|
On İki Parmak Bağırsağı
Merhaba, Onikiparmak
Bağırsağı Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Konu İle İlgili
Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama;
Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
DUODENUM (ONİKİ
PARMAK BAĞIRSAĞI): încebağırsağm toplam uzunluğu 6-7 m
kadardır, ancak bu uzunluğun ilk 25 cm ‘lik bölümü duodenuma
aittir. Buna göre duodenum, incebağırsağın en kısa bölümünü
oluşturmaktadır. Duodenumun “Mezenter”i yoktur ve kısmen
peritonla örtülüdür.
Duodenum
mideyle jejunum arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.
Genel’olarak C harfine benzetebileceğimiz duodenum, pankreas
başını çevrelemektedir. Karın ön duvarında göbekten geçen
yatay tasarımsal bir çizgi çizdiğimizde, duodenum bu
çizginin üstündeki bölgede kalır.
Duodenum
üç dirsek yapmaktadır. Bunlardan birincisine “Üst fleksura”,
ikincisine “Alt fleksu-ra”, üçüncüsüne de “Dudehojejunal
fleksura” denir. Bu dirsekler aracılığıyla duodenum, kabaca
C’ye benzeyen biçim kazanmaktadır. Dirsekler göz önüne
alındığında, duodenum başlıca dört bölüme ayrılır. Yaklaşık
5 cm uzunluğunda olan ilk bölüm, “Pilor deliği” ile “Üst
fleksura” arasında uzanmakta ve “Üst bölüm” adını
almaktadır.
Üst
bölümün ön yüzü peritonla örtülüyken, arka yüzü (pilora
yakın bölümü dışında) peritonsuzdur. “Üst fleksura”
bölgesinde, safra kesesi boynu ile duodenum birbiriyle
komşudurlar. Duodenumun üst bölümünün ön yüzü karaciğer ve
safra kesesiyle komşuluk yapmaktadır. Üst bölümün arka yüzü
de “Vena porta”, “Ana safra kanalı/koledok” ve “Pankreas”
ile komşudur.
Duodenumun
ikinci bölümüne “İnen bölüm” denir. 8-10 cm boyunda olan bu
bölüm, üst ve alt fleksuralar arasında uzanmaktadır. İnen
bölüm önde karaciğer ve transvers kolonla komşudur. Arka
yüzü de sağ böbrek ve vena kava inferiorla komşudur. Ana
safra kanalıyla pankreas kanalı, duodenumun inen bölümünün
iç yan tarafındaki duvarına eğik bir gidişle ayrı ayrı
girdikten sonra, bir süre duvarın içinde yol alırlar.
Daha sonra
birbirleriyle birleşerek tek bir kanal oluştururlar. Oluşan
bu yeni kanala “Hepatopankreatik ampula” denir.
Hepatopankreatik ampula, duodenumun inen bölümünün iç yan
duvarına pilordan 8-10 cm uzaklıkta bir kabartı yaparak
açılır. Bu kabartıya “Büyük duodenal papilla” ya da “Vater
papülası” denir.
Bazen buna
ek olarak küçük ve ayrı bir pankreas kanab da duodenuma
açılmaktadır. Bu kanala “Aksesuar pankre-atik kanal” denir.
Bu kanal “Büyük duodenal papilla”nın 2 cm üstünde bir
kabartıya neden olmaktadır. Bu kabartıya da “Küçük duodenal
papilla” denir. Duodenumun 3. bölümü “Horizon-tal bölüm”
[Yatay bölüm) adını alır ve yaklaşık 10 cm uzunluğundadır.
Horizontal bölüm, karın aortasınm önünde sona erer. Ön yüzü
peritonla kaplıdır. Duodenumun son bölümüne, “Çıkan bölüm”
denir ve 2.5 cm uzunluğundadır.Bu bölüm “Dudenojejunal
fleksura”yı oluşturduktan sonra jejunumla birleşir.
Duodenumun
üst bölümleri biraz hareketli, buna karşüık alt bölümleri
hareketsizdir. Baryumlu bir maddenin yardımıyla yapılan
röntgen incelemede, midenin pilor kanalından hemen sonraki
duodenum bölgesinin tabanının pilora bakan bir üçgen
görünümünde olduğu görülür. Röntgende üçgen olarak görülen
duodenumun bu bölgesine “Bulbus” denir. Bulbus bölgesinde
ülser gelişme sıklığı fazladır.
Duodenumun
jejunuma birleştiği noktaya diyafragma-dan kas ve lifsel
yapıda bir bağ uzanmaktadır. Bu bağa “Treitz” ya da “Treitz
fasyası” denir. Treitz kasından önceki sindirim kanalı
kanamalarında kan, dışkı içinde sindirilmiş olarak çıkar. Bu
noktadan sonraki kanamalardaysa kan, sindirilmemiş olarak
dışkı içinde çıkar.
Oniki
Parmak Ülseri
Ülser,
mide veya onikiparmak bağırsağında yara oluşması anlamına
geliyor. Onikiparmak bağırsağı mideden hemen sonra gelen
kısım. Bunların boyutları birkaç milimetreden birkaç
santimetreye kadar değişebiliyor. Bu yaralar bazen birkaç
tane olabiliyor. Onikiparmak bağırsağı ülseri, mide ülserine
göre yaklaşık olarak dört kat daha sık görülüyor. Normalde
tüm toplumlarda onikiparmak ülseri görülme sıklığı yüzde
1.3, mide ülseri görülme sıklığı yüzde 0.3.
NEDENLERİ
Ülser
oluşması için midenin asitli olması şart. Mide ve
onikiparmak bağırsağının iç yüzeyinin üzerini kaplayan
'mukus' denilen bir koruyucu tabaka bulunuyor. Bu tabakadaki
zayıflama asidi doğrudan mide ve onikiparmak bağırsağının
zedelemesine yol açıyor. Ayrıca mide ve onikiparmak
dokusunun direncini kıran damarlar ve hormonlarla ilgili pek
çok faktörün etkisiyle ülser oluşumu kolaylaşıyor. Yani
ülser dokuyu koruyan faktörlerle, dokuya zarar veren
faktörler arasındaki dengenin bozulması sonucu ortaya
çıkıyor.
BELİRTİLERİ
Ülser
ender olarak sessiz gelişiyor. Yani hiçbir belirti
vermeyebiliyor ve ilk belirti aniden mide kanamasıyla ortaya
çıkabiliyor. Bu duruma kortizon veya anti-romatizmal ağrı
kesici alan hastalarda daha sık rastlanıyor. Ülsere bağlı
olarak çıkan şikáyetler sıklıkla karında özellikle açken
ortaya çıkan ağrı. Ağrı genellikle bir şeyler yemekle ve
antiasit ilaçlarla geçiyor. Özellikle gece uykudan uyandıran
ağrılar ülser için belirleyici oluyor. Ancak bazen ağrı
tokken de görülebiliyor. Bu ağrıya bulantı ve kusma eşlik
edebiliyor.
TANISI
Ülserin
kesin tanısı bahsettiğimiz risk faktörleri bulunan veya
ülserle uyumlu yakınmaları olan kişilere endoskopi yapılarak
konuluyor. Endoskopiyle ülserin yeri, büyüklüğü, kanayıp
kanamadığı, yapışıklık ve özellikle onikiparmak bağırsakta
tıkanıklık yapıp yapmadığı belirleniyor. Ayrıca endoskopiyle
mide ülserlerinin kanser olup olmadığı biyopsi yapılarak
anlaşılabiliyor.
TEDAVİSİ
Ülserin
tedavisine, hastalığa neden olabilecek aspirin,
anti-romatizmal ağrı kesici alımı, uzun süre kortizonlu ilaç
kullanımı, sigara kullanımı gibi nedenlerin ortadan
kaldırılmasıyla başlanıyor. Antiasit ilaçlar kısa süreli
yakınmaların giderilmesini sağlıyor. Günümüzde mide asidini
azaltan çok güçlü ilaçlar var. Bunlar H-2 reseptör
antagonistleri ve proton pompa inhibitörleri. Bu ilaçlar,
özellikle proton pompa inhibitörleri mide asidini ileri
derecede baskılayarak ülserin iyileşme sürecini
kolaylaştırıyor. Bunun dışında ülserin yüzeyini kaplayarak
yara iyileşmesine yardımcı olan ilaçlar var. Helikobakter
pilori bulunan hastalar özel antibiyotiklerle tedavi edilir.
Heliobakter pilori tedavisini yapılmasının amacı ülserin
tekrarlama olasılığının azaltılmasıdır... Heliobakter pilori
mikrobuna karşı kullanılan antibiyotiklerin gelişigüzel
kullanılması ise bu mikropları bu antibiyotiklere karşı
dirençli kılıyor. Tedavi protokollerine ve süresine tam
olarak uymaksa yararlı sonuç veriyor.
SONUÇLARI
Ülserin
tedavi edilmemesi ölümcül sorunlara yol açabiliyor.
Bunlardan en önemlisi ülsere bağlı kanama. Kanama durumunda
dışkı kanla bulaştığı için siyah renk alıyor. Kanın
bağırsakta parçalanması sonucu dışkı pis kokulu bir hale
geliyor. Kanamanın çok ve bağırsak pasajının hızlı olması
durumunda koyu kırmızı dışkılama olabiliyor. Bulantı ve
kusma da görülebiliyor. Midedeki kanın sindirilmesiyle
kusmuk kahverengi kahve telvesi rengini alıyor. Kanamalı
hastanın tedavisi acil olarak hastaneye yatırılarak
yapılmalı. Ağır kanamalar yaşamı tehdit edebiliyor.
İkinci
sorun ülsere bağlı mide delinmesi. Ağrı çok şiddetli, karın
tahta gibi sert hale geliyor.
Acil
olarak ameliyatla bu delinme tamir edilmeli, eğer tedavi
gecikirse hasta kaybedilebilir.
Üçüncü
sorun mide çıkışının daralması ve tıkanması. Hafif
durumlarda medikal tedaviyle, ağır durumlarda ameliyatla
tıkanıklık tedavi ediliyor. Dördüncü sorun midenin pankreas
gibi bir organa ülser nedeniyle yapışması. Bu durumda
şiddetli sırta vuran ağrılar ortaya çıkıyor. Ağır durumlarda
operasyon gerekiyor.
Bu mikrop
kansere bile neden oluyor.
Helikobakter pilori denilen mikrobun ülser gelişiminde rolü
büyük. Bu mikrop mide ülserlilerin yüzde 70-80'inde,
onikiparmak bağırsak ülserinin yüzde 90'ında etkin rol
oynuyor. Uzun süreçli gastritin en sık nedeni helikobakter
pilori mikrobu. Bu mikrobun 1990 yılında bulunmasından sonra
kronik gastrit ve ülser daha iyi anlaşıldı. Bu mikrobun
kronik gastrit ve ülserde saptanması durumunda, bakteriye
karşı uygulanacak tedavi hastalıkların tekrarlama
olasılığını azaltıyor.
Günümüzde
helikobakter pilori kanser yapıcı olarak kabul ediliyor.
Helikobakter pilori taşıyan kronik gastritli hastalarda
ileride mide kanseri çıkma olasılığı bulunuyor. Türkiye'de
helikobakter pilori görülme sıklığı Avrupa ülkelerinden
fazla. Türkiye'de yapılan araştırmalarda çocuklarda yüzde
20, Avrupa'da yüzde 10 oranında helikobakter piloriye
rastlandı. 50'li yaşlarda ise Türkiye'de yüzde 80-90,
Avrupa'da yüzde 50 oranında helikobakter pilori pozitifliği
görüldü.
Helikobakter pilorinin insandan insana geçiş yolu tam
bilinmemekle birlikte hijyenik koşulların bunda etken olduğu
tahmin ediliyor. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük kesimlerde
helikobakter pilori sıklığı artıyor. Helikobakter pilori
mikrobu endoskopi sırasında araştırılabiliyor. Ayrıca
solukta yapılan üre testi, dışkı testi, bazı kan testleri
ile bu bakterinin varlığı hakkında bilgi elde edilebiliyor.
Onikiparmak Bağırsağı Kanseri
1-
Rastlantısal Kalın Bağırsak Kanseri
Kalın
Bağırsak kanserinin önemli bir bölümü herhangi bir
tanımlanmış genetik bozukluğa bağlı olmadan rastlantısal
olarak gelişir. Bu tip oluşum şekli, tüm kalın bağırsak
kanserlerinin % 65-85 kadarında gözlenir. Rastlantısal tip
kalın bağırsak kanserinde kalıtsal geçiş gözlenmez. Ailede
birden fazla bireyde kalın bağırsak kanseri ender olarak
gözlenebilir fakat kuvvetli bir ailesel kalın bağırsak
hikayesi yoktur.
2- Ailesel
kalın bağırsak kanseri
Bu
gruptaki hastaların ailesinde birkaç nesildir süregelen
kalın bağırsak kanseri hikayesi vardır. Fakat bireyin
ailesinde hastalık olmasına karşın, kalıtsal kalın bağırsak
kanserinde olduğu gibi bir genetik bozukluk (kalıtsal geçiş)
tanımlanmamıştır. Tüm kalın bağırsak kanserlerinin yaklaşık
olarak %10-30 u Ailesel Kalın Bağırsak Kanseridir. Bu tip
aile hikayesi olanlarda tarama testleri yapmak gerekir.
3-
Kalıtsal kalın bağırsak kanseri
Tüm
kolorektal kanser hastalarının %5 kadarı kalıtsal geçiş
gösterir. Günümüzde kalıtsal kolorektal kanserin belirlenmiş
iki tipi vardır. Bunlardan biri ailesel adenomatöz polipozis
sendromu (familiyal polypozis coli / FAP) diğeri kalıtsal
nonpolipozis kolorektal kanserdir (HNPCC / Lynch sendromu).
a)
Kalıtsal (Herediter) Non-polipozis Kolorektal Kanser (HNPCC)
Kalıtsal
kalın bağırsak kanseri içinde en sık gözleneni kalıtsal
(herediter) non-polipozis kolorektal kanserdir (HNPCC).
Genetik bozukluk tanımlanmıştır. Tüm kalın bağırsak kanser
hastalarının % 5 nin oluşum şekli bu gruba girer. Hastalık
bireyin çocuklarına belirgin geçiş gösterir. ailesel
adenomatöz polipozis sendromundan (FAP) farklı olarak bu
hastalarda FAP daki gibi yüzlerce polip oluşmaz.
Ailesinde
50 yaş öncesi kalın bağırsak kanseri olanlarda ve 3 veya
daha fazla yakın akrabalarında kalın bağırsak kanseri
olanlarda kalıtsal nonpolipozis kolorektal kanser
düşünülmelidir.
Kalıtsal
nonpolipozis kolorektal kanser grubuna giren kişilerde,
kalın bağırsağın bir çok kısmında kanser olabilir. Buna ek
olarak meme, rahim (uterus), yumurtalık (over) ve idrar
yolları kanserleri gözlenebilir.
Ailesinde
bu tip kalın bağırsak kanseri olanları yakın takip etmek
gerekir. Bu takiplerde kalın bağırsakta kanser veya büyük
bir polip tesbit edilmedikçe ameliyat gereksizdir. Bu
hastalar jinekolojik, meme ve ürolojik açıdan da takip
edilmelidir.
b) Ailesel
(Familyal) Adenomatöz Polipozis Hastalığı (FAP)
Kalıtsal
diğer bir kalın bağırsak kanseri ailesel (familyal)
adenomatöz polipozis hastalığıdır (FAP). Hastaların
bağırsaklarında yüzlerce, binlerce polip bulunur. Tüm kalın
bağırsak kanser hastalarının % 1 nin oluşum şekli bu gruba
girer.
Aile
bireylerini etkilediği için ailesel, kalın bağırsakta
adenomatöz polipler (ince ve kalın bağırsakta görülen
kansere dönüşebilen polip tipi) görüldüğü için adenomatöz,
kalın bağırsakta çok sayıda polip izlendiği içinde polipozis
denilmiştir.
Ayrıca
hastalığın belirtisi olarak deride kistler, kemik
çıkıntıları ve fazladan diş oluşabilir.
Hastalığı
olan kişi, kalıtsal olarak, %50 olasılıkla hastalığı
çocuklarına geçirir. Bu hastalığa neden olan genetik
bozukluk beşinci kromozomda taşınır ve adenomatöz polipozis
coli geni (APC) adını alır. Kan testi ile etkilenen kişi
saptanabilir
Ailesel
adenomatöz polipozis sendromu (familiyal adenomatöz
polypozis / FAP) olan ailelerde kalın bağırsak tarama
testlerine 10 yaşında başlanmalıdır. Buna ek olarak mide ve
duodenum (oniki parmak bağırsağı) endoskop ile taranmalıdır.
Ailesel
adenomatöz polipozis (FAP) hastalığı taşıyanların ileriki
yıllarda kanser gelişme olasılığı %100 e yakındır. Bu
nedenle tanı koyulduğunda, koruyucu olarak, tüm kalın
bağırsağı çıkartmak gerekir. Özel bir cerrahi teknik ile
ince bağırsak anüse (makata) bağlanarak ve hastanın yaşam
kalitesinin bozulmamasına özen gösterilir. |