|
Öğretim
yöntem ve teknikleri
Merhaba, Öğrenme Yeteneği Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz.
Konu İle İlgili Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama;
Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Öğretim
metodları ve biçimleri
Öğretim
stratejisi, bir öğretmenin, dersin veya bir konunun
öğretilmesinde hedefe ulaşmak için seçeceği öğretim metodu,
çeşitli teknikler ve hattâ değerlendirme biçiminin uyum
içinde olmalarıdır. Bazı eğitim amaçlarına ulaşmada,
diğerlerinden daha uygun ve verimli yollar, stratejiler
vardır.
Öğretmenler genellikle kendilerinin merkezde olduğu, dersin
akışını ve öğrencileri yönlendirdiği, değerlendirmeyi
kendilerinin yaptığı öğretim stratejileri tespit ederler.
Bilgi
vermeye dayanan derslerde genellikle öğretmen sunuşunun
ağırlıklı olduğu bir strateji izlenir. Burada dersin akışını
güzelleştirecek, sınıfın dikkatini canlı tutacak soru-cevap
ve örnek verme teknikleri ile düz anlatımın sıkıcılığı
giderilir.
Eğer hazır
sistemli bilgiler verme yerine, öğrencilerin araştırıp
bulmaları veya ham bilgileri işleyerek daha sistemli
bilgiler oluşturmaları isteniyorsa, o zaman öğrenci merkezli
öğretim stratejileri izlemek gerekir.
Öğretim
metod ve teknikleri, öğretim stratejilerinin yapı
taşlarıdır. Bazı eğitimciler, öğretim metodunun bir "öğretim
tekniği" olduğunu savunurlarken, bazıları da tekniği, daha
geniş olan metodun içindeki bazı küçük işleri yapma yolu
olarak anlarlar. Yani, bir metodun içinde çeşitli teknikler
kullanılabilir. Bütün derslerde tek bir metod veya teknik
kullanan öğretmen çok başarılı olamaz. Gerçi öğretmenin
genel bir plânı, bir stratejisi olacaktır; ama eğer işler
plânlandığı gibi gitmiyorsa, hemen plânı gözden geçirip
gerekli hedef düzeltme, metod veya teknik değiştirme
işlerini yapabilmelidir.
Öğretmenin, kendisini merkezden çıkarıp yönlendirici
konumuna çekerek oluşturduğu öğretim stratejisine, "keşfetme
(buluş) yoluyla öğretim yaklaşımı" denmektedir. Burada
öğretmenin görevi, sorulan soru ve verilen örneklerle
öğrencileri öğrenmeye hazır hale getirerek öğrencilerin
konuyu analiz ve sentez yoluyla geliştirmelerini ve
pekiştiricilerle öğrencilerin konu hedeflerine ulaşmalarını
sağlamaktır.
Bir başka
öğretim stratejisi, araştırma ve inceleme yoluyla problem
çözmedir. Bu, öğrencileri bilimsel araştırma yöntemlerine
alıştırma yaklaşımıdır. Öğrenci, çevredeki problemleri
algılar, tanımlar, verileri toplar, geçici çözüm yolları
geliştirir ve bunların mümkün olup olmadığını test eder. Bu
şekilde yetişen öğrenciler, gelecekte karşılaşacakları
problemleri de bilimsel zihniyet ve metodlarla çözmeyi
öğrenmiş olurlar. Yalnız, bu stratejiyi uygulayan
öğretmenler hem metod hem de araç-gereç yönünden öğrencilere
yardım etmelidirler. Bu stratejide örnekolay, laboratuvar,
problem çözme gibi metodlar kullanılabilir.
Tam
öğrenme stratejisi, B. Bloom tarafından geliştirilmiştir.
Burada, hemen hemen tüm öğrencilerin, okulda kazandırılmaya
çalışılan yeni davranışları öğrenebilecekleri temel
alınmıştır. Bunu sağlamak için, öğrenmedeki bireysel
farklılıklar en aza indirilmelidir.
Bu nedenle
öğretmen, yeni anlatacağı konu veya kazandıracağı davranışı
öğretmeye başlamadan önce, önşart olan öğrenmeleri önceden
gerçekleştirmelidir. Öğrencinin bilişsel ve duyuşsal giriş
özelliklerini (bilgi ve davranışlarını), yeni konuyu
öğrenmeye temel oluşturabilmesi gerekir.
İkinci
olarak, öğretim esnasında öğrenciye gerekli ipuçları
verilerek, öğrencinin derse katılımı sağlanarak, gerekli
pekiştirmeler yapılıp sağlıklı geri bildirimlerle eksikler
tamamlanıp düzeltmeler yapılarak mükemmel bir öğretim
hizmeti verilir.
Bu
stratejide, öğrencinin akademik benliğinin ve okula karşı
olumlu tutumunun oluşabilmesi için, hemen bütün öğretim
metod ve teknikleri kullanılır.
Anahtar
Kelimeler : öğretim yöntemi ve teknikleri , öğretim
yöntemleri , öğretim teknikleri, öğretim yöntem ve
teknikleri, ogretim yontem ve teknikleri, eğitim yöntemleri
, Öğretim metodları ve biçimleri, öğretimde strateji, metod,
teknik kavramları
Çağımızda
öğretim ilke ve metodlarını -öğretmen, öğrenci ve ders
faktörleri dışında- belirleyen bir çok gelişme vardır. Ders
programlarını belirleyenler, her dersin algoritmasını,
müfredatını belirleyenler, ders kitaplarını hazırlayanlar,
okulları yapan ve donatanlar, ders araç-gereci
hazırlayanlar, hattâ günlük ders saat ve yerlerini
düzenleyenler bile öğretim metodları üzerinde etkili
olmaktadır.
Her
öğretim metodu her derse, her konuya, her öğrenci grubuna,
her öğretim düzeyine uygun olmayabilir. Değişik durumlarda
değişik metodların kullanılması gerekir.
Bir
öğretim metodunun seçimini etkileyen faktörler şunlardır:
1) Dersin
muhtevası: Dersin içindeki konuların tabiatı, çoğu kez
öğretim metodunun en kuvvetli belirleyicisidir. Fizik-Kimya
derslerindeki bazı konular doğrudan laboratuvar çalışması
gerektirebilir. Edebiyat dersinde bazı edebi eserlerin
okunup ev ödevi şeklinde hazırlanması, veya bazen eski
metinlerin okunup açıklanması (hermeneutik) gereklidir.
Konu, hangi metodla en iyi şekilde öğretilebilecekse, o
metod kullanılmalıdır.
2)
Öğrencilerin özellikleri: Öğrencilerin yaş, cinsiyet,
yetenek ve ilgileri, motivasyonları, ailelerin
sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, öğrencilerin içinde
yetiştikleri çevre v.s. metod seçiminde etkili olabilir. İyi
yetişmiş bir öğretmen, sınıftaki öğrencilerin özelliklerine
göre, gerektiğinde değişik metodları uygulayabilmelidir.
Değişik yaşlarda değişik metodlar kullanılabilir. Eğitim,
okul-aile işbirliğinde sürdürülen bir çalışma olduğu için,
ailenin ekonomik ve kültürel seviyesi de farklı metodları
gerektirebilir. Öğrencilerin özellikleri dikkate alınmadan
yapılan ders, havaya anlatılan bir ders, karanlığa atılan
bir taş gibidir.
3)
Öğretmenin özellikleri: Ders metodunu öğretmen seçtiği için,
bu seçimde onun özelliklerinin de etkili olacağı son derece
açıktır. Değişik öğretmen tipleri vardır: teorik tip, dindar
tip, ekonomik tip, politik tip, estetik tip v.s. Her tipin
değişik yaklaşım ve davranışları, değişik metodları
olabilir. Ayrıca öğretmenin yaşı, cinsiyeti, mezun olduğu
okul, kıdemi, o günkü motivasyonu ve psikolojik durumu da
öğretim metodu seçimini etkilemektedir. Meselâ, fen
derslerinde laboratuvar kullanma ile öğretmenin yetişme
biçimi, yani mezun olduğu okul arasında bir ilişki vardır.
Derslerinde soru sorulmasına hiç izin vermeyen, hiç tartışma
ortamı açmayan öğretmenlerde de, bu durum çeşitli
etmenlerden kaynaklanabilir.
Bir derste
öğretmenin seçtiği metod kadar, uygulayacağı strateji ve
öğretilecek konu ile öğrenci arasında nerede durması
gerektiği konusu da önemlidir. Bu konuda değişik yaklaşım ve
uygulamalar vardır; bunlardan en idealinin hangisi olduğu
konusu, öğrencinin yaşına, öğrenilecek konunun özelliklerine
v.s. göre değişir.
4) Öğretim
araç-gereçlerinin durumu: Okulda ders araçlarının olup
olmaması da öğretim metodu seçimini etkiler. Bilgisayar,
tepegöz, slayt projeksiyon, epidiaskop, laboratuvar,
TV-video, iyi bir kütüphane gibi -bir öğretim için çok
gerekli olan- dersin esas araç-gereçlerinin veya yardımcı
aletlerin olup olmaması dersteki metod seçimini etkiler.
Hattâ
aletlerden başka bina, sınıf, ışık, sıcaklık gibi faktörler
de ders metodu seçiminde etkilidir. Resim, müzik, beden
eğitimi gibi derslerin özel ortam ve araçlara ihtiyacı
vardır. Eğer bunlar sağlanmazsa, ders metodunda önemli
değişiklikler yapmak gerekir. Resim atelyesi veya çizim
masaları olmadığında Resim dersinde; spor salonu ve
malzemeleri olmadığında Beden Eğitimi dersinde, müzik
odaları ve enstrümanlar olmadığında Müzik dersinde doğru
metodların seçimi nasıl mümkün olur?
1) Anlatım
(Takrir, Sunma) metodu
"Şayet
eğitimin amacı sadece bir konuda veya alanda bilgi sahibi
kılmaksa... takrir metodunu kullanmak tartışma metodunu
kullanmaktan çok daha iyidir. Yok eğer, eğitimin amacı
problem çözümleyecek nitelikte bazı yetenek ve hünerlerin
geliştirilmesi ise, o takdirde en yetersiz sınıf tartışması
bile bir çok takrirden daha üstündür." B.Bloom
Eğitim
tarihinde ve günümüzde en yaygın ve en çok kullanılan, ve
aynı zamanda "en eski" niteliğini de taşıyabilecek bir
öğretim metodudur. Dolayısıyla, geleneksel bir metoddur.
Eğitimin
örgün hale geldiği Antikçağ Yunan okullarında, Ortaçağ
medreselerinde ve hıristiyan okullarında, okulda anlatılan
konular dolayısıyla, öğretim genelde bu metoda dayanıyordu.
Gerek bilim ve toplum felsefesi gerekse dinî konular en iyi
şekilde ancak sözle anlatılabiliyordu. Öğrenciler genellikle
pasif alıcı durumda idiler ve sadece dinleyerek, not
tutuyorlardı.
Bu metod,
bugün de genellikle sosyal bilimler alanında ağırlıklı olmak
üzere, sözlü anlatım gerektiren hemen bütün eğitim-öğretim
faaliyetlerinde kullanılmaktadır.
İnsan
bilgisi, şimdiye kadar büyük ölçüde sözlü veya yazılı dil
ile ifade edilip saklanagelmiştir. Eğitim vasıtasıyla kısa
zamanda organize bilgi sunulmak isteniyorsa, kullanılacak en
iyi metod budur.
Bilgi
düzeyindeki davranışların kazandırılmasında çok etkili olan
bu metod, aynı anda çok sayıda kişiye hitap edilebilmesi
dolayısıyla da avantajlıdır.
Ancak bu
metodun iyi kullanılabilmesi, öğretmenin kişiliğine,
bilgisine, ses tonuna, konuşma gücüne (konuşma temposu,
melodisi, telaffuzu, süre ayarlama), diyalektik metodu iyi
kullanmasına, jest ve mimiklerine bağlıdır. Bu metodla ders
anlatılırken drama tekniği, tasvir, açıklama ve hikâye gayet
ustalıkla kullanılmalıdır.
Anlatım
metodunun eksikleri ve kusurlu yönleri: Anlatma yöntemi,
çağdaş eğitimciler tarafından genellikle çok kötü
eleştirilmiş ve hattâ yasaklanması bile istenmiştir. Bu
haksız ve aşırı değerlendirmeler doğru değildir. Ama gene de
anlatma metodunun bazı kusurlu yönleri vardır:
Anlatma
yöntemi daha çok işitme organını kullanmaktadır. Oysa
eğitimde ne kadar çok duyu organı kullanılırsa o kadar iyi
olur. Görmeye dayalı bilgilerin ve psikomotor davranışların
bu metodla öğretilmesi çok zordur.
Öğrenci
derse aktif olarak katılmadığı için dersi dinlemeyebilir,
öğrenme sorumluluğundan kaçabilir. Yarım yamalak dinlenilen
bir derste de bilgiler tam olarak özümsenemez ve kısa
zamanda unutulur.
Eğer
öğretmen; bilgisi, ses tonu, vurgulamaları, kullanacağı
çeşitli tekniklerle dersi dinlenilebilir bir hale
getirmezse, öğrenciler kısa zamanda sıkılır, motivasyonları
düşer ve dersten koparlar. Kimi uyuklamaya başlar, kimi
resim yapar, kimi etrafındakilerle konuşmaya başlar, kimisi
de sınıfta dersi dinliyor gibi gözükmesine rağmen zihnen ve
ruhen başka yerlere gezmeye gider. İnsanın ilgi duymadığı
konularda dikkatle dinleme süresinin 15-20 dakikayı
geçmediği, dikkati canlı tutmak için sık sık jest, mimik,
ses tonu, konu değiştirme gibi dikkat çeken teknikleri
kullanma gerektiği unutulmamalıdır.
İyi bir
öğretim için, öğretmenin karşısındaki öğrencilerin bilgi,
ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerini tanıması gerekir. Sürekli
anlatma yöntemi ile ders yapan bir öğretmen, tanımadığı bir
gruba belli bir bilgi sistemini anlatmaya çalışır. Bu, âdeta
karanlığa kurşun atmak gibi bir faaliyet olur. Bu durumda
öğrenme büyük ölçüde tesadüfe bırakılmıştır.
Bu metod
büyük ölçüde kitabî bilgilere dayandığından, öğrencileri
araştırma ve inceleme yapma yerine, kalıp bilgileri
ezberlemeye sevkeder. Tarih boyunca da, bu metodun ortaya
çıkardığı en çok kullanılan öğrenme tekniğinin ezber olduğu
görülmüştür.
Bu metodla
yapılan derslerde öğrencilerle sağlıklı iletişim
kurulamıyorsa, dersin anlaşılıp anlaşılmadığını ortaya
koyacak geri bildirimler (feedback) alınamaz ve ders
kontrolü zayıflar.
Anlatım
metodunun iyi yönleri: Tüm eleştirilere rağmen, anlatım
metodunun şu anda eğitim sisteminin her seviye ve dersinde
hâlâ en yaygın olarak kullanılan bir ders verme biçimi
olması, onun bazı iyi yönlerinin de olduğunu göstermektedir.
Bunlar kısaca şöyle sıralanabilir:
Anlatım
yoluyla ders verme metodu her şeyden önce ekonomiktir. Bir
kürsü, bazen bir kara tahta, bir mikrofonla mükemmel bir
öğretim yapılabilmektedir. Öğretmenin derse hazırlanması
uzun sürmeyebilir.
Her türlü
bilgi, gözlem, araştırma ve inceleme bu yolla öğrencilere
aktarılabilir. Burada öğretmenin konuyu iyi bilmesi, bilgi
ve gözlemlerini akıcı bir dille anlatması, gerektiğinde de
bazı ders araç ve gereçlerinden (film, diyapozitif, grafik
v.s.) yararlanması mümkündür.
Bu metod,
en esnek metodlardan biridir. Her derse, her türlü dinleyici
grubuna, her mekâna ve zamana kolaylıkla uydurulabilir.
Küçük gruplarla yapıldığında gerektiğinde bir sohbet
tekniğine dönüştürülebilir. Grup büyüklüğü 50-60'ı geçince
de konferans tekniği ile ders yapılabilir. Bazen yüzlerce
resimle anlatılamayacak bir bölge, orayı gezmiş, oralarda
yaşamış bir öğretmenin "ağzından bal damlayan" anlatımı ile
tekrar oraları geziyormuş, bazı önemli olayların içinde
yaşıyormuşçasına öğrenilebilir. Burada öğretmen,
gerektiğinde veya ilginin dağıldığını görürse, öğretim plânı
üzerinde esnek değişiklikler de yapabilir.
Bu metodla
dersin akışı, dolayısıyla belli bir sıraya göre plânlanmış
bilgilerin aktarımı kolay olur. Öğretmen fazla zaman
kaybetmeden, konunun özünden ve ciddiyetinden fazla
uzaklaşmadan, öğrencilerin dersi "kaynatmalarına" izin
vermeden öğretimin yapılabilmesini sağlar. Sınıf ve ders
kontrolu burada bütün diğer metodlardan daha kolay
sağlanabilir.
Öğretmen
veya dersi sunan kişinin öğrencilerle kuracağı duygusal
sıcaklık, coşkulu veya mantıklı bir anlatım, öğrencilerle
kurulan nezakete dayalı bir diyalog, onların yapıcı olarak
derse katılmaları, bazen drama tekniğini kullanarak yapılan
bir anlatım sınıfta çok iyi bir "öğrenme atmosferi"nin
oluşmasına ve dolayısıyla mükemmel bir öğrenmeye yol açar.
Bu metod,
diğer bütün metodlarla birlikte kullanılabilir. Hattâ gezi,
gözlem, laboratuvar, proje v.s. gibi çalışmaların hemen
hepsinde yer yer bu metodun kullanılması zorunlu olmaktadır.
Başka bir deyişle, arada bu metodu kullanmadan hiç bir
metodla ders yapmak mümkün olmaz.
Bu metodun
diğer olumlu yönleri arasında şunlar da sayılabilir:
Konuların kalabalık gruplara sunulmasının en iyi metodu
budur ("Geniş Grup Tekniği"). Bu öğretim metodu sayesinde
öğrenciler dikkatlerini uzun süre bir konuşmaya vermeyi,
sabırla dinlemeyi, not tutmayı v.s. öğrenirler. Ayrıca
dinleyerek öğrenmeye daha yatkın olan tipler için, bu, en
verimli öğrenme metodudur.
Anlatım
metodunun daha etkili olarak kullanılabilmesi için dikkat
edilecek hususlar: Eğer aşağıdaki hususlara dikkat edilirse,
her öğretmenin kullanmak zorunda olduğu bu metod, daha güçlü
hale getirilebilir.
Bu metodun
etkili kullanımı için, öğretmenlerin kullandıkları dili çok
iyi bilmeleri gerekir. Bu nedenle, hangi düzeyde ve hangi
bilim alanında olursa olsun, bütün öğretmenlere çok iyi bir
Türkçe öğretimi vermelidir. Dili, kuralları ve zengin kelime
dağarcığı ile öğrenmek yetmez; aynı zamanda öğretmenin
diksiyonu da mükemmel olmalıdır. Telaffuzu, vurgulamaları,
ses tonu gibi özellikleri de mükemmel olmalıdır.
Dilin iyi
kullanılabilmesi sadece yukarıda sayılan özellikleriyle
olmaz; öte yandan canlı, heyecanlı ve akıcı bir anlatım,
gerektiğinde jest ve mimiklerle dilsel anlatıma yardımcı
olabilmelidir.
Öğretmen
derse başlamadan önce, karşısındaki öğrenci grubunun yaşını,
zihinsel seviyesini, bilgi düzeyini, ilgilerini v.s.
öğrenmeli; hattâ bunun için giriş yoklaması yapmalıdır.
Ancak burada bir sınav havası vermeden ve öğrencileri
sıkmadan, sadece derse zemin teşkil etmesi için bir kontrol
yapıldığı anlatılmalıdır.
Gene derse
başlamadan önce öğrencilerin dikkatini, anlatılacak konu
üzerine çekecek bir film, fotograf, grafik gösterimi;
problemler üzerinde duran bir giriş konuşması veya
öğrencilere yöneltilecek bazı basit sorularla işe
başlanmalıdır. Öğrenme için motivasyon şarttır ve hattâ iyi
yapılmış bir motivasyon çoğu kez zekâ kadar önemlidir.
Grup
karşısında sadece yere veya havaya bakarak, gözlerini
anlamsız bir sabit noktaya dikerek, sürekli notları ile
meşgul olarak ders yapılmaz. Öğretmen sürekli grubu kontrol
etmeli, dersten kopmalar sınıfı veya dersin akışını rahatsız
etmeye başladığı an müdahele etmelidir. Bu müdahele çok
nazik, ama kararlı olmalıdır. Eğer sınıfın çoğunluğu dersten
kopmuş ve disiplin sağlanamıyorsa, orada zaten ders
yapılamaz. Böyle durumlarda öğretmen kendi hatalarını,
konuyu veya sınıfın fiziksel atmosferini kontrol etmelidir.
Büyük
gruplar karşısında ders yaparken gerek öğretmenin bulunduğu
yer gerekse öğrencilerin oturma düzeni de son derece
önemlidir.
Anlatım
metodu ile yapılan derslerde, öğrencilerle mutlaka güzel
diyaloglar kurulmalıdır. Miting meydanlarında bile,
politikacıların halkla kurdukları soru-cevap veya slogan
diyalogunun toplantıyı ne kadar güzelleştirdiği
görülmektedir. Daha küçük gruplarda da, arada sorulacak veya
sordurulacak sorularla başlayan diyalog dağılan dikkatleri
toplayacak, öğrencilerin derse ısınmalarını ve düşüncelerini
aktifleştirmelerini sağlayacaktır. Bu şekilde soru-cevap
tekniği, öğrencilerin yanlış anlamalarını da engelleyecek
veya yanlış anlaşılabilecek konuları düzeltme imkânı
sunacaktır. Ayrıca, önemle vurgulanmak istenen yerler birkaç
kez tekrar edilmelidir.
Anlatım
yoluyla ders yapan öğretmenin genel kültürü de çok geniş
olmalıdır. Bu, sınıf atmosferinin bozulduğu zamanlarda
sınıfın derlenip toparlanması için veya yeri geldiğinde
yapılacak nazik şakalar, fıkralar veya güncel sorunlar
üzerinde birkaç dakikayı geçmeyecek sohbetlerle öğrencinin
tekrar derse hazır hale getirilmesi sağlanabilir. Ancak
burada şuna da dikkat etmelidir: Anlatıım metodunda bir
derste anlatılacak konu iyi seçilmeli ve
sınırlandırılmalıdır. Her şeyin bir derste anlatılamayacağı
unutulmamalıdır. Uzmanların önerisi, bir derste 5-9 ana
nokta üzerinde durulmasıdır.
Her dersin
sonunda ya bir değerlendirme konuşması yaparak veya küçük
yazılı veya sözlü yoklamalarla konu derlenip toplanmalıdır.
Öğrenciler genellikle sınavlara yönelik ders dinledikleri
için, anlatılan konunun soru haline getirilmesi dersi daha
çekici kılar. Hattâ anlatımın içinde bile, o kısımların
ilerde nasıl bir soru haline getirileceği bahsi açılırsa,
bütün öğrencilerin o kısımları "can kulağı ile" dinledikleri
görülecektir.
Bu metodla
kullanılan teknikler:
Konferans:
Bazı eğitim çevrelerinde, konferans şeklinde ders vermenin
kötü bir metod olduğu, eğitimbilimi prensiplerine ters
olduğu şeklinde bir kanaat vardır. Hattâ konferans tipi ders
anlatmanın ne kadar kötü olduğunu anlatan kişi de o anda
kötü bir konferans veriyor olabilir. Oysa bazı kişiler
yüzlerce kişiyi hiç sıkmadan ve vermek istediği mesajların
tamamını verecek şekilde güzel konferanlar verebilir.
Tecrübe ve
gözlemlerimiz, konferansın kalitesinin önemli ölçüde onu
veren kişinin yeteneğine, o andaki havasına, konuya ve
dinleyici kalitesine bağlı olduğunu gösteriyor. İyi bir
konferansçı:
Anlatacağı
konuyu çok iyi bilmelidir. Ancak bu yetmez; çünkü bazen
kendi konusunda uluslararası uzman olan bir kişinin, kendi
konularında çok kötü konferanslar verdikleri görülmüştür.
İyi bir
konferansçı zamanı kullanmada, topluluk karşısında
gezinmede, jest ve mimiklerinde, ses tonunu kullanmada ve
kendisine yardımcı araç-gereçleri kullanmada da usta
olmalıdır. Her öğretmenin tiyatroculuk yönü olmalı,
anlattığı şeyi zevkle anlatmalıdır. Konferans tipi ders
üzerinde "Dr.Fox Etkisi" unutulmamalıdır.
Anlatacağı
konuyu çok iyi plânlamalı, açık ve kısa cümlelerle
konuşmalıdır.
Konuşması
uygun bir hızda olmalı, sesi çok açık olarak
işitilebilmelidir.
Dinleyicilerin büyük çoğunluğunu her an kontrol edebilmeli,
bunun için bir köşeye, bir gruba değil, her zaman genele
hitap etmelidir. Gerektiğinde ilgiyi çekebilmek için soru
sormalı veya soru sorulmasına izin verip, gelen sorulardan
konu ile veya sınıfın geneli ile ilgili olanları
cevaplândırmalıdır.
2)
Soru-cevap metodu
Soru
sormak her türlü öğrenmenin başıdır. Kafasında herhangi bir
konu hakkında soru oluşturan kişi, artık meselenin farkına
varmış, onun çözüm yolunu aramaya başlamış demektir. Ona,
rasyonel ve bilimsel yolla soruya cevap arama yolu
öğretilirse, o problemi güzel bir metodla çözebilecek
demektir.
Soru, her
zaman öğretimdeki temel iletişim araçlarından biri olmuştur.
Soru-cevap metodu, başka metodların içinde ara sıra
kullanılan soru-cevap tekniğinden ayrı; dersi baştan sona
soru-cevap tarzında işleme demektir.
Bu metodun
tarihte esas kullanıcısı, Antik Yunan filosofu Sokrates'tir.
Onun idealist felsefesine göre, tüm bilgiler insanın
kafasında vardır, ama berrak ve uyanık halde değil, üstü
örtülü ve uyur haldedir. Eğitimin görevi, her insanın
kafasında var olan bu bilgilerin üstünü açmak ve
uyandırmaktır. Yoksa, insana daha önce kafasında olmayan bir
şey öğretilemez. Öğretme, sadece soru sorarak yapılmalıdır.
Burada öğrencinin bağımsız düşüncesi pek söz konusu
olmamaktadır. Verilen cevaplara göre yeniden sorular
sorarak, insana, hiç bilmediğini farzettiği bilgiler
"öğretilir". Sokrates de, hiç bir şey bilmeyen bir köleye,
sadece sorular sorarak karmaşık bir geometri problemini
çözdürmüştür.
Sokrates'in bu metodu nasıl kullandığına kısa bir örnek,
Ek'te verilmiştir.
Ek:
Sokrates'in soru-cevap metodunu kullanması
"...
Çılgınca yapılan şey çılgınlığın, ölçülülükle yapılan şey
ölçülülüğün eseridir, değil mi?
Kabul
etti.
Kuvvetle
yapılan kuvvetlice, zayıflıkla yapılan zayıfçadır, değil mi?
Evet.
Peki, bir
şey hızla yapılmışsa hızlı, yavaşça yapılmışsa yavaş
yapılmıştır, değil mi?
Evet.
Peki, aynı
şekilde yapılan bir şey, aynı ilkenin; karşıt şekilde
yaplılan bir şey de karşıt bir ilkenin eseridir, değil mi?
Kabul
etti.
Söyle
bakalım şimdi, güzel diye bir şey var mıdır?
Evet.
Bir
güzelin çirkinden başka karşıtı var mıdır?
Hayır.
Devam
edelim, iyi diye bir şey var mıdır?
Evet.
Bir iyinin
kötüden başka karşıtı var mıdır?
Hayır.
Aynı
şekilde, seste tiz bir şey var mıdır?
Evet.
Bu tizin
pesten başka bir karşıtı var mıdır?
Hayır.
O halde
her karşıtın birçok değil bir karşıtı vardır, değil mi?
Aynı
fikirde olduğunu söyledi.
Hadi,
şimdi üstünde anlaştığımız şeyleri bir daha gözden
geçirelim, dedim. Her karşıtın birçok değil tek bir karşıtı
olduğunda anlaştık, değil mi?
Evet.
Karşıt bir
şekilde yapılan bir şeyin, karşıt ilkelerin eseri olduğunda
da anlaşmıştık.
Evet.
Çılgınca
yapılan bir şeyin ölçülülükle yapılan bir şeye karşıt bir
şekilde yapıldığında da anlaşmıştık, değil mi?
Öyle.
Ölçülülükle yapılan şeyin ölçülülüğün, çılgınca yapılan
şeyin çılgınlığın eseri olduğunda da anlaşmıştır.
Evet.
O halde bu
şeyler karşıt bir şekilde yapılmışlarsa, karşıt bir ilkenin
eseridirler, değil mi?
Evet.
Oysa biri
ölçülülüğün eseridir, diğeri çılgınlığın.
Evet.
Karşıt bir
şekilde, değil mi?
Kuşkusuz.
Öyleyse
karşıt ilkenin eseridirler.
Evet.
O zaman
çılgınlık, ölçülülüğün karşıtıdır.
Öyle
görünüyor.
Peki ama,
demin çılgınlığın belgeliğin karşıtı olduğunu kabul
etmiştik, hatırlıyor musun?
Evet,
dedi.
Bir
karşıtın tek bir karşıtı olduğunu da kabul etmiştik.
Evet.
Öyleyse bu
iki savdan hangisini geri alacağız, Protagoras? Bir karşıtın
tek bir karşıtı olduğunu ileri süreni mi, yoksa bilgeliğin,
ölçülülükten başka bir şey olduğunu, her ikisinin de erdemin
parçaları olduğunu, farklı olmakla kalmayıp yüzün parçaları
gibi gerek kendileri gerek özellikleri bakımından birbirine
hiç benzemediklerini ileri süreni mi? Bu iki savdan
hangisini geri alacağız, diyorum. Çünkü bunlar, birbirine
uymadıkları ve uyum haline giremedikleri için aykırılık
gösteriyor. Gerçekten de, bir yandan bir şeyin ister istemez
birçok değil tek karşıtı olması gerekirse, öte yandan da,
bir şey olan çılgınlığın bilgelik ve ölçülülük gibi iki
karşıtı olduğu ortaya çıkarsa nasıl uyuşabilirler, değil mi?
Ne dersin, Protagoras?
İstemeye
istemeye benimle aynı fikirde olduğunu söyledi.
O halde
ölçülülük ile bilgelik aynı şeydir; demin de doğrulukla
dindarlığın hemen hemen aynı şey olduğunu görmüştük. Hadi
Protagoras, yılmayalım, geri kalanları gözden geçirelim.
Doğru olamayan bir iş yapan, eğrilik ederken temkinli midir?
..."
Soru-cevap
yöntemi ile doğrudan öğretim yapıldığı gibi, bu metodu
kullanarak yazılan eserler de vardır. Yusuf Has Hacib'in
"Kutadgu Bilik" adlı eseri Sokratvari soru-cevap yöntemi
kullanılarak ve dört kişinin soru-cevap tarzında
konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Sormak
erkektir, cevap vermek de dişidir. Beynin fikir üretebilmesi
için soru sorarak onu tohumlamak gerekir. Soruyu oluşturmak,
bilgiye yarı yarıya ulaşmak demektir. Bilmeyen soru soramaz.
Hattâ bazen kişinin bir konuyu bilip bilmediği veya ne kadar
bildiği, ona sadece soru sordurularak da anlaşılabilir.
Berthold Otto'ya göre, soru soran öğrenci, zihin ve ruhunu
bilgi almak için açmıştır. Öğretmen bu anı çok iyi
değerlendirmelidir. Yoksa o zaman veremediği bilgiyi,
çocuğun arzu etmediği bir zamanda zorla vermek durumunda
kalabilir.
Ortaçağlarda soru-cevap, sadece dinî bilgilerin doğru
öğrenilip öğrenilmediğini kontrol amacıyla kullanılıyordu.
Bunun için çeşitli alanlarda sınava hazırlayan soru-cevap
tarzında hazırlanmış kitaplar da çıkmıştı. Tıpkı şimdiki
"Kolejlere Hazırlık", "Üniversiteye Hazırlık" kitapları ve
özel dershanelerdeki yetiştirme tarzı gibi.
Günümüzde
soru-cevap yöntemini Sokratvari şekilde uygulayan bir sistem
yoktur. Bu şekilde bir uygulama çok iyi alan bilgisini,
sağlam bir mantık yapısını ve diyalektik yöntemi çok iyi
bilmeyi gerektirir.
Sorunun
birçok çeşitleri vardır. Bunları şu şekilde sınıflandırmak
mümkündür:
En doğruyu
seçme soruları
Tamamlama
soruları
Hatırlama
soruları
Sentez
yaptırma soruları
Analizci
sorular
Sentezci
sorular (karşılaştırma, karar verme, sebep-sonuç gösterme
v.s.)
Soru-cevap
yönteminin şimdiki uygulaması genellikle tartışma ve yoklama
(sınav) şeklinde olmaktadır. Burada diyalogdan ziyade, çok
kişi arasında belli bir konuda sistemli bir fikir alışverişi
söz konusudur. Tartışmayı, bilgili ve gruba hakim olacak
şekilde yetkili bir kişinin yönetmesi gerekir. Bu metod ayrı
bir başlık altında incelenecektir.
Soru-cevap
yönteminin faydaları:
Öğrencinin
başkalarını dinlemesini; bunlara karşı kendi fikirlerini
üretme ve bunu nazik, mantıklı, etkili bir tarzda
söylemesini sağlar. Kişinin ifade etme gücünü geliştirir;
öğrenci düşüncelerini belli bir tertip ve düzene göre hür
olarak ifade etmeyi öğrenir.
Öğrencinin
derse aktif olarak katılmasını sağlar. Bütün eğitim tarihi
boyunca sorunun zihni uyarıcı, tohumlayıcı, mayalayıcı,
doğurtucu gücünden yararlanılmıştır. Sorular hem öğrencileri
düşünmeye sevketmiş hem de öğretimi disipline etmiştir.
Öğrenciyi
güdüler, sosyalleştirir; ona öğrendiklerini uygulama ve
yorumlama imkânı verir.
Sınıf
içinde hem öğretmenle hem tartışma arkadaşlarıyla sağlıklı
iletişim kurmayı sağlar. Soru, herkesin zihnindeki değişik
cevapların, fikir ve görüşlerin ortaya çıkmasını, bunların
demokratik bir biçimde ifade edilmesini; buradan da
kişilerin tahammül, hoşgörü ve çoksesliliğe alışmalarını
sağlar. Öğrenci, "başkalarının mantığı" ile de düşünmeye
alışır. Zaten demokratik bir ortam da, çevredekilerin
fikirlerini alarak, onları doğru yorumlayarak karşılıklı
işbirliği içinde olur.
Kişinin
kendi kendini değerlendirmesini sağlar.
Öğrencinin
hatırlama, yargılama, değerlendirme, karar verme ve yaratıcı
düşünmesini sağlar.
Öğrenci,
kendisine de her an soru sorulabileceği veya söz düşeceği
ihtimali ile dersi veya tartışmayı dikkatle izleme
disiplinine alışır. Öğrencinin derse ilgisini arttırır.
Öğretmene,
sınıf içindeki kişilerin bilgilerini, bir konuyu kavrama,
analiz, sentez, değerlendirme ve uygulama güçlerini ölçme
imkânı verir. Öğretmen, öğretmeye çalıştıklarının doğru
anlaşılıp anlaşılmadığını veya ne kadar öğrenildiğini ancak
soru-cevap yöntemi ile öğrenebilir. Bu şekilde dersin
öğrenci seviyesine uygun hale getirilmesinde de bu metoddan
faydalanılır.
Anlatılan
konuların tekrar ve pekiştirmelerle daha iyi öğrenilmesi
sağlanmış olur. Konunun ana çizgilerinin belirtilmesinde ve
önemli yerlerinin vurgulanmasında önemli rol oynar.
Ezberlemeyi de bir parça engellemeye çalışır.
Soru-cevap
yöntemi, her dersin öğretiminde kullanılabilir. Ayrıca,
diğer metodlarla yapılan her öğretim metodunun mükemmel bir
tamamlayıcısı olabilir.
Soru-cevap
yönteminin sınırlılıkları:
Soru, bir
konuyu bilen ve anlamış kişiler için bile, sıkıcı bir
şeydir. Dolayısıyla, hele sınav soruları tarzında yapılan
bir ders, öğrencilerin çoğunluğu için sıkıcı olur. Eğer
öğrenci "bilmiyorum"a alışırsa, sınıfın geneli cevap
vermezse veya cevaplamaya (tartışmaya) katılım azalırsa,
dersin kalitesi düşer. Sınıftaki öğretim atmosferi bozulur.
Sorulara
cevap veremeyen öğrencinin kendine güveni azalır. Zamanla
öğrenci bildiği konularda bile konuşmamaya başlar.
Dolayısıyla sınıfta derse aktif katılanların sayısı düşer;
ders de öğretmenin bazı öğrencilerle oynadığı bir tiyatro,
sınıfın geneli de seyirci haline gelir.
Yukarıdakine bağlı olarak, eğer sınıftan sürekli yanlış
cevaplar gelir veya hiç cevap gelmezse, öğretmenin de
kendine güveni azalır.
Sorular
iyi ifade edilemez ise, anlaşılmaz, kasıtlı ve yönlendirici
olursa öğrencinin serbest düşünmesi engellenmiş olur.
Soru-cevap
yönteminin en büyük sakıncalarından biri de, konunun çok
fazla dağıtılması, dersin "kaynatılması" ve dolayısıyla
programın yetiştirilememesidir.
Soru-cevap
yönteminin iyi kullanımı için neler yapılmalıdır?
Soru,
dilbilgisi kurallarına uygun olarak sorulmalıdır. "Niçin",
"neden", "nasıl", "kim", "ne zaman" gibi soru ekleri ile
başlamalı veya soru ekleri ile bitmelidir. "Evet-hayır"
sorularından kaçınmalıdır. Öğretmen soru hazırlama ve
sınıfta öğrencilerin önünde soru sorma tekniklerini iyi
bilmelidir.
Soru;
kısa, açık, anlam bakımından doğru ve uyarıcı olmalıdır. Her
sorun veya fikir için ayrı ayrı soru sorulmalı, birkaç
konuyu kapsayan genel sorulardan kaçınmalıdır. Belirsiz ve
karışık cevaplar düşündüren bir soru, sınıfta problem
çıkartabilir.
Sorular
dağınık olmamalı; dersin hedefine uygun, tutarlı, konu ile
uyumlu olmalıdır. "Merak soruları"ndan kaçınmalıdır.
Soru;
akla, mantığa, gerçeğe ve bilimsel esaslara uygun olmalıdır.
Soru; emir
veya telkin mahiyetinde olmamalıdır.
Soru,
gerektiğinde öğrencilerin dikkatini dersin önemli yerlerine
çekmek, dersi dinleyenlerin derse yönelmelerini sağlamak,
dikkatsiz öğrencileri uyarmak ve disiplin sağlamak amacıyla
da kullanılabilir.
Öğretmen
soru sorarken esnek olmalı, öğrencileri rahatlatmalı; soru
veya cevap anlaşılmadığı zaman, aynı söyleyiş kalıbıyla
değil yeni ifadelerle, soru veya cevap açılmaya
çalışılmalıdır.
Sorunun
cevabı içinde olmamalı; yani soru cevabı belli etmemeli,
telkin etmemeli; öğrencileri düşünmeye, bilgi ve
tecrübelerini yoklamaya sevketmelidir.
Soru;
sorunun içeriği, kolaylığı ve zorluğu bakımından,
öğrencilerin zihinsel ve ruhsal gelişim seviyelerine uygun
olmalıdır. Öğrencinin seviyesinin altında veya üstünde
sorular sormamaya özen göstermelidir.
Soru-cevap
yöntemi dersi mekanikleştirmemeli, öğrencileri ezbere
sürüklememelidir. Öte yandan soru-cevap yöntemi zaman
israfına yol açmamalı; dersi "kaynatacak", öğrencileri
kutuplaştıracak uygulamalardan kaçınmalıdır.
Soru, bir
öğrenciye veya belli bir öğrenci grubuna değil, sınıfın
bütününe yöneltilmeli ve sınıfın tamamından cevap
beklenmelidir. Cevap verme safhasına mümkün olduğu kadar çok
öğrencinin katılması sağlanmalı, sınıftaki öğrencilerden
mümkün olduğu kadar çok sayıda cevap almak hedeflenmelidir.
Cevaplar
aceleye getirilmemeli, "kerrat cetveli sorgulaması"
yapılmamalı; öğrencilerin düşünüp cevap hazırlaması için
yeterli bir zaman (wait time) bırakılmalıdır. Öğrenciler
cevaba zorlanmamalı, sıkıştırılmamalı, "manevî işkence"
yapılmamalıdır. Aynı zamanda "evet" veya "hayır" gibi kısa
cevaplar isteyen savcı sorgulamasından da kaçınmalıdır.
Soru veya
cevaplar çok tekrarlanmamalıdır. Bu, öğrencilerin ilgisini
dağıtır.
Öğrenciler
de soru sormaya isteklendirilmelidir. Soru formüle etmenin,
dersin anlaşılmasını kolaylaştırdığı, derse olan ilgiyi
arttırdığı unutulmamalıdır.
Soru
kadar, verilecek cevabın da açık ve net olması
sağlanmalıdır. Tahminî cevaplar çıkaracak soru sormamalıdır.
Sorulara
verilecek cevaplarda, öğrencinin kişisel fikir ve
tutumlarının sergilenmemesi, belli bir dinî veya ideolojik
sistemin propaganda edilmemesi sağlanmalıdır.
Cevabın
tek öğrenci tarafından verilmesi sağlanmalı, koro halinde
veya "her kafadan bir ses çıkarak" cevaplândırmalara imkân
verilmemelidir.
Eğer isim
söylenerek öğrenciden cevap istenecekse, öğrenci numarasına
göre baştan veya sondan başlayıp sırayla gitme yerine,
rasgele seçim yapılmalıdır.
Bu metod
kullanılırken öğrencileri sınıf huzurunda utandırıcı, mahcup
edici, onur kırıcı durumlara düşürmekten kaçınmalı; bilakis
"iyi", "güzel" gibi sözler veya notlarla öğrenci
ödüllendirilmeli; bu şekilde daha sonraki soru veya
cevaplara katılmaları teşvik edilmelidir.
3)
Tartışma (discussion) metodu
Tartışma,
iki veveyaha çok kimsenin herhangi bir konuyu karşılıklı
konuşarak, birbirini dinleyerek, eleştirerek, gerektiğinde
sorular sorarak incelemesine dayanan bir öğretim yöntemidir.
Tartışma,
bir öğretim metodu olarak tarihte çeşitli dönemlerde çeşitli
öğreticiler tarafından başarıyla kullanılmış, hattâ eğitim
tarihinde bu metodun öğretisi bile yapılmıştır.
Antikçağ
Yunan toplumunda ve özellikle Atina'da Sofistler,
öğrencilerini tartışmada kendi iddiasını karşı tarafa kabul
ettirecek tarzda yetiştiriyorlardı. Ortaçağda Doğuda ve
Batıda dinî bilimler ağırlıklı bir öğretim yapıldığı ve çoğu
dinî konuda da çeşitli taraflar arasında tartışmalar çıktığı
için, eğitim sistemleri de yetiştirdikleri kişileri bu
tartışmalarda üstün gelecek şekilde hazırlamaya gayret
etmişlerdir. Bunun için Batının Gramer, Retorik ve
Diyalektik dersleri; Doğunun ise Meâni, Bediî ve Beyân
dersleri Ortaçağ üniversitelerinde ve medreselerinde yer
almıştır.
Günümüzde
ise, gerek eğitim içinde öğrencinin faaliyetlerine ve
görüşlerine yer verilmesini isteyen akımlar gerekse
toplumsal yönetim alanında çoğulcu demokratik yapılar egemen
olduğu için, çocukların daha okulda iken tartışma yoluyla
görüşlerini karşı tarafa kabul ettirmeye alıştırılması önem
kazanmıştır.
Çağımızın
kitle iletişim araçları ve özellikle televizyon vasıtasıyla
birkaç kişinin katıldığı küçük grup tartışmalarından büyük
grup tartışmalarına ("açık oturum", "meclis" gibi adlarla)
rastlanmaktadır. Bu yayınlar da tartışma metodu ile ders
yapmayı teşvik etmektedir.
Tartışma,
gene Ortaçağlarda özellikle tasavvuf eğitiminde sıkça
kullanılan "sohbet" metodundan farklıdır. Sohbette, öğretmen
konumundaki bir kişinin belli konularda tek taraflı olarak
anlatımı vardır. Sorular onun izin verdiği ölçüde belli bir
edeble sorulur veya hiç sorulamaz.
Tartışmanın soru-cevap metodundan farkı, soru-cevap
metodunda öğretmen ile öğrenci arasında sınırlı konularda ve
kısa süreli bir bilgi aktarımı olurken, tartışmada çok daha
geniş katılımla eşit düzeydeki kişilerin belli konuları
geniş olarak konuşması söz konusudur. Bu açıdan tartışma
metodu soru-cevaptan daha hür ve kapsamlıdır. Karşılıklı
açıklamalar, çözüm önerileri v.s. ile daha eğitseldir.
Tartışma metodunda soru-cevap gene vardır, ama değişik bir
tarzda. Buradaki soruların da -aynı soru-cevap metodunda
olduğu gibi- çok iyi bir şekilde ortaya konması ve
cevapların da net ve güzel olması sağlanmalıdır.
Tartışma
metodunu kullanmanın önşartları ve sınırlılıkları
Eğitim
ortamlarında tartışma metodunu kullanmanın bazı önşartları
ve sınırlılıkları vardır.
a)
Tartışma metodunda ilk önşartlardan birisi, eğitim
ortamındaki oturma düzenidir. Herkesin birbirinin ensesini
seyrettiği ortamlarda tartışma olmaz. Sağlıklı tartışma
yapabilmek için herkesin birbirinin yüzünü görmesi şarttır.
Bunun için yuvarlak veya atnalı (yarımay) biçimi oturma
sağlanmalıdır. Sıra dizili sınıflarda konuşmak için ayağa
kalkmak veya geri dömek de burada gereksiz olur.
b)
Tartışma her sınıfta ve her derste veya konuda uygulanamaz.
İlkokulun ilk sınıflarında veya çok kalabalık sınıflarda (25
kişiden fazla) bu metod kullanılmamalıdır. Çok kalabalık
ortamlarda bir tartışma grubu seçilerek geri kalanlar
dinleyici konumuna geçebilirler. Aynı şekilde matematik,
gramer gibi kuralları net olarak ortaya konmuş veya bilimsel
olarak kesin geçerli konularda tartışma açmak da abes olur.
Öğretmen "tartışılabilir" ve öğrencilerin ilgisini çeken bir
konu seçmelidir. Yapay, öğrenciler arasında gereksiz
kırgınlıklara neden olabilecek, kişisel konulara
kayabilecek, katılanları bilimsel esaslardan uzaklaştıracak
konular seçmekten kaçınmalıdır.
c)
Tartışmada mutlaka bir yönetici bulunmalıdır. Yönetici
olmadan yapılan tartışmalarda kontrol kısa sürede kaybolur;
yapılan işin eğitsel değeri kalmaz. Yönetici arada sırada
konuyu toparlamalı, konudan uzaklaşmaları ve gereksiz zaman
kayıplarını önlemeli, tartışma sonunda ulaşılan sonuçları
özetlemeli ve rapor haline getirmelidir. Yönetici olmazsa
veya iyi bir yönetim gösteremezse, toplantı kısa sürede
istismar edilebilir; gevezelik, laubalilik, dedikodu
yapılmaya başlanır; veya hiç olmazsa yüzeysel bir muhabbet
konuşmasına dönüşebilir. Hem tartışma ortamının sessizliğini
sağlamada hem de uzun ve anlamsız konuşmaları gerektiğinde
nazik bir şekilde sona erdirmede, tartışma yöneticisine
büyük işler düşmektedir.
d)
Tartışma, karşılıklı güven içinde olmalıdır. Hem yönetici
(öğretmen) ile tartışmaya katılan öğrenciler arasında hem de
öğrencilerin kendi aralarında tam bir güven olamlı ve bu
güven tartışma boyunca da sürdürülmelidir. Eğer tartışmayı
yöneten öğretmen, tartışmaya katılanları azarlıyor, konuşma
isteklerini reddediyor, bazılarını alaya alıyorsa, rahat bir
tartışma ortamı olmaz. Aynı şekilde öğretmen her konuşmayı
yargılıyor, her soruya cevap vermeye kalkıyorsa, gene
tartışma yürümez. Tartışma demokratik bir tarzda değil de
otoriter bir tarzda yönetiliyorsa, metod hedefine ulaşamaz.
e)
Tartışma metodunu etkili olarak kullanmanın bir başka
önşartı, tartışmanın eşit düzeyde kişiler arasında
yaptırılmasıdır. Farklı eğitim ve kültür düzeylerinden
kişilerin katıldığı tartışmada, kısa sürede bir grup
diğerini baskı altına alır; karşılıklı bir fikir alışverişi
olmaz. Böyle bir durumda bazı kişiler kendini gösterme
havasına girebilirler.
Tartışma
metodunun faydaları
a)
Tartışma, birlikte yaşamanın getirdiği bir şeydir.
İnsanların toplumsal hayatını geliştirir; onlarda
yardımlaşma ve arkadaşlık duygularının ilerlemesini sağlar.
b)
Çocukları, daha sonra yetişkin birer üye olarak
katılacakları demokratik toplumun tartışmalarına hazırlar.
Katılanlara, tartışma sanatını öğretir.
c)
Çocukları karşıt düşünceleri tahammül ve hoşgörü ile
karşılamaya alıştırır. Bu arada çocukların eleştiri yapma ve
eleştirileri hoşgörü ile karşılama yetenekleri de gelişir.
Öğrenci kendini kontrol etmeyi, disiplinli davranmayı
öğrenir.
d)
Çocuklarda sorumluluk duygusu geliştirir; kendi haklarını
nazik bir şekilde savunmayı öğretir. Kişilere, haklı
oldukları konularda bile kırıcı olmamayı, nazik olmayı
öğretir. Tartışma grupları içinde öğrenciler aidiyet,
arkadaşlık, dayanışma gibi yüksek sosyal duyguları öğrenir
ve geliştirirler.
e)
Tartışma, öğrencilerin dil gelişimlerini sağlayan en iyi
metodlardan biridir. Öğrenci bu metod sayesinde hem
karşısındakilerin konuşmasını doğru anlamayı hem de kendi
duygu, düşünce ve deneyimlerini en doğru ve etkili şekilde
anlatmayı öğrenir.
f) Bu
metod, bir öğretmenin öğrencilerini tanımasının en doğru ve
etkili yollarından biridir. Tartışmaya katılan öğrenciler
hem bilgilerini hem de zeka ve diğer birçok ruhsal ve sosyal
yeteneklerini berrak bir şekilde ortaya koyarlar.
g)
Tartışma metodu, geleneksel derse bir canlılık getirir.
Burada herkes gönüllü olarak derse katılmaya ve kendini
ortaya koymaya çalışır. Geleneksel metodlardaki öğretmenden
öğrenciye doğru tek yönlü ve otoriter bilgi akışı yerine,
çocuktan çocuğa çok yönlü ve demokratik haberleşme ve bilgi
akışı sağlanmış olur.
h)
Tartışma metodu, öğrenme ilkelerine uygudur. İlgi uyandırma,
alıştırma, pekiştirme gibi öğrenme ilkeleri burada sıkça
kullanılmaktadır. Konuyu çözümleme, kavrama, yorumlama,
problem çözme gibi noktalarda öğrencilere yardımcı olur.
Tartışma
metodu uygulamasında dikkat edilecek hususlar
a)
Tartışma başlamadan önce yönetici mümkünse tartışmaya
katılanları tek tek tanıtmalı, konuyu, tartışmada herkesin
uyması gereken kuralları (söz alarak konuşma, konuşma
süresine uyma, başkalarının sözlerini kesmeme, konudan
uzaklaşmama, nezaket kurallarına uyma v.s.) açıklamalıdır.
Tartışmacıların kişiliklerle değil fikirler ve sorunlarla
uğraşmaları istenmelidir.
b)
Tartışmanın konu ve yönetiminin öğretmen merkezli mi, yoksa
öğrenci merkezli mi (serbest) olacağı baştan
belirlenmelidir.
c)
Tartışılacak konu büyükse, daha önceden alt gruplar
oluşturarak mini tartışmalar yaptırmalı; konunun bütünü
üzerindeki tartışma daha sonra sınıfın geneli önünde
yaptırılmalıdır.
d) Sınıf
tartışmalarında bütün öğrencilerin tartışmaya katılmaları,
hattâ eşit oranda söz alarak katılmaları sağlanmalıdır.
e)
Tartışmanın tıkandığı, konunun dağıtıldığı, nezaket
kuralları dışına çıkıldığı durumlarda, öğretmen soracağı
bazı sorularla kontrolu tekrar eline almalıdır. Tartışmanın
bilimsel ölçüler dışına çıkmamasına dikkat etmelidir.
f)
Tartışma konuları önceden verilmeli ve öğrencilerin
tartışmaya kaynak eserlerden hazırlanmaları sağlanmalıdır.
g)
Tartışma giriş-gelişme-sonuç gibi safhaları olan bir plân
izlemeli; tartışma sırasında önemli hususlar (tartışmanın
amacı, ana sorunlar, tartışma süresi v.s.) tahtaya
yazılmalıdır.
h)
Tartışmadan çıkarılabilecek sonuçlar veya grupların ana
görüşleri, tartışma etapları arasında ve en sonunda öğretmen
tarafından ortaya konmalıdır.
i)
Tartışma genelde yetişkinlerin yapabileceği bir iştir. Eğer
ilk ve ortaokul düzeyinde bu metod kullanılmak isteniyorsa
ya -ödev olarak verilen- okumaveyayalı bir ön hazırlıktan
veya bir gözlem gezisi, bir film seyretme, bir deney
yapmadan v.s. sonra yaptırmalıdır.
Tartışma
metodunu kullanan teknikler
a)
Münazara: Birbirine zıt görüşler içeren bir konuda iki
farklı grup oluşturulur ve her grup kendi görüşünü belli
zaman birimleri içinde tarafsız bir dinleyici grubuna
anlatır. Amaç, kendi tarafının görüşlerini doğru, diğer
tarafınkileri yanlış göstermektir. Dinleyici grup alkışlarla
tartışmanın akışını etkilemeye çalışırken, tartışmacıları
çeşitli yönlerden tek tek değerlendiren ve kazanan tarafı
açıklamaya yetkili bir jüri vardır. Burada tartışmalar fazla
bilimsel olmaz; daha ziyade söz ustalığı ve hazır cevap olma
gibi özellikler öne çıkar. Ancak gene de öğrenciler herhangi
bir münazaraya, uzun süre kaynakları tarayarak ve bilgi
toplayarak hazırlanırlar. Öğrenci hem kendi tezini hem de
karşı tezi iyi bilmelidir. Eğer öğretmen münazarayı sınıfta
düzenlemiş ise, daha sonra karşıt görüşleri topluca
değerlendirecek bir sınıf çalışması da yapmalıdır.
b)
Sempozyum: Önceden belirlenmiş ve hattâ yazılı olarak
tartışmaya katılacaklara duyurulmuş bir konu üzerinde, uzman
kişiler tarafından konunun değişik yönlerinin genelde 15
dakikalık sunumlar olarak büyük dinleyici kitleye
sunulmasıdır. Oturuma katılacak kişiler 5-6 kişi olabilir.
Uzman kişilerin sundukları ve çoğu zaman yazılı olarak da
düzenleme kuruluna verdikleri konuşmalarına "tebliğ" denir.
Bazı sempozyumlarda tebliğlerin hepsi yazılı olarak
sunulmaz, o anda özet olarak verilebilir. Daha sonra
sempozyum kitabı içinde ayrıntılı olarak yayınlanır. Bazı
sempozyumlarda da bir kısım tebliğler "poster tebliğ"
olarak, düzenleme komitesinin belirlediği bir yerde panolara
asılır. Sempozyum esnasında tebliğler üzerinde tartışma
olmaz. Ancak daha sonra, tebliğlerin sunulması bittikten
sonra, o oturuma katılanlarla bir panel (veveyaha doğrusu
forum) düzenlenerek, dinleyicilerin sorularına cevap
verilebilir. Bu anda grup üyeleri arasında tartışma da
yapılabilir.
c) Panel:
Panel, belli bir konunun uzmanlarının (3-5 kişi), bir
yöneticinin başkanlığında o konuyu derinliğine
işlemeleridir. Eğer uzman kişiler yoksa, panele katılanlar
iyi bir ön hazırlıktan sonra, âdeta bir uzman bilgisi ile
tartışma yapmalıdırlar. Buradaki tartışmalar, herkesin
konuyu çeşitli açılardan ele almaları ve samimi bir havada
tartışmaları şeklinde olur. Münazara grupları farklı
masalarda oturdukları halde, panel grubu tek masada oturur.
Sınıfta panelvarî tartışmalarda öğretmenin panel yöneticisi
olması iyi olacaktır.
d)
Kollekyum (Zıt panel): İki gruptan birinin sadece soru
soran, diğerinin ise cevap veren rollerini üstlenmesi ile
olur. Genelde soru soran grup, dinleyicilerden olur; cevap
veren grup ise uzmanlar kuruludur. Soru soran grup da daha
önce konu üzerinde bir hayli hazırlık yaparlar. Sorular
genelde dinleyici grubun o konudaki ilgi ve ihtiyaçlarına
göre şekillenir. Sınıfın yarısı soru soran, diğer yarısı da
cevap veren grubu oluşturabilir, veveyaha küçük gruplar
oluşturulabilir. Soruların ve cevapların belli bir konuda
olması gerekir. Eğer iyi düzenlenirse, öğrencilerin
ilgisinin canlı olduğu bir ders yapılabilir. Tehlikesi ise,
çalışkan birkaç öğrencinin gerek soru gerekse cevap
gruıbunda aktiviteyi ele alarak diğerlerinin pasif
kalmasıdır.
e) Forum:
Küçük bir grubun belli bir konuda geniş bir kitleye uzman
bilgisi aktarması (panel) ve daha sonra da dinleyicilerden
gelecek sorulara cevap vermesidir. Dinleyicilerin soruları
bazen kısa sözlü soru olarak alınır. Ancak bu arada uzun
açıklamalar yapılarak konu dağıldığı için, forum yöneticisi
soruları yazılı olarak alır ve hangi kişinin konu alanına
giriyorsa o kişiye vererek kısaca cevaplandırılmasını
sağlar. Sık sık forum toplantıları bir geniş grup
tartışmasına dönmektedir.
f) Açık
oturum: Biçim olarak panele benzeyen bu toplantı biçiminde,
kişilerin tebliğvari sunuları yoktur. Konu üzerinde çeşitli
defalar söz alarak konuşabilirler. Eğer açık oturuma
katılanlar sayısı geniş tutulursa veya söz hakklı vermede
herkese eşit davranılmazsa, sık sık hoş olmayan ve kontrolü
zor durumlar meydana gelebilir.
g) Beyin
(veya buluş) fırtınası: Belli problemleri çözmede herkesin
buluş yapma gücünden faydalanılmak için uygulanan bir
tekniktir. Meselâ, kurban etlerinin nasıl daha yararlı hale
getirileceği noktasında herkes fikrini söyler ve bunun
uygulanabilir olup olmadığı tartışılır. Burada "fırtına
gibi" yeni görüşler sunulduğu için bu adı almıştır ve
problem çözme metodunu destekleyen tekniklerden biridir.
Gerek tekliflerin gerekse onları değerlendiren konuşmaların
rasyonel temellerde ve bilimsel bilgilerle yapılması
sağlanmalıdır. Beyin fırtınası tekniği içinde de bazı
teknikler vardır.
h) Büyük
grup (large, whole group) tartışması: Televizyonlarda çok
sayıda kişinin, öğretimde ise bütün sınıfın katıdığı
tartışma gruplarına verilen ad. Yönetici burada belli bir
düzen içinde isteyen herkese eşit oranda söz vermeye, arada
sırada konuyu özetlemeye dikkat etmelidir.
i) Kısa
süreli tartışma grupları ("vızıltı grupları"): Öğrenciler
belli sayıda gruplar oluşturur ve belli konular üzerinde
herkes grup sayısı kadar dakika konuşma yapar. "Vızıltı 22"
iki kişilik bir gruptur ve ikişer dakika konuşurlar;
"Vızıltı 55" beş kişilik bir gruptur ve beşer dakika
konuşurlar v.s. Bu teknikte çok büyük gruplar oluşturulmaz.
j) Fikir
taraması: Belli bir konuda 4-9 kişilik gruplar oluşturarak
grup üyeleri arasında bir fikir taraması yapmaktır. Dersin
herhangi bir noktasında, sınıfa canlılık getirmek için ciddî
veya mizahî konularda kısa süreli fikir taramaları
yaptırabilirler.
k)
Seminer: Bir grubun belli bir konuda ön çalışmalar yapıp
bunu bir dinleyici kitlesinin önünde tartışma yöntemi ile
sunmasıdır. Bu şekilde yapılan derslere de "Seminer" adı
verilmektedir.
4) Problem
çözme metodu
Tabiat
içinde insanı diğer canlılardan ayıran en önemli
özelliklerin başında, onun karşılaştığı problemleri akıl,
bilgi ve tecrübelerini kullanarak çözebilmesi gelir.
Her çevre
ve her devir, insanın karşısına yeni problemler çıkartır.
Her yaşın, cinsin, mesleğin v.s. ayrı problemleri olur.
Problemler maddî olur, manevî olur; sosyal olur, psikolojik
ve bireysel olur.
Tarihin
her devrinde, her coğrafyada insanlar karşılaştıkları
problemleri kendilerine has yöntemlerle iyi veya kötü
çözmüşlerdir. Problemler ve insanlarda onu çözme gücü
olmasa, insan uygarlığı olmazdı. İnsan topluluklarının
karşılaştıkları problemleri çözme biçimlerine "kültür"
denmiştir. İnsanlar bazen problemi kendi metodlarıyla
çözmeye çalışırken, bazen de başka toplum ve insanların
çözüm biçimlerini benimseyip uygulamaya başlamışlardır. Bu
nedenle, bütün insan toplumları arasında bir kültür
yayılması ve buna bağlı olarak bir kültür değişmesi her
dönemde var olagelmiştir.
İnsanlar
arasındaki cinsel ilişkiler ve çocukların büyütülme ve
yetiştirilmesi, çok değişik aile çözümlerinin bulunmasına
neden olmuştur. Güvenlik sağlama, çeşitli şekillerde
"devlet" denilen organizasyonla sağlanmıştır. Motorlu
taşıtların artması ve şehirlerin kalabalıklaşması
otoyolların ve trafik kurallarının uygulanması ile
çözümlenmiştir. Şehirlerde çok sayıda insan birikince, tek
katlı evler yerine çok katlı gökdelenler yapılmıştır v.s.
İnsan,
hayatta karşılaşacağı problemleri soğukkanlı olarak
karşılamalı; azim ve cesaretle, bilimsel metod ve teknikler
kullanarak onları çözmeye çalışmalıdır. Bu nedenle
okullarda, hemen her dersteki konular, problem çözme
metoduna uygun olarak, problem çöze çöze anlatılmalı;
öğrencilere problem çözme metod ve teknikleri
öğretilmelidir.
Problem
çözme metodu ile öğretim yaklaşımı, aslında bilimsel
araştırma metodlarını işaret etmektedir. Burada John
Dewey'nin "yapıcı ve yaratıcı düşünce" modeline göre,
problem çözmede şu ana aşamalar esas olmalıdır.
Öğrenci,
tabiattaki ve sosyal hayattaki problemleri
algılayabilmelidir. Problemlerin farkına varmayan kişinin
onun üzerinde düşünmesi ve çözümler üretmesi mümkün
değildir. Öğrenciye, problemleri buldurma alıştırmaları
yaptırmalıdır. Meselâ, trafikteki problemler, çevre
kirlenmesi problemleri, öğrencilerin okuldaki problemleri,
gençlik problemleri v.s. üzerinde sık sık taramalar
yaptırılmalıdır.
Ortaya
konan problemi bütün boyutları ile anlamaya çalışma. Öğrenci
gerek teorik olarak kitaplardan ve kaynak kişilerden gerekse
gözlem olarak çevreden, problem hakkında bilgi toplamalıdır.
Problemi iyice anlamadan, sınırlandırma ve tanımlamasını
yapmadan onun üzerinde çözüm üretemeyiz.
Sorun
anlaşılıp tanımlandıktan sonra, problemi doğuran faktörler
bulunmaya çalışılır. Problem neden kaynaklanmaktadır, hangi
nedenler problemi ne kadar etkilemektedir? Bu konuda çeşitli
hipotezler geliştirilir.
Bu
hipotezlerin doğruluğu bilimsel araştırma yöntemleri ile
test edilir. Problemin kaynağı olan faktörler tespit
edildikten sonra, problemi çözebilecek bazı öneriler (çözüm
yolları) geliştirilir. Bunların problemi ne kadar çözdüğü
gene bilimsel tekniklerle ölçülmeye çalışılır. Bunun için,
çözüm değişik örnek ve durumlar içinde yeniden
değerlendirilir.
Öğretmenler, problem çözümünde yazılı kaynaklardan ve kaynak
kişilerden yararlanma aşamalarını öğrenciye öğretirken,
çözümü mutlaka buralarda aramamaları gerektiğini de
öğretmelidirler. Çünkü her problemin kendisine has yönleri
vardır. Bir yerdeki veya eski dönemlerdeki hazır
reçetelerin, bu problemin çözümünde uygulanamayacağı veya
tam uyumlu olmayacağı iyi anlatılmalıdır. Her problem kendi
zamanı ve kendi şartları içinde ele alınmalıdır.
Problem
çözme metodunun sakınca ve sınırlılıkları
a)
Öğrenciler, bazı problemleri algılayacak veya doğru
algılayacak olgunluğa erişememiş veya o tür şartlar içinde
yaşamıyor olabilirler.
b)
Problemin çözümü için gerekli kaynaklar ve araç-gereç
bulunmayabilir. Öğrencilere maddî bir takım külfetler
yükleyebilir.
c)
Problemin çözümü için çok zaman ve emek gerekebilir ve elde
edilen sonuç bunlara değmeyebilir.
d) Tabiat
ve fen bilgisi derslerinde kolay uygulanmasına rağmen, bazı
derslerde uygulanması mümkün olmayabilir. Eğer doğru
uygulanmazsa, çok ters sonuçlar verebilir.
e) Bu
metodda, öğrenmenin değerlendirilmesi zordur.
Problem
çözme metodunun faydaları
a)
Öğrenciler, ilerde karşılaşacakları problemleri, bilimsel
metodla nasıl çözümleyebileceklerini öğrenirler. Problemleri
nasıl algılayıp, onlar üzerinde nasıl düşüneceklerini (akıl
yürütmeyi, en isabetli kararı seçmeyi, sebep-sonuç
ilişkilerini düşünmeyi) bir alışkanlık olarak kazandırır.
Öğrencileri, "zan"larıyla değil bilgileriyle hareket
ettirmeye alıştırır.
b)
Öğrenciler ders kitaplarının dışındaki yazılı kaynaklara ve
kaynak kişilere ulaşmayı öğrenirler. Çok çeşitli
kaynaklardan elde edilen bilgilerin doğruluğu, karşılaştırma
yöntemi ile bulunmaya çalışılır.
c)
Öğrenmeye karşı ilgi ve istek uyandırır. Öğrenci eğer iyi
çalışır ve sağlam bilgilere ulaşırsa, cesaretle bir takım
önerilerde bulunur, hipotezler geliştirir.
d) Öğrenci
bir grup çalışmasına hazır hale gelir; yardımlaşma ve
başkalarının görüşlerinden faydalanmayı öğrenir.
e)
Öğrencinin aktif olarak katıldığı, bilgi ve duygusal
öğrenmenin bir arada olduğu bir öğretim metodudur.
f)
Öğrencilere kendine güven ve sorumluluk kazandırır.
Öğrenciler plânlı ve düzenli çalışmaya alışırlar.
g) İnsan,
başarıları kadar hataları üzerinde de yükselmeyi
öğrenmelidir. Öğrenci nerelerde hata yaptığını anlamalı ve
onu bir daha yapmamayı bu metod içinde sık sık öğrenecektir.
Problem
çözme metodunun iyi kullanımı için neler yapmalıdır?
a) Önce,
öğrencilerin bir takım bireysel, toplumsal ve bilimsel
problemler karşısında duyarlı olmaları sağlanmalıdır. Bunun
için öğrencilerin kendilerinin, ailelerinin, yakından uzağa
toplumum çeşitli kesimlerinin problemleri karşısında
heyecanlanmaları, bunları bütün boyutlarıyla algılamaları,
bunlar üzerinde düşünmeleri sağlanmalıdır.
b)
Problemin farkına varan öğrenci bunu bilimsel metodlarla
çözebilmek için nasıl sınırlayacağını ve tanımlayacağını
öğrenmelidir.
c) Problem
tanımlandıktan sonra yazılı kaynaklardan ve kaynak
kişilerden bilgi toplanmalı, çözüm için uygun araç-gereçler
hazırlanmalıdır.
d)
Öğretmen baştan sona öğrenciye rehberlik etmeli, sıkıştırğı
her noktada ona gerekli yerdımları sunabilmelidir.
Problem
çözme metodunda kullanılan teknikler:
a)
Sınama-yanılma: En çok başvurulan tekniklerden biridir. Eğer
bilgi ve tecrübe eksikse, yeterli araştırma ve inceleme
vakti yoksa, problem iyi tanımlanmamış, sınırlanmamış veya
üzerinde fazla düşünülmemişse, bu teknikle çözülmeye
çalışılır. Eğitsel değeri yoktur. Ancak, eğer bir probleme
sınama-yanılma yoluyla çözüm aranacaksa, mümkün çözümler
arasından en isabetlisini seçme yolu da öğretilmelidir.
b)
Tümevarım: Adeta keşfetme yoluyla öğretimin metodudur.
Tabiattaki birçok varlıklar ve olaylar dikkatli bir şekilde
gözlemlenir. Bunlar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar
bulunur. Daha sonra benzerliklerden, "soyutlama" veya
"genelleme" denilen tekniklerle genel kurala veya yasaya
ulaşılır. Bunun için önce benzer olayları sistemli bir
şekilde gözlem yolu öğretilmelidir. Sistemli gözlem
sonuçları analiz ve sentez yoluyla yeni işlemlerden
geçirilir. Bu işlemler sonucu, olaylar veya varlıklar
arasındaki genel yasayı ortaya çıkartır. Çocuklara, hazır
bilgiler vermek yerine bu şekilde keşfettirme çok daha doğru
olacaktır. Hayat Bilgisi, Fen Bilgisi, Geometri, Dil Bilgisi
gibi derslerde tümevarım metodu sıkça kullanılmaktadır.
İlköğretim safhasında soyut kavramlar hazır olarak
verilmeden önce, çocuklara uzun uzun örnekler vererek o
kavrama ulaştırmak gerekir. Matematik, geometri, fizik,
kimya, bir takım yüksek manevî kavramlar ancak bu yöntemle
rahat öğretilebilir. Bugüne kadarki bilimsel bilgilerin
çoğuna tümevarım tekniği ile ulaşılmıştır.
c)
Tümdengelim: Tümevarım tekniğinin tersidir. Daha önceden
ulaşılmış bazı genel yasalar veya kurallar, formüller çocuğa
verilir ve bunu birçok tekil olaya uyugulaması istenir.
Herhangi bir olayın genel yasaya uygunluğu zihinsel olarak
kontrol edilir. Öğretimde tümdengelim tekniği mümkün
olduğunca geç kullanılmalıdır. Çünkü bu teknik tamamen soyut
kavramlardan ve bilimsel yasa ve formüllerden hareket eder.
Meselâ, üçgenin içaılarının toplamının 180 derece olması
kuralı genel bir kuraldır ve bütün üçgenleri kapsar. Bunun
temeli olarak önce çocuğun kafasında soyut üçgen kavramını
ve değişik açı kavramlarını yerleştirmelidir.
Benzer
bilimsel araştırma tekniklerinden yararlanma: Dünyanın
değişik yerlerinde binlerce bilim adamı değişik nesneler ve
olguları bilimsel yönyemlerle inceliyorlar. Biz de yakın
çevremizde bilimsel araştırmalar yaparken, daha önce bu
alanda benzer bilimsel araştırmalar yapılıp yapılmadığını,
yapıldı ise hangi teknikler kullanıldığını ve ne gibi
sonuçlara ulaşıldığını bilmeliyiz. Eğitimde genellikle daha
önce yapılmış deney ve araştırmalar özetlenir ve kısaca
sınıf huzurunda da yapılmaya çalışılır.
Prof.Dr.Mustafa Ergün /Arş.Gör. Ali Özdaş
ÖĞRETİM
YÖNTEMLERİ
1. ANLATIM
( SUNUŞ ) METODU
Eğitim
tarihinde ve günümüzde en yaygın ve en çok kullanılan, ve
aynı zamanda "en eski" niteliğini de taşıyabilecek bir
öğretim metodudur. Dolayısıyla, geleneksel bir metottur. Bu
metot, sözlü anlatım gerektiren hemen bütün eğitim-öğretim
faaliyetlerinde kullanılmaktadır.
Bilgi
düzeyindeki davranışların kazandırılmasında çok etkili olan
bu metot, aynı anda çok sayıda kişiye hitap edilebilmesi
dolayısıyla da avantajlıdır. Ancak bu metodun iyi
kullanılabilmesi, öğretmenin kişiliğine, bilgisine, ses
tonuna, konuşma gücüne (konuşma temposu, melodisi,
telaffuzu, süre ayarlama), diyalektik metodu iyi
kullanmasına, jest ve mimiklerine bağlıdır. Bu metotla ders
anlatılırken drama tekniği, tasvir, açıklama ve hikâye gayet
ustalıkla kullanılmalıdır.
Anlatım
metodunun eksikleri ve kusurlu yönleri:
Anlatma
yöntemi daha çok işitme organını kullanmaktadır. Oysa
eğitimde ne kadar çok duyu organı kullanılırsa o kadar iyi
olur. Görmeye dayalı bilgilerin ve psikomotor davranışların
bu metotla öğretilmesi çok zordur.
Öğrenci
derse aktif olarak katılmadığı için dersi dinlemeyebilir,
öğrenme sorumluluğundan kaçabilir. Yarım yamalak dinlenilen
bir derste de bilgiler tam olarak özümsenemez ve kısa
zamanda unutulur.
Eğer
öğretmen; bilgisi, ses tonu, vurgulamaları, kullanacağı
çeşitli tekniklerle dersi dinlenilebilir bir hale
getirmezse, öğrenciler kısa zamanda sıkılır, motivasyonları
düşer ve dersten koparlar.
Büyük
ölçüde kitabî bilgilere dayandığından, öğrencileri araştırma
ve inceleme yapma yerine, kalıp bilgileri ezberlemeye sevk
eder.
Öğrencilerle sağlıklı iletişim kurulamıyorsa, dersin
anlaşılıp anlaşılmadığını ortaya koyacak geri bildirimler
(feedback) alınamaz ve ders kontrolü zayıflar.
Anlatım
metodunun iyi yönleri:
Anlatım
yoluyla ders verme metodu ekonomiktir.
Her
türlü bilgi, gözlem, araştırma ve inceleme bu yolla
öğrencilere aktarılabilir.
En esnek
metotlardan biridir. Her derse, her türlü dinleyici grubuna,
her mekâna ve zamana kolaylıkla uydurulabilir. Küçük
gruplarla yapıldığında gerektiğinde bir sohbet tekniğine
dönüştürülebilir. Grup büyüklüğü 50-60'ı geçince de
konferans tekniği ile ders yapılabilir.
Diğer
bütün metotlarla birlikte kullanılabilir.
Dinleyerek öğrenmeye daha yatkın olan kişiler için en
verimli öğrenme metodudur.
2. SORU –
CEVAP METODU
Soru-cevap metodu, başka metotların içinde ara sıra
kullanılan soru-cevap tekniğinden ayrı; dersi baştan sona
soru-cevap tarzında işleme demektir. Soru-cevap yönteminin
uygulaması genellikle tartışma ve yoklama (sınav) şeklinde
olmaktadır. Burada diyalogdan ziyade, çok kişi arasında
belli bir konuda sistemli bir fikir alışverişi söz
konusudur. Tartışmayı, bilgili ve gruba hakim olacak şekilde
yetkili bir kişinin yönetmesi gerekir.
Soru-cevap
yönteminin faydaları:
Öğrencinin başkalarını dinlemesini; bunlara karşı kendi
fikirlerini üretme ve bunu nazik, mantıklı, etkili bir
tarzda söylemesini sağlar.
Öğrencinin derse aktif olarak katılmasını sağlar.
Öğrenciyi güdüler, sosyalleştirir; ona öğrendiklerini
uygulama ve yorumlama imkânı verir.
Öğrencinin hatırlama, yargılama, değerlendirme, karar verme
ve yaratıcı düşünmesini sağlar.
Öğrenci,
kendisine de her an soru sorulabileceği veya söz düşeceği
ihtimali ile dersi veya tartışmayı dikkatle izleme
disiplinine alışır. Öğrencinin derse ilgisini arttırır.
Soru –
cevap metodunun kusurlu yönleri:
Sorulara
cevap veremeyen öğrencinin kendine güveni azalır. Zamanla
öğrenci bildiği konularda bile konuşmamaya başlar.
Eğer
sınıftan sürekli yanlış cevaplar gelir veya hiç cevap
gelmezse, öğretmenin de kendine güveni azalır.
Sorular
iyi ifade edilemez ise, anlaşılmaz, kasıtlı ve yönlendirici
olursa öğrencinin serbest düşünmesi engellenmiş olur.
Konunun
çok fazla dağıtılması, dersin "kaynatılması" ve dolayısıyla
yazýlýmın yetiştirilememesi durumuna yol açabilir.
3.
TARTIŞMA METODU
Tartışma, iki ve/veya çok kimsenin herhangi bir konuyu
karşılıklı konuşarak, birbirini dinleyerek, eleştirerek,
gerektiğinde sorular sorarak incelemesine dayanan bir
öğretim yöntemidir.
Tartışmanın soru-cevap metodundan farkı, soru-cevap
metodunda öğretmen ile öğrenci arasında sınırlı konularda ve
kısa süreli bir bilgi aktarımı olurken, tartışmada çok daha
geniş katılımla eşit düzeydeki kişilerin belli konuları
geniş olarak konuşması söz konusudur. Bu açıdan tartışma
metodu soru-cevaptan daha hür ve kapsamlıdır. Karşılıklı
açıklamalar, çözüm önerileri v.s. ile daha eğitseldir.
Tartışma metodunda soru-cevap gene vardır, ama değişik bir
tarzda. Buradaki soruların da -aynı soru-cevap metodunda
olduğu gibi- çook iyi bir şekilde ortaya konması ve
cevapların da net ve güzel olması sağlanmalıdır.
Tartışma
metodunun faydaları :
Çocukları, daha sonra yetişkin birer üye olarak
katılacakları demokratik toplumun tartışmalarına hazırlar.
Katılanlara, tartışma sanatını öğretir.
Çocukları karşıt düşünceleri tahammül ve hoşgörü ile
karşılamaya alıştırır. Bu arada çocukların eleştiri yapma ve
eleştirileri hoşgörü ile karşılama yetenekleri de gelişir.
Öğrenci kendini kontrol etmeyi, disiplinli davranmayı
öğrenir.
Kendi
haklarını nazik bir şekilde savunmayı öğretir. Kişilere,
haklı oldukları konularda bile kırıcı olmamayı, nazik olmayı
öğretir. Tartışma grupları içinde öğrenciler aidiyet,
arkadaşlık, dayanışma gibi yüksek sosyal duyguları öğrenir
ve geliştirirler.
Konuyu
çözümleme, kavrama, yorumlama, problem çözme gibi noktalarda
öğrencilere yardımcı olur.
Tartışma
metodunun kusurlu yönleri:
Tartışma
için herkesin birbirini görebileceği bir oturma düzeni
gerekir. Bir yönetici bulunmalıdır ve tartışmaya
katılanların seviyeleri birbirine en azından yakın
olmalıdır; karşılıklı saygı ve nezaket elden
bırakılmamalıdır.
4. PROBLEM
ÇÖZME METODU
İnsan,
hayatta karşılaşacağı problemleri soğukkanlı olarak
karşılamalı; azim ve cesaretle, bilimsel metot ve teknikler
kullanarak onları çözmeye çalışmalıdır. Bu nedenle
okullarda, hemen her dersteki konular, problem çözme
metoduna uygun olarak, problem çöze çözme anlatılmalı;
öğrencilere problem çözme metot ve teknikleri
öğretilmelidir.
Problem
çözme metodu ile öğretim yaklaşımı, aslında bilimsel
araştırma metotlarını işaret etmektedir. Burada John
Dewey'nin "yapıcı ve yaratıcı düşünce" modeline göre,
problem çözmede şu ana aşamalar esas olmalıdır.
Öğrenci,
tabiattaki ve sosyal hayattaki problemleri
algılayabilmelidir. Problemlerin farkına varmayan kişinin
onun üzerinde düşünmesi ve çözümler üretmesi mümkün
değildir. Öğrenciye, problemleri buldurma alıştırmaları
yaptırmalıdır. Meselâ, trafikteki problemler, çevre
kirlenmesi problemleri, öğrencilerin okuldaki problemleri,
gençlik problemleri v.s. üzerinde sık sık taramalar
yaptırılmalıdır.
Ortaya
konan problemi bütün boyutları ile anlamaya çalışma. Öğrenci
gerek teorik olarak kitaplardan ve kaynak kişilerden gerekse
gözlem olarak çevreden, problem hakkında bilgi toplamalıdır.
Problemi iyice anlamadan, sınırlandırma ve tanımlamasını
yapmadan onun üzerinde çözüm üretemeyiz.
Sorun
anlaşılıp tanımlandıktan sonra, problemi doğuran faktörler
bulunmaya çalışılır. Problem neden kaynaklanmaktadır, hangi
nedenler problemi ne kadar etkilemektedir? Bu konuda çeşitli
hipotezler geliştirilir.
Bu
hipotezlerin doğruluğu bilimsel araştırma yöntemleri ile
test edilir. Problemin kaynağı olan faktörler tespit
edildikten sonra, problemi çözebilecek bazı öneriler (çözüm
yolları) geliştirilir. Bunların problemi ne kadar çözdüğü
gene bilimsel tekniklerle ölçülmeye çalışılır. Bunun için,
çözüm değişik örnek ve durumlar içinde yeniden
değerlendirilir.
Öğretmenler, problem çözümünde yazılı kaynaklardan ve kaynak
kişilerden yararlanma aşamalarını öğrenciye öğretirken,
çözümü mutlaka buralarda aramamaları gerektiğini de
öğretmelidirler. Çünkü her problemin kendisine has yönleri
vardır. Bir yerdeki veya eski dönemlerdeki hazır
reçetelerin, bu problemin çözümünde uygulanamayacağı veya
tam uyumlu olmayacağı iyi anlatılmalıdır. Her problem kendi
zamanı ve kendi şartları içinde ele alınmalıdır.
Problem
çözme metodunun sakınca ve sınırlılıkları:
Öğrenciler, bazı problemleri algılayacak veya doğru
algılayacak olgunluğa erişememiş veya o tür şartlar içinde
yaşamıyor olabilirler.
Problemin çözümü için gerekli kaynaklar ve araç-gereç
bulunmayabilir. Öğrencilere maddî bir takım külfetler
yükleyebilir.
Tabiat
ve fen bilgisi derslerinde kolay uygulanmasına rağmen, bazı
derslerde uygulanması mümkün olmayabilir. Eğer doğru
uygulanmazsa, çok ters sonuçlar verebilir.
Bu
metotta, öğrenmenin değerlendirilmesi zordur.
Problem
çözme metodunun faydaları:
Öğrenciler, ilerde karşılaşacakları problemleri, bilimsel
metotla nasıl çözümleyebileceklerini öğrenirler. Problemleri
nasıl algılayıp, onlar üzerinde nasıl düşüneceklerini (akıl
yürütmeyi, en isabetli kararı seçmeyi, sebep-sonuç
ilişkilerini düşünmeyi) bir alışkanlık olarak kazandırır.
Öğrencileri, "zan"larıyla değil bilgileriyle hareket
ettirmeye alıştırır.
Öğrenmeye karşı ilgi ve istek uyandırır. Öğrenci eğer iyi
çalışır ve sağlam bilgilere ulaşırsa, cesaretle bir takım
önerilerde bulunur, hipotezler geliştirir.
Öğrenci
bir grup çalışmasına hazır hale gelir; yardımlaşma ve
başkalarının görüşlerinden faydalanmayı öğrenir.
Öğrencinin aktif olarak katıldığı, bilgi ve duygusal
öğrenmenin bir arada olduğu bir öğretim metodudur.
Öğrencilere kendine güven ve sorumluluk kazandırır.
Öğrenciler plânlı ve düzenli çalışmaya alışırlar.
5. GEZİ –
GÖZLEM METODU
Gözlem
metodu, her çocukta var olan araştırmaya eğiliminin
değerlendirilmesi olarak ortaya çıkmıştır. Eğitim-öğretimde
gözlem, varlık ve olayların kendi tabiî ortamlarında plânlı
ve amaçlı olarak incelenmesi demektir.
Gözlem
metodu genelde eğitsel ders gezileri olarak da adlandırılır.
Çünkü çoğu kez öğrencileri fabrika, müze, kütüphane, çeşitli
devlet kurumları, dağ, orman, göl gibi yerlere götürerek
oralarda doğrudan gözlem yaptırılarak bilgi toplanabilir.
Bunun yanında gözlem sınıflarda da yapılabilir. Sınıfa
getirilecek bir kuş, bir maden parçası, bir model, bir
tablo, film vs. incelendikten sonra gözlem sonuçları
alınabilir.
Öğretimde
daha fazla duyuyu etkileyen metot daha iyi olduğuna göre,
yapılacak gözlemlerin öğrencilerin daha fazla duyusuna hitap
etmesi sağlanmalıdır. Bu itibarla -metodun adı gözlem
olmasına rağmen- göz yanında başka duyularla da bilgi
sağlanmaya çalışılmalı; göze, kulağa, koku almaya ve
dokunmaya yönelik gözlemlere de önem vermelidir. Daha çok
duyuyu etkileyen gözlemin, gözlemcilerin daha fazla ilgisini
çektiği ve daha kalıcı öğrenme yaşantısı sağladığı
bilinmelidir. En sağlam ve unutulmayan bilgilerin doğrudan
doğruya nesnelerden ve olaylardan sağlandığı
unutulmamalıdır. Gözlem yoluyla öğrenciler, olay ve
nesneleri gerçek biçimleriyle doğru olarak öğrenirler.
Gözlem,
öğretimi kitaba bağımlılıktan ve sınıf atmosferinden
kurtarmakta, daha kalıcı yaşantılar sağlamaktadır. Gözleme
katılan duyu organlarının fazlalığı nispetinde, öğrenme
yaşantısının kalıcılık oranı da yüksek olacaktır.
Gözlem
metodunun faydaları:
Öğrencilerin kapalı kapılar ardından, sınıfın sıkıcı
havasından kurtuldukları için, sevinerek katıldıkları ve
doğrudan bilgi ve tecrübeye ulaştıkları bir eğitim
ortamıdır.
Öğrencinin birçok duyu organı devreye sokulduğu için, daha
sağlam ve kalıcı bilgiler oluşturulur.
Kullanım
alanı çok geniştir; hemen her derste gezi ve gözlem metodu
ile işlenecek birçok konular bulunmaktadır.
Gözlem
metodunun sınırlılıkları:
Bazı
yerlere yapılacak geziler için izin alma zorunluluğu vardır.
Gezi
sırasında güvenliğin sağlanması gereklidir.
Öğrencilerin gidiş gelişleri ve gözlemleri sırasında kargaşa
çıkmaması için çok ayrıntılı bir organizasyonun yapılması
gerekir.
Gidiş
gelişler zaman alır.
6.
LABOARTUVAR ( DENEY ) METODU
Öğrencilerin bilgilerini gözlem ve deneyler yaparak
kazandıkları, teorik bilgileri pratik olarak uyguladıkları
bir metottur. Günümüzde fen derslerinin yanı sıra sosyal
derslerde de kullanılmaya başlanan bu yöntem, öğrencilerin
el becerilerini geliştirirken, bir yandan yapılacak işi
idare kabiliyeti kazandırmakta, bir yandan da analiz, sentez
ve gözlem becerilerini artırmaktadır.
Öğrencilerin öğretim konularını laboratuar veya özel
donanımlı dersliklerde bireysel veya gruplar halinde gözlem,
deney, yaparak-yaşayarak öğrenme ve gösteri gibi tekniklerle
araştırarak öğrenmelerinde izledikleri yoldur.
Laboratuar
metodunun faydaları:
Öğrenci
deneyin nasıl düzenleneceğini, neler yapılacağını ve deneyin
nasıl sonuçlandığını görür.
Öğrenci,
bilgi elde etme sisteminin içinde yaşar.
Bütün bu
aşamalarda aktif olan öğrencidir.
Duyulara
hitap etmesi ve birçok duyunun kullanılmasını sağlaması
öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır.
Öğrenme
kuvvetli ve etkili olur.
Öğrenilenlerin unutulmaması ve gerektiğinde hemen
uygulanabilmesi veya kullanılabilmesini kolaylaştırır.
El
becerilerini geliştirir.
Araştırmayı teşvik eder.
Öğrencileri aktif hale getirir.
Bilimsel
ilgi uyandırır.
Yaratıcı
düşünceyi geliştirir.
Laboratuar
metodunun sakıncaları:
Hem
maddi hem de zamanın kullanımı açısından ekonomik değildir.
Az
sayıda öğrenciye çalışma imkânı verir.
Bilgiye
değil beceriye daha fazla ağırlık verir.
Bazı
durumlarda tehlikeli olabilir.
7. ÖRNEK
OLAY İNCELEMESİ METODU
"Case-work", "case-study", "case-method" da denilen bu
metot, sık sık simülasyon oyunu, karar veya plan oyunu gibi
teknikleri kullandığı için, bu tekniklerin adı ile de
anılmaktadır.
Örnek
olaylar görsel, yazılı birçok kaynaktan derlenebilir.
Öğrenciler veya öğretmen, bir trafik kazasını, bir çevre
sorununu, bir spor kavgasını veya dostluğunu, tıbbî veya
hukukî bir olayı sözel olarak veya resim, film gibi
tekniklerle sınıfa getirirler. Kısa bir sunumdan sonra
öğrenciler bu konu hakkındaki fikirlerini, yani olayın
nedenlerini, gelişimini ve mümkün sonuçlarını ortaya koyup
tartışırlar. Seçilen olay iyi bir olay ise bunun
geliştirilip yaygınlaştırılması yolları, kötü bir olay ise
bunun engellenmesi ve düzeltilmesi yolları hep beraber
ortaya konmaya çalışılır.
Hemen her
alanda rahatlıkla uygulanabilecek ve verimli öğretim
sonuçları alınabilecek bir metottur. Öğrenciler burada
problem çözme tekniklerini, işbirliği içinde öğrenme, rol
oynama gibi teknikleri de rahatlıkla kullanabilirler.
Örnek olay
incelemesi metodunun faydaları:
Bilgi ve
tecrübelerini burada uygulanmaya koymaya çalışılır.
Soyut
düşünceler burada pratiğe, uygulamaya dönüştürülebilir.
Bağımsız
düşünme, orijinal fikir üretme ve bunu ortaya koyma ve
tartışma özellikleri gelişir.
Öğrenciler, sorunları tartışarak çözme yeteneği
geliştirirler.
Örnek olay
incelemesi metodunun olumsuz yönleri:
Eğer
örnek olaylar iyi seçilmez veya iyi ortaya konmaz ise,
olaydaki çatışma ve tartışmalar çıkabilir.
Öğrenciler yeterli bilgi ve tecrübelere sahip değil iseler
katılım az olabilir ve değişik fikirler ortaya konamaz.
8. DRAMA
METODU
Sosyal
hayat içinde ortaya çıkabilecek çeşitli durumları,
öğrencilerin oyuncu olarak katıldıkları çeşitli sahneler
içinde ortaya koymak ve dersi bunun üzerine bina etmek
demektir.
İnsan
hayatında hayal gücünün en hür ve yaşama hakim olduğu
dönemler, çocukluk dönemleridir. İnsanlar, hayatlarındaki en
iyi tiyatro oyunculuğunu çocukluk dönemlerinde yaparlar. Her
çocuk mükemmel bir tiyatro oyuncusudur. Örneğini bir kere
gördükten sonra oynayamayacağı rol yoktur. İnsan büyüdükçe
rol oynama alanlarını daraltmaya başlar. Dolayısıyla
eğitim-öğretim sırasında da çocukların bu özelliğinden
faydalanmak gerekir.
Drama
metodu, çocuk hayatında çok önemli bir yer tutan oyun
yeteneğinin kontrollü bir şekilde eğitim hayatına
aktarılması demektir. Bu metodu iyi kullanmak için
öğrencilerin bilgisi kadar yaratıcılıkları da çok önemlidir.
Drama
metodunun yararları:
Öğrenciler rol oynama içinde kendi duygu ve düşüncelerini
daha rahat ifade etme imkânı bulabilirler.
Başkaları ile daha rahat ilişki kurma becerileri
geliştirirler.
Öğrencilerin dinleme ve konuşma becerileri gelişir.
Tutum ve
kavram geliştirmede, sosyal durumları analiz etmede,
toplumsal problemlerin çeşitli boyutlarını görüp çözüm
geliştirmede, liderlik ve yöneticilik özelliklerini ortaya
çıkarmada yararlıdır.
Öğrencileri belli konularda araştırma yapmaya ve işbirliği
içinde çalışmaya sevk eder.
ÖĞRETİM
TEKNİKLERİ
A- Grupla
Öğretim Teknikleri
1. Beyin
Fırtınası :
Bir konuya
çözüm getirmek, karar vermek ve hayal yoluyla düşünce ve
fikir üretmek için kullanılan yaratıcı teknik. Buna buluş
fırtınası da denilmektedir.
Temel
ilkesi, bir problemi çözmede görevlendirilen grubun üyeleri
mümkün olduğu kadar çok fikir üretirler. Burada fikirlerin
savunulması istenmez.
Özelliği
1.
Toplantının amacı ya da sorunun ne olduğunun belirtilmesi.
2. Zaman
sınırı belirlenmeli, bu süre içinde herkesin katkı sağlaması
istenmeli.
3.
Tartışma bitince analiz edilmeli, değerlendirilmesi ve
yeniden örgütlenmesi yapılmalı.
4.
Toplantı sonunda tartışmalara devam edilip edilmeyeceğine
karar verilmeli.
Beyin
fırtınası ile problem çözmede istenilen düşünce yöntemleri
farklılıklar göstermekle birlikte en çok yararlanılan çözüm
yolları, benzerinden yararlanma, fikir bağlantıları kurma ve
zarardan yarar çıkarmadır.
2. Gösteri
:
İzleyici
grubun önünde bir işin nasıl yapılacağını göstermek ya da
genel ilkeleri açıklamak için başvurulan tekniktir. Sınıf
içerisinde genellikle öğretmen ya da varsa kaynak kişilerce
yapılır. Bu tekniği uygulamak için sınıf içinde etkin ve
yoğun hazırlık gerekir.
Özelliği
1. Tüm
öğrencilerin problemsiz, iyi duyuyor ve görüyor olması
gerekir.
2.
Bilinmeyen terimlerin kullanılmasından kaçınılmalı.
3.
Öğrencilerde merak uyandıracak soruların sorulmasına dikkat
edilmeli.
4.
Öğrenciler etkinliğe katılmak için cesaretlenmeli.
Tüm
gösterilerin öğretmen tarafından gerçekleştirilmesine gerek
yoktur. Gerektiğinde öğrenciler bunu kendi aralarında
yapabilmelidir.
3.
Soru-cevap:
Öğrencilere düşünme ve konuşma alışkanlıkları kazandırma
bakımından önemli bir tekniktir.
Özelliği
1. Bütün
sınıfı ilgilendiren sorular , tüm sınıfa sorulmalı ve aynı
anda herkes cevabı bulmak için
düşündürülmeli ve daha sonra cevap verecek kişi
belirlenmeli.
2. Doğru
cevaplar anında pekiştirilmeli.
3.
Öğrenciye soru yöneltiliyorsa bunun belli bir sıraya göre
değil de seçkisiz (random) yolla
sorulmasında yarar vardır.
4. Konuşma
zorluğu çeken ve yanlış cevap veren öğrenciler sabırla
dinlenmeli. Onları küçük düşürücü
davranışlardan kaçınılmalı.
4. Rol
Yapma :
Öğrencinin
kendi duygu ve düşüncelerini başka bir kişiliğe girerek
ifade etmesini sağlayan tekniktir. Öğrencinin iyi rol
yapabilmesi için yaratıcı düşünce önemlidir. Rol yapma,
sosyodrama olarak da adlandırılır. Diğer bir deyişle
sosyodrama, öğrencilere, insan ilişkileri konusunda daha çok
bilgi, beceri ve anlayış kazandırmayı öngören ve oyun
(drama) tekniklerinden yararlanma temeline dayalı deneysel
bir eğitim tekniğidir.
Belirtilen
aşamalar sınıf içi etkinliklerini yönlendirmede etkili
olabilir. Bunlar, ortam yaratmak, rol yapmak için sahneyi
hazırlamak, roller için öğrencilerin seçilmesi, rollerin
oynanması, olayın tartışılması vb.
5. Drama :
Öğrencilere hangi durumlarda nasıl davranılması gerektiğini
yaşayarak öğreten bir tekniktir. problem çözme ve iletişim
kurma yeteneğini geliştirir. Bu teknik, bilinen en eski
öğretme tekniklerinden birisidir. Çok kullanışlı ve yararlı
olduğu için günümüzde okullarda yaygın olarak
kullanılmaktadır.
Özelliği
1. Etkili
ve dikkatli dinleme yeteneğini geliştirir.
2. Kişinin
kendine olan güvenini artırır.
3. Anlama
yeteneğini ve yaratıcılığı artırır.
4. Akıcı
konuşmayı geliştirir.
5. Dile
hakimiyeti ve iyi ifade yeteneğini pekiştirir.
Drama
tekniğinin iki türü vardır, bunlar biçimsel ve doğal drama
tekniğidir.
6.
Benzetim :
Sınıf
içinde öğrencilerin bir olayı gerçekmiş gibi ele alıp
üzerinde eğitici çalışma yapmalarına olanak sağlayan
tekniktir. Diğer bir tanımla, öğrenciyi desteklemek üzere
gerçeğe uygun olarak geliştirilen bir model üzerinde yapılan
bir öğretim yaklaşımıdır. Benzetim tekniği bir düşünce
değil, bir hareket bir olaydır. Benzetim tekniğinin
uygulanmasında öğrencilerin iş görüleri gerçektir ancak
öğretmen tarafından ortaya konan durum ya da olay yapaydır
gerçek değildir.
Özelliği
1. İleride
alabilecekleri rollere daha iyi hazırlanabilirler.
2.
Bildikleri ilkeleri hayata geçirebilme yetilerini
geliştirirler.
3.
Öğrenmeye daha çok güdülenirler.
4. Analiz
ve sentez yapabilme yetilerini geliştirir.
5. Diğer
bireylerle daha iyi iletişim kurabilirler.
7. İkili
ve Grup Çalışmaları :
Öğrenci
sayısına göre bir konu üzerinde sınıfın gruplandırılması ve
sınıf içi etkinliğinin soru cevap tekniği ile sağlanması.
Özelliği
1.
Öğretmen yapılacak etkinlikler hakkında öğrencilere bilgi
vermeli.
2.
Etkinliğin uzunluğu 5-2O dakika arasında olmalı.
3. Tüm
etkinliklere herkesin eşit süreyle ve katılımları
sağlanmalı. Etkinlik sırasında mümkünse öğretmen dışında bir
gözlemci sınıfta bulunmalı.
8. Mikro
Öğretim :
Yüz yüze
eğitimin gerçekleştirilmesi için sınıf içinde uygulanan
tekniktir. Başarısızlık tehlikesinin düşük, öğretme yeteneği
olanaklarının yüksek olduğu yapay ortamlarda öğretmen
adaylarına hizmet öncesi deneyim kazandırır. Bu teknikte
dersler kısa tutulur ve öğrenci sayısının az olmasına dikkat
edilir. mikro öğretim çoğunlukla öğret-yeniden öğret çevrimi
adı verilen bir sınama yanılma durumu olarak saptanır. Bu
çevrim altı basamaktan oluşur :
1. Verilen
görevin gereklerine uygun bir mikro ders hazırlanır.
2.
Belirlenen mikro ders öğretilir.
3.
Öğretmen işlemin ne derece başarıyla yerine getirildiğine
dair dönüt alır.
4. Alınan
dönüt ışığında mikro ders yeniden düzenlenir
1. Mikro
ders yeniden öğretilir.
2. Bu defa
öğretme işleminde gerçekleştirilen ya da
gerçekleştirilemeyen iyileştirmelerle ilgili sözlü, yazılı
ya da teyple dönüt alınır.
9. Eğitsel
Oyunlar :
Öğrenilen
bilgilerin pekiştirilmesini ve daha rahat bir ortamda tekrar
edilmesini sağlayan tekniktir. Özellikle öğrenmeye yönelik
olması ve bir amaç için sınıf içinde uygulanması gerekir.
Eğitsel oyunlar derste konular, ilgi çekici duruma
getirebilir, en pasif öğrencilerin bile bu etkinliğe
katılmaları sağlanabilir. Burada öğretmenin diğer önemli bir
rolü, oyunu sürekli kontrol etmesi ve ilgi göstermesidir.
Diğer önemli husus ise, oyun oynarken zayıf öğrenciler hata
yaptığı zaman üzerinde durulma ması ve herkesin etkin olarak
oyuna katılımının sağlanmasıdır.
B.
Bireysel Öğretim Teknikleri
1.
Bireyselleştirilmiş Öğretim :
Öğrenme
hızlarındaki farklılık ve öğrenciler arasındaki bireysel
farklılığın giderilmesi, her öğrencinin öğrenme hızına uygun
düşecek bir öğretim yapılması, öğretimin
bireyselleştirilmesi ile mümkün görülmektedir.
Bireysel
öğretim tekniği kullanılırken öğretmen ve öğrencilere yeni
roller düşmektedir. Öğretim öğrenci merkezli olmaktadır,
öğrencilerin öğretim etkinliğine aktif olarak katılma, nasıl
öğreneceklerini kararlaştırma vb. sorumlulukları
yüklenmelerini gerektirmektedir. Bireysel gereksinimlere
dönük grup çalışmalarında değişik etkinliklere yer verilerek
öğrencilerin değişik çalışmalar yapmaları sağlana bilinir.
Bunun için :
• -
Dönüşümlü günlük çalışma. - Beceri geliştirme çalışmaları,
• - Plânlı
grup çalışmaları.-Düzey geliştirme çalışmaları yapılabilir.
2.
Programlı Öğretim :
Ünlü
psikolog Skinner'in pekiştirme ilkeleri esas alınarak ortaya
atılmış bir öğretim tekniğidir. Burada temel felsefe ,
öğretimin bireyselleştirilmesi ve hatanın en aza indirilmesi
gibi iki önemli yeniliği gerektirmesidir.
Programlı
öğretim tekniğinde öğrenci belirlenen hedef ve davranışlara
kendi algı hızıyla bireysel bir çalışma sonucunda
ulaşmaktadır. Programlı öğretim araç ve yöntemleri Programlı
öğretime göre hazırlanmış kitap ve programlı öğretim
makinelerini ve bilgisayar destekli eğitim araç ve
yöntemlerini kapsamaktadır.
Programlı
öğretimin temelini oluşturan Skinner ‘in pekiştirme ilkesi;
A. Küçük
adımlar ilkesi
B. Etkin
katılım ilkesi
C. Başarı
ilkesi
D. Anında
düzeltme ilkesi
E.
Dereceli ilerleme ilkesi
F.
Bireysel hız ilkesi
Şeklinde
altı ana başlıkta geliştirilmektedir ve bu ilkelerden bugün
dünyada doğrusal, dallara ayrılan ve atlamalı dallara
ayrılan yazılım modelleri şeklinde uygulanmaktadır.
3.
Bilgisayar Destekli Öğretim:
Bilgisayarın öğretme sürecinde öğretmenin yerine geçecek bir
seçenek değil, sistemi tamamlayacak güçlendirici bir araç
olarak girmesi esastır.
Uygun
öğretim programları sayesinde öğrenci kendi hızına göre
çalışır ve istediği kadar tekrar yapma imkanına kavuşur.
Bilgisayar
destekli Öğretim Programlarının uygulanışı;
A.
Alıştırma ve tekrar yazılımı
B. Birebir
öğretim programları
C. Problem
çözmeye yönelik programlar
D.
Benzetim programları şeklinde olmaktadır.
Bilgisayarlı öğretimin iki temel niteliği etkililik ve
yararlılıktır.
Etkililik
niteliği eğitim görevlerini daha iyi başarma yönünde umut
vaat ederken yararlılık niteliği geleneksel uygulamaları
değiştirmeyi ifade eder.
GÖSTERİP YAPTIRMA
Uygulama ve üst düzeydeki hedef davranışların
kazandırılmasında, duyuşsal alanın değer verme, örgütleme,
kişilik haline getirme, devinişsel alanın tüm basamakları
için Gösterip –Yaptırma Yöntemi etkili biçimde
kullanılabilir. Bir beceriyi kazandırmanın en etkili yolu,
onun uygulamasını yaptırmaktır. Sözgelişi Sosyal Bilgiler
dersinde; araştırma yapmayı öğrenmenin en etkili yolu,
verilen bir konuda örneğin “göç olgusunun nedenleri” için,
bizzat araştırma yapmak; harita çizmeyi öğrenmek için ise,
bizzat harita çizmektir. Gösterip yaptırma, bir teknik yada
bir işlemin uygulanmasını, araç gerecin çalıştırılmasını,
önce gösterip açıklayarak, sonra da öğrenciye alıştırma ve
uygulama yaptırarak kazandırmanın amaçlandığı ortamlarda
kullanılan bir öğrenme-öğretmen yöntemidir. Bu yöntemde
fiziksel yada zihinsel beceriler,önce en uygun biçimiyle
öğretmence gösterilir,gerekli açıklamalar yapılır, daha
sonra öğrencilerin aynı becerileri tekrarlaması ve
uygulaması istenir, yanlışlıklar anında düzeltilir; çünkü
yanlış kazanılmış becerilerin sonradan düzeltilmesi çok zor
ve zaman alıcıdır. Bu yöntemde ders çalışırken şu ilkelere
uyulmalıdır:
•
Kazandırılacak davranışlar; önce öğretmen tarafından en
olgun şekliyle öğrencilere gösterilmeli,gerekli açıklamalar
ve yinelemeler yapılmalıdır, çünkü öğrenci görmediği
beceriyi yapamaz.
•
Her öğrenci gösterilen davranışı ve davranış zincirlerini
gerçek bir durumda yada gerçeğe yakın bir örüntüde yapmalı;
yanlış anında öğretmen tarafından düzeltilmelidir, çünkü
yanlış kazanılmış becerinin sonradan düzeltilmesi çok zor ve
zaman alıcıdır.
•
Uygulamalarda her bir öğrencinin beceriyi yapıp yeter sayıda
yinelemesine imkan ve fırsat verilmeli; bunlar öğretmen
gözetiminde ve denetiminde yapılmalıdır, çünkü yineleme
becerinin öğrenilmesini ve kalıcılığını sağlayabilir.
•
Becerinin bir bütün olarak ortaya çıkması için gerekli tüm
iş ve işlem basamakları aşamalı olarak belirlenmeli ve bu
basamaklar tahtaya yazılmalı; öğrencilere not
ettirilmelidir. Çünkü iş ve işlem basamakları becerinin en
kışa zamanda, en etkin ve ekonomik olarak ortaya çıkmasını
sağlayabilir.
•
Öğrencilerin hazır bulunuşluk düzeyi, zihinsel ve fiziksel
becerileri kazanacak nitelikte olmalıdır. Çünkü öğrenme,
bilişsel, duyuşsal, ve devinişsel hazır bulunuşlukla çok
yakından ilgilidir. Gerekli ön koşul olan davranışlara sahip
olmayanlara, o davranışın üstünde ve daha karmaşık
davranışlar öğretilemez.
•
Öğrencilere yaşamda kullanacakları zihinsel ve fiziksel
beceriler kazandırılmalıdır. Bunlara öncelik verilmelidir.
Çünkü öğrenci işe yarayacağına inandığı becerileri öğrenmek
isteyebilir ve bunları geliştirmeye çalışabilir.
•
Beceri aşamalı olarak dizilmelidir. Bir basamak öğrenilmeden
diğerine geçilmemelidir. Yani iş ve işlem basamaklarının her
biri tam olarak kazandırılmadan diğerinin yapılmasına izin
verilmemelidir. Çünkü ürün en olgun biçimiyle ortaya
çıkmayabilir, zaman ve enerji boşa harcanabilir.
•
Hayati tehlike olmaması için tüm önlemler alınmalıdır.
•
Derslik, işlik, atölye kurallara uygun alarak
düzenlenmelidir, yeterli araç-gereçle donatılmalıdır.
•
Öğrencilere basit, kolay ve önkoşul olan davranışlardan
başlanılmalıdır.
Bu
yöntemde kullanılabilecek teknikler şunlardır:
a)
Gösterme-Yaptırma: Bu yöntemde önce yapılacak iş,
öğretilecek davranış, çözülecek sorun sınıfa sunulmalıdır.
Sonra işin, davranışın sorunun iş ve işlem basamakları
sırasıyla ve aşamalı olarak tahtaya yazılmalıdır, bunlar
ders süresince silinmemelidir. Öğrenciler bu sırayı
defterlerine yazmalı, öğretmen bunu denetlemeli,eksikleri
tamamlamalıdır.
b)
Demonstrasyon: Gösterme-yaptırma tekniğinin gösterme kısmını
içerir. Öğretmen çözülecek sorunu araç-gereçleri kullanarak
işlem basamaklarına ve çözüm sırasına göre yapıp
göstermelidir. Bunun için demonstrasyon planlanmalı yani
hangi işin nasıl, ne zaman, hangi araçla, nerede yapılacağı
saptanmalıdır. Öğretmen göstereceği işin denemesini birkaç
kez kendi başına yapmalı, en olgun şeklini alınca sınıfa
sunmalıdır.
c)
Dramatizasyon: Bu teknik öğrencilerin etkin katılımını
gerektirir. Çünkü öğrenci hedef davranışın örneğini taklit
ederek jest, mimik, el, kol ve vücut hareketleri yaparak,
ses tonunun ayarlayarak sunmalıdır. Öğrenciye kazandırılacak
hedef davranışlar en az uygulama düzeyinde olmalıdır. Bu
teknik şu sıraya göre işe konulmalıdır:
Neyi yapıp
gösterecekleri öğrencilere açık ve anlaşılır şekilde
söylenmelidir.
Öğrencilere hazırlanmaları için belli bir süre verilmelidir.
Öğrenciler
teker teker yada birlikte hazırladıklarını sınıfa sunup
göstermelidir.ww.edubilim.com |