Bitkisel Sabunlar
Bitkisel
Sabun Nedir?
Bitki veya bitki
özlerinden yapılmış sabunlardır.
Bitkisel Sabun Faydaları
Bitkisel
sabunlar; cilde zarar vermeler ve kimyasal madde taşımazlar.
Bitkisel sabunlar; cilt için faydalı olurlar.
Bitkisel Sabun Çeşitleri
Ardıçlı Sabunlar,
Bıttım Sabunlar, Defneli Sabunlar, ısırganlı Sabunlar, Killi
Sabunlar, Kayısılı Sabunlar, Kükürtlü Sabunlar, Yosun Özlü
Sabunlar, Zeytin Yağlı Sabunlar, Gliserinli Sabunlar,
Lavantalı Sabunlar ve Cevizli Sabunlar.
Bitkisel Sabun Kullanışı
Bitkisel sabunlar
gece yatmadan önce kullanılması tavsiye edilir.
Bitkisel Sabun Aksi Tesirleri
Bitkisel
sabunların bilinen yan etkileri yoktur.
Bitkisel Sabun Özellikleri
Sabun Tarihi
Eski bir Roma masalına göre sabunu ilk kadınlar
keşfetti..
Hayvan-ların kurban
edildiği Sapo Dağı’nın kıyısında bulunan Tiber Nehri’nde çamaşır yıkayan
kadınlar, bir gün çamaşırlarını fazla çaba sarf etmeden kolayca
temizlediklerini fark ederler. Daha sonra buna hayvanların kurban
edildiği zamanlarda nehre yağmurla birlikte karışan hayvan yağ ve
küllerinin sebep olduğunu görürler.Nehrin sularına karışan yağ killi
çamur ve küller köpüklü bir karışım oluşturduklarından, sabunun ilk
keşfi bu mite dayanır.
Efsaneler bununla
sınırlı kalmıyor.
Britanya Adaları’nın
eski sakinlerinden Keltler’in hayvansal yağlar ve bitki küllerinden
ürettikleri maddeye “saipo” adını verdiklerini biliyoruz. Bu sözcük daha
sonra “soap ” olarak değişti.
Sabun tarihi;
İlk sabunun Romalılar
tarafından bulunduğuna dair efsanenin aksine, ilk sabun türü M.Ö. 3000
yıllarında kullanılmaya başlanmış ve sabun tarifleri M.Ö. 2500 yılına
ait Sümer Yazıtlarında ortaya çıkmıştır.
Bu tariflerde; su
içine katılan odun külünün kaynatılması ve bu sırada içine yağ
karıştırılarak
yavaş yavaş eritilmesi
ile bir tür sabun elde edildiği anlatılmaktadır. Ancak elde ettikleri
maddenin sabun olarak tanımlanması veya bilinmesi ancak Romalılar
döneminde mümkün olmuştur.
Bu da, M.Ö. 1000
yıllarına karşılık gelmektedir. Pompei’nin kalıntıları arasında bulunan
bir sabun imalathanesi ve kalıp sabunlar, sabunun Romalılara
atfedilmesinin en büyük sebeplerinden biridir.
Burada, tabii ki banyo
kültürünün Romalılarda başlamış olması ve ilk Roma hamamının M.Ö.
312yılında inşa edilmesi de diğer etkenlerden birkaçı.
Ancak sabunun kişisel
temizlik için kullanımına M.S. 200 yıllarından itibaren rastlanmaktadır.
Sabun, sabun olmadan
önce, süt, kum, bazıyağlar ve çeşitli bitki yaprakları temizlik amacıyla
kullanılmaktaydı.
Hipokrat gibi
döneminin önemli fizikçilerden biri olarak gösterilen Galen
(M.S.130-200)
sabunu ilk olarak temizlik ve tedavi maksatlarıyla kullanım aracı olarak
tanımladı.
Sabun, Roma
İmparatorluğu döneminde Avrupa da şeytan işi olarak nitelendirilip insan
hayatından çıkartılmış;sonra da hastalıkların, salgınların önüne
geçememiş.
Sabunun tekrar
kullanımı 8. yüzyılda İtalya ve İspanya ardından 13. yüzyılda Fransa ve
sonrasında İngiltere’de ortaya çıkıyor.
Türkler 11. yüzyıla
kadar sabun yerine sulardaki soda, çöven, saparma, süt kökü, kaşık otu,
herdemtaze, tavşankulağı, hintkestanesi ve kül gibi maddeleri kullanmış
M.S. 1500 yıllarına gelindiğinde Avrupa’da pek çok yerde sabun
üretilmekteydi.
Ancak üretilen bu
sabunların içindeki maddeler yöresel farklılıklar göstermekteydi.Örneğin
güney Avrupa’da bitkisel yağlar kuzey Avrupa’daise hayvansal yağlar
kullanılmaktaydı
Koloni dönemi
Amerika’sında sabunun ana maddesi olan Sodyum Hidroksit muadili
maddeler, dibinde delikleri olan bir fıçı içinde odun külü ve suyun
karıştırılması ile elde ediliyordu.
Sabun için gerekli yağ
ise çiftlik hayvanlarından elde ediliyordu.İlk dönemlerde elde edilen
sabun, vücut temizliği için kullanımından ziyade, çok sert olması
nedeniyle daha çok çamaşır temizliği maksadıyla kullanılmıştır.
Sabunun banyo için
kullanımı ve üretimi Avrupa’da 18. Yüzyıl, Amerika’da ise 19.Yüzyılda
ortaya çıkmıştır
Sabunun yaygın olarak
kullanılmaya başlanması ile, önce odun külü ihtiyacı sonucunda
ağaç kıyımı da tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Bu dönemde yapılan
araştırmalar 1790 yılında sonuç verdi ve Fransız bilim adamı Nicholas
Leblanc’ın yeni buluşu ile tuz, alkaliye çevrilerek odun külünün yerini
aldı. 1791 yılında Alkali patenti Nicholas Leblanc tarafından alındı.
19.Yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu metod ucuz ve kolay bir yol
olmakla birlikte, ortaya çıkan bazı zararlı kimyasallar çevre
kirliliğine neden oluyordu.
Daha iyi bir sabun
formülü 1811 yılında Augustin Jean Fresenel tarafından
bulundu. 1900′lu yıllara kadar yayılan Fresenel metodu günümüzde de
kısmen kullanılmaktadır.
Bu yıllardan itibaren
sabun kişisel hijyenin vazgeçilmez unsuru olarak kabul gördü ve yayıldı.
Şaşırtıcı olmakla
birlikte, günümüzde mevcut büyük sabun üreticilerinin pek çoğu 1800′lü
yılları sonunda ortaya çıkan metotlara bağlı üretim
gerçekleştirmektedir. Piyasada mevcut pek çok sabun türünde hayvansal
yağlar kullanılmaktadır.Üzerinde bitkisel olarak belirtilmediği
sürece,tüm sabunların hayvansal yağlardan yapıldığı düşünülebilir.Kimya
alanındaki gelişmeler ve fabrikasyon sürecinde sabunun imaline yönelik
olarak çok yol alınmış olmasına rağmen temelde sabun tarifi pek fazla
değişiklik göstermemiştir.
KAYNAK : TÜRKİYE
İHRACATCILAR MECLİS YAYIN ORGANI TUKISHTIME
Sabunun icadı
Her zaman temizliği ve
saflığı hatırlatan sabun, günlük yaşantımızın önemli bir parçası Geçmişi
M.Ö. altı binlere kadar uzanan sabun kullanımı, zamanla günlük
yaşantımızın önemli bir parçası haline geldi, vazgeçilmez oldu.
Fenikeliler sabunu bulana kadar, kül ve kil geleneksel temizlik aracı
olarak kullanıyordu. M.Ö. 600′de bulunan ve kullanımı ortaçağda
genişleyen sabun, tarih içinde kimi zaman değerli bir değiş tokuş aracı
olarak kimi zamansa ilaç olarak kullanıldı. Geçmişte Fenikeliler ile
Galyalılar arasında önemli bir takas aracı olan sabun, Roma döneminde,
kadınların en gözde temizlik aracı haline geldi.
Sabun niteliği taşıyan
Maddelerle ilgili ilk yazılı belge ise, Mezopotamya’da M.Ö. III. bin
yıldan kalma kil tabletleri Bu tabletlerde, potasyum ve yağla
karıştırılarak elde edilen bir maddeden söz ediliyor.
Eski zamanlardan kalma
bir Roma masalına göre, sabunu ilk defa kadınlar keşfetmiş. Hayvanların
kurban edildiği Sapo Dağı’nın kıyısında bulunan Tiber Nehri’nde
çamaşırlarını yıkayan kadınlar, çamaşırlarını eskiye oranla daha az çaba
sarf ederek temizledikleri fark ettiler. Çünkü, hayvanların kurban
edildiği Sapo Dağı’ndan Tiber Nehri’ne, yağmurla birlikte hayvan yağları
ve odun külleri karışıyordu.
Bu karışım ise,
bayanların çamaşır günü için hoş bir hediye oluyordu. İngiltere’nin eski
halklarından Keltler de, hayvansal yağlar ve bitki küllerinden
ürettikleri sabuna “Saipo” adını verdi, bu sözcük daha sonra “Soap”
olarak değişti. M.Ö. 1500′e ait Ebers Papirüsinde, kişisel
temizliklerine düşkün olan Mısırlılar’ın, hayvan ve sebze yağları ile
alkalinli tuzdan elde edilen sabunsu bir maddeyle yıkandıkları
belirtiliyor.
Yunanlılar’a bakacak
olursak, onlar da en az Mısırlılar kadar temizliğe önem veriyorlardı.
Sabun kullanmayan Yunanlılar, vücutlarını yağ ve killerle sıvadıktan
sonra, kum ya da sünger taşı parçalarıyla fırçalıyor ve “strigil” denen
kavisli metal bir aletle vücutlarında oluşan tabakayı kazıyorlardı. Bunu
suya girerek yıkanma ve zeytinyağı ile yağlanma izliyordu.
Kişisel temizliği
oldukça önemseyen Roma ulusunda ise, banyo kültürü oldukça yaygındı.
Hamamlara aşırı düşkün olan Romalılar’da banyo yapmak en temel sosyal
görevdi. M.Ö 25 yılında yüzlerce hamamın bulunduğu Roma’da banyonun
altın çağı başladı. Roma’da yaşanan zengin banyo kültürünü, Erken
Hıristiyan Kilisesi dini açıdan uygunsuz olduğu gerekçesiyle çok çabuk
saf dışı bıraktı.
Fakat M.S. 476′da Batı
Roma’nın yıkılmasıyla birlikte Avrupa’da, hamam alışkanlığı tarihe
karıştı. Kişisel temizlikte gözlenen bu gerileme ve Sağlıksız yaşam
koşulları, Ortaçağ Avrupasında büyük sorunlara neden oldu. Temizlik,
artık halk kültürünün bir parçası değildi. Yaklaşık 17. yy’a kadar
yaşanan bu karanlık dönemde ihmal edilen kişisel temizlik aynı zamanda
14. yy’da büyük veba salgınını doğurdu. Eski Romalıların sabun yapımıyla
ilgili bilgilerinin Avrupa’ya yayılmasıyla önemli sabun yapım merkezleri
ortaya çıktı.
Sabun yapımcılığı 7.
yy’da Avrupa’da meslek haline geldi. Sebze ve hayvan yağlarına bitki
külleri ve güzel kokular katan sabun yapımcıları kendi ticaret ağlarını
kurdular. Güzel kokuların da katılmasıyla artan sabun çeşitleri çamaşır
yıkamada ve banyo yapmak için kullanıldı.
Sabuna talep arttıkça
üretimi de arttı ve sabuncular bir esnaf grubu oluşturdu. 10. Yüzyılda
Bizans’ta esnaf loncaları içinde sabuncu esnafı grubu da vardı. Türkler
yaklaşık olarak 11. yy’a kadar sabun yerine sulardaki soda, çöven,
saparma, sabun otu, süt kökü, kaşık otu, kılaya kavuğu, acı ağaç,
herdemtaze, tavşankulağı, hintkestanesi gibi saponinli maddeleri ve kül
kullandı. Belgelere göre bugünkü sabunun ilkel şekli ilk çağlarda
Araplar tarafından yapıldı. Sabunculuk, ortaçağda İslam ülkelerinde
gelişmiş bir imalat koluydu. Osmanlı’nda sabun esnafı tertip edilen
törenlerde esnaf alaylarında yer alıyordu. Osmanlılarda sabun imali ve
tüketiminin oldukça yaygın olduğuna arşiv vesikalarında rastlıyoruz.
Sabun üretiminin 12.
yy’da başlandığı İngiltere’de ise, 1622 yılında I. King James, sabun
üretim tekelini yılda 100 bin dolar karşılığında bir sabun yapımcısına
verdi. Fakat, sabun lüks sayılıp yüzde yüz vergiye tabi tutulduğundan
halkın banyo yapması imkansızdı. Temizlik ve su sistemleri Roma ve
Girit’teki sistemlerle yarış edecek düzeye gelmiş olmasına rağmen,
ülkede temizliğe karşı genel bir isteksizlik hakimdi.
Dickens dönemi,
korkunç bir pislik içinde geçti. Hastalıklar iyiden iyiye yayılıyordu.
1842′de, İngiltere Fakir Yasası Komisyonu sekreteri olan Edwin
Chadwick’in çabaları sonucunda, Parlamento, 1846′da “Halk Hamamlarını ve
Yıkanma Evleri Hareketi”ni onayladı ve Gladstone, 1853′te sabun
vergisini kaldırdı. 1860′ta Londra’da sayısı 10 olan halka açık yıkanma
evleri, bir milyondan fazla sayıya yükseltildi. Bu hareket Amerika’ya da
yayıldı. Amerikan Tıp Topluluğu Dergisi’nin 1892 Ekim sayısında; korunma
tedaviden daha olduğu takdirde, halka açık büyük bir hamam kurmanın,
hastane inşa etmekten daha ucuza mal olacağını yazmaktaydı.
Gerçek anlamda
bilimsel sabun yapımı ise, 18. yy’da da Michel Eugene Chevreul’un
katkılarıyla, önceden belirlenen kesin amaçların elde edilmesini
sağlayan kimyasal formüllerin ortaya konmasıyla başlıyor. Buhar makinesi
gibi buluşların gerçekleşmesiyle de, sabun yapımı gerçek bir sanayiye
dönüşüyor. Sabunun sert sularda eritildiği zaman yeterince
köpürmemesinin yol açtığı sakıncayı giderme çalışmaları, 1930′lu
yıllarda ABD’de ilk deterjanların ortaya çıkmasını sağlıyor ve o
tarihten bu yana deterjan yapımı da önemli bir sanayi dalına dönüşüyor.
Osmanlı İmparatorluğu
sabun üretimi açısından çok zengindi. Trablus sabunu, çiçek sabunu, misk
sabunu, Hünkari sabun, beyaz ve siyah paşa sabunu, alaca sabun, kara
sabun, kokulu sabun, Kandiye sabunu Girit Sabunu, Arap sabunu, leke
sabunu ve fes sabunu… Bunlar imparatorlukta üretilen sabun türlerinin
sadece birkaçı… Osmanlılarda sabunla ilgili ilk düzenlemeler Fatih
Sultan Mehmet, İkinci Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan
Süleyman devri kanunnamelerinde görülür.
Fatih dönemine ait
Foça sabunhanesi ile ilgili düzenlemede ve Yavuz devrine ait Trablus
Sancağı kanunnamesinde sabun konusunda hukuki düzenlemeler bulunur.
Sonraki dönemlerde sabunun üretimi, kalitesi, fiyatı, kontrolü, ticareti
ve sabuncu esnafı konularında oldukça fazla vesika ve düzenleme
bulunması dikkat çekiyor. Sabun temel olarak, zeytinyağı, prina yağı, ay
çiçek yağı, yerfıstığı yağı, palmiye özü yağı, iç yağı gibi maddelerden
elde edilen yağ asitleri ile sodyum tuzlarının tepkimesinden oluşuyor.
Sabun üretimi, yıkama, pişirme, sıvılaştırma ve sabunlaşma olmak üzere
dört evreden meydana geliyor. Yoğurma sırasında parfümler katılarak
kokulu sabunlar elde ediliyor.
Kozmetik sanayinin
gelişmesiyle sadece temizlik maddesi olmaktan çıkıp, özel formüller ve
kokularla farklı özellikler kazanan sabun, gençlik, güzellik ve pürüzsüz
bir cildin en doğal kaynağı haline geldi.
Sabun üretimi
Çok çeşitli yöntemler bulunan sabun yapımında, en basit yöntem, soğukta
yapımdır. Sodyum ya da potasyum hidroaksit çözeltilerinin gerektiği,
“yağ içinde su” tipinde bir emülsiyonun hazırlanmasına dayanır. Sıvı yağ
birleşenleri ve dirişik alkali çözeltisinin karışımına dayanan bu
yöntem, basit olduğu için küçük tesislerde uygulanır; ürünün iyi
kullanılmasını engelleyen sabunlaşmış bölümlerin, sabun kütlesi içinde
kalmaları gibi önemli bir sakıncası vardır. “Marsilya”tipi diye
adlandırılan klasik yöntemde, sırasıyla hamurlaştırma, tuzlama, pişirme
ve arıtma işlemleri uygulanır. Sabun hamuru daha sonra soğumaya
bırakılır. 35-40
kg. paralel yüzler haline getirilir ve kalıplar halinde kesilir.
Bugün sabunlar,
ısıtıcı çift çeperli bir besleme haznesi içinde tutulur ve hücreli pres
filtrelere benzeyen bir soğutma presine sürülür. Sürekli çalışan daha
modern cihazlar sabunu hem soğutur hem de suyunu alır; böylece toz sabun
elde edilir. Geleneksel usullerin yerini alan diğer usuller de vardır.
Bunlardan birinde hammaddelerin hidrolizden çıkan ve düşük basınç
altında damıtılarak saflaştırılan yağ asitleri kullanılır; bu asitler,
alkali oksitler, alkali karbonatlar veya organik bazlarda
nötürleştirilir. Bu şekilde elde edilen ürünler genellikle tuvalet
sabunu yapımından kullanılır. Gerçek sürekli sabun yapımı 1934′e doğru
ortaya atıldı. “Clayton” metodunda yüksek sıcaklık uygulanır ve sonra
yeniden hidratlanan susuz bir sabun elde edilir.
Gunther Jacobs’un
“JPC” yönteminde, yağları eritmek ve sodyum hidroksitle emülsiyon
oluşturmak için etkisiz bir eritici kullanılır; elde edilen kütle,
Atmosfer basıncından daha düşük bir basınç altında, cm’ye 7 g’lık bir
gerilimin etkisinde bırakılarak, eriticinin ve glikolin
buharlaştırılması sağlanır. “Du pont de Nemours” yönteminde, Marsilya
yöntemiyle aynı ilkeler uygulanır ve üretimin her aşamasında merkez kaç
işlemi yapılır. “Yağ içinde su” tipinde bir emülsiyonun kullanıldığı
“Monsavon” yöntemi, arı sabunda % 61 yağ asidi ve % 0.2 sodyum hidroksit
fazlası olacak biçimde, düşük sıcaklıkta deriştirme alkali çözeltisiyle
yapılır; sıcak bir çepere temas ederek başlayan tepkime egzotermik
olduğu için kendi kendine sürer.
Sabun, kule içinde,
derişikliği sınır hidroksit çözeltisine eşit olan derişik hidroksit
çözeltisiyle yıkanır ve arıtma, bir miktar düz sabunun erilitildiği ve
esmer bölümlerin elde edildiği hafifçe alkali bir su katılarak yapılır.
Fazlar (yüzde 75 sabun, yüzde 25 esmer faz), çift zarflı kaplarda 12- 24
saat dinlendirilerek ayrılır. Esmer faz böylece, arı sabundan ve sınır
hidroksit çözeltisinden, belirli bir miktar sodyum klörür katılarak
ayrılır.
Tedavide sabun
Önceleri tıpta ‘hariçten tedavi edici’ olarak ele alınan sabun, zamanla
vücut temizliği için kullanılmaya başlandı. Geçmişten günümüze sabun,
bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkışında dezenfekte olarak kullanılıyor.
Kişisel temizliklerine düşkün olan Mısırlılar, deri hastalıklarından
korunmak için, hayvan ve sebze yağları ile alkalinli tuzdan elde edilmiş
sabunsu bir maddeyle yıkanıyorlardı. Bu şekilde hem kişisel
temizliklerini yerine getiriyor hem de yaralarını tedavi ediyorlardı.
M.S. II. yüzyılda yaşamış eski Yunan hekimi Galenos Klaudios, sabunun
deri hastalıkları temizliğinde etkili olduğunu belirtiyor, hastalarına
sabunu tavsiye ediyordu. Temizliğin öncüsü Musa ise, dini hükümler kadar
temizlik kriterlerini de öne sürüyor ve dini arınmışlığın ifadesi olarak
İsraillileri elbiselerini temiz tutmaya çağırıyordu. Musa, zarar verici
boyutlara ulaşarak kavmini tehdit eden pisliğin farkına varmıştı. Ona
göre temizliğin noksanlığı “öldürücü”ydü, hastalık demekti.
O zamanlarda cüzam ve
pislik eş anlamlı sayılıyordu. Günümüzde de tedavide çeşitli sabunlar
kullanılıyor: Bademyağı sabunu: Bademyağı ile sodyum hidroksitten elde
edilir ve çeşitli ilaçlarda sıvağ olarak kullanılır. Donyağı sabunu;
hayvani yağlarla sodyum hidroksitten elde edilir; alkollü çözeltisi,
opedeldok balsamının temel maddesini meydana getiren bir jeldir. Arap
sabunu; potas sabunu veya yumuşak sabun, bazen uyuz tedavisinde
kullanılır. Potaslı
Hindistan cevizi yağı sabunu; suda uygun bir şekilde çözündürülüp
sterilize edilerek cerrahi sabun denen sabunu meydana getirir.
(ameliyattan önce ellerin ve eldivenlerin yıkanması için kullanılır).
Çeşitli ilaçlar (kükürt, ihtiyol, katran, çeşitli antiseptikler)
katılmış katı sabunlar tıbbi sabunları meydana getirir ve dermatozlarda
kullanılır.
Osmanlı’da sabun
Sabun, Osmanlı Devleti’nde ’sabunhane’ denilen ve şahıslara ait olan
imalathanelerde geleneksel yöntemlerle üretiliyordu. Sabunun hammaddesi
zeytinyağı ve içyağıydı. Ekonomik değeri olan ve tercih edilen sabunlar
zeytinyağından imal edilenlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda sabun üretimi
yapılan yerlerin başında zeytin yağının bol olduğu yerler olan Batı
Anadolu ve Adalar, Şam, Halep ve Namlus geliyordu. O dönemde en fazla
sabun üreten merkezler ise Midilli ve Girit Adaları, Ayvalık, Edremit,
Kemer Edremit, İzmir, Kızılcatuzla, Yunda Acası ve Urla’ydı. Buralarda
imal edilen sabunun büyük bir bölümü, saray, ordu ve İstanbul halkının
ihtiyacını karşılamak üzere ‘Dersaadet tahsisatı’ olarak ayrılırdı.
Osmanlı Devleti’nde en
kaliteli ve en çok aranan sabunlar Girit Adası, özellikle de Kandiye’de
yapılanlardı. Kandiye sabunları temizlik ve iyi pişmiş olmaları ile nam
salmıştı. Bu özelliklerinden dolayı Midilli ve Edremit sabunlarının
üzerine ‘Girit Sabunu’ damgası vurularak taklit edilmiş ve bu durum
Giritli sabuncuların şikayetine sebep oldu. Hanya, Kandiye, Resmo başta
olmak üzere Girit’te elde edilen zeytinyağının önemli miktarı sabun
üretiminde kullanılmaktaydı. 18. yüzyılın ilk yıllarında Girit’te
sabunhane sayısı birkaç tane iken, yüzyıl ortalarına doğru on misliden
fazla arttı ve adadaki sabunhanelerin adedi daha sonra 45′e ulaştı.
Lübnan’daki Trablusşam kenti ve çevresi de zeytinyağının bolca bulunduğu
ve sabun üretiminin de o nispette fazla olduğu bir bölgeydi.
Özellikle Nablus,
Kudüs, Rakka ve Şam sabunculuğunun çok geliştiği ve sabun ihraç eden
şehirlerdi. Buralarda sabunun geçmişi 14. yüzyılın ortalarına kadar
gidiyordu. Anadolu’nun ve Mısır’ın sabun ihtiyacı da büyük ölçüde bu
bölgelerden karşılanmaktaydı. Sabunu çok meşhur olan ve sabun ihraç eden
Halep’te 19. yüzyıl sonlarında 12 sabunhane mevcuttu. Halep ve civarında
imal edilen sabunlar yerel ihtiyacı karşılamaları dışında, Avrupalı
ticaret şirketleri ve büyük tüccarlar tarafından Suriye dışına ihraç
ediliyordu. Edirne ve Kudüs’te imal edilen ‘misk sabunu’ ise Osmanlı
sarayına, sultanlara ve devlet ricaline sunulan değerli hediyeler
arasındaydı.
Meyve sabunları
Parfüm kokulu sabunların yeni yeni hayatımıza girdiği düşünüldüğünde,
meyve kokulu sabunların bundan en az üç yüz yıl önce ülkemizde
kullanılmaya başlanması sabunlara tarihi bir işlev de yüklüyor.
Görenlerin plastik meyvelere benzettiği, ancak bilenlerin fark
edebileceği meyve sabunları, tarihte hem temizlik hem de süs eşyası
olarak kullanılırdı. Elma, armut, üzüm, şeftali, kiraz, muz, kavun,
çilek, kayısı, limon şeklinde üretilen ve her birine has kokusuyla
dikkat çeken meyve sabunları, 19. Yüzyılda Edirne’nin en önemli ticaret
maddesiydi. Bitki ve otlardan elde edilen yağların burun, ciğer doğrudan
ve deri tarafından vücuda alındığını kabul edersek bu sabunların süs
olmaktan çıkıp, doğal ilaç işlevi üstlendiğini de görürüz. Meyve esanslı
sabunlar, bugünkü limon, şeftali ve elma kokulu sabun ve şampuanlara
temel oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Eskiden temizlik şimdi ise sadece
süs aracı olarak kullanılan meyve sabunları, bildiğimiz yeşil sabunların
eritilmesinden elde ediliyor.
Sıvı haline getirilen
sabun, içine birkaç damla gül yağı konulduktan sonra soğuyana kadar
bekletiliyor. Daha sonra sabun hamurunun yoğrulmasına geçiliyor. Hangi
meyvenin kokusu verilmişse, hamura onun şekli veriliyor. Son olarak da
aslına uygun olarak boyanıp hazır hale geliyor. Üretilen sabunların
hepsi piyasada satılmaz, büyük bir kısmı padişahın isteği üzerine
İstanbul’a Topkapı Sarayı’na gönderilirdi. Mis kokulu meyve sabunları,
aynı zamanda çok değerli bir süs eşyasıydı. Özellikle padişah kızları ve
cariyeleri çeyizlerine, odalarına bu sabunları koyarlardı. Ayrıca
padişahların yabancı devlet başkanlarına gönderdiği hediyeler arasına
meyve sabunları da konulmasına özen gösterilirdi
kaynak.
teknolojivebilim.com
|