|
Organ
Nedir?
Merhaba, Organların Görevi Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz.
Konu İle İlgili Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama;
Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Canlı bir
vücuttaki dokuların bir araya gelerek anatomik ve işlevsel
bir bütün oluşturduğu, belirli bir görev yapan ve sınırları
kesin olarak belirlenmiş vücut bölümüne organ denir.
Organlarımız; iç organları, duyu organları gibi de
gruplandırılabilir.
İnsan
Vücudundaki Organlar ve Görevleri
İnsan
vücudunda pek çok organ görev alır. Bu organlar görevlerine
ve bulundukları sistemlere göre şu şekilde
sınıflandırılırlar:
1. İç
Organlar
Soluk
borusu, yemek borusu, akciğerler, kalp, mide, karaciğer,
safra kesesi, oniki parmak bağırsağı, pankreas, ince
bağırsak, kalın bağırsak, rektum, dalak, böbrek,
apandisitten oluşur.
2.
Sindirim Organları
Temel
sindirim sistemi organları, sırasıyla, ağız, yutak, yemek
borusu, mide, on iki parmak bağırsağı, ince bağırsak ve
kalın bağırsak olarak sayılabilir. Sindirim sistemine
yardımcı organlar ise karaciğer ve pankreastır.
3. Üreme
Organları
Kadın ve
erkekte üreme organları birbirinden farklıdır. Erkek üreme
organları; penis, testisler ve prostattan (erbezi) oluşur.
Kadın üreme organları ise; vajina, rahim ve
yumurtalıklardır.
4.
Boşaltım Organları
Boşaltım
sisteminde görev alan temel organlar böbrekler, üreterler ve
idrar kesesidir.
5. Solunum
Organları
Ağız,
burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğer solunum
sistemini meydana getiren organlardır.
6. Dolaşım
Organları
Kalp ve
kan damarları dolaşım sistemini meydana getirir.
7. Duyu
Organları
Göz,
kulak, burun, dil ve deri duyu organlarımızdır. Duyu
organları, çevremizi algılamamızı sağlayan organlardır.
Organlarımız
Dış
dünyayla ilişkilerimizi duyu organlarımızla sağlarız.Yani
duyu organlarımız dünyaya açılan gözlerimizdir
diyebiliriz.Tabi bu dünyayla ilişkilerimizi sağladığımız
organlarımızında sağlığına oldukça dikkat etmemiz gerekiyor.
Hastalandığında da tedavisinin çok iyi yapılması gerekir.
Çevremizi
algılamamızda görevli olan göz, kulak, burun, dil ve deri
duyu organlarımızdır.
Duyu
organlarımız birlikte çalıştığında çevremizi algılamamız
daha kolay ve doğrudur.Çevremizdeki cisimlerin sesini,
rengini, kokusunu, sertliğini, yumuşaklığını, sıcaklığını
vb. özelliklerini duyu organlarımız sayesinde hissederiz.
Uyarıları dış ortamdan alarak sinirlere aktaran, duyu
organlarının yapısında bulunan özel hücrelere duyu almaçları
adı verilir.
Farklı
duyu organlarımız için farklı almaçlar vardır. Uyarı, ilgili
almaç tarafından alındığı zaman uyartıya dönüşür. Uyartılar,
duyu almaçları sayesinde, duyu-sinir yolu ile beyindeki duyu
merkezlerine iletilir. Bu merkezler, kendilerine ulaşan
uyartı mesajını değerlendirir, mesajın gerektirdiği cevabı
vücudun ilgili bölümlerine gönderir ve bu bölümlerin cevabı
yerine getirmesini kontrol eder. Bu sayede dış ortamdan
gelen uyarıları algılarız.
Duyu
organlarımızın beraber çalışması durumunda algılamamızın
daha kolay ve doğru olur.
Çevremizdeki cisimlerin sesini, rengini, kokusunu,
sertliğini vb. duyu organlarımız sayesinde hissederiz.
Dış
ortamdan duyu organlarımız ile aldığımız uyarıları sinirlere
aktaran özel hücrelere “duyu almaçları” adı verilir. Duyu
almaçlarının, duyu organlarının yapısında bulunur.
Farklı
duyu organlarımız için farklı almaçlar vardır. Duyu
almaçları sayesinde uyartıların, duyu-sinir yolu ile
beyindeki duyu merkezlerine iletilir. Beyindeki ilgili
merkezin kendisine ulaşan uyartı mesajını değerlendirip
mesajın gerektirdiği komutları vücudun ilgili bölümlerine
verir ve bu bölümlerin verilen komutları yerine getirmesini
kontrol eder. Böylece dış ortamdan gelen uyarıların
algılanması sağlanmış olur.
Görme
Organımız Göz
Aşağıdaki
fotoğrafı inceleyerek gözümüzü koruyan ve görme işinde
görevli olan yapıların neler olduğunu söyleyebilir misiniz?
Göz, çevremizden aldığı ışık sayesinde görmemizi sağlayan
duyu organımızdır. Gözümüzü koruyan yapılar kaşlar, göz
kapakları, kirpiklerdir.Gözümüzde ayrıca gözyaşı bezleri ile
göz yuvarlığını göz çukuruna bağlayan ve bunların hareketini
sağlayan kaslar bulunur.
Göz sert
tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç
bölümden oluşur.
Gözün
Bölümleri a) Sert Tabaka: Gözün dışında bulunan beyaz renkli
kısımdır ve gözü dış etkilerden korur. Işığı kıran bu
tabakaya saydam tabaka (kornea) adı verilir.
b) Damar
Tabaka: Sert tabakanın altında yer alır ve gözün
beslenmesini sağlayan damarlardan oluşur. Damar tabaka,
gözün ön kısmındaki irisi oluşturur. iris gözün renkli
kısmıdır. irisin ortasında bulunan kısma göz bebeği adı
verilir. iris, gözümüze gelen ışığın şiddeti fazla olduğunda
göz bebeğini daraltır, az ışıklı ortamlarda ise göz
bebeğinin büyümesini sağlar.
c) Ağ
Tabaka (Retina): Işığa karşı duyarlı almaçların bulunduğu
kısımdır. Ağ tabakadaki sinirler birleşerek göz yuvarlağının
arka tarafından çıkıp beyne gider. Sinirlerin göz
yuvarlağından dışarı çıktığı yere kör nokta adı verilir. Kör
nokta ışığa karşı duyarlı değildir ve burada görüntü
oluşmaz. Kör noktanın üst kısmında ve göz bebeğinin
hizasında bulunan çukur bölgeye sarı leke denir. Görüntü
sarı lekede meydana gelir. Ağ tabakanın ön kısmında göz
merceği bulunur.
Göz
Kusurları ve Bu Kusurların Tedavi Yolları Göz kusurları
doğuştan olabileceği gibi sonradan da oluşabilir. Doğuştan
olan bazı göz kusurları şunlardır:
Renk
körlüğü (Daltonizm): Kırmızı ve yeşil renklerin birbirinden
ayırt edilemediği bir göz kusurudur.
Şaşılık:
Gözü hareket ettiren kasların uyumsuzluğu sonucunda oluşur,
ameliyatla giderilebilir.
Gözlük ve
kontak lensler, bazı göz kusurlarının tedavisinden
kullanılan teknolojik araçlardandır. Saydam tabakadaki
saydamlığın bozulduğu veya yok olduğu ya da bu tabakanın
şeklinin değiştiği durumlarda hastalara kornea nakli
yapılır. Kornea nakli, gözün bozuk olan korneasının sağlam
bir kornea ile değiştirilmesi işlemidir.
Göz
görmemizi sağlayan duyu organımızdır.
Göz
kaşlar, göz kapakları, kirpikler ve gözyaşı bezleri ile göz
yuvarlığını göz çukuruna bağlayan ve bunların hareketini
sağlayan kaslardan oluşmuştur.
Gözün
görmeyi sağlayan bölümlerinin sert tabaka, damar tabaka ve
ağ tabakadır.
İris
gözümüze gelen ışığın şiddeti fazla olduğu zaman göz
bebeğini daralttır, az ışıklı ortamlarda ise göz bebeğinin
büyümesine sebep olur.
İşitme
Organımız Kulak
Kulaklarımız işitmemizi ve dengemizi sağlayan duyu
organımızdır. Suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar
gibi havada da ses dalgaları mevcuttur. Bu ses dalgaları
kulağımızdaki duyu almaçları ile algılanır.
Kulak dış,
orta ve iç kulak olmak üzere üç bölümden oluşur. Kulağın
Bölümleri a) Dış Kulak: Kulak kepçesinden ve kulak yolundan
oluşur. Kulak yolunun sonunda kulak zarı bulunur. Kulak
kepçesi kıkırdak bir yapıya sahiptir. Kulak yolu, kulak
kepçesini orta kulağa bağlayan bir kanaldır.
Kulağımız
kulak kiri olarak adlandırılan bir sıvı salgılar. Bu sıvı,
kulak yolundaki kıllar ile birlikte kulağa giren toz vb.
maddelerin kulak zarına ulaşmasını engeller.
b) Orta
Kulak: Orta kulakta çekiç, örs, üzengi kemikleri, östaki
borusu ve oval pencere bulunur. Üzengi kemiği vücudumuzun en
küçük kemiğidir. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği
ise iç kulaktaki oval pencereye temas eder. Bu özellikleri
ile kulak kemikleri, kulak zarını iç kulağa bağlayan bir
köprü oluşturur. Östaki borusu orta kulaktan yutağa açılır.
Böylece
orta kulak ile vücudun dışı arasındaki basınç farkını
dengeleyerek kulak zarının yırtılmasını engellemiş olur. c)
iç kulak: Dalız, salyangoz ve yarım daire kanallarından
oluşur. Dalız, oval pencereden gelen ses dalgalarını
salyangoza iletir. Salyangozda işitme sinirleri vardır ve
gelen ses dalgaları işitme sinirleri ile beyne iletilir.
Vücudumuzun dengesinin bozulup bozulmadığını beyinciğe
bildirme işini salyangozun üst kısmındaki yarım daire
kanalları yapar.
işitme
Bozukluları ve Bunların Tedavi Yolları Çevrenizde işitme
bozukluğu olan kimseler var mı? işitme bozukluklarının
sebebi ne olabilir? işitme bozukluklarının birçok sebebi
vardır. Bunların bazıları işitme kaybına, bazıları da
sağırlığa yani hiç duymamaya yol açabilir. işitme
bozuklukları doğuştan olabileceği gibi sonradan da
oluşabilir. Kulak zarı sertleşmesi, orta kulakta kemik
kaynaması ve iç kulaktaki zedelenmeler doğuştan olabilir.
Bazen bir
hastalık ya da yüksek şiddette sesler kulağa zarar verip
işitme kaybına sebep olabilir. işitme kaybı oluşursa işitme
cihazı kullanılması gerekir. işitme Cihazları: Dışarıdan
gelen seslerin şiddetini yükselterek onları kulağın
duyabileceği seviyeye getiren küçük elektronik aletlerdir.
Genellikle
iç kulakla ilgili işitme kayıplarında kullanılır ancak bazen
orta kulak rahatsızlıkları için de kullanılabilmektedir.
işitme cihazı sesi yükseltir ama işitme kaybını düzeltmez.
Mikrofon, pil ve kulaklık gibi bazı temel parçalardan
oluşur. işitme cihazları duyma bozukluğu olan her yaştaki
insan tarafından kullanılabilir.
Wireless
Teknolojisi: Duymayan kulaktan duyan ya da az işitme kaybı
olan kulağa kablosuz iletim sağlayan yeni bir teknolojidir.
Hasta bu cihazla, sesleri daha iyi duyar.
Dokunma
Organımız Deri Deri, en büyük duyu organımızdır ve
vücudumuzun dışını tamamen kaplar. Ayrıca vücut ısısını
ayarlar, solunum ve boşaltıma yardımcı olur ve vücudu dış
etkilerden korur. Derinin üzerinde dokunmayı, basıncı,
ağrıyı, sıcağı, soğuğu vb. duyuları algılayan almaçlar
vardır.
Deri, üst
deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşur.
Derinin
bölümleri a) Üst deri: Derinin alt bölümlerini koruyan
tabakadır. Bu tabakada kan damarları ve sinirler bulunmaz.
Üst derinin en dış bölümü ölü hücrelerden meydana gelmiştir.
Bu bölümün
altında canlı hücrelerden oluşan bir tabaka bulunur. Bu
tabaka, deriyi güneşten gelen zararlı ışınlardan korur. Üst
deride ayrıca derinin rengini belirleyen hücreler de vardır.
b) Alt
deri: Üst deriye göre daha kalın olan alt deri, canlı
hücrelerden oluşur. Alt deride kan damarları, kıl kasları,
sinirler, ter bezleri, yağ bezleri, kıl kökleri ve duyu
almaçları yer alır. Bu bölümün en altında ise yağ tabakası
bulunur. Yağ tabakası vücudu çarpmalara ve vurmalara karşı
korur ve vücudun ısı kaybını önler. Burada yer alan ter
bezleri, terleme ile boşaltıma yardımcı olur.
Derimizle
nasıl hissederiz?
Alt
derideki duyu almaçları sıcak, soğuk, basınç, sertlik,
yumuşaklık gibi duyuları algılar. Duyu almaçları ile alınan
duyular, sinirler yoluyla beyne iletilir ve burada
değerlendirilip algılanır. Derinin her yerinde aynı oranda
duyu almacı yoktur. Bu yüzden de algılama duyusu derimizin
her bölgesinde aynı değildir. Parmak uçları, dudaklar gibi
bölgelerde algılama daha fazladır.
Deri
Hastalıkları ve Bu Hastalıkların Tedavi Yolları Deri
hastalıkları fiziki sebeplerle (kesici, ezici vb. cisimler
ile kimyasal maddeler gibi) oluşabildiği gibi parazitler
sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir.
Bunlardan
bazıları mantar hastalıkları ile pire ve kene gibi
parazitlerin ısırmalarından meydana gelen deri
bozukluklarıdır. Deri iltihaplanmalarına yol açan bazı
mikroorganizmalar da derideki herhangi bir yaranın üzerine
kolayca yerleşebilir. Alerjik deri hastalıkları arasında ise
kurdeşen ve egzama sayılabilir. Bazı deri hastalıklarının
teşhisinde dermatoskop adı verilen cihaz kullanılır.
Dermatoskop: Açık tene sahip ve vücudunda çok sayıda ben
bulunan kimselerle, daha önce aile üyelerinden biri deri
kanserine yakalanmış kişilerin vücutlarındaki güneş lekeleri
ve benler dermatoskop ile incelenir. Dermatoskop ile yapılan
inceleme sonucunda risk altında olduğu belirlenen kişilere
ya ilaç tedavisi uygulanır ya da cerrahi müdahalede
bulunulur.
Önemli
NOT:
Derinin
vücudun dışını tamamen kaplayan en büyük duyu organımızdır.
Derinin
görevi vücut ısısını ayarlamak, solunuma ve boşaltıma
yardımcı olmak, vücudu dış etkilerden korumaktır.
Derinin
üzerinde dokunmayı, basıncı, ağrıyı, sıcağı vb. duyuları
algılayan almaçların verdır.
Koku ve
Tat Alma Arasında Bir İlişki Olabilir mi?
Koku ve
tat alma organlarımız birbiriyle uyumlu olarak çalışır.
Dilimiz bir besinin tadını, burnumuz da kokusunu algılar.
Kokusu iyi alınamayan besinlerin tadı da iyi alınamaz.
Örneğin
nezle olduğumuzda kokuları tam olarak alamadığımız için
besinlerin tadını da tam olarak alamayız. Besinlerin tadını
tam olarak alabilmek için burun ve dilin birlikte görev
yapması gerekir.
Koklama
Organımız Burun Burun, koku alma ve solunum organımızdır. Bu
organ, alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını,
nemlendirilmesini ve kokusunun algılanmasını sağlar. Bir
süre aynı koku alınacak olursa bu koku bir müddet sonra
hissedilmez. Ancak ortama değişik bir koku geldiğinde bu
yeni koku fark edilir.
Burun,
kemik ve kıkırdakla desteklenen bir organımızdır. Burun
boşluğunun duvarı, mukus salgısı üreten hücrelerle kaplıdır.
Mukus salgısı üreten bu tabaka mukoza olarak adlandırılır.
Mukoza burnun içinin nemli kalmasını sağlar. Burun
boşluğunun üst tarafında koku almaçları bulunur. Koku
almaçlarının yoğunlaştığı bölgeye sarı bölge denir.
Kokuyu
Nasıl Algılarız? 1. Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan
ve havaya karışan tanecikler, sarı bölgedeki mukus sıvısında
çözünerek koku almaçlarını uyarır. 2. Uyartılar beynin
koklama merkezine iletilir. Böylece koku algılanmış olur.
Bazı Burun
Hastalıkları Sinüzit: Sinüslerin iltihaplanmasına sinüzit
denir.
Saman
nezlesi: Saman nezlesi bir alerjidir. ilkbahar ve yaz
aylarında polenler rüzgârlara kapılarak geniş alanlara
yayılır. Aldığımız nefesle burnumuza yerleşen polenler
şiddetli hapşırıklar eşliğinde burnun suya benzer bir akıntı
salgılamasına neden olur. ilaçlarla ya da aşı yapılarak
tedavi edilebilir. Burun akıntısı: Burun akıntısı; nezle,
saman nezlesi, sinüzit, alerjik burun iltihabı veya burna
herhangi bir şey kaçmış olması nedeniyle oluşabilir. Ayrıca
kızamık başlangıcında da burun akıntısı görülür.
Burun
kanaması: Büyümeye bağlı olarak ergenlik döneminde burun
kanamaları görülebilir. Orta yaşlarda ise tansiyon
yüksekliğinden kaynaklanan burun kanamaları görülebilir.
Burun kanamalarını durdurmak için yapılacak ilk yardım
hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip,
burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu
sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.
Önemli
NOT:
Koku alma
ve solunum organı olan burnumuz alınan havanın
temizlenmesinde, ısıtılmasında, nemlendirilmesinde ve
kokusunun algılanmasında rol oynar.
Tatma
Organımız Dil
Yiyeceklerin bazılarının tadını severken, bazılarını ise
sevmeyiz. Biberin acı, limonun ekşi, çikolatanın ise tatlı
olduğunu nasıl ayırt ettiğimizi biliyor musunuz? Bu farklı
tatları almamızda görevli olan dilimizin acaba başka
görevleri de olabilir mi? Dilimizin tat alma, çiğneme, yutma
ve konuşmaya yardımcı olma gibi görevleri vardır. Maddelerin
tadının alınabilmesi için bu maddelerin tükürükte çözünmesi
gerekir.
Dilin
ucunda, yanlarında ve arkasında tat alma tomurcukları yer
alır. Tat alma tomurcuklarında tatları algılamaya yarayan
almaçlar bulunmaktadır. Dilimizin her bölgesi her tadı
alabilir. Ama bazı tatları alan tat tomurcukları dilimizin
bazı bölgelerinde daha fazladır. Dilimizin ucu tatlı, arkası
acı, ön yanları tuzlu ve arka yanları da ekşi tatları daha
fazla alır.
Nasıl Tat
Alırız? 1. Tükürükte çözünen maddeler, tat tomurcuklarındaki
almaçları uyarır. 2. Almaçlar, aldıkları uyarıları tat alma
sinirlerine iletir. 3. Tat alma sinirleri beyindeki tat alma
merkezini uyarır ve tat duyusu algılanır.
Bazı Dil
Hastalıkları Tat Körlüğü: insanların bir kısmı bazı
maddelerin tatlarını alamazlar. Kalıtsal olan bu duruma tat
körlüğü denir.
Dil
iltihabı: Çürük dişler, diş eti iltihabı, sigara, çok sıcak
veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık hâline getirmiş
kimselerde görülebilen bir tür hastalıktır.
Dil
Yaraları: Dilin etrafında görülen kızarıklık ve içi su dolu
küçük kabarcıklar dil yaralarının belirtileridir. Bu
hastalık hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir.
işitme
engelliler çevreleriyle iletişim kurmak için işaret dilini
kullanırlar. Bu işaret dili harfleri veya kelimeleri
anlatmak için sadece ellerin kullanıldığı sembolik
işaretlere dayanmaktadır. Bu dil, işitme ve konuşmanın
yerini tam olarak almasa da işitme engellilerin iletişim
sorununu büyük oranda çözmektedir. Görme engelliler için
kullanılan Braille (Breyıl) Alfabesi’nde, kabartma
noktalardan oluşan karakterler kullanılmaktadır. Görme
engelliler parmaklarının uçlarını kullanarak bu alfabeyle
yazılmış yazıları okuyabilmektedir.
Önemli
NOT:
Dil tat
alma, yutma ve konuşmaya yardımcı olur.
Maddelerin
tadının alınabilmesi için bu maddelerin tükürükte çözünmesi
gerekir.
Dilin
ucunda, yanlarında ve arkasında tatları algılamaya yarayan
tat alma tomurcuklarının bulunur.
Tat alma
tomurcuklarında tatları algılamaya yarayan almaçların yer
alır.
Duyu
Organlarımızın Sağlığı
Duyu
organlarımızın sağlıklı kalabilmeleri için onları düzenli
olarak kontrol ettirmeliyiz.
Göz
sağlığımız için; • Gözlerimizi temiz tutmalıyız. Başkalarına
ait havlu ve gözlükleri kullanmamalıyız. • Televizyonu uzun
süre ve yakından izlememeliyiz.
• Okuma
sırasında gözlerimiz ile kitap arasındaki uzaklığın 20–35 cm
olmasına dikkat etmeliyiz. • Gözlerimizi aşırı ışıktan
korumalıyız. • Gözlerimizin görme yeteneğini artırmak için A
vitamini içeren besinler yemeliyiz.
Kulak
sağlığımız için; • Kulaklarımızı temiz tutmalıyız. •
Kulaklarımızı soğuktan korumalıyız. • Kulaklarımızı sert
cisimlerle karıştırmamalıyız. • Kulaklarımızı dış
darbelerden korumalıyız. • Yüksek sesli ortamlarda
bulunmamalıyız. • Patlama sesi gibi şiddetli seslerin olduğu
ortamlarda, oluşan basıncın kulak zarımıza zarar vermesini
engellemek için ağzımızı açmalıyız.
Burun
sağlığımız için; • Burun kıllarını koparmamalıyız. •
Burnumuzu karıştırmamalıyız. • Sigara içmemeliyiz. • Ne
olduğunu bilmediğimiz ya da kokusu keskin olan maddeleri
koklamamalıyız.
Deri
sağlığımız için; • Derimizi ezilme, kesilme ve yanmalardan
korumalıyız. • Vücudumuzu temiz tutarak deri üzerinde
mikropların üremesine engel olmalıyız. Bunun için derimizin
üstündeki kirleri ve ölü hücreleri, sık sık yıkanarak
vücudumuzdan uzaklaştırmalıyız.
Dil
sağlığımız için; • Ağız temizliğine önem vermeliyiz. • Çok
sıcak ya da çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıyız.
• Alkol ve sigara kullanmamalı ve dilimize zarar verebilecek
bazı kimyasal maddelerden uzak durmalıyız.
Sağlığın
en iyi korunması, hastalanmamaktır.Hayat biçim ve dengeli
beslenmek hastalıklardan korunmanın en iyi yoludur.
Duyu
organlarımız bizlerin dünyaya açılan
yerleridir.Gözlerimiz,kulağımız,ağzımız,burnumuz…Hepsi
dünyada neler olup bittiğini bilebildiğimizi gösterir.Duyu
organlarımızdan biri hastalandığı takdirde bir bir yerimizde
eksik muhakkak hissederiz.Duyu organları hastalıkları
nelermiş birlikte göz atalım, ve belirtileri varsa hemen
tedbirimizi alalım.
Burun
Hastalıkları Saman nezlesi : Basit nezle ve saman nezlesi
olmak üzere iki tür nezle söz konusu olabilir. Saman
nezlesine buğdaygillerin çiçektozları yolaçar. Buruna
giren çiçektozları burunda alerjik bir tepki doğurur. Bu
bakımdan, teşhis, mayıs haziran aylarında, çoğu zaman bir
kır gezintisinden sonra başgösteren gözyaşı akıntılı aksırık
nöbetlerine dayanır. Burun kanaması : Yerel bir tahriş ya da
bir polip söz konusu değilse, bu kanamanın nedenini genel
durumda aramak gerekir. Burun kanaması örneğin yüksek
tansiyondan ya da karaciğer sirozundan ileri gelebilir.
Kulak
Hastalıkları Sağırlık : işitme yeteneğinin az ya da çok
yitirümesidir. Kulak yolunun kirlenip tıkanması gibi basit
bir nedenden Heri gelebileceği gibi, bazen çok karmaşık
nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu durumda, temel nedenler
kulak yangısı, otoskleroz, damar bozuklukları, beslenme
bozuklukları (azot eksikliği, şeker hastalığı), bulaşıcı
hastalıklar (tifo, frengi), zehirlenme, kafatası veya ses
travması (örneğin kazancılarda görülen hastalık), ya da
sinirsel bir hastalık olabilir.
Kulak
yangısı : işitme organının yangılanmasıdır. Bu hastalığa
streptokok, pnömokokgibi çeşitli bakteriler yolaçabilir.
Genellikle bir burun ya da boğaz yangılanması sonucunda veya
grip, kızamık, kızıl gibi hastalıklar sırasında ortaya
çıkar. Dikkati çeken ilk belirtiler kulak ağrılarıdır. Bazen
de bir irin akıntısı göze çarpabilir. Bu durumda, hemen
bir uzman doktora başvurmak gerekir.
Çünkü,
süreğenleşme tehlikesinin dışında, daha başka birçok
tehlikeler söz konusu olabilir, yavaş yavaş sağırlaşma,
mastoidit, menenjit, kulaktan yayılan genel hastalık durumu
bu tehlikelerden bazılarıdır. Mastoid yangısı: özellikle
süt bebeklerinde, ivegen bir kulak yangısının
başlangıcından iki ya da üç hafta sonra ortaya çıkan
sürekli irin dkıntısıyla kendini gösteren bir hastalık
durumudur. Mastoidit de denir. Delme işlemi uygulansa bile,
ateş düşmez ve mastoid çıkıntısı üzerinde bir ağrı belirir.
Bu
hastalık sinüslerde tromboza, ivegen bir menenjite ya da
beyin Apselerine yolaçması nedeniyle çok ciddî bir
hastalıktır. Antibiyotik tedavisi olumlu sonuç verir.
Baş
dönmesi : Uzayın üç boyutundan biri içinde yer değiştirme
duyumları olarak tanımlanabilir. Krizlerle ortaya çıkar ve
travma izleri, beyin uru, plaklı skleroz, damar sertliği,
zehirlenme kökenli (alkol ya da tütünden ileri gelebilir)
sinir yangısı, hatta basitçe bir kulak yangısı gibi çok
çeşitli nedenlerden ileri gelebilir. Yalnız başına veya
kulak uğultusuyla sağırlıkla, mide bulantılarıylaya da
kusmalarla birlikte görülen baş dönmesi daima çok ciddiye
alınmalıdır.
Bu
durumlar kulak burun boğaz uzmanının derinlemesine bir
muayenesini gerektirir. A) Kulak zarı Çekiç kemiğinin başı
(A), sapı (B) ve örs kemiğinin kolu (C) saydam olarak
görülmektedir. B) Orta kulaktaki kemik zinciri 1) Çekiç 2)
örs 3) Üzengi C) Üst solunum yollarının yandan kesiti Burun
boşluğunun yan çeperinde, üst (1), orta (2) ve alt (3)
boynuzcuklar, yutak (4), ağız boşluğu (5), soluk borusjj (6)
ve yemek borusu (7) görülmektedir.
Göz
Hastalıkları Kaşlar: Kaşlarda kistler ve çıbanlar
oluşabilir. Gözkapakları: Flegmon, yılancık, egzama, göz
zonası kolayca tanınabilen gözkapağı hastalıklarıdır.
Şalazyon yangılı olmayan bir kisttir. Deriye bağlanmaz ve
gözkapağı kenarından uzakta yer alır. Çoğu zaman kadında
âdet kanamaları sırasında kendiliğinden belirir. Arpacık
bir kirpiğin kökünde, gözkapağı kenarında beliren yangılı
bir çıbandır. Gözkapağının yangılanması ise blefarit olarak
adlandırılır. Yaşlılık ya da yara izi nedeniyle meydana
gelen büzülme sonucunda gözkapağının kenarı dışa doğru
kıvrılırsa, bu durum ektropiyon adını alır. Bu durumdaki
bir gözün mukozalı yüzeyi karşıdan bakılınca rahatça
görülür. Ektropiyonun tersi duruma antropiyon (çipil göz)
adı verilir. Antropiyonda, gözkapağı içe doğru kıvrılır. Bu
ise kirpiklerin saydam tabakayı zedelemelerine yolaçar.
Üst gözkapağının aşağıya doğru sarkması ptosis olarak
adlandırılır. Bunlardan başka, gözkapağında deri
kanserlerine de rastlanabilir.
Göz
sümüksel zarı : Saydam tabakanın yakınında mercimek
iriliğinde sarımtırak renkli bir birikintinin belirmesi sık
görülen bir durumdur. Bu leke “pinguekula” olarak
adlandırılır. Olgunluk çağında, göz sümüksel zarında üçgen
biçiminde bir kıvrım belirir. Bu üçgenin bir ucu saydam
tabaka üzerine uzanır. Pterigliyon olarak adlandırılan bu
durum bazen pinguekula ile birlikte görülür. Saydam tabaka
yangılanmaları çeşitli biçimler gösteren
konjonktivitlerdir.
Konjonktivitlerin en basiti hava akımında kalmaktan doğar.
Bu durumda göz kızarır, gözkapakları birbirine yapışır;
gözkapağının altında kum varmış izlenimi belirir. Bundan
başka, mikrop kökenli ve irinli olabilen daha ciddî
konjonktivitler de vardır. Bunlar tehlikeli olabilirler. En
ciddi olanlarından biri gonokokun yolaçtığı konjonktivittir.
Bu hastalık saydam tabakada bozukluklar meydana getirir.
Üzerinde durulması gereken bir hastalık da, tanecikli
konjonktivit ya da öbür adıyla trahomdur. Trahom saydam
tabakada ülserleşmeye yolaçar, bazen de körlüğe neden olur.
Gözyaşı
yolları: Süreğen gözyaşı akması özellikle yaşlılarda
görülür. Bu duruma blefarit ile bir gözyaşı yolları
hastalığının birlikte bulunması yolaçar.
Saydam
tabaka : Olgunluk çağında saydam tabaka çevresinde
beyazımtırak bir şerit belirmesi sık görülen bir durumdur.
Yaşlılık halkası yada jerontokson olarak adlandırılan bu
şerit, kolesterin sızmasının söz konusu olduğunu gösterir.
Kare-titler (saydam tabaka yangıları) saydam tabaka üzerinde
basit sivilcelerle ya da çoğu zaman önemli izler bırakan bir
ülserleşmeyle ortaya çıkar. Yüzeysel bir keratitten sonra
beliren beyaz lekeler birer yara izi niteliği taşırlar.
Çoğu
durumlarda, bunlar frengi kökenlidir. iris : özellikle
ışığa karşı ağrılı tepki, gözyaşı akması, göz kızarması,
iriste renk bozulması, gözbebeği daralması, iris
yangılanmasının (iritis) başlıca belirtileridir. Yangılanma
silyer çembere de yayılabilir. Bu durum iridosiklit olarak
adlandırılır. İridosiklite frengi, ivegen romatizma, şeker
hastalığı ya da çeşitli zehirlenmeler yolaçabilir. İris
yangılanması acele bir tedaviyi gerektirir. Vakit
geçirilmeden bir göz doktoruna başvurulmalıdır.
Camsı
madde : Camsı maddede meydana gelen en ağır hastalık glokom
(karasu hastalığı)dır. Bu hastalığa göz basıncının aşırı
yükselmesi yolaçar. Hastalık uzman bir doktor tarafından
acele tedavi edilmelidir. Bu tür hastalıklar iris
yangılanması ve saydam tabaka ülserlerinin delinmesi
sonucunda da ortaya çıkabilir. Glokomun ivegen biçimi çok
ani olarak çoğunlukla gece mide bulantılarıyla birlikte
ortaya çıkar. Göz kızarır ve ağrılı bir durum alır. Saydam
tabakada bir bozulma başgösterir. Camgöbeği rengini alan
gözbebeği genişler ve görme yeteneği ortadan kalkar. Görme
yeteneği daha ilk nöbette kesinlikle yitirilebileceği gibi,
ard arda gelen nöbetler sonucunda yavaş yavaş da ortadan
kalkabilir. İvegen krizden önce bazı uyarıcı belirtiler
ortaya çıkabilir.
Bakılan
ışık kaynaklarının çevresinde çok renkli halelerin
belirmesi, alında ağırlık duyulması bu belirtiler
arasındadır. Ancak bu gibi belirtNere önem verip bir göz
doktoruna başvuranların sayısı çok azdır. Göz merceği:
Katarakt yani göz merceğinin saydamlığını yitirmesi
özellikle şeker hastalarında ve yaşlı kişilerde görülen
bir göz hastalığıdır.
Görme
yeteneği hızla azalır, gözbebeği gri ya da beyazımsı bir
renge bürünür.
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.
|