|
Parazit
Merhaba, Parazit Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz.
Konu İle İlgili Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama;
Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Başlıca
Çeşitleri
Giardia
intestinalis trofozoit
Giardia
intestinalis kistler
Demodex
folliculorum
Cyclospora
cayatenensis
Cryptosporidium parvum
Plasmodium
falciparum gametosit
Dientamoeba fragilis (Robinson besiyeri)
Ülkemizde
özellikle çocukluk çağında parazit enfeksiyonları sıklıkla
görülmektedir. Parazitler içersinde en sık olarak görülen
barsak parazitlerinden bir kaçını sizlere anlatmak istedim.
Daha
önceleri istatistiksel bilgiler çocuklarda barsak parazit
görülme sıklığını % 75 olarak veriyordu. Bugün oranların bu
denli yüksek olduğunu sanmıyorum ama çok da düşük olmadığını
biliyorum. Bir çok çocuğun ailesi durumun farkında
olmadığından gerçek oranlar yine de yüksek olabilir.
Bu yazımda
ülkemizde sık görülen parazit enfeksiyonlarını ele alacağım.
Parazit
Nedir :
Parazit
enfeksiyonları protozoon, helmint ve artropod gibi
organizmaların neden olduğu enfeksiyonlardır. Halk arasında
böcek, solucan gibi isimler verilen organizmalardır.
Protozoonlar tek hücreli organizmalardır ve konaklarında
bölünerek çoğalırlar. Bulaşma genellikle parazitlerin
kendilerinin veya yumurtalarının bulaşmış olduğu su ve
besinlerin ağız yoluyla alınması ile gerçekleşir. İçme
suyunun temiz olmadığı ve genel hijyen ve sanitasyonun
yetersiz olduğu bölgelerde daha sık görülür.
Helmintler
çok hücredirler ve konakta bölünmezler.
Bir
parazit konağa girdiği zaman ya ölür veya konağa zarar
vermeden veya zarar vererek yaşamaya devam edebilir.
Parazitler enfeksiyon oluşturmak ve konakla birlikte yaşamak
için adeta istilacı bir tutum içindedirler. Vücudun savunma
sistemine karşı kendilerini koruyucu mekanizmalar
geliştirirler. Fiziksel varlıklarının devamı ve kendi besin
ihtiyaçları için adeta konağın vücudu ile bir yarışa
girerler. Bir çok parazit enfeksiyonunda anemi (kansızlık)
görülmesinin sebebi de budur. Parazit bedeninde bulunduğu
canlının kanı ve aldığı besinlerle yaşamını sürdürür.
Parazit
enfeksiyonlarının çoğu bir belirti vermeksizin veya hafif
belirtilerle seyredebilirken çok ciddi hastalıklara da sebep
olabilirler.
Yuvarlak
Solucanlar ( Askariyazis)
En sık
görülen parazitlerden biridir. Her iklimde ve her ülkede
görülür. Çocuklarda erişkinlere göre daha sık rastlanmakta
ve özellikle okul öncesi çocuklarda, ılıman iklimlerde daha
yaygın olarak görülmektedir. Bunlar toprak solucanlarına
benzerler fakat renkleri kirli beyaz – sarımsı olmaları ile
onlardan ayrılırlar.
Yuvarlak
solucanlar larva içeren döllenmiş olgun yumurtaları ile
bulaşır. Enfekte kişinin dışkısı ile dışarı atılan
yumurtalar, herhangi bir nedenle ağız yoluyla alınmasından
sonra larva midede yumurtadan çıkar, incebağırsak duvarından
kana geçerek akciğere ulaşır. Akciğer dokusunda olgunlaşan
larva bronşlara ve soluk borusundan gırtlak bölgesine ulaşır
ve buradan tekrar yutulur. İncebağırsağa gelen larvalardan
olgun erişkin solucanlar oluşur.
Erkek
solucanlar 15-25 cm uzunluğunda ve 3 mm enindeyken dişileri
25-35 cm ve 4 mm’dir. Dişi solucanların yaşam süresi 1-2
yıldır ve bir dişi solucan günde 200,000 civarında yumurta
üretir. Yumurtaları uygun olamayan koşullara bile
dayanıklıdır.
Yuvarlak
solucanlar dışkı ile bulaşan bir enfeksiyondur. İnsan
dışkısının gübre olarak kullanılması, tuvalet sonrası
temizliğe özen gösterilmemesi, tuvaletlerin açıkta olması
gibi hijyen kurallarına uyulmaması veya yetersizliği
durumunda bulaşma olasılığı çok yüksektir.
Yuvarlak
solucanın bulaştığı kişilerin çok azında hastalık gelişir.
Bunun nedeni mide asidinde ölerek, etkisiz hale
gelebilirler. Hastalık belirtileri genellikle larvaların
akciğere göçü sırasında veya erişkin formlarının bağırsakta
bulunduğu zamanlarda ortaya çıkar.
Akciğer
safhasında; mevsimsel bulaşma olan bölgelerde mevsimsel
zatürre şeklinde görülebilir. Öksürük, kanlı balgam, kanda
ezinofil (bir tür lokosit) hücrelerin artışı en belirgin
bulgulardır.
Erişkin
dönemlerinde ise bağırsakta veya safra yollarında yerleşerek
konağın beslenmesini bozarak hastalanmasına sebep
olabilirler. Karın ağrısı, gerginliği gibi şikayetler
görülür. Yuvarlak solucan bulunan çocuklarda dışkıda azot ve
yağ atılımı azalır, çok yoğun enfekte çocuklarda solucanlar
bir kitle oluşturarak bağırsak tıkanmasına sebep olabilir.
Ani ve
şiddetli karın ağrısı, safralı kusma gibi bulgular ortaya
çıkar. Vücutta çok fazla solucanın varlığı safra yollarını
tıkayarak karında sancılanma, bulantı, kusma ve ateşe neden
olur. Sarılık nadir görülür.
Tanı
solucanın veya yumurtasının dışkıda veya kusmukta görülmesi
ile konur.
Tedavisi
genellikle 8-10 gündür.
KIL KURDU
(oksyuriasis)
Kıl kurdu
enfeksiyonları dünyanın her yerinde yaygındır. Doğal konağı
insandır. Her yaşta görülmekle birlikte 5-14 yaş arasında en
sıktır. Kalabalık yaşam koşullarında, kurumlarda
yaşayanlarda yaygındır. Oldukça zararsızdır.
İplik
şeklinde hareketli bir bağırsak parazitidir. Erkekleri 2-6
mm, dişileri 8-12 mm uzunluğundadır.
Enfekte
kişilerde dişi erişkin kıl kurtları gece uykudan 2-3 saat
sonra anüsten dışarı çıkarak makat civarına binlerce yumurta
bırakır ve kısa süre içinde ölürler. Yumurta 6 saat içinde
bulaşıcı özelliğini kazanır. İç çamaşırlarına bulaşan,
yatağa dökülen ve ya da oluşturduğu kaşıntı hissi ile o
bölge parmakla kaşındığında, tuvalet sonrası makat temizliği
esnasında kişinin eline, tırnaklarının arasına geçerler. Bu
nedenle tekrar tekrar bulaşma ve çocuktan çocuğa bulaşma
riski fazladır. Oda sıcaklığında 2-3 hafta canlı kalabilir.
Çamaşırlarda, yatak ve çarşaflarda da yumurta bulunduğunda
bulaşma ortamı oluşturur. Kıl kurdu bulaşmış çarşafların
silkelenmesi ile havaya saçılan yumurtaların ağız bölgesine
ulaşarak bulaşması da mümkündür.
Kıl Kurdu
ağız yoluyla bulaşır. Yutulan yumurtalar midede larva
şekline ulaşır ve kör bağırsağa göç ederek erişkin forma
gelir. Makat bölgesinde yumurtaların larva şekline gelmesi
ve anal yoldan tekrar bağırsağa girmesiyle de
tekrarlayabilir.
Kıl kurdu
genellikle belirtisizdir. En sık görülen belirti geceleri
görülen makat bölgesindeki kaşıntılarıdır. Vücudun bazı
bölgelerinde cerahatli enfeksiyonlar gelişebilir.
Uykusuzluk, gece korkuları, diş gıcırdatma, gece işemeleri
olabilir. Kıl kurdunun çok fazla yoğun olması halinde
çocuğun psikolojik durumunu veya parazite karşı oluşan
alerjik bir reaksiyonda oluşabilir. Ağır enfeksiyonlar
bağırsakta tahribat yaratarak sindirim sisteminde
bozukluklara neden olabilir.
Kesin tanı
yumurtaları veya parazitin kendisinin görülmesi ile konur.
Yumurtalar sabahları çocuğun makat bölgesine seloteyp
yapıştırılarak kolaylıkla saptanır. Tekrarlayan vakalarda
çocuğun yanı sıra tüm aile bireyleri de incelenmelidir.
Tekrarlamaları önlemek oldukça güçtür. El yıkama
alışkanlığın yerleştirilmesi, tırnakların kısa kesilmesi ve
fırçalanması bulaşmayı ve tekrarlama riskini azaltır.
Tedavinin
temeli tüm aile bireylerini ayni anda tedavi etmek, genel
hijyen kurallarına azami dikkat etmek gerekir. Tuvalet
temizliğine, ellerin yıkanarak tırnak aralarının tırnak ya
da eski bir diş fırçası ile fırçalanarak iyice temizlenmesi
gerekir. Kıl kurdu bulunan çocukların sabah uyandığında
makatı sabunlu su ile yıkanmalı. İç çamaşırları
değiştirilmeli, yeni külot giydirilerek, kirliler sıcak suda
yıkanıp, kaynatılarak kızgın ütü ile ütülenmelidir. Bir
haftalık tedavi sırasında bu uygulama yeniden bulaşma
riskini azaltacaktır
Çengelli
Kurtlar (ankilostomiyazis):
Ilıman ve
sıcak bölgelerde yoğun görülmektedir. Türkiye’de Karadeniz
bölgesinde yaygındır.
Çengelli
kurt larvaları bulunan çamurlu toprakta çıplak ayak
dolaşanlarda deriye bulaşarak enfeksiyona neden olur.
Bulunduğu suların içilmesi ile de bulaşır. Larvalar kana
karışarak akciğere taşınır. Akciğerde olgunlaşan larvalar
bronş ve gırtlağa geçerek tekrar yutulur. Ve ince bağırsağın
üst kısmına yerleşirler, 2-4 haftalık bir gelişme evresinden
sonra incebağırsağa yapışarak kan emmeye başlarlar. 6-9
haftada cinsel olgunluğa ulaşırlar ve dışkı yolu ile
yumurtalar atılmaya başlar. Erişkin çengelli kurdun yaşama
süresi 1-3 yıldır. Günde 9000-30000 yumurta yapar.
Bulaşıcılığı yüksek olduğu bölgelerde özellikle çocuklar
risk altındadır. Başta çengelli kurtların sayısı ve
çocuğun beslenme biçimi olmak üzere bir çok faktör
hastalığın ağırlık derecesini etkiler.
Enfeksiyon
genellikle belirtisizdir. Ancak konaktaki göç dönemlerinde
hastalık belirtileri ortaya çıkar.
Larva deri
yoluyla bulaşmışsa, ilk bulaştığı yerde deride içi su dolu
kabarcık oluşur ve kaşıntıya sebep olur. Genel bir ödemde
oluşturabilir.
Larvanın
kan-akciğer göçünde zatüre belirtileri görülebilir. Balgamda
larva bulunabilir.
Az sayıda
çengelli kurtla oluşan hastalıkta belirtiler çok belirgin
değildir. Karın ağrısı, iştahsızlık, hazımsızlık, dolgunluk
ve ishal gibi şikayetler olabilir. Bağırsakta çok miktarda
kurt olması halinde önemli miktarda kan kaybı oluşur.
Enfeksiyonun ağırlığına, süresine ve çocuğun demir
beslenmesi durumuna gçre değişik derecede kansızlık, kanda
albümin düşüklüğü ve ödem gelişir. Çocuklarda 1 ml dışkıda
yumurta sayısı 2000 ya da daha fazla ise belirgin kansızlık
gelişir. Tanı dışkıda kan ve yumurtaların görülmesi ile
konur. Çengelli kurt hastalığında demir eksikliği anemisi
tanıya yardımcı önemli bir bulgudur.
Kamçı
Kurdu (Trikuriyazis)
Kamçı
kurdu en sık ılıman iklim bölgelerinde görülür. Görülme
sıklığı yüksektir. Çocuklarda daha sık görülür.
Kamçı
kurdu 3-5 cm uzunluğunda, kırbaç şeklindedir. Enfeksiyon
olgun yumurtaların ellere, yiyeceklere veya içeceklere
bulaşması ile olur. Yumurtaları sineklerle de taşınabilir.
Enfekte
kişilerin dışkısı ile dışarı atılan yumurtalar uygun
koşullarda toprakta 2-4 haftada olgunlaşır. Ağız yoluyla
alınan yumurtalardan larvalar çıkarak incebağırsak duvarına
yapışır ve erişkin şeklini alır ve kan emmeye başlar.
Enfekte
kişilerin büyük bölümü belirtisizdir. Çok sayıda kamçı kurdu
varlığında özellikle karnın sağ alt bölgesinde odaklanan
karın ağrısı, apandisit, karın gerginliği gibi belirtiler
oluşabilir. Kansızlık, kanlı ishal, yalancı dışkılama
hissi, seyrek olarak makat fıtığına neden olabilir. Dışkıda
yumurtalarının görülmesi ile tanı konur.
Not:
Yukarıda yazılanlar parazitlerin bazılarıdır. Bunlardan
başka çeşitli parazitler de bulunmaktadır. Son derece
zararlı canlılar olan parazitlerden korunmanın temeli
yenilen içilen maddelerin temiz ve sağlıklı olması, çiğ
olarak tüketilen yiyeceklere çok dikkat etmek ve genel
hijyen – sanitasyon kurallarına uymak gerekir. Aile
içersinde enfekte bireyin bulunması durumunda tüm aile ve ev
bireyleri özenle tedavi edilmeli, tedavi kurallarına
harfiyen uyulmalıdır. Dr.Ruhi Çakır
Pelteklik
Küçük bir
çocuğun peltek peltek konuşması sevimli olabilir ama uzun
süren pelteklik bir konuşma sorunu sayılır. Çoğu çocuk yeni
konuşmaya başladığında peltektir. Bunun nedeni çok basittir.
Bazı sesleri, özellikle de "b", "z" ve "r" seslerini
çıkarmak, ötekilerden daha zordur. Çocuklar, konuşmayı
öğrenmeye başladıklarında, hemen bütün sesleri yetişkinlerin
çıkardığı biçimde çıkaramazlar. Konuşma yavaş yavaş
öğrenilir. Çocuk günden güne sesleri tanıyıp öğrenir ve
böylece sözcük dağarcığını genişletir. Küçük çocuklar, pek
az ses çıkarabilirler. Yine de konuştuklarında, anne
babaları gibi alışkın olanlar ne söylediklerini anlarlar.
Konuşmayı öğrenme büyük ölçüde teknik bir sorundur. Seslerin
çıkarılması yalnızca harflerin söylenmesindeki zorluktan
değil, dildeki sözcükleri oluşturan seslerin karşıtlarından
da etkilenir. Genellikle çocukların ilk öğrendiği karşıt
sesler, "ma - ma", "ba - ba" gibi seslerdir. Ardından "m",
"p", "t" ve "r" gibi sessiz harflerin söylenmesi öğrenilir.
Nedenleri
Sözcüklerdeki sesli ve sessiz bileşimlerinin oluşturdukları
ses karşıtlığı farklı dillerde farklı bir öneme sahiptir. Bu
nedenle peltek söylenen sesler, konuşulan dile bağlı olarak
değişir. Başka bir deyişle, bir dilde çocuklar daha çok "f"
harfinde güçlük çekerken, bir başkasında en çok pelteklik
sorunu yaratan ses, "s" sesi olabilir. Sözgelimi "s" harfi
ele alınacak olursa, sesin doğru bir biçimde çıkarılabilmesi
için dil, kenarları üst dişlere yaklaşacak biçimde yükselir,
ucu üst ya da alttaki dişlerin arka yüzüne iyice yakınken
hava dil ile dişler arasında kalan ortadaki ince kanaldan
geçirilir. Bazı çocuklar, dillerini bir türlü doğru konuma
getirmeyi beceremediklerinden, tedavi görmezlerse, peltek
konuşmaktan kurtulamazlar. Peltek konuşmada asıl neden,
belli seslerin çıkarılmasındaki zorluktur. Bu nedenle
konuşmanın yeni öğrenildiği dönemde peltek konuşma bir
ölçüde normaldir; çocuk konuşmayı ilerlettikçe düzelir, yani
geçici bir durumdur.
Genellikle
altı yaşından sonra çocuklar, bütün sözcükleri düzgün
biçimde söylemeyi öğrenirler. Eğer bu yaştan sonra da
pelteklik ya da başka türden bir konuşma bozukluğu varsa,
çocuğun doktora götürülmesi gerekir. Sorun konuşma
tedavisiyle düzeltilebilir. Konuşma bozukluğunun ya da
peltekliğin fiziksel bozukluktan kaynaklandığı durumların
sayısı azdır. Ağız ve diş biçimi, dilin büyük ya da küçük
oluşu gibi fiziksel özelliklerin peltekliğe yol açabilmesine
karşılık, çocuklar, bu türden fiziksel özelliklere karşın
doğru konuşmayı becerebilmektedirler. Ancak alt ya da
üstteki ön dişlerin bulunmaması genellikle peltek konuşmaya
başlamasına ise, takma diş takmak gibi durumlar dışında pek
ender rastlanır. Yetişkinlikten başlayan konuşma
bozuklukları genellikle inmeden ya da Parkinson
hastalığından kaynaklanır.
Büyük
çocuklar da bazen, düzgün konuşmayı öğrenmiş olmalarına
karşılık, yeniden peltek konuşmaya ya da yarım yarım
konuşmaya başlarlar. Bunun nedeni çoğu zaman, yeni bir
kardeşin doğumu gibi bir nedenle (anne - babanın ilgisinin
bebeğe yöneltilmesi sonucu) duygusal bakımdan güvensizlik
duygusuna kapılan çocuğun ilgi çekme çabasıdır. Kendisinin
gözden düştüğünü hisseden çocuk, böylece anne - babasının
sevgisini kazanmaya çalışır. Düzgün konuşmanın gecikmesinin
nedeni ise bazen, çevresindekilerin çocuğa bebekmiş gibi
davranmasıdır. Ayrıca eğer çocukla yeterince konuşulmuyorsa,
konuşmayı öğreneceği iyi bir ortamın olamayacağı da açıktır.
Tedavi
Çocuklardaki bazı sorunların okuldaki güçlüklerden
kaynaklanabilmesine karşılık, peltek konuşmanın okulla pek
ilgisi yoktur. Tedavisiz bırakılmış diş sorunları olmadıkça
pelteklik, büyümenin bir parçası olarak kabul edilebilir.
Ancak çocuk, bazı sesleri söylerken sürekli olarak diliyle
dişlerini zorlarsa, ön dişlerin hafif öne doğru çıkık
olmasına neden olabilir. Bazı sözcüklerin doğru telaffuz
edilememesi kadar anlaşılamayacak kadar bozuk konuşma da,
çocuğun okumayı öğrenmesinde güçlük yaratır.
Ayrıca,
ciddi konuşma sorunu, çocuğun başka alanlarda da öğrenme
zorluğu çektiği anlamına gelebilir. Altı yaşından küçük
çocuklarda, peltek konuşmanın tedavi edilmesi gerekmez.
Ancak daha sonra, konuşmayı öğrenmesinde bir aksaklık olduğu
izlenimi uyandırdığında, doktora danışmak gerekir. Doktor,
gerçekten tedavi gerektiren bir sorunu olup olmadığını
söyler ve eğer tedavi gerekiyorsa, gerekeni yapar.
Peltekliğin tek ve standart bir tedavisi yoktur. Tedavi
programı, vakaya göre düzenlenir. |