Ana Sayfa              İletişim               Hakkımızda         Sipariş - Kargo

   İşyeri Kuruluş Tarihimiz 1959

Şampuanlar

Cinsel Ürünler
Cilt Leke Krem
Bitki Macunları
Bitki Kapsülleri
Hastalık Çeşitleri
Bitki Sabunları
Bitki Çeşitleri
Bitki Yağları
Baharat
İndirim - Kampanya
Ana Sayfamız
 En Altta Arama Motoru Vardır

 

 


Benzer Konular
Panax Ginseng Kapsül



St John's Kapsül



Alfalfa Kapsül


Sarı Kantaron Kapsülü



Kudret Narı Kapsülü
 

 

Doğal Performans
www.birtat.com.tr
Çakşır Köklü Macun


Vitamin Power -
Panax Ginseng - Kore Ginseng
www.birtat.com.tr

Vitamin E - Selenium

Complete Men's Multiple
St Johns - Kantaron Kapsülü
Artichoke - Enginar Kapsülü

Bitki Macunları
Hayıt Tohumu Macun
Mesir Macunu
Nar Ekşili Macun
Kudret Narı
Arı Sütü Bal Polen

Aşk İksirleri - Cinsellik
Aşk Kahveleri
Aşk Kokusu

Arı Sütü
www.birtat.com.tr

Çay Kolonyası
Bitki Çaylar
Chondurax Jel
Dermoday Kremleri
Doğu Karadeniz Kestane Balı
Güneş Lekesi Kremleri
Masaj Yağları - Masaj Kremi

Organik Alıç Sirkesi
Organik Elma Sirkesi
Organik Gıda
Organik Zeytin Yağı
Otacı Ürünleri
Performans Enerji
Saf Gülsuyu
Sertlik

Düzenli Kullanmayacağınız Ürünü Bizden Almayınız.

Ucuz Ürün Bizde Olmaz.

www.birtat.com.tr İşyerimiz

sifali bitki dukkan resimleri - www.birtat.com.tr

 

Zehirlenmeleri HDL İştahsızlık Sebepleri Enzim Deposu Gırtlak Hemoroit Başlangıcı İsteri Ergenlik Glikoz Hepatit C İyi Kolesterol Erkeklik Göğüs Büyümesi Hıçkırık jinekolik Hastaliklari Ezberleme Kabiliyeti Göğüs Anjini Hiper Tansiyon Kekemelik Ezik -  Burkulma Göğüste Su Toplanması Hormon Bozukluğu Kemik Erir mi? Faranjit Görme Yeteneği Hormon - Hormonal Kemik İltihabı Fazla Terlemek Göz Ağrısı Hücre Gelişimi Kemik Veremi Fazla Uyumak Göz İltihabı Hücre Zarı Kemik Yapısı Ferç Kaşıntısı Göz Kanlanması Huzursuzluk Kemik Yumuşaması Fil Hastalığı Göz Kaşıntısı İdrar Kaçırma Kemo Terapi Fistul Göz Sulanması İdrar Torbası Kemoterapi Kabakulak Karaciğer Enzimleri Kızamık Lokosit Katarakt Karaciğer Mikropları Kızıl Hastalığı Lösemi Kalbin Hızlı Atması Karaciğer Yağlanması Kloroz Madeni Maddeler Kalın Bağırsak Karaciğer Yetmiyor mu Kolesterol Parçalanması Mafsal Hastalıkları Kalp Çarpıntıları Karamsarlık Kolon Kanseri Mantar Hastalığı Kalp Nedir? Karbonhidrat Konsantrasyon Bozukluğu Melankoli Kalp Ritmi Nedir? Kardiyovasküler Konuşma Bozukluğu Meme Uçları Kalp Yağı Karın Ağrısı Korku Menopoz Ağrıları Kalp Yetmezliği Kas Gelişmesi Kortizon Mide Ağrısı Kamburluk Kas Yırtılması Kötü Kolesterol Mide Bulantısı Kan Basıncı Kasılma Kramp Mide Ekşimesi Kan Çıbanı Kaşıntı Kroner Kalp Mide Gazı Kan Damarı Kaslar Kulak Ağrısı Mide Şişkinliği Kan İşemek Kaygı Kulak Çınlaması Mide Tembelliği Kan Pıhtılaşması Kıkırdak Dokuları Kurdeşen Mide Ülseri Kan Şekeri Kılcal Damar Kurt Düşürmek Mide Zarı Kan Tükürmek Kilo Aldırıcı Kusmak Migren Ağrısı Kanda Kolesterol Kireçlenme Nedir? LDL Mikrop Öldürücü Kanser Hücreleri Kırık - Çıkık Lif Miyopluk Kansızlık Nedir? Kısırlık Nedir? Lohusalık Mushil Nefes Azlığı Öğrenme Yeteneği Prostat İltihabı Riboflavin Nefes Darlığı Öksürük Tehlikesi Prostat Kanseri RNA Sentezi Nefes Kokusu Omuz Ağrısı Radrasyon Romatizma İltihabı Nefrit Onikiparmak Bağırsağı Rahim Egzaması Rüyalanma Nekahat Organizma Rahim Kanaması   Nevralji Organların Görevi Rahim Kanseri   Nevrasteni Östrojen Rahim Kaşıntısı   Nezle Olmak Pankreas Rahim Sorunları   Niacin Parazitler Rahim Urları   Nikotin Atıcı Pelteklik Rahimde Polip   Nikris Penis Damarları Raşitizm   Reçine   Norolojik Pigment Reflü   Norotransmitter Prostat Bezi Reisi Mantar   Oburluk Prostat Tıkanıklığı Retina  Ririboflavin Vitamini Sarılık Sindirim Bozukluğu Spazm Çözücü Ruhsal Çöküntü Sedef Sindirim Sistemi Ruhsal Denge Şeker Dengeleyici Sinerji Etki Sporcu Desteği Ruhsal Sorunlar Şeker Düşürücü Sinir Bozukluğu Sporcu İncinmeleri Ruhsal Yapı Şeker Hastalığı Sinir Gerginliği Sporculara Destek Ruhsal Yorgunluk Şeker Zararları Sinir Stres Stres Gerginliği Saç İçin Seksüel Gerileme Sinir Uçları Su Birikmesi Saç Kökleri Selenyum Sinirsel Ağrılar Tansiyonu Düşürmek Safra Kesesi Selülit Lekesi Siroz  Sağlığı Korumak Semptomlar Şişmanlama Testosteron Sağlıklı Beslenmek Sentezleme Sivilce İltihabı Tırnak Kırılması Sakinleşmek Seratin Şizofreni Tiroit Bezleri Salgı Bezi Serbest Radikal Soğuk Algınlığı Tokluk Hissi verici Salgın Hastalıklar Sigara Zararları Solunum Sistemi Toksinler Sara Sık Sık İdrara Çıkma Solunum Yolları Trambosit Tümör Uyanma Varis Yaraları Yağ Eriticiler Umutsuzluk Uyarıcı Vasküler Sistemi Yak Yakımı Hızı Üreme Organları Uykusuzluk Vücudu Korumak Yağların Parçalanması Üreme Sistemi Uyur Gezerlik Vücut Geliştirmek Yaşlanmayı Geciktirmek Üretkenlik Uyuşukluk Vücut Isısı Yemek Borusu Üriner Sistem Vajina Kuruluğu Yağ Depoları Yüksek Tansiyon

 

Organizma
 

Merhaba, Organizma Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Konu İle İlgili Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi Hissediniz.

Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın Günlük 1800 -2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama; Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.

İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr), İster Telefonla...


Ne Konuşmuşsak O Ürün Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur. 1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
 

  


 

Kapıda ödeme kolaylığı.

 

      0 542 252 70 62
     0 532 402 77 44

     0 464 217 18 81
     0 464 214 55 33

   birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)

 




 

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt Belgemiz Vardır.


 

BİRTAT  – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde 

Mikroorganizmalar

 Proteinler organizmaların gereksinimi olan besin maddelerinin en önemli gurubunu oluştururlar.Karbonhidratlar aktüel enerji taşıyıcı,yağlar rezerv maddeleri,proteinli maddeler ise organizmanın temel yapı taşıdır.Besinlerden alınan protein yalnız hücrelerde vücut için özel doku ve organ proteinleri yapı taş olarak kullanılmaz.Hormon ,enzim ve bağışıklık maddeleri içinde hammadde olarak görev almaktadır.Yani proteinler metabolizmada doğrudan rol oynar.Organizmada çok değişik proteinler bulunur.Bunlar yalnız cinse özel değil aynı cinsler arasında organlara da özeldir.Yani aynı organizmada çeşitli organlardaki proteinler birbirlerinden farklıdır.

 

Proteinlerde yağ ve karbonhidratlardaki aynı elementler yani karbon, hidrojen ve oksijen bulunur. Fakat proteinlerde karakteristik olarak azot ve bazen de kükürt vardır. Proteinler yapı taşları olan amino asitlerin bir araya gelmesi ile oluşan büyük moleküllü bileşiklerdir. 22 farklı amino asidin değişik kombinasyonu ile ile tabiatta milyarlarca değişik protein sentez edilmektedir.

 

Gerekli amino asitler vücudun kendisinin imal edemeyip dışarıdan besinlerle almak zorunda olduğu amino asitlerdir. Bunlar; Valin, İzoloysin, Löysin, Fenilalanin, Triptofan, Lisin, Metiyonin ve Trionin dir. Organizmanın protein ihtiyacı daha çok gerekli amino asitler üzerine kuruludur. Bir proteinin biyolojik değeri yani yani besleyici değeri bileşimindeki amino asit türüne bağlıdır. Biyolojik değer: sindirim kanalından emilen vücut proteinine dönüşme oranıdır. Yani biyolojik değer besinleri, insan vücudun proteinine ne kadar çabuk değişebileceğinin ölçüsüdür. En yüksek değere sahip protein yumurta akı proteinidir.Yumurta akı proteininin biyolojik değeri 100 olarak kabul edilir ve diğer proteinler buna oranlanır.

 

Proteinlerin organizmadaki fonksiyonları

 

1- Vücut dokularının onarım ve yapımında kullanılmak. (Önce onarım sonra büyümede kullanılır)

 

2- Enzim hormon gibi yaşamsal olayları düzenleyen kimyasal

regülatörlerin bileşimine girmek

 

3- Vücuttaki asit baz dengesini normal dengede tutmak için tampon vazifesi görmek

 

4- Kalıtsal faktörler için kromozom ve genlerin yapısında bulunmak

 

5- Kasların kontraksiyonunda görev almak

 

6- Hücrelerle hücreler arası sıvılar arasında besin unsurlarının değişimine yardım ederek ödemlere sebebiyet veren sıvıların anormal bir şekilde toplanmasına engel olmak

 

7- Enerji veren diğer besin unsurları (Karbonhidrat ve yağ) yeteri kadar alınmazsa veya diyetle fazla protein alınırsa enerji sağlamak.

 

Sporcu beslenmesinde günlük protein gereksinimi

 

Vücuda alınan proteinler sindirim sisteminde amino asitlere kadar parçalanırlar. Bu amino asitler yukarda bahsettiğimiz işlevlerde kullanılmaktadır. Sporcuların, spor yapmayan kişilere göre daha gelişmiş bir vücut yapısına sahip oldukları bir gerçektir. Kasların yapısını proteinler oluştur. Buda sporcuların daha fazla protein almaları gerektiği fikrini doğurabilir. Ancak kasların %70 i sudur. Su dışındaki ağırlığın ancak yarısını proteinler oluşturur. Kaslardaki protein oranını koruyabilmeleri için günlük kullanılan protein kadar alınması gereklidir. Günlük kas çalışmasındaki artışla birlikte protein gereksinimi de artar.

 

Sağlıklı bireylerde her kilogram vücut ağırlığı başına 0.8 - 1.1 g protein yeterli iken sporcularda bu oran 1.5-2 grama kadar yükselir.Yani günlük alınması gereken enerjinin %15 - 20 sinin proteinlerden karşılanması gerekir. Büyüme çağındaki genç sporcular yalnız kas kuvvetlenmesi için değil büyümeleri içinde proteine ihtiyaç duyduklarından günlük enerjinin %25 ine kadar protein alabilirler. Kuvvet gerektiren spor dallarında yarışmacılar vücut ağırlıklarının her kg için 2-3 g protein , çabukluk isteyen spor türleri ile dayanıklılığın önemli olduğu spor dalları için de 1.5-2 g protein yeterlidir.

 

Özellikle kuvvet gerektiren spor dallarındaki sporcuların birçoğu protein gereksinmelerini protein tozları alarak karşılama eğilimindedirler. Günde 4-6 saatlik ağır idman döneminde , sporcunun yeterli yiyecek tüketemediği durumlarda protein tozları pratik bir çözüm olmaktadır.Ancak enerjinin besin öğelerine dağılım dengesini korumak için protein tozlarının gelişi güzel kullanılması önerilmez.

 

Proteinlerin kas gelişimine etkileri

 

Sporcular arasında en yaygın inançlardan biriside Protein bakımından zengin yiyeceklerin (Özellikle hayvansal kaynaklı) vücut kas kitlesinde artışa neden olacağıdır. Diyetle alınan proteinler, kas kitlesinin gelişimi için gerekli amino asitleri sağlarlar. Ayrıca insan vücudu mevcut proteinlerin yıkımından ortaya çıkan amin asitleri tekrar kullanabilme yeteneğine de sahiptir. Örneğin 75 kg vücut ağırlığına sahip bir kişi günlük diyetle 100 g protein aldığında ,vücudu 400 g protein sentezler. Sporcular almaları gereken proteinin vücut ağırlıkları ve spor dalları ile orantılı olması gerektiğini unutmamalıdırlar. Geniş vücut kitlesine sahip olanların protein ihtiyaçları daha fazla olacaktır.

 

Amino asitlerin enerji oluşumuna etkileri

 

Son yıllarda yapılan çalışmalarda organizmanın amino asitleri yakıt olarak kullandığını göstermektedir. Özellikle dayanıklılık eksersizlerinde, enerji oluşumuna amino asitlerden löysin, izolöysin ve valin %5-12 oranında katılabilmektedir.

 

Vücutta yapılamayan gerekli amino asitlerin mutlaka organizmaya kazandırılmaları gerekir. Bazı amino asitler ise doku yıkımı esnasında serbest hale geçerek vücutta tekrar kullanılmaktadır. Dolayısıyla insan vücudu amino asitleri ve proteinleri kullanırken oldukça ekonomik hareket etmektedir. İnsanlar üzerinde yüksek doz amino asit kullanımının etkileri henüz denenmemiş olmasından dolayı tam olarak bilinmemektedir.

 

Bu konuda deney hayvanlarında yapılan çalışmalarda karaciğer böbrek büyümesi, organlarda tümör oluşumuna rastlanmıştır. Sindirim kanalında önemli bir rahatsızlığı olmayan sporcuların direk protein alımları ile amino asit kullanımları arasında bir fark yoktur.

 

Fazla proteinin zararları

 

1- Proteinler vücutta depo edilmez. Alınan proteinlerin fazlası yağa dönüşerek depo edilirler. Yağın artması sporcunun performansını düşürüp istenmeyen vücut ağırlığı teşekkülüne sebep olur.

 

2- Protein bakımından zengin hayvansal kaynaklı besinlerin yapılarında katı yağ ve kolesterol bulunmaktadır. Bu tür yiyeceklerin fazla oranda tüketimi ileri yaşlarda kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırır.

 

3- Proteinlerin parçalanması sonucu oluşan artık maddelerin(Ürik asit) atımı böbrekler yoluyla olduğundan sporcularda su kaybına yol açar.

 

4- Fazla protein vücuttan kalsiyum atımını hızlandırır.

 

Yetersiz protein alınmasının zararları

 

Vücuda yeterli protein alınmadığı durumlarda vücut kendi hücrelerini kullanır. Bunun sonucunda önce büyüme durur. Daha sonra vücut ağırlığında azalma başlar. Vücudun hastalıklara karşı direnci azalır. Hastalıklar uzun süreli ve daha ağır seyreder. Hemoglobin yapılamadığı için kansızlık meydana gelir.

 

 

Mikroorganizmalar

 

Yeryüzünde ilk varolan canlılar mikro organizmalardır. Mikro organizmalar çeşitlidir: Bakteriler, virüsler, mantarlar gibi. Bugün, derimizin üzeri, halımız, giysilerimiz, mutfağımız, oturma odamız, yatağımız, banyomuz, lavabomuz dahil hemen hemen her yerde yüz milyarlarca mikro organizma bulunmaktadır. 1 gram suyun içindeki mikro organizma sayısı yeryüzündeki tüm insan nüfusundan fazla olabilir. Ürkütücü değil mi? Ama panik yapmaya gerek yok! Çünkü insanlar gelişimleri sürecinde mikro organizmalara alışmışlar onlarla aynı ortamı paylaşmışlardır ve bu yüzden, genellikle uyum içinde yaşamaktadırlar.

 

Mikroorganizmalar, birçok yararlı işler yapabildikleri gibi, bazen bize zararları da olmaktadırlar.

 

Genel olarak, işimize yarayanlara “yararlı mikroorganizmalar”, zarar verenlere ise “zararlı mikroorganizmalar” ya da “patojenler” diyoruz. Eğer mikroorganizmalar olmasaydı, yoğurt, turşu, ekmek, peynir, sirke, şarap, bira yapamazdık. Yediğimiz besinler bağırsaklarımızda mikroorganizmalarca parçalanmaktadır. Evlerimizden çıkan atıksular da mikroorganizmalarca arıtılıp yeniden içilebilecek hale gelmektedir.

 

Mikroorganizmalar doğanın gizli silahlarıdır, doğadaki küçük devlerdir.

 

Onları çıplak gözle göremeyiz ancak yaptıkları etkileri her an çevremizde gözlemleyebiliriz. Mikroorganizmaların en önemli işlevlerinden biri de ölmüş hayvan, bitki hücrelerini parçalayarak içindeki elementlerin tekrar doğaya dönmesini sağlamalarıdır. Bir başka deyişle, doğada müthiş bir element çevrimi söz konusudur ve mikroorganizmalar bu çevrimin baş aktörleridir. Günümüzde hızla gelişmesine devam eden sanayinin zehirli atıklarının da mikroorganizmalarca zararsız hale getirildiğinden bahsetmeden yapamayız.

 

Ancak mikroorganizmaların, birçok zararları da vardır. Dünyada milyonlarca insanın ölmesine neden olan birçok salgın hastalığa da mikroorganizmalar neden olmuştur ve hala da neden olmaktadır: tifo, kolera, sıtma, veba, grip bunlardan bazılarıdır. Birçok zararlı mikroorganizma, zarar vermek için fırsat kollamaktadır. Salmonella, gıdaları zehirleyerek, yiyen insanların ölümüne dahi yol açabilir. Günümüzde AIDS’den, her yıl milyonlarca insan yaşamını yitirmektedir. Zararlı mikroorganizmalar, bitki ve hayvanları da etkilemektedir.

 

Örneğin, Fusaryum denilen bir mantar birçok bitkiyi olumsuz yönde etkilemektedir. Turunçgillerin baş belalarından biri uçkurutan hastalığına da Phoma tracheiphila adlı mantar neden olmaktadır. Türkiye’de her yıl binlerce limon ağacı bu hastalık yüzünden ekonomi dışında kalmaktadır. En son kuş gribi yüzünden her yıl milyonlarca tavuk telef olmaktadır. Üstüne üstlük kuş gribi insanları da tehdit etmektedir. Yeryüzündeki kirlenme ve entropi (yeryüzündeki küresel ısınma ve bileşen miktarının artmasıyla artan bir çeşit düzensizlik tanımı) arttıkça, yeni virüsler ve hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Mevcut mikroorganizmalar, mutasyona uğrayarak yeni yeni biçimlerde yeryüzündeki yaşamı tehdit etmektedir. Yeryüzündeki kirlenmenin ve entropi artışının önüne geçmeliyiz. Nasıl mı? Yararlı mikroorganizmalar kullanan teknolojiileri yaygınlaştırarak. Bu makalede, yararlı mikroorganizmaların neler yapabileceği anlatılmaktadır.

 

Geçen yüzyılda penisilin’in bulunmasından sonra belki de yeryüzündeki yaşamı en çok ve kalıcı biçimde etkileyecek en önemli olay 1980’li yıllarda Japonya’nın Ryukyus Üniversitesinden Prof Teruo Higa’nın kısaca EM olarak tanınan Etkin Mikroorganizmaları keşfetmesidir. Prof. Higa, fakir bir çiftçi çocuğu olduğu için dünyada bol ve ucuz tarımsal gıda üretimi sağlayabilecek bir mikroorganizma kokteyli arıyordu ve bunu başardı ve EM’yi geliştirdi. EM; maya, laktik asit bakterileri, fotosentez bakterileri ve yararlı küflerden oluşan değişik yararlı mikroorganizmaların bir birleşimidir ve bu mikroorganizmalar biraraya geldiklerinde birbirlerinin yararlı etkilerini de arttırmaktadır. Sonuç ise, bol ve ucuz ve kimyasal kalıntılar içermeyen meyve ve sebzeler, kendi kendini temizleme gücüne sahip atıksular ve su havzaları.

 

Tarımda devrim yaratan bu buluş Asya ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada hızla yayılırken, EM’nin çevre ve hayvancılık alanlarında ve evlerde kullanımının da çok yararlı olduğu keşfedildi. Bugün Yararlı Mikroorganizmalar (EM), 150’den fazla ülkede yaygın biçimde kullanılmakta her geçen gün kullanımı artmaktadır. Almanya ve Avusturya gibi Avrupa ülkelerinde 100.000’den fazla insan sağlıklı olmak ve çevreye faydalı olabilmek için günlük yaşamlarında EM kullanmaktadırlar.

 

Etkin Mikroorganizmaların Evlerde Kullanılması

 

EM, evlerde çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Batı Avrupa’da evlerdeki kullanımı da çevre ve tarımdaki kullanımı kadar hızlı yayılmaktadır. EM, evlerde şu amaçlarla kullanılmaktadır:

 

a) Kötü kokuları yok etmede

 

b) Evcil hayvanların bakımında

 

c) Saksı bitkileri yetiştirmede

 

d) Lavabo ve banyoların atıksu drenajının tıkanmasının önlenmesinde.

 

e) Mutfak atıklarının kokusuz ve kolayca kompostlaştırılmasında

 

f) Kanalizasyonu olmayan yörelerde foseptik çukurlarında

 

g) Hastalıklardan koruyucu olarak EM-X içilmesi

 

EM içindeki mikroorganizmalar organik madde esaslı kötü kokuları yok ederler. Merdiven altı ve dolaplar gibi havasız kalan yerlerde oluşan küf kokularını etkin biçimde yok eder. Ayrıca, evcil hayvanların kokuları, foseptik kokuları, mutfakta ve banyoda su giderlerinden gelen kokulara karşı da çok etkindir. Kokuyu yok ettiği gibi, organik maddeler nedeniyle tıkanmaları da önlemektedir. Ayrıca, çamaşır ve bulaşık makinelerinde, fırınlarda ve yağ kapanlarında ve filtrelerde oluşan kötü kokuları da giderir. Ayrıca antioksidasyon etkisiyle metal aksamların korozyonunu da önler. Paslı metal eşyalarınızı EM sıvısına yatırdığınızda pasını çözer.

 

Kedi köpek gibi tüylü evcil hayvanlarda pirelere karşı ayrıca hayvanların derilerindeki rahatsızlıklara karşı da kullanılmaktadır. Ayrıca yattıkları yerlere EM spreylediğinizde hem kokmaz hem de hayvanlar hijyenik bir ortamda daha rahat yaşarlar. Özellikle akvaryumlarda su canlıları için çok iyi sonuçlar vermektedir.

 

EM, organik maddeleri kolayca ve hızla parçalamaktadır. Bu özelliğinden ötürü organik mutfak atıkları kolayca kompost haline getirilebilmekte ve bahçede ya da saksılarda bitki yetiştirmede kullanılabilmektedir. Böylece, hem mutfak atıklarından kurtulunmuş hem de bahçe için önemli bir gübre sağlanmış olmaktadır. Belediyeler aracılığıyla EM kullanarak daha büyük çapta çöplerden gübre üretim tesisleri kurulmaktadır. Bu tesislerden bazıları: Japonya’da, İngiltere’de ve Amerika’da bulunmaktadır. Bu yöntemle kompost üretimi tüm dünyada büyük bir hızla yayılmaktadır.

 

Örneğin: Kosta Rika’da Muz plantasyonundan çıkan organik atık maddeler EM ile kısa sürede hiç kokusuz 4-6 hafta gibi kısa bir sürede gübreleştirilip yine plantasyonda gübre olarak değerlendirilmektedir. EM kompostu ile yetiştirilen sebzeler hem doğal tadında olmakta hem de uzun süre bozulmadan dayanmaktadır. Üstüne üstlük bu tür tesisler pahalı makine ve ekipman da gerektirmemekte, çok düşük ilk yatırım maliyetleriyle kurulabilmektedir.

 

EM’ye ait bir de EM-X diye bir ürün vardır ki, artık hem Asya’da hem de Batı’da koruyucu olarak insanlar hergün yaklaşık 10cc (bir yemek kaşığı) içerek sağlıklarını korumaktadırlar. Mango ve papaya meyvelerinin deniz yosunu ve prinçle birlikte EM mikroorganizmalarıyla fermentasyonu sonucu üretilen EM-X, içinde birçok doğal antioksidan madde içeren serinletici bir içecek olarak pazarlanmaktadır. Antioksidan maddelerin sağlık üzerindeki etkileri bugün yaygın olarak bilinmektedir. Özellikle, kentlerde yaşayan ve günümüzün yüksek tempolu yaşam biçimini sürdürenler için, bu yaşam biçiminin ve olumsuz çevre koşullarının vücutlarında yarattığı tahribatı dengeleyebilecek bir üründür EM-X.

 

Etkin Mikroorganizmaların Tarımda Kullanılması

 

Ülkemizde tarımın yirminci yüzyılın ortalarından itibaren ‘modernleşmeye’ başlaması, katlanarak büyüyen sorunları da beraberinde getirmiştir. Toprağın değişmesi ve kimyasal maddelerin toprağa etkisi, ürünün bol ve lezzetinde yetiştirilmesi, ürünün saklanması ve pazarlanması, çiftçinin finansmanı ve yeterince kazanç elde etmesi, uygun pestisit kullanımı vb… hep aynı bütünün parçalarını oluşturan sorunlardır.

 

Yukarıdaki sorunlar nasıl bir bütünlük arzediyorsa, bu sorunların çözümünün de bir bütünlük içinde ele alınması gerekmektedir. Bunun anlamı, örneğin, toprağın verimliliği artıracak bir uygulamanın, topraktan elde edilecek ürünlerin lezzetini bozmaması, ürününün raf ömrünü azaltmaması, çiftçiye çok mali yük getirmemesi ve yeni bazı bitki hastalıklarına neden olacak mikroorganizmaların türemesine yolaçmaması, dolayısıyla yeni ve daha kuvvetli pestisitlerin kullanımını zorunlu hale getirmemesi gerekmektedir!

 

 

Bunlara neden olacak gelişme, sonuçlarını bizlerin ve gelecek kuşakların ödeyeceği tarımda geri atılmış bir adım olacaktır. Bulunacak çözüm, yukarıdaki sorunların tamamını olumlu yönde etkilemelidir: Bunu gerçekleştirmenin tek yolu doğal tarımdan geçmektedir!

 

Toprakta bulunan tüm elementlere baktığımızda bunlar aynen vücudumuzda da bulunmaktadır. İnsan toprağın aynasıdır diyebiliriz. Toprağın bir gramında yüz milyarlarca mikroorganizma bulunmaktadır. Bunlar toprağa hayat vermektedir. Yıllardır kullanılan kimyasal gübreler ve pestisitler yüzünden toprak mikroorganizmalarını organik maddelerini büyük oranda kaybetmiştir. Yapılan araştırmalara göre, ülkemiz topraklarının büyük bir çoğunluğu organik madde açısından “çok fakir” olarak sınıflandırılmaktadır.

 

Pestisit ve kimyasal maddelerin toprakta neden oldukları olayın kimyasal adı ‘oksidasyon’ yani yükseltgenme olayıdır. Bunun anlamı, topraktaki organik maddelerin (mikroorganizmalar dahil çünkü onlar da organik maddelerdir!) elektron kaybederek elektronik düzeylerinin pozitif yüklü hale gelmesi, bir başka deyişle organik madde parçalanırken enerjisini kaybediyor demektir. Çoğu tarımcılarımız ne yazık ki bu olayı tam olarak anlamadıkları için bir çok yanlış uygulamalar yapmakta ve hatta bu şekilde iyi bir şey yaptıklarını dahi düşünmektedirler.

 

Örneğin, son zamanlarda ortaya çıkan uygulamalardan biri de toprağa hidrojen peroksit uygulanmasıdır. Hidrojen peroksit aşırı oksitleyici bir maddedir. Topraktaki zararlı mikroorganizmaları öldürdüğü doğrudur ama yalnızca zararlıları öldürmekle kalmayıp topraktaki tüm canlıları öldürmekte, organik maddeyi oksitlemektedir. Yıllardır kimyasal gübrelerle pestisitlerin yaptığını bir anda yapmaktadır! Hastayı öldürürseniz, hastalık da biter tüm sorunlar da ama önemli olan hastayı tedavi etmek ve bir daha hastalanmayacak şekilde bağışıklık kazandırmaktır!

 

Bunun yolu, toprağa organik madde ve yararlı mikroorganizmalar aşılamaktan ve organik maddenin parçalanarak humusa dönüşmesini oksidasyon yoluyla değil de fermentasyon yoluyla başarmaktan geçmektedir!

 

Çünkü toprakta oksidasyonun hüküm sürdüğü bir ortam hakim olduğunda, zararlılar, hastalıklar ortaya çıkar ve toprak hastalıklara neden olan toprak haline gelirken; fermentasyon ortamında organik madde ile mikroorganizmaların etkileşimi sonucu vitaminler, biyoaktif maddeler, antioksidan maddeler açığa çıkar ve toprak hastalıkları bastıran toprak kimliğine bürünür.

 

Toprağın verimli ve hastalıkları kendi kendine tedavi eden özellik kazanmasında bu maddeler son derece önemli rol oynamaktadır! Fermentasyon ortamında organik madde mikroorganizmalarca yine parçalanmakta ancak oksidasyon ortamının aksine enerjisini koruyarak humusa dönüşmektedir. Böylece, bu enerji toprakta yetişen bitkilerce kullanılmaktadır. Böyle, topraklarda yetişen bitkiler daha sağlıklı, zararlılara ve hastalıklara karşı doğal olarak dirençli; ürünler daha lezzetli (doğal tadında de daha bol) olmaktadır.

 

EM’nin bitkiler üzerindeki olumlu etkileri aşağıda maddeler halinde özetlenmektedir:

 

(a) Bitkilerde filizlenmeyi, çiçeklenmeyi, meyve vermeyi ve olgunlaşmayı teşvik eder.

(b) Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamını iyileştirir ve topraktaki patojenleri bastırır.

(c) Tarımsal ürünlerin fotosentez yapma kapasitesini yükseltir.

(d) Daha iyi filizlenmeyi ve bitki büyümesini garanti eder.

(e) Organik maddenin gübre olarak verimliliğini artırır.

 

(f) Tarımsal ürünlerin verimliliği ve kalitesini artırır.

 

EM, aşağıda verilen İdeal tarımın beş ilkesine de tam olarak uymaktadır:

 

İnsanların sağlıklı olmaları için güvenli ve besin değeri olan gıdalar üretmek

Hem üreticiye (çiftçiler) hem de tüketiciye ekonomik ve manevi olarak katkı sağlamak

Sürdürülebilir ve herkes tarafından kolayca uygulanabilir olmak

Çevreyi korumak

Artan dünya nüfusunu beslemek için yüksek kalitede ve yeterli miktarda gıda üretmek

 

BAŞLICA YARARLI MİKROORGANİZMALAR VE TOPRAKTAKİ ETKİLERİ.

 

(1) Fotosentez bakterisi (Fototropik bakteri)

 

Fotosentez bakterileri, yaşamlarını kendi kendilerine destekleyen bağımsız bakterilerdir. Bu bakteriler, güneş ışınlarını ve toprağın ısısını enerji kaynağı olarak kullanarak; kök salgılarından, organik maddeden ve/veya zararlı gazlardan (örneğin, hidrojen sülfür) bitkilerin büyümesini ve gelişmesini teşvik eden yararlı maddeler sentezlerler.

 

Bu yararlı maddeler hem doğrudan bitkiler tarafından emilirler hem de bakterilerin daha da artması için büyüme ortamı (substrate) olarak davranırlar. Bu yüzden, topraktaki fototropik bakterilerin artışı diğer yararlı mikroorganizmaları daha da artıracaktır. Örneğin, fototropik bakterilerin salgıladığı büyüme ortamı olarak davranan azotlu bileşiklerin (amino asitler) varlığından ötürü kök çevresinde (rhizosphere) VA (vesicular-arbuscular) mikoriza artmıştır.

 

VA mikoriza, topraktaki fosfatların çözünürlüğünü artırarak, normalde bitkilerin alımı için çözeltide olmayan fosfatları çözeltiye geçirir. VA mikoriza, azot fikse eden Azotobakter ve Rhizobium bakterileri ile birarada bulunabilir ve baklagillerin havadaki azottan yararlanma yeteneğini artırır.

 

(2) Laktik asit bakterisi

 

Laktik asit bakterisi, fotosentez bakterisinin ve mayanın ürettiği şekerler ve diğer karbohidratlardan laktik asit üretir. Uzun süredir laktik asit bakterilerini kullanarak yoğurt ve turşu yapılması bu sayede mümkün olmaktadır. Bununla birlikte, laktik asit çok kuvvetli bir sterilize edicidir. Zararlı bakterileri bastırır ve organik maddenin bozunmasını hızlandırır. Dahası, laktik asit bakterisi, lignin ve selüloz gibi organik maddelerin bozunmasını da artırır ve bu maddeleri, bozunmamış organik maddeden kaynaklanan zararlı etkilere neden olmaksızın, fermente eder.

 

Laktik asit bakterisi, sürekli ekilen tarımsal bitkilerde hastalıklara neden olan Fusaryum adlı zararlı mikroorganizmanın çoğalmasını/yayılmasını engelleme yeteneğine sahiptir. Fusaryum popülasyonunun artması genel olarak bitkileri zayıflatmaktadır. Bu durum hastalıkları teşvik etmekte ve zararlı nematodların aniden çoğalmasına neden olmaktadır. Laktik asit bakterileri, Fusaryumun yayılmasını ve işlevini bastırırken, nematod oluşumları da yavaş yavaş ortadan yok olmaktadır.

 

(3) Mayalar

 

Mayalar; fotosentez bakterileri, organik madde ve bitki kökleri tarafından salgılanan amino asitler ve şekerlerden bitkilerin büyümeleri için yararlı antimikrobiyel ve yararlı maddeler sentezlerler.

 

Mayalar tarafından üretilen hormonlar ve enzimler gibi biyoaktif maddeler aktif olarak hücre ve kök bölünmesini teşvik eder. Mayaların salgıları, laktik asit bakterileri ve aktinomisetler gibi yararlı mikroorganizmalar için büyüme ortamı sağlarlar.

 

(4) Aktinomisetler

 

Bakterilerle mantarlar arasında bir yapıya sahip aKtinomisetler, fotosentez bakterileri ve organik madde tarafından salgılanan amino asitlerden antimikrobiyel maddeler üretirler. Bu antimikrobiyel maddeler ise, zararlı mantar ve bakterileri bastırırlar.

 

Aktinomisetler fotosentez bakterileri ile birarada yaşayabilirler. Böylece, her iki tür de toprağın antimikrobiyel etkinliğini artırarak toprak ortamının kalitesini yükseltirler.

 

(5) Küfler

 

Aspergillus ve Penicillium gibi küfler organik maddeyi hızla bozunmaya uğratarak; alkol, esterler ve antimikrobiyel maddeler üretirler. Bunlar ise, kötü kokuları bastırır ve zararlı böceklerle kurtçukları önlerler.

 

Etkin Mikroorganizmalar içinde bulunan her bir türün (fotosentetik bakteriler, laktik asit bakterileri, mantarlar, aktinomisetler ve küfler) kendine özgü önemli bir işlevi bulunmaktadır. Ancak, fotosentez bakterileri, yararlı mikroorganizmaların etkinliğinin en önemli bileşenidir.

 

Fotosentez bakterileri, diğer mikroorganizmaların etkinliklerini destekler. Diğer yandan, fotosentez bakterileri, diğer mikroorganizmalarca üretilen maddeleri de kullanırlar. Bu olay, "birlikte varoluş (coexistence) ve birlikte gelişme (co-prosperity)” olarak adlandırılmaktadır.

 

Toprakta yararlı mikroorganizmalar arttıkça, yerli yararlı mikroorganizmaların popülasyonu da giderek artar. Böylece, mikroflora zenginleşir ve topraktaki mikrobiyel ekosistemler iyi dengelenir. Belirli tür mikroorganizmaların (özellikle zararlı olanların) artışı önlenir. Böylelikle topraktan kaynaklanan hastalıklar bastırılmış olur.

 

Bitki kökleri; karbohidratlar, amino ve organik asitler ve aktif enzimler salgılar. Etkin mikroorganizmalar büyümek için bu salgıları kullanırlar. Bu süreç sırasında, Etkin Mikroorganizmalar, amino ve nükleik asitler, bitkiler için çeşitli vitaminler ve hormonlar da salgılarlar. Dahası, bu tür topraklarda, yararlı mikroorganizmalar kök bölgesinde (rhizosphere), bitki ile birlikte bulunurlar (symbiosis). Sonuç olarak, yararlı mikroorganizmaların baskın olduğu bu tür topraklarda bitkiler olağanüstü iyi büyürler.

 

Çevre Uygulamaları

 

Yararlı mikroorganizmalar (EM), çevrede de başarıyla uygulanmaktadır. Çevredeki kullanım alanlarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

 

1) Doğal göl, gölet ve akarsuların temizlenmesi, bozulmuş ekolojik dengenin yeniden kurulması

 

2) Hayvan çiftlik ve barınaklarında kötü kokuların önlenmesi

 

3) Tavuk çiftliklerinde kötü kokuların önlenmesi

 

4) Katı Atıkların çevreye zararsız hale getirilmesi ve organik esaslı katı atıklardan kokusuz bir işlemle EM-kompost üretilmesi

 

5) Mevcut Biyolojik Atıksu Arıtma Tesislerinde kötü kokuların önlenmesi ve çalışma performansının iyileştirilmesi

 

6) Çiftlik gübrelerinden kısa sürede kokusuz bir işlemle EM-kompost üretilmesi

 

Son yıllarda akarsu, göl ve denizlerin evsel atıklar ve tarımsal ilaçlar ve kimyasal gübreler yüzünden kirlenmesi büyük bir soruna dönüşmüştür. Kirlenen doğal su kaynaklarını temizleyip tekrar eski haline döndürmek için EM teknolojisi kullanılarak Japonya’da büyük bir halk hareketi başlamıştır. Akarsu ve denizlerin kıyısında biriken kirli çamurların temizlenmesi, yerel ekosistemin geliştirilmesi ve su kalitesinin iyileştirilmesi için akarsuların kenarlarında ve deniz kıyılarında (Seto İç Denizi) büyük EM aktifleştirme tanklarında EM aktif (Yararlı mikroorganizmalar piyasada EM1 adı altında dormant halde ve sıvı içinde bulunmaktadır. Kullanılmadan önce melas ilave edilerek aktifleştirilir) üretilerek buralarda çok büyük miktarlarda kullanılmaktadır.

 

EM çevre faaliyetleri, Japonya da geniş bir biçimde gazete ve dergilere konu olmaktadır. Üstelik bu faaliyetlerin sonuçları 2003 Mart ayında Japonya’da düzenlenen 3. Dünya Su Forumu’nda da sunulmuştur.

 

Türkiye’de Durum:

 

EM, ilk kez Türkiye’ye yaklaşık 2 yıl önce girmiştir. Bugün her türlü tarım ürünü EM ile yetiştirilmiştir ve hala da yetiştirilmektedir. EM’nin IMO ve SKAL kuruluşlarından organik sertifikası bulunmaktadır, Tarım Bakanlığımız tarafından mikrobiyel aşılayıcı olarak onaylanmıştır. EM’li tarımla hem ürün artışı sağlanmış hem de ilaç kalıntıları içermeyen lezzetli doğal ürünler yetiştirilmiştir. Güney sahillerimizde bazı tatil köyleri ve oteller atıksu arıtma sistemlerinde EM kullanmaya başlamışlardır. Ayrıca, Ankara ve Antalya yöresindeki bazı mezbahanelerde, hayvan çiftliklerinde kokuyu önlemek ve atıksuyun kirlilik yükünü azaltmak amacıyla kullanılmaktadır. Bazı büyük illerimizin belediyeleri ise katı atık toplama ve bertaraf etme tesislerinde ve Park ve Bahçelerde EM kullanmaktadırlar. Ayrıca, bazı derlerimizde de kötü kokuların giderilmesi için kullanılmaktadır. Ülkemizdeki çevre kirliliğinin boyutları düşünüldüğünde, EM kullanımının kısa bir süre içinde yaygınlaşması kaçınılmazdır.

 

SONUÇ

 

Yararlı mikroorganizmaların tarımda, hayvancılıkta, evlerde ve çevrede yaygın biçimde kullanılması, bu alanlarda karşılaşılan sorunların tamamı için en uygun çözümü sağlamaktadır. Düşünün bir kere evinizde tuvaletin temizliği için kullandığınız EM, aynı zamanda kötü kokuları yok edip, çıkan kirli atıksuyu da arıtmaktadır!

 

Ayrıca, bununla kalmayıp atıksuyun döküldüğü akarsu ve gölleri de temizlemekte, oralardaki canlı yaşamını destekleyen yararlı bileşikler üretip, bozulmuş olan ekolojik dengeyi de tesis etmektedir! Doğanın insanlara en iyisini verecek şekilde donatıldığından hiç şüphe yoktur. Yeter ki biz insanlar onu anlayalım ve doğanın gücünü ve kurallarını olumlu yönde kullanmasını bilelim.

 

Bunu yaparken, bu güce ve kurallara saygı göstermeli, en küçük dahi zarar verecek eylemlerden mutlaka kaçınmamız gerektiğini artık anlamalıyız. Atılacak yanlış adımların geri dönüşü olmayacak, çevreyi kirleten, toprağı cansızlaştıran, su havzalarımızı kirleten uygulamaların onun aynası olan insanları da olumsuz yönde etkileyeceği kuşkusuzdur. Nitekim artan hastalıklarla bunu bugün de yaşamaktayız.

 

 Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine kullanılamaz.