
Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da
denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Deri Elastikiyeti
Deri vücudu
kaplayan, hem örtü hem de çeşitli görevleri bulunan en büyük
organ-ımızdır.
Derinin yüzölçümü
yaklaşık 1.70 m² dir. Derinin görevleri arasında vücudu fiziksel,
kimyasal ve biyolojik ajanlara karşı korumak, vücudun ısı denge-sini
korumak, nem dengesini korumak, transport görevleri sayılabilir.
İnsanla ten
rengine göre beyaz, sarı, siyah ırklar olarak ayrılabilir.
Genel olarak
kalınlığı 1-2 mm arasındadır. Avuç ve tabanlarda 3 mm, ensede 4
mm’ye kadar yükselir.
Göz kapaklarının
cildi ince, parmak uçlarının cildi hassastır.
Rengi yaşa,
bölgeye ve ırka göre değişir.
Deri özellikle
yapısında olan elastin ve kollajenden dolayı son derece dirençli bir
organdır.
Yeni doğanda
pembemsi-beyazdır. Yetişkin bir insanın ten rengi mat beyaz iken
yaşlandıkça daha koyu sarımtrak bir renk alır.
Derinin rengini
melanin denen madde vermektedir.
Deri dıştan içe
doğru 3 tabakadan oluşur.epidermis,dermis,subdermis.
Epidermis:kozmetik
açıdan en önemli deri tabakasıdır.derinin en üst ve görülen
tabakasıdır.içinden yalnızca yağ ve ter bezleri çıkışları geçer,aynı
zamanda kılların çıkış noktasıdır.
Epidermis en
dışında st.corneum tabakası en içte st bazale tabakası bulunur. St
corneum boynuzsu tabakadır deri yüzeyinden dökülerek uzaklaşır.
Epidermisin yenilenmesi 26-42 günde gerçekleşir.
Cilt görünümünü
büyük ölçüde belirleyen epidermisin korunması, sağlığı, bütünlüğünün
korunması bütün cilt yapısını ve fonksiyonlarını da etkiler.
Dermis: Bu tabaka
epidermisin altındadır ve bağ dokusundan meydana gelmiştir. Muntazam
bir hücre sırası yoktur. Derinin elastikiyeti için elastik bağ
dokusu, sağlamlığı için kolagen bağ dokusu görev yapar.Bu katta
ayrıca kan ve lenf damar ağları,kıl folikülleri ve kökleri,
sinirlerin sonlanma ağları, ter ve yağ bezleri bulunur.
Deride yaşlanmayla
birlikte incelme görülür.Su ve yağ miktarı azalır.Elastik liflerde
ve kollagende azalma ile birlikte derinin elastikiyeti
kaybolur,dayanıklılığı azalır ve ciltte yaşlanma prosesi buna bağlı
olarak gelişir.
Subdermis:Derinin
en alt tabakasıdır.Zengin yağ hücreleri ihtiva eder.Bağ dokusu
lifleri deri yüzeyine dikey inerek bölmeler yapar.Bunların içine yağ
hücreleri toplanarak deri altı yağ dokusunu yaparlar. Bölmelerde
damar ve sinirler bulunur. Cildin beslenme deposudur. Bu kat kişiye
ve beslenme şartlarına göre değişir.
Cildimiz ve
kıllar.
Günümüzün insanı
için istenmeyen olan ve kurtulmak için çeşitli yöntemler denenen
kıllar, evrimsel süreçte insan oğlunun soyunu devam ettirmesinde
çok önemli rol oynamıştır.zamanla korunma amacı-yla hayvan
postları,kumaşları kullanmaya başlandı,kıllardan kurtulma yolları
aranmaya başlandı.
Tercihlerimiz ve
evrimsel süreç bu şekilde giderse, öyle görünüyor ki yakın bir
gelecekte tamamen kılsız bir insan soyunun ortaya çıkması kaçınılmaz
olacak.
Bir kıl hücre
kompleksi (kıl folikülü)başlıca iki bölümden oluşur, deri üzerinde
kalan kıl gövdesi ve deri içinde kalan kıl kökü. Kıl kökü, cildin
bir kaç mm derinliğinde yerleşmiştir.Kan damarları ve sinirlerle
desteklenen bu bölüm kılın canlılığını ve büyümesini sağlayan ana
merkez görevini görür.
Kılların belirli
gelişim aşamaları vardır.bu evreler anajen,katajen ve telojen
evreleridir.
Anajen faz
:kılların büyüme,gelişme fazıdır.
Katajen faz:
kılların gelişiminin durması ve yavaş yavaş zayıflamaya başlaması
evresidir.
Telojen faz:
kılların dökülme aşamasına irdiği fazdır.Kkıl kökleri yeni kıl
üretmek için hazırlanmaya başlar.
Lazer ile
epilasyon bu gelişim aşama-larına göre yapılmaktadır. Epilasyon için
en uygun dönem kılların büyüme gelişme dönemi olan anajen fazdır.
anajen fazı kişiye, bölgeye ve kıl yapısına göre farklıklar
gösterebilir.
Genel yaklaşımla anajen fazındaki kılların oranı %10-20
civarındadır.
Deri insanın en
büyük ve önemli organı olmakla birlikte ihtiyaçları gereksinimleri
unutulmamalı, gerekli özen ve koruma şartları oluşturulmalıdır. Tüm
organ-ların ihtiyaçları gibi derinin ihtiyaçları da karşılanmalıdır.
Bütün bunların
üzerinde, organizmanın bütünüyle beden ve ruh olarak güzel görünmesi
ve toplum içinde kabul edilebilmesinde derinin rolü çok büyüktür.
Duyu organları,
vücudumuzun dış dünyaya açılmış pencereleridir.
Gözümüzle görür,
kulağımızIa duyar, burnumuzla koklar, dilimizle tat alırız.
Derimizle ise,
sıcağı, soğuğu, yumuşaklığı ve sertliği hissederiz. ,
Duyu organları bir
çeşit haber alıcıdırlar.
Bu haberler,
sinirler yoluyla beyne ulaştıktan ve burada değerlendirildikten
sonra bir anlam ifade ederler. Her duyu organı için beyinde ayrı bir
idare merkezi olduğu kabul edilmektedir.
Dolaysiyle, bu
merkezlerden birinin arızalanması halinde, merkeze bağlı organ
sağlam dahi olsa görev yapamamakta ve gelen haberler hiçbir işe
yaramamaktadır.
Ancak bunun aksi
de mümkündür: Beyindeki idare merkezi sağlam, fakat beyne haber
toplayan organ arızalı olsa; bu haberleri ilgili merkeze
gönderemeyeceğinden yine duyu faaliyeti gerçekleşemeyecektir.
Duyu
Organlarımızın Sağlığı
Duyu
organlarımızın sağlıklı kalabilmeleri için onları düzenli olarak
kontrol ettirmeliyiz.
Göz sağlığımız
için;
• Gözlerimizi
temiz tutmalıyız. Başkalarına ait havlu ve gözlükleri
kullanmamalıyız.
• Televizyonu uzun
süre ve yakından izlememeliyiz.
• Okuma sırasında
gözlerimiz ile kitap arasındaki uzaklığın
20–35 cm olmasına
dikkat etmeliyiz.
• Gözlerimizi
aşırı ışıktan korumalıyız.
• Gözlerimizin
görme yeteneğini artırmak için A vitamini içeren besinler yemeliyiz.
Kulak sağlığımız
için;
• Kulaklarımızı
temiz tutmalıyız.
• Kulaklarımızı
soğuktan korumalıyız.
• Kulaklarımızı
sert cisimlerle karıştırmamalıyız.
• Kulaklarımızı
dış darbelerden korumalıyız.
• Yüksek sesli
ortamlarda bulunmamalıyız.
• Patlama sesi
gibi şiddetli seslerin olduğu ortamlarda, oluşan basıncın kulak
zarımıza zarar vermesini engellemek için ağzımızı açmalıyız.
Burun sağlığımız
için;
• Burun kıllarını
koparmamalıyız.
• Burnumuzu
karıştırmamalıyız.
• Sigara
içmemeliyiz.
• Ne olduğunu
bilmediğimiz ya da kokusu keskin olan maddeleri koklamamalıyız.
Deri sağlığımız
için;
• Derimizi ezilme,
kesilme ve yanmalardan korumalıyız.
• Vücudumuzu temiz
tutarak deri üzerinde mikropların üremesine engel olmalıyız. Bunun
için derimizin üstündeki kirleri ve ölü hücreleri, sık sık yıkanarak
vücudumuzdan uzaklaştırmalıyız.
Dil sağlığımız
için;
• Ağız temizliğine
önem vermeliyiz.
• Çok sıcak ya da
çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıyız.
• Alkol ve sigara
kullanmamalı ve dilimize zarar verebilecek bazı kimyasal maddelerden
uzak durmalıyız.
Dünyayı beş
duyumuza ulaşan bilgiler vasıtasıyla tanırız. Bu hassas ve karmaşık
duyu organlarından yola çıkan bilgiler beynimizde değerlendirilir ve
günlük olsun, geçmişe ait olsun bilgi karşılaştırmaları ile
etrafmızda neler olup bittiğini anlamaya çalışınz, düşünürüz.
Aslında bu değerlendirmeler, duyu organlanmız bütün
mükemmelliklerine rağmen çok dar sınırlar dahilinde vazife
gördüklerinden oldukça kısıtlıdır.
İnsan kulağı
saniyede ancak 30 - 16.000 titreşim arası sesleri duyabilir.
Hayvanlar ve kuşlar yaklaşık olarak insanın duyma sınırına yakın
sınırlara sahiptir. Ama bazıları bizlerin duyamadığı sesleri
algılayabilirler. Hepimizin yalnızca köpeklerin duyabildiği sessiz
köpek ıslıklarını biliriz. Yarasalar ise, radar sistemlerinden daha
da yüksek ses frekanslarını kullanırlar. Görülüyor ki, insan kulağı
duyabileceklerinin ancak pek az bir bölümünü duyabiliyor.
Görme duyumuz ise,
daha da sınırlıdır. Gözümüz etrafımızdaki nesnelerden yansıyıp
onları görünür kılan elektromanyetik dalgalara cevap verir. Çeşitli
modern aletlere idrak alanımız her gün genişlemektedir. Bütün
bunlara rağmen bin illüzyon (yanılsama) dünyasmda yaşıyoruz.
Dünyamızın geri kalanını gerçekten anlayabilmemiz için kısıtlayıcı
düşünme yollarından sayılmalı ve beş duyumuzla değerlendirdiğimizden
daha geniş gerçek bir dünya düşünmeliyiz.
Beş Duyu Organ-ımız
* Göz:
Görme
organımızdır. Dünyaya açılan penceredir. Gözde zamanla uzağı ve
yakını görememe gibi kusurlar oluşabilir. Katarakt oluşabiliyor.
Gece-körlüğü ve göz çıbanı gibi rahatsızlıklar görülür.
* Kulak:
İşitme organı. Dış
kulak, ortakulak ve iç kulak olarak üç kısımdan oluşur. Dış kulak
sesleri toplar. Kulak yolu ile sesler orta kulağa, oradan çekiç-örs-özengi
kemikleri sayesinde iç kulağa iletilir. İç kulağa ulaşan sesler
salyangoz denen sinir uçlarıyla beyne iletir.
* Burun:
Koku alma, nefes
alma, organımızdır. İçindeki kıllar nemlenerek havanın içindeki
tozları tutar.
* Dil :
Tad alma
organıdır. Konuşmaya yarar. Yediğimiz yiyecekleri bir kürek gibi
karıştırarak çiğnenmesine yardımcı olur.
* Deri:
Dokunma duyusudur.
Sıcağı soğuğu, acıyı, sert ve yumuşaklığı, düz veya pürüzlü
yüzeyleri deri ile anlarız. Deri, ter ile yabancı maddeleri kıl di-plerindeki
deliklerden dışarı atılmasın salar. Vücudun hava almasını sağlar.
Deri Kuruluğu
Cilt kuruluğu
ciddi sonuçları olan bir durumdur ve geçici yöntemlerle
(nemlendiriciler vb. bakım ürünleri) tamamen iyileştirilemez. Bu
yüzden derinin içerisine etki eden dermokozmetik ürünlerle iyileşme
desteklenmelidir.
Cilt kuruluğu ile
başa çıkmada ana hedefler, cildin su içeriği kaybını önlemek, cildin
yeniden su depolamasını sağlamak, deriyi hafif yağlandırmak ve
yumuşatmak, deriye gerginliğini yeniden kazandırmak, inflamasyonu
hafifletmek olmalıdır.
Cildin nemlenmesi
sağlanırken, inflamasyonun hafifletilmesi ve deri bütünlüğünün
korunması önemlidir.
KURUYAN CİLTLER,
NEDENLERİ VE ÖNERİLER
Cildimiz özellikle
kış aylarında daha çabuk gerilir ve hemen çatlar. Bu nedenle de daha
özel bir bakım ister. Üstelik kış mevsiminde cildi korumak da çok
kolay değildir. Çünkü ev deki sıcak ve kuru hava ile dışarıdaki
soğuk hava arasında yaşanan gel gitler sonucu cildimiz, özellikle de
yüzümüz epey zarar görür.
Bu değişim
yüzünden cildimizde istemediğimiz kızarıklıklar ve yanaklarımızda
damarcıklar oluşur. Hava soğuyup kurudukça cildimiz için çok değerli
olan nem de azalır. Ortaya çıkan çatlak dudaklar ve pürüzlü eller de
kış aylarında adeta cilt bakımının önemini vurgularcasına gözümüze
batar. Eğer siz de bu dertlerden yakınıyorsanız işte size yardımcı
olacak öneriler;
Cildimiz neden
kurur?
a.. Soğuk
havalarda cildimiz çok daha fazla nem kaybına uğrar. Bu nedenle de
cilt susuz kaldığı için kurur.
b.. Aşırı cilt
temizliği bu durumu daha da artırır. Çünkü bildiğimiz o duş jelleri
ve sabunlar “emulgator” denilen bir katkı maddesi içerirler. Bunlar,
temizlenen bölgedeki kirin ciltten uzaklaştırılmasını sağlar. Ancak
bu maddeler aynı zamanda cildin kendine has yağlarını da yok
etmektedirler. Cildin kendine öz yağları, nem kaybı ve zararlı
etmenler açısından önemli bir koruma görevi üstlenmektedir.
Bu nedenle de bu
yağlar cilt açısından çok önemlidir. Bu durumda cildinizi
gerektiğinden fazla kozmetik ürünüyle temizlemekten kaçınmalısınız.
Özellikle de cildinizin kurumasına sebep olabilecek sabunlara dikkat
etmelisiniz. Kullandığınız sabunun cildinize uygun olmasına özen
göstermelisiniz.
c.. Yağ tabakası
ince veya fazla gözenekli olduğunda, cilt daha fazla su kaybeder ve
dolayısıyla kurur.
d.. Ayrıca parfüm
veya kozmetik madde içeren bazı özel malzemeler, cilt gözeneklerine
daha kolay ulaşıp, cildi tahriş ederler.
e.. Rüzgar ve
güneş gibi dış etkenlere maruz kalan cilt de daha fazla kurur.
f.. Cildiniz C, E
ve F vitaminlerinin eksikliğinden dolayı da kuruyabilir.
g.. Cildin
kurumasının başka bir nedeni de yaşlılıktır.
Önemli: Ciltte bu
nedenlerden dolayı; çatlaklar oluşur, kaşıntı meydana gelir, kepekli
bir doku gelişir, cilt pul pul olur, alerjiye yakalanma riski artar
ve deri soyulması oluşur. Eğer ciltte bu tür belirtiler olmuşsa
hemen çareyi nemlendirici kremlerde aramayın. Çünkü bazı
nemlendiriciler cildi daha da kurutabilir! Birçok bakım kremi yağ
tabakasına zarar verecek maddeler içermektedir. Bu nedenle
nemlendirici seçiminde dikkatli olmalısınız.
Kurumayı önlemek
için öneriler
Cilt hücrelerinin
içten su ile beslenebilmeleri için gün boyu en az 2,5 litre su veya
bitki çayı için.
Sıcak odalarda
veya ortamlarda içi su dolu kaseler veya ıslak bezleri ısıtma
sisteminin üzerine koymalısınız ki havadaki nem oranı artsın. Ayrıca
odalarda bulunan bitkiler de havadaki nem oranını artırır.
Günde en az bir
kez duşun alın. Genelde iki günde bir banyo yapmak cilt için yeterli
olabilir. Ancak cildin çok fazla su ile temas halinde olmaması
gerekir. Aralarda, sabun kullanmadan sade-ce su ve bir lifle
yıkanmaya özen göstermelisiniz.
Duş yaparken
kullanmak üzere en iyisi bebek sabunu alın. Bebek sabunları en fazla
yağ içeren sabunlardır. Bu sayede temiz-lik sonrası cildin korunma
tabakası normal şekilde oluşur.
Cildinizi duş veya
banyodan sonra mutlaka kremleyin. Banyo sonrasında aradan bir saat
geçse bile kremlemeyi ihmal etmeyin.
Özellikle parfüm,
kimyasal ve boyar maddeler içermeyen kremler kullanmaya özen
gösterin.
Solaryuma
gitmeyin! Çünkü UV ışınları cildin kurumasına neden olmaktadır.

Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da
denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Deri Pullanmaları
Deriye dokununca
al-dığımız duyu vücudun farklı bölgelerinde değişen normal deri
yüzeyi izlerine bağlıdır.
Aynı zamanda saç,
ter, sebumun var-lığı ve dokunulan bölgenin mekanik özelliklerine de
önemlidir. Boynuzsu hücreler yaklaşık olarak epidermal hücrelerin
üretildiği hızla deri yüzeyinden atılırlar (deskuamasyon). Stratum
korneumun yenilenme zamanı (turnover zamanı) yaklaşık 14 gündür,
ancak bu durum vücut bölgesine göre değişebilir ve yaşlılarda bu
süre daha da uzar. Normalde boynuzsu hücreler tek tek atılır ve bu
süreç fark edilemez.
Keratinizasyon
süreci bozulduğunda boynuzsu hücreler tek değil de, kümeler olarak
veya basamaklı olarak ayrılır. Bazen bu süreç hücrelerin
atılmasının mümkün olmayacağı şekilde bozulur ve sonuç olarak
boynuzsu tabaka kalın, sert bir hiperkeratotik tabakaya dönüşür.
Deri yüzeyi pullu ve pürtüklü olduğunda kuru görünür, bu yüzden
skuamlı deri hastalıkları bazen konuşma dilinde "kuru deri
hastalıkları" olarak tarif edilebilir.
Yukarıda
belirtildiği gibi, derinin pullanması primer veya sekonder
olabilecek keratinizasyon bozukluklarına bağlıdır. Primer
keratinizasyon bozukluklarında görülen bir metabolik sorun stratum
korneumun tam farklılaşmasını önleyerek, sağlam keratinositlerin tek
tek dökülmesini engeller. Bu bozukluklar genellikle konjenital
iktiyozlar için en iyi örnektir.
Epidermisi
etkileyen bazı diğer patolojik süreçlere bağlı keratinizasyon
bozukluklarında da pullanma görülebilir. Örneğin psoriasis ve
egzemada görülen pullanma epidermisi etkileyen yangıya bağlı olarak
ortaya çıkar. Psoriasiste ve muhtemelen kronik egzemalı bazı
hastalarda epidermal hücre üretimi çok hızlanmıştır. Bu
hastalıklarda, epidermal hücreler stratum korneum'a erken geçer ve
farklılaşmamış hücreler olarak atılır.
Deri yüzeyindeki
hatları çok hassas bir iğne ile takip edip elektronik ortamda
kaydederek deri yüzey hatları ölçen yöntemler geliştirilmiş olsa da,
pullanmayı derecelendirmek için basit bir yöntem yoktur. Deri yüzeyi
hatları aynı zamanda deri yüzeyinden ışığın yansımasıyla optik
olarak da kaydedilebilir.
Deri lezyonlarının
boyutu, şeklî ve kalınlığı
Bir lezyonda deri
yüzeyinde renk değişikliğinden başka bir durum yoksa makûl olarak
bilinir. Patolojik bölge deri yüzeyinden daha çok yükselmişse plak
denir. Pitiriasis versikolor olarak bilinen hafif bir fungal
hastalık göğüs ve sırtta makûller yapar, ama psoriasis lezyonları
kalın ve kolay palpable olduğundan plak olarak adlandırılır. Bazen
lezyonlar deriden çok yüksektir ve bu duruma nodul veya tümör
denir. Tümörler deriye bir sap ile asılı ise saplı olarak
isimlendirilir. Nodüller ve saplı tümörler, nörofibromatöz olarak
bilinen bir konjenital hastalıkta görülür (Von Recklinghausen
hastalığı).
Lezyon kenarları
tanıya varmada yardımcı olabilir. Düzgün sınırlar özellikle
psoriasis ve tinea için karakteristiktir. Egzematöz hastalıklarda
lezyonun nerede bittiğini anlamak çok zordur.
Deri lezyonlarının
şekli de tanıya çok yardımcı olabilir. Bazı deri hastalıkları
maküler olarak başlar ve merkezi silinerek yüzük veya halka şeklinde
lezyonlar yapar. Tinea enfeksiyonları, granuloma annülare
ve eritema
multiforme lezyonun halka şekline olma eğilimi gösteren üç
hastalıktır. Bazı deri hastalıkları oval lezyonlar yapar,
pitiriasis rosea bunun en iyi örneğidir. Bazen lezyonlar deri
üzerine özel bir şekil veya sembole benzer şekilde ilginç
görünümler alır. Bu durum-lar figür olarak adlandırılır ve psoriasis
dahil birçok hastalık bu görüntüye neden ola-bilir. Genellikle deri
lezyonları açı oluşturmazlar, özel şekiller olan kare veya üçgenler
yapmazlar. Ancak liken planus küçük keskin poligonal şekiller
oluşturur.
Bazen plak veya
tümör gibi lezyonlar deri içine doğru birikim gösterir; bazal
hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom veya malign melanom gibi
habis lezyonlarda tedaviyi düzenlemek için invazyonu değerlendirmek
çok önemlidir. Klinik olarak tecrübeli hekimler palpasyonla da
birikim derecesi hakkında bilgi edinebilir, ancak herhangi bir
cerrahi girişime karar vermeden önce histolojik olarak
değerlendirilmelidir. Tek başına klinik muayene ye-rine, cerrahi
girişimi yapacak doktoru yönlendirebilecek ultrason gibi bazı
invazif olmayan değerlendirme teknikleri umut vermektedir.
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.