|
RNA
SENTEZİ
Merhaba, RNA Sentezi Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz.
Konu İle İlgili Açıklamalar Aşağıdadır.
Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil Sorularınızla İstediğiniz Desteği Alabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz. Ama;
Unutmayınız Biz Doktor Değiliz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44
0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

Bitkisel Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Hücre ikiye bölünmüş olur.
Bölünmeler
ta ki anne karnında bir bebeğin meydana gelmesine dek sürer.
Yani tek
bir hücre, o kadar çok bölünme geçirirki sayıları
trilyonları bulur ve bir canlı embriyoyu (anne karnındaki
bebek) meydana getirir.
DNA
şifrelemesi ise bu noktada devreye girer.
Proteinler
çesitli hücreler için farklı tiplerde üretilir.
Bir yavru
anne karnında gelişirken, yavrunun gözlerini oluşturacak
hücrelerdeki DNA lar yanlızca göz organı ile ilgili
proteinleri üretirler.
Aynı
şekilde yavrunun beynini oluşturacak hücrelerin DNA ları ise
yanlızca beyin organı ile ilgili proteinleri üretirler.
Burada
önemli olan nokta şudur.İnsanın kemik hücresi olsun,
karaciğer hücresi olsun, böbrek hucresi olsun kısacası
vücudunun her bolgesindeki hücrelerin içindeki DNA larda
insanın bütün organlarını oluşturacak bilgiler saklıdır.
Fakat
saklanan bu bilgilerden yanlızca ilgili organ için
üretilecek protinlerin meydana getirilmesi sağlanır.
Yani her
hücrede insan vücudunun her organının protein bilgileri
saklanır fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez.
Yanlızca
meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir.Bir
organda, organla ilgili proteinler dışında DNA da saklanan
diğer proteinlerin üretilmemesi için DNA nın üzeri " Histon
" adı verilen özel bir proteinle örtülür.
Hücrelerin
programlanmış bir şekilde farklı farklı proteinler üretip
farklı organlara dönüşmesi olayına Tıp dilinde
farklılaşma(morfogenez) denir.
Bugün
bilim adamlarının kafasını kurcalayan en büyük problem ise
hücrelerdeki " Histon " ların hangi genlerin üzerini örtüp
hangilerinin üzerini açık bırakacağını nereden bildiğidir.
Çünkü
proteinlerde birer moleküldür ve moleküllerde atomlardan
oluşur.
Dolayısıyla şuursuz atomların bu derece zekice düşünülmüş
bir mekanizmayı meydana getirmesi beklenemez.
DNA dan
RNA sentezi (Transkripsiyon) : Erkek bir canlıdan gelen
spermin taşıdığı bir miktar DNA ile dişi bir canlıdan gelen
yumurtanın taşıdığı DNA birleşerek tam bir DNA yı verir.
Bu DNA
meydana gelecek yavrunun tüm özelliklerini içinde
barındırır.
Mesela bu
canlının DNA sında 1 milyar gen var ise bu genlerin 500
milyontanesi anneden 500 milyon taneside babadan gelir.
Yumurta
ile spermin birleşmesinin ardından DNA daki o eşsiz şifreler
çözülerek, küçücük bir yumurta (zigot) dan kocaman bir
canlıyı meydana getirmeye başlar.
İlk aşama
RNA sentezidir.Bu işlem DNA nın açılmasıyla başlar.
Bir hücre,
bir proteine ihtiyaç duyduğunda, dış hücre tarafından
gönderilen kimyasal bir haberci, çekirdek zarındaki
gözenekten geçerek, çekirdeğe ulaşır. Bu habercinin,
çekirdeğe nasıl gideceğini nerden bildiği, bilinmiyor. Bu
haberci, ihtiyaç duyulan kromozomu bulur. Daha sonra,
istenilen proteini kodlayan genin başlangıcına ulaşana dek,
DNA boyunca her bir nükleotid üzerinden ilerleyerek, yoluna
devam eder. İstenilen proteini kodlayan gen, DNA
iplikçiğinden ayrılır.
DNA
bilgisinin bu bölümü (bir gen), bir enzim (bu işlemin
hızlanmasına yardım eden bir protein) tarafından kopya
edilir. Mesajcı RNA (mesajcı-ribonükleik asit) denilen bu
gen kopyası da bir zincirdir. mrna,dna'dan kopyalandıktan
sonra karmaşık bir durumun üstesinden gelinmelidir. "İntron"
denilen kısım RNA’dan çıkarılmalı, çok zeki bir makas
tarafından bu kısım kesilmeli ve dışarı atılmalıdır. Geri
kalan "ekson" adı verilen kısımlar da çok zeki bir
yapıştırıcı tarafından tekrar birbirine yapıştırılmalıdır.
Bu görev de başarıyla tamamlandıktan sonra mRNA görevini
yapmaya hazırdır.
Yaptığı
deneylerde, hücre moleküllerinin, bilgiyi işleme
mekanizmasını, yıllarca çalışarak, detaylı bir şekilde
inceledi. Araştırmalarının neticesinde; genlerin bizim
davranış ve bedenimizin üzerinde, sanıldığı gibi bir
etkisinin olmadığını; bilakis hücre dışı etkilerle de
genlerin açıldığını veya kapandığını keşfetti. Genetik
determinizmin bir başka varsayımı ise bir genin, ancak bir
proteini kodlayabileceği fikridir.
Oysa
gerçekte bu böyle olmaz. Genetik mühendisleri, doğaya
yaptıkları müdahalelerin, kontrol edilebilir sonuçları
olacağına, hem kendilerini, hem insanları inandırmak adına
bu üstünkörü görüşe sığınmışlardır.
Aksine
proteinlerle, genler arasında, "olanaklı tüm ilişkiler"
mevcuttur.
*Aynı
genden, birden çok protein sentezlenebilir.
* Bir
genin kopyaladığı büyük bir poliprotein, 2 ya da daha fazla
proteine bölünebilir.
* Daha da
şaşırtıcısı DNA’nın, genom içinde tekrar düzenlenmesi sonucu
birçok gen birbirine bağlanabilir ve daha sonra protein
sentezlenir. Örneğin bu olay, immunoglobulinlerin
sentezlenmesi sırasında görülebilir. İmmunoglobulinler,
vücut bir savunma tepkisi gösterirken, özel yabancı
antijenlere bağlanan antikorlarlardır. Bu sayede,
organizmanın karşı karşıya gelebileceği binlerce farklı
antijenin, her birine özel bir antikor çeşitliliği
yapılabilir.
* Son
olarak birçok gen, aynı proteinleri kodlayabilir. Buna örnek
oksijen taşıyan hemoglobin proteinidir.
Proteinler
ve genler arasındaki bu karmaşık ilişki ağı, onlara herhangi
bir sebeble dışardan yapılacak müdahalelerin beklenenden
farklı sonuçlar doğuracağının bir işaretidir.
yakın
zamanda yapılan bir araştırmaya göre bilim adamları, şu
andaki mümkün olan şeyler ile ilgili inançlarımızın tersine,
sağlam (eksiksiz) çifte iplikli DNA'nın uzak mesafeden diğer
DNA ipliklerindeki benzerlikleri tanıma yeteneğine sahip
olduğunun kanıtlarını bildiriyor. Bir şekilde DNA iplikleri
birbirlerini tespit ediyorlar, tanıyorlar. Genetik
malzemenin minik parçaları, benzer DNA ile bir araya gelmeye
eğilimli. DNA'nın kimyasal alt birimlerindeki benzer
dizilişlerin tanınması, bilimin bilmediği bir şekilde
gerçekleşiyor. DNA'nın, neden bu şekilde birleştiğinin
bilinen bir sebebi yok. Şu andaki teorik bakış açısından, bu
marifetin, kimyasal olarak imkansız olması gerekirdi.
DNA
üzerinde RNA sentezinin nerede ve ne sıklıkla olacağı,
nereye kadar süreceği DNA
dizelerinde bulunan bazı sinyaller tarafından
kararlaştırılır. Bir
hücrede
bulunan DNA üzerindeki bazı genler transkripsiyona uğrayarak
ifade
edilebilirlerken, aynı genler başka bir hücrede ifade
edilmeyebilirler. İşte bu nedenle farklı cins hücrelerin
fonksiyonları
da
farklıdır, yani hücrelerin fonksiyonel olarak birbirinden
farklı
olması,
DNA`daki transkripsiyon olayının farklılığına bağlıdır.
ungar,
eğitilen farelerden çıkardığı RNA özütünü eğitilmemiş
farelere enjekte etti.
Enjekte
edilen fare gong sesine tepki göstermiyordu ya da çok kısa
süren bir denemeden sonra alışıyordu, ungar, sonradan elde
edilen bu alışkanlığın bellek olarak naklini yeterli
bulmuyordu. Bu nedenle ikinci bir deneme daha yaptı.
Doğuştan gelen bazı özelliklerim, eğitilmek suretiyle
değiştirerek bellek şeklinde nakletmeyi amaçladı.
Fareler
doğuştan gelen bir özellikle ışıktan kaçarlar. Küçük bir
kafesin içe-risinde birbirine geçişti iki bölme yapılmış;
bölmenin biri karartılmış, diğeri aydınlık tutulmuştur.
Karanlık bölmedeki besin maddelerinin bulunduğu yere
elektrik telleri döşenmiş ve zayıf akım verilmiştir. Bir
zaman sonra fareler, doğal yapıtanna aykırı olmakla beraber
aydınlık bölmede kalmayı tercih etmeye başlamışlardır.
UNGAR'a
göre "karanlıktan korkma maddesi"nin RNA şeklinde beyinde
bağlanmış olması gerekmektedir. Nitekim eğitilmiş farelerin
beyinlerinden izole edilen rna eğitilmemiş farelere enjekte
edildiğinde, tüm fareler önceden eğitilmiş gibi, yani
karanlık bölmede elektrik akımının varlığından haberdarmış
gibi davranmaya başlamışlardır. Bu deneme ile kuşkuya meydan
vermeyecek şekilde, çok özel bir durum için oluşan bellek,
kimyasal olarak bir canlıdan diğer canlıya nakledilmiştir.
Aynı
atadan çoğalmış fareler eğitildikten sonra eterle
öldürülmüş; çok hızlı ameliyatla, özel bölgelerden 1 gr.
kadar beyinleri alınmış ve özel yöntemlerle RNA özütleri
(0.7 -1.1 mgr) yapılmıştır. Vücut sıvısı içine hızlı alınsın
diye bu özütler diğer farelerin karın boşluğuna enjekte
edilmiştir. Enjekte edilen bu farelerin aynı koşullara çok
daha hızlı uyum sağladıkları görülmüştür.
Tam uyum
görülmez; çünkü özütleme yaparken ve karın boşluğundan
emilirken birçok madde yitirilmiştir. Hatta, belirli bir
molekül şeklinde bağlanmış bellek engrammtan bu işlemler
sırasında yapısal olarak bozulmalara uğramıştır.
Bu öğrenme
birçok yönden aynı zamanda gerçekleştirilirse;
örneğin,
besinini bulurken ses, ışık, koku ve renk faktörleri ayrı
ayrı öğretilirse, sonuç çok daha kuvvetli olur. Çünkü her
öğretim simgesi için birikmiş mikro bellek, esas belleği
oluşturur ve çok şiddetli simgelerle öğrenilmiş bir bellekte
ise RNA birikimi çok daha fazla olur.
Japon
balıklarına elektrik şoku ile bazı şeyler öğretilebilir. Bu
bellek aylarca saklanır.
Fakat
eğitim sırasında ya da eğitimin hemen ardında puromycin
püskürtülür ya da bu maddeyle vücut ovulursa, belleğin
oluşmadığı görülecektir. Çünkü puromycin bir antibiyotiktir
ve protein sentezin! önler.
Eğitimden
1 -2 saat sonra verilecek puromycin'in belleğe herhangi bir
etkisi gözlenmemiştir. Burada belleğin protein şeklinde
bağlandığı ve puromycin'in kısa süreli belleğin, uzun süreli
bellek haline geçmesini önlediği görülür.
Bu
belleğin hangi maddelerden oluştuğu konusundaki tartışmalar
bugüne dek gelmektedir. ungar, yıllarca süren karmaşık
denemeler sonucunda, aydınlığa uyum yapmak için eğitilmiş
farelerden elde ettiği yeterince RNA'nın yanısıra, kimyasal
ola-rak saffaştırılmış ve kendi deyimiyle "S k o t o p h o b
i n" Karanlıktan Korkutan Madde denen yeni bir madde daha
elde etti.
Bu yeni
madde çekirdek asidi değil, bir proteindi. özünde, bu
şaşılacak bir sonuç değildi; çünkü proteinin sentezi de RNA
ile yapılmaktaydı. Demek ki yaşanılarak öğrenilen her olay
RNA yardımı ile beyinde özel bir protein bağı veya zinciri
şeklinde resmediliyor ve bir iz "E n g r a m m" halinde
saklanıyordu.
Daha sonra
anımsanan olaylar, bu bağlanan moleküllerin tekrar okunması
şeklindeydi. ungar, bellek maddesi skotofobini laboratuvarda
yeniden yapmayı başarmıştır (doğal olarak amino asitlerin
sırası, taşıdığı bilgiye göre, belirli bir dizilime
sahiptir). Bu yapay madde farelere enjekte edildiğinde yine
karanlıktan korkma ve aydınlığı sevme ortaya çıkmaktadır.
Eğer
yapılan bu denemeler olayın açıklanmasında ilk basamaklar
ise, önümüzdeki yüzyıllarda yapay belleklerin sentez-lenmesi
kaçınılmaz olacaktır. Belleğin RNA şeklinde bağlandığına
dair kanıtlar olma-sına karşın, ayrıntılı bir açıklama için
daha dikkatli olmak gerekir. Fakat RNA'nın bellek için
gerekli olduğunu kabul ettiğimizde, belleğin evrimsel
gelişiminde önemli bulgular ortaya çıkacaktır.
RNA'ca
insan beyninin doğumdan 40 yasma kadar zenginleştiği, 40 -
60 yaş aralığında sabit kaldığı ve 60 yaşın üstünde,
gittikçe azaldığı bilinmektedir, öğrenme kapasitesi de bu
RNA birikimine bir parelellik göstermektedir.
|