Şeker
Hastalığı
Şeker Hastalığı dinamit gibidir. Vücuttan çıkmaz.
İlgilenmezsen şeker ile, her an patlayabilir.
Lütfen sık sık şeker tahlili yaptırınız.
Gıdalardan aldığımız karbonhidratların, pankreasta bulunması
ve aktif olması gereken insülünin enerjiye çevirememesi
sonucu vücuda dolaşması sonucu ortaya çıkan hastalıktır.
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir
hastalıktır.
Tıp dilinde
diabet
denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını
kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar.
Pankreas bu
görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir.
Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır.
Bu miktar
yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker
miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir.
Şeker
durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.
Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit
şeker hastalığı vardır.
Şekersiz Diabet
: Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan
antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker
hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.
Şekerli Diabet
:Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya
çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya
sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar.
Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar
miktarı da artar.
Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır.
Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık,
aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza
zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama
görülür.
Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği,
göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz
olabilir.
İki çeşit Şeker koması Vardır.
Diabetik Koma
: Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin
verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek,
bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.
Şeker Eksikliği Koması
: Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit
koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı
duygusallıkla başlar.
Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok
miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.
Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da
vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır.
Kabız veya ishal
olmamalıdırlar.
Perhiz yapmalıdırlar.
Erken yatıp erken kalkmalıdırlar.
Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler.
Masaj, beden
hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
Pankreas tarafından enerjiye çevrilmeyen
karbonhidratlar karaciğerde kontrol altına alınır.
Karaciğer iyi çalışırsa, karaciğerden de karbonhidratları atmaya
yardımcı olur.
Dolayısıyla karaciğeri de kontrol altına almakta fayda vardır.
Doktor teşhisinden
sonra şekere destek için gıda takviyeleri kullanabilirsiniz.
Doktor ile irtibatı kesmeyiniz lütfen.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0464 217 18 81
0464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90
Şikayetleriniz
0 532 402 77 66 Yurt Dışı Kargo Yetkilisi
0 535 433 27 62 Yurt İçi Kargo Yetkilisi |
 |
Diabet
Diyabetin Belirtileri
Aşırı susama, sık
sık idrar-a çıkma, yorgunluk ve açıklanamayan kilo kaybı, sık
görülen belirtiler olmakla birlikte hiçbir açık belirti de
olmayabilir. Yukarıdaki belirtilerden biri veya birkaçı var ise
vakit geçirmeden bir sağlık kuruluşuna giderek danışınız.
Tip 1 diyabetin
ortaya çıkışı genelde ani ve dramatik olur aşırı susama, sık idrara
çıkma, yorgunluk, beklenmeyen kilo ve tekrarlayan enfeksiyon-lar
gibi belirtiler olabilir.
Tip 1 diyabetin
belirtileri daha az sıklıkta ama aynı biçimde tip 2 diyabet-li
kişilerde de olabilir. Tip 2 diyabetin ortaya çıkışı daha yavaştır
ve bu yüzden tespiti de daha zordur. Bazı tip 2 diyabetli kişilerde
hiç bir erken belirti görülmez ve başlangıçtan bir kaç yıl sonra
çeşitli diyabet komplikasyonları varlığıyla teşhis edilirler.
Diyabe-tli
olabileceklerini düşünen riskli kişiler, tanı için bir sağlık
kurumuna danışmalıdır.
Diyabet
Nedir?
Diyabet,
vücud-unuzunda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin
hormonu üretme-mesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir
şekilde kullanılamaması durumun da gelişen ve ömür boyu süren bir
hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besin-lerden kana geçen
şekeri yani glukozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir
(hiperglisemi).
Yediğimiz
besin-lerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin çoğu vücutta
enerji için kullanılmak üzere glukoza dönüştürülür. Midenin arka
yüzeyinde yerleşik bir organ olan pankreas, kaslarımızın ve diğer
dokuların kandan glukozu alıp enerji olarak kullanmalarını sağlayan
"insülin" adı verilen bir hormon üretir. Besinlerle kana geçen
glukoz, insülin hormonu aracılığı ile hücrelere girer. Hücreler
glukoz-u yakıt olarak kullanır . Eğer glukoz miktarı vücudun yakıt
ihtiyacından fazla ise karaçiğerde (şeker deposu=glikojen), yağ
dokusunda depolanır.
Diyabeti olmayan
bir birey kan şeker-i düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde
(yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl’nin üstüne çıkmaz.
Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin
üstünde olması diyabetin varlığını gösterir.
Bir kişinin
diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral
Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125
mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm
sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını
gösterir.
OGTT’de glikoz-dan
zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir.
İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200
mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.
Gizli
Şeker (Pre-diyabet) Ne-dir?
Eğer bir kişinin
kan şekeri düzeyi normal-den yüksek olmasına karşın diyabet tanısı
koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik
(gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.
Diyabet Önleme
Programına katılan pre-diyabetik-lerin %11’inde diyabet gelişmiştir.
Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2
diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip 2 diyabete
adaylık durumudur.
Pre-diyabetli
bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan
bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde ise
2-4 kat fazladır.
Pre-diyabetli
bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli olmayı
önleyebilir ve geçiktirebilir.
Diyabet
ve Göz
Diyabette göz
sorun-ları nelerdir?
Diyabette göz
sorunları gelip geçici görme bozuk-luklarından, çift görmeye, kalıcı
görme kaybına kadar geniş bir yelpazede yer alır.
Gelip geçici görme
bozuklukları kan şeker-indeki dalgalanmalara bağlıdır. Gözün
kırıcılığındaki bu değişiklikleri kişi gözlük numarasındaki
değişiklikler olarak yaşar. Kan şekeri oldukça düzensiz giden bir
hastada yoluna girdiğinde veya tam tersine düzenli giden bir hastada
kan şeker ayarında ciddi bozulmalar olduğunda görülebilir. Hasta ya
panik halindedir. Artık uzağı yakın gözlüğümle görebiliyorum,
gözlüğüm yetmiyor gibi şikayetlerle gelir.
Ya da mutludur,
gözlü-ksüz görmeye başladım diye anlatır ve kişiye kan şekeri
düzensiz gitmeye başladıysa bunun hiçte iyi bir haber olmadığını
anlatmakta zorlanırız. Her iki halde de kan şeker-i yoluna girip bir
süre böyle seyrettikten sonra yeni gözlük reçete-si vermeyi her
zaman tercih ederiz.
Diyabetlilerde
katarak-ta da daha sık ve daha erken yaşlarda rastlıyoruz. Ancak
hastanın görmesini etkileyecek başkaca bir göz sorunu yoksa son
derece başarı-yla gerçekleştirilen katarakt ameliyatı sonrasında
hasta iyi bir görmeye sahip olmaktadır.
Diyabetli hastada
en sık karşılaşılan göz sorunu tıp dilindeki adıyla “diyabetik
retinopati”dir. Diyabetik retinopati günümüzde gelişmiş ülkelerde
dahi 20-65 yaş grubunda önde gelen körlük nedenlerindendir.
Diyabetik retinopati ne-dir?
Diyabete bağlı
olarak göz duvarının en içteki tabaka-sı olan ve de görme
hücre-lerinin ye raldığı ağ tabakanın “retina” hasarıdır.
Diyabetik
retinopatiyi tek başına bir göz hast-alığı olarak düşünürsek hata
yaparız. Diyabetik retinopati vücutta kanlanması olan hemen tüm
organları etkileyen diyabetin gözdeki bulgusudur. Ağ tabakada küçük
damarlardaki tıkanıklıklar ve damar duvarı geçirgenliğinin artması
sonucu beslenme bozukluğu gelişir. Bu beslenme bozukluğunun
ağırlığına ve yaygınlığına bağlı olarak hastanın görmesi de
etkilenir.
Diyabetik
retinopatide ağ tabakadaki kanamalar, sızıntılar ve diğer
değişiklikler tek tek değil bir bütün olarak değerlendirilir ve evre
ile ifade edilir. Diyabetik retinopati başlıca iki evreye ayrılır.
Daha erken evre olan nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve
de daha ileri evre olan proliferatif diyabetik retinopati (PDR).
Bunlar da kendi içlerinde sınıflandırılmaktadır.
Bu iki evre
arasındaki en önemli fark nonproliferatif evrede kanama-lar,
sızıntılar göz duvarında ağ tabakanın içerisindedir. Ağ tabakanın
beslenme bozukluğu daha da arttığında bunu kompans-e etmek için
anormal damar oluşumları yani proliferasyonlar gelişir, artık
proliferatif diyabetik retinopati ortaya çıkmıştır. Değişiklikler
sadece ağ tabaka içinde sınırlı değildir. Göz küresinin içine doğru
uzanırlar. Bu anormal, yeni damarlar normal damar yapısında
değildirler, dolayısıyla hem daha çok sızdırırlar hem de göz
boşluğuna kanamaya meyillidirler.
Her iki evrede de
ortaya çıkabilen sarı noktadaki (maküla) değişikliklere diyabet-ik
makülopati adı verilir. Diyabetik makülopatide kendi içinde
ağırlığına göre sınıflandırılır. Burada damarlardan sızıntı sonucu
gelişen klinik olarak belirgin maküla ödemi henüz nonproliferatif
diyabetik retinopati evresinde dahi görme bozukluğuna yol açar.
Diyabetik retinopati ne gibi şikayetlere yol açar?
Diyabet-ik
retinopati en erken evrelerde hiçbir şikayete yolaçmaz. Hatta ileri
evrelere kadar hastanın görme şikayeti olmayabilir veya görme kaybı
yavaş yavaş ilerlediğinden kişi günlük yaşamını etkileyecek derecede
görme bozukluğu gelişene kadar farkına varmayabilir.
Hastaların doktora
başvuru şikayetleri genel-likle görme bulanıklığı, ani görme kaybı,
göz-ünün önünde uçuşmalardır. Bir şeyi çok net vurgulamamız lazım,
görmeyi etkileyecek derecede diyabetik retinopati bugünden yarına
gelişmez. Düzenli göz dibi takibi yaptırmayan hastalar doktora
gözlerim çok iyiydi birdenbire görmem azaldı diye gelebiliyorlar.
Halbuki o görme
kaybı gelişmeden yıllar öncesinden göz muayene-leri yapılsa
kendilerine gözdibinde diyabetik retinopati geliştiği söylenecektir.
Zaten diyabetlilerde göz muayenesinin amacı hastanın şikayetleri
ortaya çıkmadan diyabetik retinopatinin saptanması ve görmeyi tehdit
edecek hale geldiğinde müdahale edilerek görme kaybının
engellenmesidir. Fakat burada en az düzenli aralıklarla göz
muayenesi kadar önemli olan hastada kan şekerinin düzenli gitmesi,
kan basıncının normal sınırlarda seyretmesidir. Çünkü ağ tabakadaki
damarlar vücuttaki damar sisteminin bir parçasıdırlar, dolayısıyla
diyabetli bir kişide gözdeki bu bozukluğu tek başına bir göz
hastalığı olarak düşünemeyiz.
Kimler
diyabet-ik retinopati açısından risk altındadır?
Diyabetik
retinopati ister tip 1 ister tip 2 diyabet-li olsun her diyabetli de
ortaya çıkabilir. Diyabetik süresi uzadıkça diyabetik retinopati
görülme riski de artar. Diyabet süresi 15 yıl üzerinde olanların
yaklaşık %75’inde, yani 4 hastadan 3’ünde diyabetik retinopati
saptanır.
Diyabetik
retinopati açısından diyabet süresinin yanı sıra glisemik kontrol,
hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, böbrek bozukluğunun
(diyabetik nefropati) varlığı, gebelik diğer risk faktörlerindendir.
Diyabetik retinopati önlene-bilir mi?
Diyabetik
retinopatinin gelişim-inin veya varlığında ilerlemesinin önlenmesi
için uzun yıllardır araştırmalar sürdürülmektedir. Umut verici
çalışmalar olsa da henüz bu amaçla kullanılabilecek kesin önleyici
bir ilaç tedavisi yoktur. An-cak diyabetik retinopatiye bağlı görme
kaybını erken tanı, düzenli takip ve de kan şekeri kontrolünün
sağlanması ile önlemek mümkündür. Kan şekeri kontrolünün hem tip 1
diyabetli hem de tip 2 diyabetlilerde diyabetik retinopatinin
gelişiminin geciktirilmesi ve erken evrelerde ilerlemesinin
yavaşlatılmasında etkili olduğu uluslararası, çok merkezli büyük
çaptaki çalışmalarla tartışmasız bir şekilde gösterilmiştir.
Diyabetli hastalarda göz muayene-si ne zaman ve hangi sıklıkta
yapılmalıdır?
Diyabetik
retinopati diyabetin uzun dönem organ hasar-larındandır. Gözdibinde
ilk lezyonlar diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra görülmeye
başlar. Ancak tip 2 diyabet sinsi başlangıçlı olduğundan hastada
diyabet başlangıcı tanı konmasından yıllar öncesidir. Bu nedenle tip
2 diyabetli hastalarda tanı konduğunda ilk göz muayenesinin
yapılması gerekmektedir. Çeşitli çalışmalarda değişse de, yeni tanı
konan tip 2 diyabetli hastaların %20’sinde diyabetik retinopati
saptanabilmektedir.
Tip 1 diyabet ise
özellikle çocukluk çağında gürültülü başlar, dolayısıyla sıklıkla
diyabet tanısı da hastalık yeni başladığında konulmaktadır. Bu
nedenle tip 1 diyabetlilerde ilk göz muayenesinin zamanlaması ile
ilgili olarak farklı görüşler vardır. Genel olarak, 10 yaşın
üstündekilerde tanı konduğundan itibaren ilk 5 yıl içerisinde ilk
göz muayenesinin yapılması önerilmektedir.
Hasta-nın hiçbir
şikayeti yoksa da yılda bir kez gözdibi muayenesi tekrarlanmalıdır.
Diyabetik retinopati saptananlarda ya da gebelik gibi özel
durumlarda takip aralığı daha kısadır.
Gözdibi
muayenesinde ışık kaynağı ve özel lenslerle küre şeklindeki gözün iç
duvarı, yani ağ tabaka incelenir. Gözbebeği ışıkta ufaldığından
hastanın gözüne gözbebeğini genişletici bir damla damlatılarak
gözdibinde daha geniş bir alanın incelenmesi sağlanır. Gerektiğinde
ek testler uygulanır.
Diyabetik retinopatinin tedavisi nasıl yapılır?
Diyabetik
retinopatide ortaya çıkmış damar bozukluklarını iyi-leştirmeye
yönelik ilaç tedavisi henüz mümkün değildir. Ancak gözdibinde ağ
tabakasının keskin görmemizi sağlayan maküla-sarı nokta bölgesinde
görmeyi tehdit edecek derecede sıvı birikiminde damarlardan sızıntı-yı
ve buradaki sıvıyı azaltmak veya ağ tabakada anormal damarlar
geliştiğinde bu damarların gerilemesini sağlamak amacıyla laser
tedavisi yapılmaktadır.
Proliferatif
diyabetik retinopatinin daha geç evrelerinde göz boşluğuna kanama
olupta geri çekilmediğinde veya bağ dokusu gelişip ağ tabaka
üzerinde çekintiler yapması gibi durumlarda ise bunları temiz-lemek
için vitrektomi ameliyatı uygulanmaktadır.
Ayrıca son
yıllarda göziçine enjekte edilebilen anormal damarların gelişimini
ve sızıntıları baskılayıcı ilaçlarla ile ilgili çalışmalar
sürdürülmektedir.
Diyabet-ik
retinopati önlenemese de diyabetik retinopatiye bağlı gör-me kaybı
erken tanı, zamanında müdahale ile önlenebilir.

İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle
Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde

Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin, gıda takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun.
Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.
|