|
Damar Sertliği
Merhaba, Damar Sertliği Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alış Veriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Yazmışsak O'dur.
Sözümüz Söz.
Sonradan İlave KDV, Ek Vergi, Konuştuğumuz Kargo
Parasından Başka İlave Kargo Parası,
İlave Hiç Bir TL Fiyata Yansıtılmaz.
Ürün Fiyatını
Düşük Tutup Kargoyu Pahalı Hiç
Yazmıyoruz.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
|
 |

Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da
denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Damar Sertliği, Damar Kireçlenmesi
Vücuttaki kan
damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu,
esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp
dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir.
Nedeni, kan
damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip,
zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı
darlaştırmasıdır.
Belirtileri baş
dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme
gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde
ağrılar görülür.
İlk belirtiler
görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur.
Hastanın neşe
ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine
getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır.
Damar sertliği
teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif
verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri
terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır.
Ayak
damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için
de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.
DAMAR SERTLİĞİ
(ATEROSKLEROZ)
Atardamarlar
sağlıklı kişilerde esnek bir yapıya sahiptir. Vücudun denge durumuna
göre genişler ya da daralır. Böylece damardan geçen kan miktarını
ayarlar. Çeşitli neden-lerden dolayı atardamarların duvarı bağ
dokusu ile kaplanırsa, damar, esnekliğini kaybeder. Damar duvarının
esnekliğini kaybedip sertleşme-sine damar sertliği (ateroskleroz)
denir. Damar sertliği oluştuktan sonra damar duvarından damarın iç
kısmına doğru ateromatöz plaklar oluşur. Bu plaklar, damarın
tıkanmasına ve damarın yapısının zayıflayarak çeşitli
komplikasyonların oluşmasına yol açar.
Damar sertliği,
diğer bütün hastalıklardan daha fazla hasara ve ölüme neden olur.
Kalp krizinin, beyin kanamasının, koroner arter hastalığının en
önemli nedeni olduğundan ölüm riski çok fazladır. Örneğin, kalp
krizi, Amerika Birleşik Devletlerindeki tüm ölümlerin yaklaşık
%25’inden sorumludur. Batılı ülkelerde bu hastalık daha sık
görülmektedir. İskemik kalp hastalığına bağlı ölümler Amerika’da
Japonya’dan 6 kat daha fazladır. Bu durum beslenmenin önemini ortaya
koymaktadır.
NEDENLERİ VE RİSK
FAKTÖRLERİ
Kişiler ve
toplumlar arasında hastalığın yaygınlığı ve ağırlığı yapısal ve bu
yüzden değiştirilemeyen, bir kısmı da kontrol edilebilen nedenlere
bağlıdır. Cinsiyet, yaş ve kalıtsal özellikler, yapısal faktörleri
kapsamaktadır.
Yaş, damar
sertliğinde önemli bir faktördür. İskemik kalp hastalığına bağlı
ölümler ileri yaşlarda, her 10 yılda belirgin olmak üzere
artmaktadır. Damar sertliği sonucu meydana gelen organ hasarları
orta yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Kalp krizi görülme sıklığı,
40-60 yaş arasında 5 kat artar. Diğer faktörlerin eşit olması
halinde, erkekler damar sertliğine daha fazla eğilimlidirler. Bu
durum hormonların oynadığı rolü göstermektedir. Menopoz öncesi
kadınlarda damar sertliği ve komplikasyonları nadir olarak görülür.
Kadınlık hormonu olan östrojenin menopoz sonrası azalması damar
sertliği riskini arttırır. Bu dönemde kadınlara hormon tedavisi
uygulanabilir.
Birçok gen bu
hastalığın ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Ailede hipertansiyon
ya da diabet olması, yüksek kan kolesterol seviyeleri damar
sertliğinin ortaya çıkmasına neden olur. Diabet, hipertansiyon,
sigara içimi ve kan yağ seviyesi yüksekliği kontrol edilebilen 4 ana
risk faktörleridir.
Yapılan
çalışmalarla, kolesterol ile damar sertliği arasında doğrudan ilişki
saptanmıştır. İyi kolesterolün (HDL) düşük olması, kötü kolesterolün
(LDL) yüksek olması damar sertliğine ve buna bağlı birçok
rahatsızlığa neden olmaktadır. Yumurta sarısı şeklinde hayvansal
yağlar ve tereyağı kolesterolün artmasına neden olurken, doymamış
yağlar kolesterolü düşürür. Balık yağı gibi omega-3’ten zengin
yağlar ise yararlıdır.
Tansiyonun yüksek
olması damar sertliği için her yaşta önemli bir risk faktörüdür.
Tansiyonun 16.5/9.5’un üzerinde olması riski 5 kat arttırmaktadır.
Hipertansiyonun tedavi edilmesi, felç ve iskemik kalp hastalığı
riskini azaltmaktadır.
Sigara, özellikle
erkeklerde çok iyi bilinen bir risk faktörüdür. Son zamanlarda damar
sertliğinin kadınlarda sıklığının artışından büyük ölçüde sorumlu
olduğu düşünülmektedir. Yıllarca günde bir paket sigara içen kişide
iskemik kalp hastalığı riski %200 artmaktadır. Sigaranın
bırakılmasıyla zamanla risk azalır.
Şeker hastalığı,
kolesterolün yükselmesine neden olur ve damar sertliğine yatkınlığı
arttırır. Şeker hastalarında kalp krizi riski 2 kat fazladır. Aynı
zamanda bacaklarda gangren oluşumu ve felç riski çok fazla artış
göstermektedir.
Bunların dışında
egzersiz yapılmaması, stresli yaşam sürme, kontrolsüz kilo alma,
obezite ve alkol tüketimi damar sertliğine neden olmaktadır.
BELİRTİLERİ
Damar sertliğinin belirtileri bu hastalığa
spesifik belirtiler değildir. Zaten belirtiler, ancak damar
hasarları belirginleştiğinde meydana gelir. Damar sertliği kalpte
ortaya çıkarsa kalp kası zayıflar ve yeterince kasılamaz. Çünkü
kalbe gelen oksijen azalmıştır. Göğüs ağrısı birçok hastada
görülebilir. Özellikle egzersiz yaparken bu ağrı sıkıştırıcı ve
yanma şeklinde ortaya çıkar. Hastalar
göğüslerinde bir
baskı hisseder. Bu ağrı kola, çeneye yayılabilir ve birkaç dakika
dinlendikten sonra geçer. Bunların dışında kalpte ritim bozuklukları
oluşabilir. En son ise hasta kalp krizi geçirir.
Eğer beyinde
tutulum olursa bilinç kaybı, kaslarda güçsüzlük, görme problemleri,
konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir. Bacaklarda damar sertliği
oluşması sonucu kramp tarzında ağrı, ısı kaybı ve son olarak gangren
gelişebilir. Eğer hayati organlarımızdan biri olan böbreğin
damarlarında ateroskleroz gelişirse, tansiyon yüksekliği ve böbrek
fonksiyonlarında bozukluk oluşabilir.
TANI VE TEDAVİ
Yapılan fizik
muayene sonrasında hastaya doppler ultrason görüntüleme yapılır. Bu
yöntemden başka damar, ilaçlı filmle gösterilir. Anjiyo dediğimiz bu
yöntemle damarların durumuna bakılır ve tıkanıklık ya da daralma
varsa saptanır. Bazı hastalara efor testi uygulanır. Tedavi ise
daralmanın boyutu ve hastanın şikayetlerinin derecesine göre
değişir. Eğer hafif bir daralma varsa hastaya ilaç tedavisi
uygulanır. Bunun için kan sulandırıcı ilaçlar tercih edilir. Daha
ciddi vakalarda by-pass veya balon yöntemi ile damarlar açılır.
Hastalıktan
korunmak için bazı programlar uygulanır. Sigarayı bırakmak ya da
sigaraya başlamamak, yüksek tansiyonun kontrol altına alınması,
egzersiz yapma, kilo kontrolü ve kötü kolesterolü düşürmek
hastalıktan korunmak için yapılması gereken temel koruma
yöntemleridir. Daha önce kalp krizi geçirmiş kişilere ise yağ
düşürücü ilaçlar ve antiplateletler verilir. Böylece kalp krizinin
tekrar oluşmasının önüne geçilmeye çalışılır.
10 soruda
homosistein ve damar sertliği
1- Homosistein
nedir ve ne zamandan beri biliniyor?
Homosistein
vücutta üretilen bir aminoasittir ve kırmızı etin bir son ürünüdür.
Çocuklarda bir enzim eksikliği sonucunda görülen homosistein
fazlalığının erken damar sertliği yaparak genç yaşta ölümlere neden
olduğu 1969 yılından beri bilinmektedir. Fakat homosisteininin
erişkinlerde erken damar sertliği yaptığı 1990 yılından sonra fark
edilmiştir. Homosistein damar sertliğini hızlandırarak, erken yaşta
görülen enfarktüslerin en önemli nedeni olarak kolesterol gibi
tehlikeli bir kan ürünüdür.
2-Homosistein tek
başına hayati sonuçlar doğurabilir mi?
Homosistein damar
sertliği yaparak meydana getirdiği daralmanın yanında pıhtılaşmayı
da artırarak enfarktüs gelişmesini de hızlandırabilir.
3-Homosistein
yüksekliği hangi hastalıklara yol açar, kalp ve damar dışında
tetiklediği hastalıklar da var mıdır?
Beyin damarlarının
tıkanması sonucunda görülen felcin oluşumunda da yüksek homosistein
hazırlayıcı neden olmaktadır. Ayrıca Alzheimer olan hastalarda
yapılan çalışmalarda da yüksek homosistein seviyeleri saptanmıştır.
4-Kalp
hastalıkları ve damar setliğinde homosistein'in rolü nedir?
Damar sertliğini
hızlandırıyor ve pıhtılaşmayı arttırarak enfarktüse zemin
hazırlıyor.
5- Homosistein
oranı nasıl anlaşılır? Normal oranı ve üst sınırı nedir?
Kan tahlili
yapılarak tespit edilebilir. 10 micromol/ lt. üst sınırdır.
6-Homosistein
yüksekliğini gösteren belirtiler var mıdır?
Homosistein
fazlalığı herhangi bir klinik belirti yoktur.
7-Homosisteinin
yükselmemesi için neler yapmak gerekir?
Homosistein
seviyeleri yaş ile birlikte artabilir. Günde 20 adetten fazla sigara
içimi, aşırı kahve tüketimi, alkolizm, sedanter hayat-sakin yaşam
(egzersiz yapılmaması) homosisteini yükseltir. Kandaki Homosistein
miktarını düşürmek için B12 (400micgr), B6 (10 mgr), Folik asit (1
mg) kullanmak gerekir.
B6 vitamini:
Meyve, kırmızı et, balık, muz, fındık- fıstık ve sebzede bulunur.
Folik asit; tahıl, karaciğer, meyve, fındıkta bulunur. Bu
yiyeceklerden kolesterol ihtiva eden karaciğer ve kırmızı etten
maalesef uzak durmak gerekir. B12 vitamini; sebzelerde bulunmadığı
için vejeteryenlerin mutlaka B12 vitaminini ilaç olarak almaları
gereklidir.
8-Homosisteinde
genetik faktörlerin rolü nedir?
Genetiğin rol
oynadığı konusunda bir çalışma yoktur.
9-Kimlerde ve
hangi yaş grubunda daha çok görülür? Homosistein daha çok genç
yaştakileri mi etkiliyor?
Homosistein artışı
yaş ile doğru orantılıdır. Fakat geç yaşta görülen damar
hastalarında mutlaka homosistein seviyesi kontrol edilmelidir.
Özellikle LDL si yüksek hastalarda homosistein yüksek olması daha da
önem kazanmaktadır.
10- Homosistein
açısından riskli ülkeler var mı? Örneğin belli bir beslenme kültürü
tetikliyor mu? Türkiye'nin durumu ne?
Yeni tanınan bir
sorun olduğu için ülkelerin profili bilinmemektedir. Aşırı et, az
sebze tüketen mutfaklar bu konuda risk taşımaktadır. Türk toplum-u
olarak genetik açıdan LDL'miz yüksek HDL' miz düşük olduğu için kan
homosisteinin seviyesinin yüksek olması toplumumuzun kalp damar
sağlığı açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.
Önümüzdeki
yıllarda kardiyologların bu konu üzerine ciddiyetle eğilmeleri
gerekecektir. Kan yağları bakılırken Homosistein bakılmasına henüz
Kardiyologların eli alışmamıştır. Kan yağları ile birlikte mutla
Homosistein seviyenize de baktırınız.
Türk toplumu
olarak genetik yapı-mızdan dolayı'miz (iyi huylu kolesterol)
düşüktür.dolayı koroner damar hastalığına çok davetkar bir bünyemiz
var. Almanya'da doğan ve orada yaşayan 2. veya 3. jenerasyon
çocuklarımız Alman gibi beslenip, Alman gibi yaşamalarına rağmen
onların da HDL seviyeleri düşüktür.
Batı toplumlarında
kola alışkanlığından sonra 2. sırada çocuk alışkanlığı olan fast
food-hamburger tüketiminin etkisi büyüktür. Bu beslenme şekli,
çocuk-larımızın gelecekteki kalp damar sağlığını ciddi şekilde
tehdit etmektedir. Hamburger içinde bulunan ve onun çok lezzetli
olmasını sağlayan iç yağının miktarı, yaklaşık yüzde 40 oranındadır.
Bu iç yağı aynen
çikolata içinde bulunan kakao yağı gibi çok kolay bağımlılık
yapmaktadır ve vazgeçilmesi çok zordur. Ucuz olması ve kolay
ulaşılabilir olması nedeni ile anneler yönünden kolaylık gibi
görünen bu durum ciddi bir tuzaktır.
Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.
Damarlardaki Kan
Pıhtılaşması
Trombolitik tedavi (Pıhtının eritilmesi)
Trombolitik tedavi
kan damarları için-deki tehlikeli pıhtıların eritilerek damarların
açılması için kullanılan bir tedavi şeklidir. Bu tedavi şekli için
çok özel pıhtı eritici ilaçlar kullanılır ve damar hastalıklarının
hemen tamamında bu ilaçlar pıhtı olan damara yani doğru-dan pıhtının
içine çok ince borular yani kateterle kullanılarak verilir.
Trombolitik tedavi tıpta çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu
alanlardan başlıcaları:
· Akciğer
embolizminde,
· Toplar damar
pıhtılaşması olan derin ven trombozunda,
· Kalp krizindeki
tıkalı koroner damarlara,
· Beyin
damarlarındaki tıkanıklıklarda,
· Bypass cerrahisi
yada stent yerleştirişmiş damarlarda oluşan tıkanıklıklarda
· Kol yada
bacaklardaki ani oluşan atardamar tıkanıklıklarında,
Vücudumuzda
damarlar içinde dolaşan kan sıvı halde olup, damar duvarına
yapışmadan yada pıhtı oluşmadan rahatlıkla hareket etmektedir. Ancak
bazen kan içindeki özel bir hücre tipi olan kan pulcukları
(trombositler) birbirlerine yapışarak kanın jelatin gibi
kalınlaşmasına neden olurlar. Bu duruma pıhtılaşma (koagülasyon)
ismi verilir. Normal şart-larda bu olay yaralanmalar sonucu olan
kanamaların durdurulabilmesi için gereken doğal bir süreçtir.
Ancak bazen
pıhtılaşma damarın içinde çok değişik nedenlerle oluşur ve kan
akımının durmasına neden olur. Bu durum tıpta damar içinde pıhtı
oluşması anlamına gelen tromboz terimi ile ifade edilir.
Ateroskleroz(Damar
Sertliği)
Bacakların
Atardamar Hastalığı
Buerger Hastalığı
Diyabetik Damar
Hastalığı
Kol Damarlarının
Hastalıkları
Subklavian
Hastalığı
El Parmaklarının
Damar Hastalıkları
Abdominal Aorta
Anevrizmaları
Suprarenal
Anevrizmalar
Torasik Aorta
Anevrizmaları
Barsak Damar
Anevrizmaları
Periferik
Anevrizmalar
Karotis (Şahdamar)
Hastalığı
Ani Atardamar
Tıkanıklığı
Böbrek
Damarlarının Hastalığı (Renovasküler)
Barsak
Damarlarının Tıkanıklığı
Varis
Kronik Venöz
Yetmezlik
Derin Ven Trombozu
Toplardamar
Tıkanıklıkları
Tromboflebit
Doğuştan Damar
Anomalileri
Lenfödem
Anjioplasti ve
stentleme
Aterektomi
Bypass
Yürümekle Gelen
Ağrı (Kladikasyo) Tedavisi
Amputasyon
Endovasküler
anevrizma onarımı
Karotis Stentleme
Karotis
Endarterektomi Ameliyatı
Trombolitik Tedavi
(Pıhtının eritilmesi)
Diyaliz Fistül
Ameliyatı
Toplardamar
Tıkanıklıklarının Açılması
Varis Ameliyatı
Varis
Ameliyatındaki Yenilikler
Variste Lazer
Tedavisi
Variste
Radyofrekans (RF) Yöntemi
Skleroterapi
(Varislere iğne tedavisi)
Köpük
Skleroterapisi
Termokoagulasyon
Vena Kava
Filtreleri
Embolizasyon
Bazen damar içinde
oluşan bu pıhtı bulunduğu yerden kopup, kan akımının etkisi ile
sürüklenip başka damarlarda tıkanıklıklar oluşmasına yol açar. Bu
durum ise emboli olarak ifade edilir. Her iki mekanizmada damarlarda
tıkanıklık oluşmasına ve sonuçta o damarın beslediği doku yada
organlarda gangren gelişmesine neden olur.
Örneğin beyinde
damarlar tıkandığında felç, bacakta damarlar tıkandığında ani
atardamar tıkanıklığı olarak ifade edilen ve gangrene kadar
gidebilen durumlar ortaya çıkabilir. Eğer pıhtı toplardamarlar
içinde oluşursa bu durumda derin ven trombozu adı verilen ve çoğu
kez bacaklarda topardamar kan akımının durmasına neden olur.
Bu durumların
tedavisinde kullanılan en önemli yöntemlerden birisi trombolitik
tedavi olup, özel bazı ilaçların doğrudan pıntının içine verilerek
pıhtının eritilip, damarda kan akımının tekrar sağlanmasıdır. Ancak
pıhtıyı eritici ilaç vermek aynı zamanda kanamayada neden olabilir.
Örneğin tedavi
sırasında atardamara giriş yerinde (Kasıklar), beyinde, gözde,
böbreklerde ve midede yada daha önceki ameliyat yerlerinde kanamalar
oluşabilir. Bu açıdan trombolitik tedavi iki ucuda keskin bir bıçak
gibidir.
Hazırlık
Öncelikle doktor
hastanın genel sağlığı, şikayetleri hakkında bilgi edindikten sonra,
hastayı muayene eder. Bu aşamada doktor hastada trombolitik tedaviye
engel bir durumun olup olmadığını araştırır.
Daha sonra
trombolitik tedavinin güvenli yapılabilmesi için bazı tahliller
yapılır. Örneğin pıhtılaşma testleri ve bazı rutin kan testleri
istenir.Eğer tüm bu testlerde bir sorun yok ve hastada trombolitik
tedavi için bir engel yok ise, hasta trombolitik tedavi hakkında
bilgilendirilir.Gen ellikle işlem aç karnına yapılır. Ayrıca doktor
hastanın kullanmakta olduğu ilaçların hangilerini kesmesi
gerektiğini hastaya hatırlatır.
Trombolitik tedavi
için anjiografi yapılmalıdır. Bu hem tanıyı kesinleştirmek hemde
tedaviyi yapabilmek için gereklidir. İşlem için atardamara giriş
yapılmalıdır. Bunun için en sık kullanılan yerler kasıktaki femoral
atardamar, dirsek önündeki brakial atardamar veya el bileğindeki
radial atardamardır. Bu damarlara ilerlerletilen ince plastik
borular (kateterler) içinden özel bir boya verilerek röntgen çekilir
ve damar anatomisi iler beraber tıkalı damarlarda görüntülenmiş
olur. Bundan sonra trombolitik tedavi için gereken işlemlere
girişilir.
Hangi hastalara
trombolitik tedavi yapılır?
Eğer felç, kalp
krizi, akciğer embolisi, DVT veya hernangi bir damarınızda pıhtı var
ise trombobolitik tedavi uygulanabilir. Ancak trombolitik tedavi ne
kadar erken yapılır ise ok kadar iyi sonuç alınır. Bu nedenle bu
hastalıklar oluştuktan sonra en geç birkaç saat içinde tedavi
yapılmalıdır. Eğer yüksek tansiyonu, şiddetli karaciğer hastalığı,
yeni geçirilmiş kalp yada beyin amaliyatı durumunda tedavi riskli
olabilir.
Trombolitik
tedavinin riskleri:
Trombolitik tedavi
anjiografi ile beraber yapılabilien bir işlem olduğu için,
anjiografinin tehlikleri bu durumda da geçerlidir. Eğer şeker yada
böbrek hastalığı varsa anjiografi ve beraberinde trombolitirk tedavi
risklidir. Böyle durumlarda yeterli sıvı tedavisi ile böbrekler
korunlamlıdır
Pıhtılaşma
bozukluğu olan kişilerde trombolitik tedavinin yan etkileri daha
fazla olabilir. Diğer bazı durumlarda da tedavi riskli olabilir:
· İç kanama
geçmişi,
· Kontrosüz yüksek
kan basıncı,
· Gebelik,
· Kalbin iç
yüzünün enfeksiyonu (Endokardit)
· İleri yaş,
· Şeker
hastalığına bağlı gözün iç tabakasının hastalığı (Diyabetik
retinopati)
Nasıl yapılır?
Trombolitik tedavi
genelde yoğun bakım, anjiografi ünitesi yada gereken altyapıya sahip
ameliyathanelerde yapılabilir. Hastanın yaşamsal bulguları (Kan
basıncı, nabız, v.b.) ile bereber herhangi bir kanamanın oluşup
oluşmadığı izlenir.
Pıntılyı eriten
ilaçlar iki şekilde verilebilir. İlaç ya genel olarak hardangi bir
toplardamardan dolaşıma verilirdoğrudan tıkalı olan damardaki
pıhtının içine verilir. Bunun için kasıktaki femoral atardamar,
dirsek önündeki brakial atardamar veya el bileğindeki radial
atardamardan bir kateter tıkalı olan damara kadar ilerletilir. Bunun
için girişim yapılacak olan alan antiseptikli solüsyonlarla
silirinir ve o bölgeyi uyuşturmak için lokal anestezik ilaç enjekte
edilir. Daha sonra bu alandan kateter damar içine yerleştirilir.
Damarı görüntülemek için kateterden özel bir boya (radyo opak
madde)verilerek anjiografi çekilir. Bu görüntü klavuzluğunda
trombolitik tedavinin yapılacağı kateterin ucu tıkalı olan damara
yerleştirilip, trombolitik ilaç devamlı verilmeye başlanır.
Trombolitik tedavi için kullanılmakta olan başlıca ilaçlar
streptokinaz, ürokinaz ve doku plazminojen aktivatörü olan t-PA dır.
İlaç kateter yolu ile saatlerce verilir. Bu arada zaman zaman
anjiografi çekilerek pıhtının durumu kontrol edilip, gerekirse
kateterin ucunun yeri değiştirilir. Tıkanıklığın yerine, pıhtının
miktarına ve eşlik eden damar hastalığının durumuna göre bu tedavi
saatler hatta günlerce sürebilir. Pıhtı eridiğinde yada artık daha
fazla erimediğinde tedavi sonlandırılır. Eğer pıhtılaşma testleri
gereken sınırlar içerisinde ise kateter bulunduğu yerden çekilir ve
girişim noktasına kanama duruncaya kadar onlarca dakika baskı
uygulanır.
Son yıllarda
trombolitik tedavideki ilaç dozunu ve uygulama süresini kısaltmak
için yeni tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Mekanik yada
farmakomekanik trombektomi adı verilen bu yöntemlerde trombolitik
ilaç özel bazı kateterler ve cihazlarla verilir. Kateterden çıkan
ilacın jet etkisi ile yada kateterin emici etkisi ile veya bazen
kateterlerin pıhtıyı parçalayıcı etkisi ile pıhtı daha da küçültülür
ve ilaç ile eritilir. Bu şekilde daha kısa sürede damar
açılabilmektedir.
Trombolitik tedavi
sonrasında olabilecek sorunlar:
Trombolitik tedavi
sonrası hastanın bir gün yatması gerekildir. Bu sürede hastada her
hangi bir yan etki gelişip gelişmediği izlenir. Eğer kanama olmaz
ise hasta taburcu edilir. Ancak tıkanıklık oluşmasına neden olan
sorun belirlenmiş ise önecelikle o tedavi edilmelidir. Bu sorun çoğu
kez damardaki bir darlık, tıknıklık, genişleme (anevrizma) yada bir
kalp hastalığı olabilir.
Trombolitik
tedavinin en önemli yan etkisi kanamadır. Eğer hastalar aşağıdaki
sorunlarla karşılaşırlarsa tekrar hastaneye başvurmalıdırlar:
· Giderek
kötüleşen kol yada bacak ağrısı,
· Ateş,
· Solunum güçlüğü,
· Giderek artan
bulantı, kusma yada öksürük
· Kol yada bacakta
morarma, şişlik ve ağrı
· Kusma yada dışkı
ile kan gelmesi
· Kateterlerin
yerleştirildiği girişim bölgelerinden kan gelmeye devam etmesi
Bunlar dışında
sorun olmadığı sürece hastalar hafif işler yaparak ilk günlerini
evde geçirebilirler. İşlem sırasında kullanılan anjiografi
ilaçlarını rahat atabilmek için evde bol miktarda su ve sıvı gıdalar
alınmalıdır. İşlemden 24 saat sonra banyo yapılabilir.
Yan etkiler:
Trombolitik
tedavide ne yazık ki yan etkiler az değildir. Bu nedenle hastalar
yakından takip edilirler. Eğer kanama, düşük kan basıncı ve alerjik
belirtiler ortaya çıkarsa doktor durumdan haberdar edilmelidir. En
tehlikeli kanama beyinde olan kanamadır. Her 100 dan birinde beyin
kanaması görülebilir ve kendini felç ile belli eder.
Trombolitik tedavi
her zaman başarılı bir girişim değildir. Hastaların %25 inde tedavi
başarılı olmayabilir. Özellikle uzun süredir pıhtı olan hastalarda
pıhtı eritilemeyebilir. Hastaların %12 sinde pıhtı tekrar
oluşabilir.
cüneyt köksoy
PIHTILAŞMA:
Oldukça karmaşık olan pıhtılaşma olayım burada ana hatlarıyla
inceleyeceğiz.
Zedelenmiş damar
yüzeyine yapışan trombosit-lerden ve zedelenen damardan açığa çıkan
bazı maddeler, kanda erimiş halde bulunan fibrino-jenin fibrin
liflerine dönüşmesini sağlarlar. Fibrin lifleri pıhtının iskelet-ini
kurarlar. Fibrin lifleri oluşurken, çok sayıda trombosit bu liflerin
arasında kalır. Böylece başlıca öğeleri fibrin lifleri ve
trombositler olan pıhtı oluşur. Zedelenmiş dokudan açığa çıkan ve
pıhtılaşmaya yardım eden maddeye “doku tromboplastini” (Faktör III)
denir. Doku tromboplastini aracılığıyla gelişen pıhtılaşma olayları
“ekstrensek mekanizma” adını alır.
Damar içinden
iğneyle (enjeksiyonla) bir miktar kan ahp, bunu yavaş-ça bir tüp
içine boşaltırsak, bu kanın 5-6 dakika içinde pıhtılaştığını
görürüz. Bu pıhtılaşma olayına doku tromboplastini yardım
etmemiştir. Çünkü iğne içine çekilen kana doku tromboplastini
karışmamıştır. Bu tür pıhtılaşma olayına “intrensek mekanizma”
denir.
Tüp içinde
aldığımız kan-ın üstüne bir miktar doku tromboplastini koyarsak
pıhtılaşmanın 10-15 saniye içinde gerçekleştiğini görürüz. Demek ki
ektrensek mekanizmanın pıhtılaşmayı hızlandırıcı bir etkisi vardır.
Zedelenmiş bir damarın pıhtıyla tıkanmasında hem ekstrensek hem de
intrensek mekanizma devreye girer.
Kandaki eriyik
fibrinojenin, fibrin liflerine dönüşmesini sağlayan madde,
“trombin”dir. Trombin kanda serbest değil, inaktif bir ön enzim
(proenzim) biçiminde bulunur. Trombinin bu proenzim biçimine
“protrombin” denir. Protrom-binin trombine dönüşmesini, “aktif
faktörX” denilen bir madde sağlar. Aktif faktör X da kanda inaktif
biçimde bulunur. Bunun aktif biçime dönüşmesini sağlayanlar;
yukarıda sözünü ettiğimiz intrensek ve ekstrensek mekanizmalardır.
Pıhtılaşma olayının en önemli maddelerinden biri de ‘kalsiyum’dur.
Özetle; pıhtılaşma
bir seri enzimaük olayın gelişmesiyle ortaya çıkar. Pıhtılaşmaya
katılan maddelere “prokoagulan faktörler” denir. Romen rakamlarıyla
adlandırılan bu faktör-lerin çoğu karaciğerde üretilir ve protein
yapısındadır. I’den XIH’e kadar sıralanan f aktörlerden VIII
faktörıantihemofilikglobilindir. Eksikliğinde hemofili hastalığı
ortaya çıkar. Pıhtılaşma sırasında aktif duruma geçen bir faktör
Ötekini “O”, bir diğerini aktif duruma getirir, sonunda fibrinojen
fibrin haline dönüşür ve kan sıvı durumundan katı duruma geçer.
Oluşan pıhtıda
fibrin lifçikleri arasında kanın hücre-sel elementleri de bulunur.
Bir kaç saat sonra pıhtı büzüşmeye başlar ve kanın serumu (serum
pıhtılaşmış kanın sıvı bölümüdür) ayrılır.
Pıhtılaşma iki
ayrı mekanizma ile başla-yabilir.
1- Ekstrensek
sistemde pıhtılaşma. Doku zedelenmesi ile hücrelerin içinden doku
tromboplastini “Faktör III” açığa çıkar, bu “Faktör VII” yi aktive
eder ve aşağıda verilen çizelgede görüldüğü gibi pıhtılaşma gelişir.
2- intrensek
sistemde pıhtılaşma: Burada ilk aktive olan Faktör XII’dir. Faktör
XII damar içinde kollagen ile kan vücut dışına alındığında yabancı
yüzeye değinmekle aktif duruma geçer ve yine çizelgede gösterilen
sıra içinde pıhtılaşma gelişir.
Pıhtılaşma sıra-sında
iyonize Ca + + da gereklidir. Faktör IV olarak belirtilen kalsiyum
ortamdan ayrıhrsa ya da sitrat, oksalat gibi maddelerle iyonizasyonu
azaltılır ya da çöktürülürse pıhtılaşma engellenir. Tüpte kanın
pıhtılaşmasını önlemek için bu tip maddeler kullanılır. Normal
koşullarda vücut içinde kanın pıhtıl aşmamasının nedeni damarların
iç yüzünün düzgün, pürüzsüz oluşu, kollage-nin açığa çıkmaması,
ayrıca organizmada he-parin ve antitrombin gibi pıhtılaşmayı
önleyici (antikoagulan) maddelerin bulunmasıdır. Karaciğer-de sentez
edilen prokoagulan faktörlerden bazıları (örneğin protrombin) için
K vitaminine gerek vardır. Bu vitamin alınmazsa ya da etkisi
önlenirse pıhtılaşma bozukluğu ortaya çıkar.
Damar sertliği
olan bazı hastalardaysa pürtüklü yüzeyde gereksiz pıhtılaşmalar
olabilir ve damarı tıkayabilir. Bu hastalarda, doktor kontrolünde
heparin ya da K vitaminin etkisini engelleyen ilaçlarla bu tip
pıhtı oluşumu engellenir.
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz. |