünger taşı parçalarıyla fırçalıyor ve “strigil” denen kavisli metal bir aletle vücutlarında oluşan tabakayı kazıyorlardı. Bunu suya girerek yıkanma ve zeytinyağı ile yağlanma izliyordu.

Kişisel temizliği oldukça önemseyen Roma ulusunda ise, banyo kültürü oldukça yaygındı. Hamamlara aşırı düşkün olan Romalılar’da banyo yapmak en temel sosyal görevdi. M.Ö 25 yılında yüzlerce hamamın bulunduğu Roma’da banyonun altın çağı başladı. Roma’da yaşanan zengin banyo kültürünü, Erken Hıristiyan Kilisesi dini açıdan uygunsuz olduğu gerekçesiyle çok çabuk saf dışı bıraktı.

Fakat M.S. 476′da Batı Roma’nın yıkılmasıyla birlikte Avrupa’da, hamam alışkanlığı tarihe karıştı. Kişisel temizlikte gözlenen bu gerileme ve Sağlıksız yaşam koşulları, Ortaçağ Avrupasında büyük sorunlara neden oldu. Temizlik, artık halk kültürünün bir parçası değildi. Yaklaşık 17. yy’a kadar yaşanan bu karanlık dönemde ihmal edilen kişisel temizlik aynı zamanda 14. yy’da büyük veba salgınını doğurdu. Eski Romalıların sabun yapımıyla ilgili bilgilerinin Avrupa’ya yayılmasıyla önemli sabun yapım merkezleri ortaya çıktı.

Sabun yapımcılığı 7. yy’da Avrupa’da meslek haline geldi. Sebze ve hayvan yağlarına bitki külleri ve güzel kokular katan sabun yapımcıları kendi ticaret ağlarını kurdular. Güzel kokuların da katılmasıyla artan sabun çeşitleri çamaşır yıkamada ve banyo yapmak için kullanıldı.

Sabuna talep arttıkça üretimi de arttı ve sabuncular bir esnaf grubu oluşturdu. 10. Yüzyılda Bizans’ta esnaf loncaları içinde sabuncu esnafı grubu da vardı. Türkler yaklaşık olarak 11. yy’a kadar sabun yerine sulardaki soda, çöven, saparma, sabun otu, süt kökü, kaşık otu, kılaya kavuğu, acı ağaç, herdemtaze, tavşankulağı, hintkestanesi gibi saponinli maddeleri ve kül kullandı. Belgelere göre bugünkü sabunun ilkel şekli ilk çağlarda Araplar tarafından yapıldı. Sabunculuk, ortaçağda İslam ülkelerinde gelişmiş bir imalat koluydu. Osmanlı’nda sabun esnafı tertip edilen törenlerde esnaf alaylarında yer alıyordu. Osmanlılarda sabun imali ve tüketiminin oldukça yaygın olduğuna arşiv vesikalarında rastlıyoruz.

Sabun üretiminin 12. yy’da başlandığı İngiltere’de ise, 1622 yılında I. King James, sabun üretim tekelini yılda 100 bin dolar karşılığında bir sabun yapımcısına verdi. Fakat, sabun lüks sayılıp yüzde yüz vergiye tabi tutulduğundan halkın banyo yapması imkansızdı. Temizlik ve su sistemleri Roma ve Girit’teki sistemlerle yarış edecek düzeye gelmiş olmasına rağmen, ülkede temizliğe karşı genel bir isteksizlik hakimdi.

Dickens dönemi, korkunç bir pislik içinde geçti. Hastalıklar iyiden iyiye yayılıyordu. 1842′de, İngiltere Fakir Yasası Komisyonu sekreteri olan Edwin Chadwick’in çabaları sonucunda, Parlamento, 1846′da “Halk Hamamlarını ve Yıkanma Evleri Hareketi”ni onayladı ve Gladstone, 1853′te sabun vergisini kaldırdı. 1860′ta Londra’da sayısı 10 olan halka açık yıkanma evleri, bir milyondan fazla sayıya yükseltildi. Bu hareket Amerika’ya da yayıldı. Amerikan Tıp Topluluğu Dergisi’nin 1892 Ekim sayısında; korunma tedaviden daha olduğu takdirde, halka açık büyük bir hamam kurmanın, hastane inşa etmekten daha ucuza mal olacağını yazmaktaydı.

Gerçek anlamda bilimsel sabun yapımı ise, 18. yy’da da Michel Eugene Chevreul’un katkılarıyla, önceden belirlenen kesin amaçların elde edilmesini sağlayan kimyasal formüllerin ortaya konmasıyla başlıyor. Buhar makinesi gibi buluşların gerçekleşmesiyle de, sabun yapımı gerçek bir sanayiye dönüşüyor. Sabunun sert sularda eritildiği zaman yeterince köpürmemesinin yol açtığı sakıncayı giderme çalışmaları, 1930′lu yıllarda ABD’de ilk deterjanların ortaya çıkmasını sağlıyor ve o tarihten bu yana deterjan yapımı da önemli bir sanayi dalına dönüşüyor.

Osmanlı İmparatorluğu sabun üretimi açısından çok zengindi. Trablus sabunu, çiçek sabunu, misk sabunu, Hünkari sabun, beyaz ve siyah paşa sabunu, alaca sabun, kara sabun, kokulu sabun, Kandiye sabunu Girit Sabunu, Arap sabunu, leke sabunu ve fes sabunu… Bunlar imparatorlukta üretilen sabun türlerinin sadece birkaçı… Osmanlılarda sabunla ilgili ilk düzenlemeler Fatih Sultan Mehmet, İkinci Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devri kanunnamelerinde görülür.

Fatih dönemine ait Foça sabunhanesi ile ilgili düzenlemede ve Yavuz devrine ait Trablus Sancağı kanunnamesinde sabun konusunda hukuki düzenlemeler bulunur. Sonraki dönemlerde sabunun üretimi, kalitesi, fiyatı, kontrolü, ticareti ve sabuncu esnafı konularında oldukça fazla vesika ve düzenleme bulunması dikkat çekiyor. Sabun temel olarak, zeytinyağı, prina yağı, ay çiçek yağı, yerfıstığı yağı, palmiye özü yağı, iç yağı gibi maddelerden elde edilen yağ asitleri ile sodyum tuzlarının tepkimesinden oluşuyor. Sabun üretimi, yıkama, pişirme, sıvılaştırma ve sabunlaşma olmak üzere dört evreden meydana geliyor. Yoğurma sırasında parfümler katılarak kokulu sabunlar elde ediliyor.

Kozmetik sanayinin gelişmesiyle sadece temizlik maddesi olmaktan çıkıp, özel formüller ve kokularla farklı özellikler kazanan sabun, gençlik, güzellik ve pürüzsüz bir cildin en doğal kaynağı haline geldi.

Sabun üretimi
Çok çeşitli yöntemler bulunan sabun yapımında, en basit yöntem, soğukta yapımdır. Sodyum ya da potasyum hidroaksit çözeltilerinin gerektiği, “yağ içinde su” tipinde bir emülsiyonun hazırlanmasına dayanır. Sıvı yağ birleşenleri ve dirişik alkali çözeltisinin karışımına dayanan bu yöntem, basit olduğu için küçük tesislerde uygulanır; ürünün iyi kullanılmasını engelleyen sabunlaşmış bölümlerin, sabun kütlesi içinde kalmaları gibi önemli bir sakıncası vardır. “Marsilya”tipi diye adlandırılan klasik yöntemde, sırasıyla hamurlaştırma, tuzlama, pişirme ve arıtma işlemleri uygulanır. Sabun hamuru daha sonra soğumaya bırakılır. 35-40
kg. paralel yüzler haline getirilir ve kalıplar halinde kesilir.

Bugün sabunlar, ısıtıcı çift çeperli bir besleme haznesi içinde tutulur ve hücreli pres filtrelere benzeyen bir soğutma presine sürülür. Sürekli çalışan daha modern cihazlar sabunu hem soğutur hem de suyunu alır; böylece toz sabun elde edilir. Geleneksel usullerin yerini alan diğer usuller de vardır. Bunlardan birinde hammaddelerin hidrolizden çıkan ve düşük basınç altında damıtılarak saflaştırılan yağ asitleri kullanılır; bu asitler, alkali oksitler, alkali karbonatlar veya organik bazlarda nötürleştirilir. Bu şekilde elde edilen ürünler genellikle tuvalet sabunu yapımından kullanılır. Gerçek sürekli sabun yapımı 1934′e doğru ortaya atıldı. “Clayton” metodunda yüksek sıcaklık uygulanır ve sonra yeniden hidratlanan susuz bir sabun elde edilir.

Gunther Jacobs’un “JPC” yönteminde, yağları eritmek ve sodyum hidroksitle emülsiyon oluşturmak için etkisiz bir eritici kullanılır; elde edilen kütle, Atmosfer basıncından daha düşük bir basınç altında, cm’ye 7 g’lık bir gerilimin etkisinde bırakılarak, eriticinin ve glikolin buharlaştırılması sağlanır. “Du pont de Nemours” yönteminde, Marsilya yöntemiyle aynı ilkeler uygulanır ve üretimin her aşamasında merkez kaç işlemi yapılır. “Yağ içinde su” tipinde bir emülsiyonun kullanıldığı “Monsavon” yöntemi, arı sabunda % 61 yağ asidi ve % 0.2 sodyum hidroksit fazlası olacak biçimde, düşük sıcaklıkta deriştirme alkali çözeltisiyle yapılır; sıcak bir çepere temas ederek başlayan tepkime egzotermik olduğu için kendi kendine sürer.

Sabun, kule içinde, derişikliği sınır hidroksit çözeltisine eşit olan derişik hidroksit çözeltisiyle yıkanır ve arıtma, bir miktar düz sabunun erilitildiği ve esmer bölümlerin elde edildiği hafifçe alkali bir su katılarak yapılır. Fazlar (yüzde 75 sabun, yüzde 25 esmer faz), çift zarflı kaplarda 12- 24 saat dinlendirilerek ayrılır. Esmer faz böylece, arı sabundan ve sınır hidroksit çözeltisinden, belirli bir miktar sodyum klörür katılarak ayrılır.

Tedavide sabun
Önceleri tıpta ‘hariçten tedavi edici’ olarak ele alınan sabun, zamanla vücut temizliği için kullanılmaya başlandı. Geçmişten günümüze sabun, bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışında dezenfekte olarak kullanılıyor. Kişisel temizliklerine düşkün olan Mısırlılar, deri hastalıklarından korunmak için, hayvan ve sebze yağları ile alkalinli tuzdan elde edilmiş sabunsu bir maddeyle yıkanıyorlardı. Bu şekilde hem kişisel temizliklerini yerine getiriyor hem de yaralarını tedavi ediyorlardı. M.S. II. yüzyılda yaşamış eski Yunan hekimi Galenos Klaudios, sabunun deri hastalıkları temizliğinde etkili olduğunu belirtiyor, hastalarına sabunu tavsiye ediyordu. Temizliğin öncüsü Musa ise, dini hükümler kadar temizlik kriterlerini de öne sürüyor ve dini arınmışlığın ifadesi olarak İsraillileri elbiselerini temiz tutmaya çağırıyordu. Musa, zarar verici boyutlara ulaşarak kavmini tehdit eden pisliğin farkına varmıştı. Ona göre temizliğin noksanlığı “öldürücü”ydü, hastalık demekti.

O zamanlarda cüzam ve pislik eş anlamlı sayılıyordu. Günümüzde de tedavide çeşitli sabunlar kullanılıyor: Bademyağı sabunu: Bademyağı ile sodyum hidroksitten elde edilir ve çeşitli ilaçlarda sıvağ olarak kullanılır. Donyağı sabunu; hayvani yağlarla sodyum hidroksitten elde edilir; alkollü çözeltisi, opedeldok balsamının temel maddesini meydana getiren bir jeldir. Arap sabunu; potas sabunu veya yumuşak sabun, bazen uyuz tedavisinde kullanılır. Potaslı
Hindistan cevizi yağı sabunu; suda uygun bir şekilde çözündürülüp sterilize edilerek cerrahi sabun denen sabunu meydana getirir. (ameliyattan önce ellerin ve eldivenlerin yıkanması için kullanılır). Çeşitli ilaçlar (kükürt, ihtiyol, katran, çeşitli antiseptikler) katılmış katı sabunlar tıbbi sabunları meydana getirir ve dermatozlarda kullanılır.

Osmanlı’da sabun
Sabun, Osmanlı Devleti’nde ’sabunhane’ denilen ve şahıslara ait olan imalathanelerde geleneksel yöntemlerle üretiliyordu. Sabunun hammaddesi zeytinyağı ve içyağıydı. Ekonomik değeri olan ve tercih edilen sabunlar zeytinyağından imal edilenlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda sabun üretimi yapılan yerlerin başında zeytin yağının bol olduğu yerler olan Batı Anadolu ve Adalar, Şam, Halep ve Namlus geliyordu. O dönemde en fazla sabun üreten merkezler ise Midilli ve Girit Adaları, Ayvalık, Edremit, Kemer Edremit, İzmir, Kızılcatuzla, Yunda Acası ve Urla’ydı. Buralarda imal edilen sabunun büyük bir bölümü, saray, ordu ve İstanbul halkının ihtiyacını karşılamak üzere ‘Dersaadet tahsisatı’ olarak ayrılırdı.

Osmanlı Devleti’nde en kaliteli ve en çok aranan sabunlar Girit Adası, özellikle de Kandiye’de yapılanlardı. Kandiye sabunları temizlik ve iyi pişmiş olmaları ile nam salmıştı. Bu özelliklerinden dolayı Midilli ve Edremit sabunlarının üzerine ‘Girit Sabunu’ damgası vurularak taklit edilmiş ve bu durum Giritli sabuncuların şikayetine sebep oldu. Hanya, Kandiye, Resmo başta olmak üzere Girit’te elde edilen zeytinyağının önemli miktarı sabun üretiminde kullanılmaktaydı. 18. yüzyılın ilk yıllarında Girit’te sabunhane sayısı birkaç tane iken, yüzyıl ortalarına doğru on misliden fazla arttı ve adadaki sabunhanelerin adedi daha sonra 45′e ulaştı. Lübnan’daki Trablusşam kenti ve çevresi de zeytinyağının bolca bulunduğu ve sabun üretiminin de o nispette fazla olduğu bir bölgeydi.

Özellikle Nablus, Kudüs, Rakka ve Şam sabunculuğunun çok geliştiği ve sabun ihraç eden şehirlerdi. Buralarda sabunun geçmişi 14. yüzyılın ortalarına kadar gidiyordu. Anadolu’nun ve Mısır’ın sabun ihtiyacı da büyük ölçüde bu bölgelerden karşılanmaktaydı. Sabunu çok meşhur olan ve sabun ihraç eden Halep’te 19. yüzyıl sonlarında 12 sabunhane mevcuttu. Halep ve civarında imal edilen sabunlar yerel ihtiyacı karşılamaları dışında, Avrupalı ticaret şirketleri ve büyük tüccarlar tarafından Suriye dışına ihraç ediliyordu. Edirne ve Kudüs’te imal edilen ‘misk sabunu’ ise Osmanlı sarayına, sultanlara ve devlet ricaline sunulan değerli hediyeler arasındaydı.


Meyve sabunları

Parfüm kokulu sabunların yeni yeni hayatımıza girdiği düşünüldüğünde, meyve kokulu sabunların bundan en az üç yüz yıl önce ülkemizde kullanılmaya başlanması sabunlara tarihi bir işlev de yüklüyor. Görenlerin plastik meyvelere benzettiği, ancak bilenlerin fark edebileceği meyve sabunları, tarihte hem temizlik hem de süs eşyası olarak kullanılırdı. Elma, armut, üzüm, şeftali, kiraz, muz, kavun, çilek, kayısı, limon şeklinde üretilen ve her birine has kokusuyla dikkat çeken meyve sabunları, 19. Yüzyılda Edirne’nin en önemli ticaret maddesiydi. Bitki ve otlardan elde edilen yağların burun, ciğer doğrudan ve deri tarafından vücuda alındığını kabul edersek bu sabunların süs olmaktan çıkıp, doğal ilaç işlevi üstlendiğini de görürüz. Meyve esanslı sabunlar, bugünkü limon, şeftali ve elma kokulu sabun ve şampuanlara temel oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Eskiden temizlik şimdi ise sadece süs aracı olarak kullanılan meyve sabunları, bildiğimiz yeşil sabunların eritilmesinden elde ediliyor.


Sıvı haline getirilen sabun, içine birkaç damla gül yağı konulduktan sonra soğuyana kadar bekletiliyor. Daha sonra sabun hamurunun yoğrulmasına geçiliyor. Hangi meyvenin kokusu verilmişse, hamura onun şekli veriliyor. Son olarak da aslına uygun olarak boyanıp hazır hale geliyor. Üretilen sabunların hepsi piyasada satılmaz, büyük bir kısmı padişahın isteği üzerine İstanbul’a Topkapı Sarayı’na gönderilirdi. Mis kokulu meyve sabunları, aynı zamanda çok değerli bir süs eşyasıydı. Özellikle padişah kızları ve cariyeleri çeyizlerine, odalarına bu sabunları koyarlardı. Ayrıca padişahların yabancı devlet başkanlarına gönderdiği hediyeler arasına meyve sabunları da konulmasına özen gösterilirdi
kaynak. teknolojivebilim.com


 

Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün; besin, gıda takviyesidir. Dr'nuza Başvurun.
Tedavi amaçlı veya ilaç yerine kullanılamaz.
Bilgilerin Çoğu İnternetten Ve İlgili Firma Sitesinden Aktarımlıdır.