Kalbin Hızlı Atması
 

Kalbin Hızlı Atması

Dakikada 90 taneden fazla kalp atışına Taşikardi denir. Bu yaş durumuna göre değişir.
0 - 1 yaş arası dakikada 120 - 140
1 - 3 yaş arası dakikada   90 - 120
3 - 7 yaş arası dakikada 90 - 100
7 - 20 yaş arası dakikada 80-90
20 yaşından sonra dakikada 60 -90 arasında değişir.

Her yaş gurubunun 1 fazla atışı, kalbin hızlı attığını gösterir.

Böbrek hastalıkları, stres, kalp hastalıkları, zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, sigara alkol taşikardi yani kalp hılı atışına sebep olurlar.

 

KALBİN SÜRATLİ ATIMI
Tanımı: (Taşikardi - ParoksismaI Taşikardi) Normalde, din­lenme halinde erkekte dakikada 72, kadında ise 80 atış olması gerekir. Bu atışların daha fazla olması durumudur.
Nedenleri: Ateş, heyecan, egzersiz, kronik enfeksiyon, ane­mi, kanama ve bazı ilaçlar olabilir.

Bol bol; aşağıdaki masajı uygulayabilirsiniz.
Serçe parmağınızı yukarı doğru kaldırır durumdayken bileğin kat yerlerinin üstündeki bölge masaj edilir.

 


 

                                          

Laminar Akış:
Kanın normal damarlar içerisindeki akış bilgileri, kişinin aktivitesi, damarların
anatomik yerleşimi ve kalp atım hızı ile değişen son derece karmaşıktır ve
değişkenlik özelliği gösterir (Hedrick ve ark., 1995).
Laminar akış biçimi hemen hemen tüm sıvılar için düşük hızlarda iken gözlenen
bir akış rejimidir. Bu tip akış rejiminde akışın meydana geldiği sınırlar içindeki
parçacıkların hızlarını teorik olarak belirlemek mümkündür.
Akışın meydana geldiği sıvı için; Reynold sayısı (Re veya NR) aşağıdaki
denklem ile verilir:

Re = (VDρ)/η (1) V (cm/s) kanın hızı, ρ g/cm3 kanın yoğunluğu, D (cm) damar çapı, η (poise 0,03-0,04) kanın viskozitesini gösterir. Viskozite sıvının şekil değişimine karşı gösterdiği direnme yeteneği (Hedrick ve ark., 1995) ölçütü olarak fiziksel bir parametre şeklinde karşımıza çıkar. Akışa olan direnç, kanın viskozitesi ve damar çapına bağlıdır. Kanın viskozitesinden kaynaklanan sürtünme kuvvetleri damar sıvı akısı içerisindeki hızlarda değişimler üretir. Bu yüzden kan hareket hızı damar sıvı akısı içinde her yerde aynı ve üniform değildir.

Denklem (1) ile hesaplanacak olan Reynolds sayısı Re<2000 ise kan akışı,
viskoz kuvvetler tarafından katmanlar arasında dağılacak şekilde zorlanır (Hedrick ve ark., 1995).
Görüldüğü gibi akış rejimi tipi (1) denklemi ile damar çapına ve sıvının
viskozitesine daha çok bağlıdır. Bir sıvı, uzunca ve düz bir silindir tüp boyunca sükunette hareketini sürdürüyorsa, bu tüp içinde eşmerkezli sıvı akış katmanları meydana gelir. Her katman, tüpün çeperinden sabit ve uygun uzaklıktadır.

Ayrıca komşu katmanlarla karışmaz. Katmanlar arasındaki sürtünme de hızlarının farklı ölçülerde olmasına neden olur, dolayısıyla her katmanın hızı aynı değildir ve çepere olan uzaklık arttıkça artan bir eğilim gösterir. Katmanlar içerisindeki bu akış hızı dağılımına laminar (düzenli) akış adı verilir. Kan düz ve pürüzsüz damarlarda laminar akış özelliği gösterir (Hedrick ve ark., 1995).
Kan ile damar çeperi arasındaki viskoz sürtünme damar çeperi civarında akışınen düşük, damar merkezinde ise en yüksek hızlarda olmasına neden olur. de laminar akışın damar çeperine olan uzaklıkla nasıl şekillendiği görülmektedir.

Eğer çepere olan uzaklıkla hız dağılımı arasında karesel bağıntı mevcutsa hız profili parabolik olarak adlandırılır. Parabolik akış profili için damar sıvı akısındaki ortalama hız, maksimum hızın yarısıdır (Hedrick ve ark., 1995).

Yüksek tansiyon damarlarda seyreden kanın damar duvarlarına fazla basınç yapması durumudur. Kanın, yol aldığı damar boşluğunda birikerek damar duvarlarına basınç yapmasıyla oluşan yüksek tansiyon her zaman kendisini net ve açık bir şekilde ifade etmez. Zira çoğumuz yüksek tansiyon belli düzeyleri aşmadıkça onu fark etmez. Kalp normal şartlar altında iç boşluklarında bulunan kanı kasılarak damarlara pompalar. Kasılma anında damarlara fırlatılan bu kanın damarlara uyguladığı basınç, pompalamanın neden olduğu itme etkisinden dolayı fazladır.

Bu basınca yada tansiyona yüksek tansiyon adı verilir. Damarlarda kalp tarafından pompalanan ve belli bir basınçla gerektiği organ doku ve hücrelere ulaşan kanın sonradan kullanılmayan kısmı geriye çekilerek tekrar kalp boşluklarının içine dolmaya başlar. Bu geri çekilme esnasında kanın damarlara yapacağı basınç doğal olarak daha düşük bir basınçtır. Buda küçük tansiyon yada diastolik tansiyon olarak adlandırılır.

Yani kanın kalbin kasılmasıyla pompalanarak damarlara fırlatıldığı anda oluşan kan basıncı sistolik yada büyük tansiyon, kanın hücrelere ulaştıktan ve kullanıldıktan sonra arta kalan kısmının geriye çekilerek tekrar kalp boşluklarına dolmaya başladığı andaki basınç ise diastolik yada küçük kan basıncı olarak adlandırılır.

Normal tansiyon 12/8 yani büyük(sistolik) tansiyon 12 ve küçük yani diastolik tansiyon ise 8'dir. Ne zaman ki bu rakamlar 13/9 ve üzerine çıkar o zaman hiper tansiyon veya yüksek tansiyon dediğimiz rahatsızlık ortaya çıkar.

Yüksek tansiyon'un en önemli nedeni gene, oksidasyonun neden olduğu toksik iltihap yapıcı radikallerdir. Oksidasyon'un strese, yanlış yaşam stiline ve yanlış beslenmeye bağlı olarak veya genetik nedenlerle aşırı düzeyde şekillenmesiyle fazla miktarda toksik radikal ortaya çıkar. Bu toksik radikallerin fazlası damar duvarlarının iç yüzeyine yapışarak bu yüzeylerde birikir ve damar çeperini adeta çamaşır makinalarının iç cidarlarındaki kireçlenmeye benzer şekilde daraltır.

Çeperi, iç cidarı daralmış olan damar boşluğunda kanın eskiden olduğu üzere daha rahat şekilde ilerlemesi mümkün olmaz. Bu nedenle kan akımı yavaşlayarak damarda birikmeye başlar.

Bu şekilde basıncı artan kanın damar yüzeyine yaptığı basıncının artması ile yüksek tansiyon oluşur. O halde çözüm açık ve nettir. Oksidasyonun fazla oluşmasını engellemek, oksidasyonu kontrol altına alacak önlemleri uygulamak, oksidasyon sonrasında oluşan toksik radikallerin vücutta birikmesini engellemek, onları vücut dışına atarak zararlı etkilerinden dolaşımı korumak gerekir.

Oksidasyonu baskılamanın ve sonrasında oluşan toksik radikalleri damar çeperlerinde birikmesiz vücut dışına atmanın en etkili yolu ya doğal yollarla antioksidantı bol gıda maddelerini tüketmek yada antioksidant tablet kullanmaktır. Şayet doğal beslenme olanaklarınız kısıtlı ise her zaman taze meyve ve sebze tüketme olanaklarına sahip değilseniz antioksidant tablet kullanmaya yönelin. Şayet doğal beslenme koşullarınız elverişli ise o zaman tabletleri tercih etmeyin.

Zira diğer kısımlarda da sıkça değindiğim üzere antioksidant maddeler birbirleri ile ve başka maddelerle birlikte iken birbirlerinin etkilerini artırarak vücut için çok daha etkili, çok daha yararlı hale gelir. Buna karşılık izole ve saf halde kullanıldıklarında aynı etki ve başarı beklenemez. Taze meyve ve yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda antioksidant C ve B vitaminleri içerdiğinden antioksidantları bol miktarda almak için gene en sağlıklı beslenme şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yüksek tansiyon'un kontrol altına alınmasında bir diğer koruyucu önlemimiz ve tedavi yöntemimiz bol miktarda omega 3 yağlarını tüketmektir. Yukarıda söylediğimin aksine, omega 3 yağları tek başına tablet olarak yani saf ve izole halde alırsanız etkisinden bir şey kaybetmez. Yani mutlaka bu yağları doğal beslenme yoluyla almanız şeklinde bir zorunluluk yoktur. Hatta gizli yüksek tansiyonunuz varsa yada gerçekten dikkate değer yüksek tansiyon, bu durumda şayet bir başka kan sulandırıcıda kullanmıyorsanız omega 3 tabletten her gün 2-3 adet almanız oldukça yararlı olacaktır.

Omega 3 yağların yüksek tansiyonu engelleyici ve tedavi edici etkileri iki şekilde olur. Birinci etki şekilleri doğrudan bu yağların damar çeperlerine olan genişletici etkisidir. Damar çeperlerinin omega 3 yağlarla genişlemesi sonrasında kan daha rahat damarlarda akma fırsatı bulur. Bu sayede kanın damar çeperlerine yaptığı basınç ta azalalır.

Omega yağların hipertansiyona karşı koruyucu ikinci etkileri ise oksidasyon'u baskılayıcı etkileridir. Oksidasyon'u baskılayan ve toksik radikal oluşumunu azaltan prostoglandin E1 adlı yararlı hormonların üretimini artırmak ve tersine oksidasyonu ve zararlı toksik radikal oluşumunu artıran prostoglandin E 2 hormonlarının üretimini de baskılayarak toksik radikallerin damar iç çeperlerinde birikmesini engellerler. Böylelikle damar daralmasını yani atherosklerosis durumunu ortadan kaldırır ve yüksek tansiyon'u tedavi etmiş olurlar. Ancak omega 3 yağlar hakkında bir noktayı belirtirsem bu kafanızı hayli karıştıracaktır. Gene de bunu bilmek ve omega 3 yağları ona göre tüketmek zorundasınız. Her ne kadar bu çok yararlı yağlar oksidasyonu baskılıyor ve toksik radikal üretimini baskılıyorsa da maalesef bu yağlarla ilgili kısımda da belirttiğim üzere kendileri parçalanarak toksik radikal'e dönüşebiliyor.

İşte bu gizli ve hassas noktayı bertaraf etmek ve omega 3 yağların toksik radikal'lere dönüşmeksizin sadece antioksidant olarak etkimelerini sağlamak amacıyla omega 3 tabletleri beraberinde E vitamin tableti veya herhangi bir antioksidant tabletle birlikte alın. Tablet değil de doğal yollarla omega 3 aldığınızı varsayalım. Yani haftada en az dört kez yağlı balık eti tüketiyorsunuz. Şayet sadece yağlı balık eti tüketiyorsanız yanlış. Yağlı balık etini yeşillikle veya hemen takibinde taze meyve ile tüketmek zorundasınız. Aksi takdirde omega 3 yağların mucizevi yararlı etkileri yerine zararları ile karşı karşıya kalabilirsiniz.



Önemli!!!

Omega 3 yağları yani DHA ve EPA adlı eikosonoidleri tablet yada doğal beslenme yoluyla alırken sakın beraberinde antioksidant kullanmayı ihmal etmeyin. Aksi tadirde yararlı ve antioksidant olarak bildiğiniz bu yağlar tersine oksidant olarak size zarar verebilecektir. O halde sağlıklı bir yaşam ve yüksek tansiyondan korunmada;



Omega 3+antioksidant



Yüksek tansiyon her zaman kendisini açık ve net olarak belli etmez. Şayet 14/9'un üzerine çıkarsa mide bulantısı, baş dönmesi, yorgunluk, baş ağrısı, kalp çarpıntısı ve halsizlik şeklinde birey yüksek tansiyonu olduğunu anlayabilir. Ancal 14/9'un altında yani 13/9 veya 13/8 olduğunda gene yüksek tansiyon olmasına karşılık birey, baş dönmesi, bulantı, çarpıntı gibi bir rahatsızlık hissetmediğinden daha doğrusu vücut bunu kaldırabildiğinden ve herhangi bir arazla buna cevap vermediğinden fark etmeksizin bu yüksek tansiyonla yaşamaya devam eder.

Bu nedenle hiç olmazsa iki ayda bir yapılan tansiyon ölçümleriyle birey yüksek tansiyon'u olup olmadığını belirlemelidir. Özellikle bu tür ölçümler gizli hipertansiyon'u haber vermesi açısından son derece gereklidir.

Hipertansiyon'un önlenmesindeki başlıca korunma mekanizmanız damar sertliğinizin giderilmesi olacaktır. Yukarıda da değindiğim üzere oksidasyon'un zararlı iltihap yapıcı toksik radikalleri damar iç çeperinde birikerek damarın çapını daraltır. Damarların iç yüzeyinde birikerek damar çeperinin daralmasına yani damar sertliği(atherosklerosis)e neden olan sadece oksidasyon'un zararlı maddeleri değildir.

Ayrıca kemik gelişimi ve dayanıklığı için son derece yararlı bir madde olan kalsiyum da fazla alındığı takdirde damarların iç yüzeyinde birikerek damar daralmasına ve buna bağlı olarak ta yüksek tansiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle kemik sağlığımız için gerekli olan kalsiyum'u bol miktarda almaya dikkat edeceğiz. Özellikle kırklı yaşlardan sonra 133-1500 mg arasındaki bol kalsiyum alımı kemik erimesini geciktirmek açısından son derece yararlı olacaktır.

Ancak az önce de ifade ettiğim üzere bu bol miktarlar kesinlikle abartılmamalıdır. Yani kırklı yaşların üzerinde kemik erimesi riski artıyor diyerek 1500 mg'ın üzerinde kalsiyum alımı belki kemik erimesini engellerken diğer tarafta damar daralması ve damar sertliğine neden olarak yüksek tansiyona neden olmaktadır. Ayrıca kalsiyum'un abartılı şekilde çok fazla alımı zaten kalp kasında fazla çarpıntıya halk arasında da bilinen tabiriyle taşikardia'ya neden olur.

Kalsiyum gibi sağlığımız açısından son derece yararlı olan C vitaminin de abartıya varan fazla alımları aynı şekilde olumlu etkisi yerine damar daralması ve sertliğine neden olarak yüksek tansiyon'a yol açabilmektedir. Ancak burada çok hassas bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Kalsiyum ve C vitamininin her ikisi de vücut için gerçekten vazgeçilmez son derece yararlı fonksiyonlara sahipken hem yetersizliği hem de çok fazla alınmaları vücuda yararları yerine zararlarını getirmektedir.

C vitamininin normal miktarlarda yani 75-80 mg/gün bilemediniz 200-500 mg/gün alımları damar sertliği ve yüksek tansiyon başta olmak üzere soğuk algınlığı, bağışıklık sisteminin çökmesi şeklindeki rahatsızlıkları gidermektedir. Buna karşılık 1- 2 gram gibi abartılı miktarlarının aylarca ve yıllarca tatbik edilmesi, tersine damar daralması ve yüksek tansiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle damar daralmasına karşı C vitamini diyoruz. Ancak en fazla 500 mg/gün miktarının hem damar sertliği ve yüksek tansiyon'a karşı korunmada hem de C vitamininin kemik sağlığını, bağışıklık sistemini güçlendirici diğer yararlı etkilerini sağlamada yeterli olacağını bilmeliyiz.



C vitamini -----------> damar sertliği ve yüksek tansiyon için günde en fazla 500 mg



Günde 500 mg'dan fazla C vitamininin uzun süreler boyunca alınması tersine


C vitamininin damar iç yüzeyinde birikmesi ----> Damar sertliği(Atherosklerosis)



Yüksek Tansiyon



Aynı şekilde fazla miktarların alımına abartılı şekilde kaçmaksızın kalsiyum alımı da normal sınırlar içinde olmak kaydı ile damar çeperini genişletmek ve damara elastikiyet kazandırmak suretiyle damar sertliğini ve yüksek tansiyonu gidererek son derece olumlu etkide bulunur. Ancak bu abartılı olmayan kalsiyum miktarı günde 800-1000 mg'dır. Kırklı yaşların üzerindeyseniz kemik erimesi riskini de hesaba katarak bu miktarı 1300-1500 mg yapabilirsiniz. Ancak bu miktarların üzeri kemik erimesine karşı koruyucu etki yaparken diğer taraftan damar sertliği ve yüksek tansiyon'a neden olacaktır. Bu önemli noktaları sakın unutmayın!



Kalsiyum --------> Günde 800-1500 mg alınması



Damar sertliği ve yüksek tansiyon'un önlenmesi



Kemik erimesine karşı koruyucu etki



Kalsiyum -----> Günde 1500 ve 2000 miktarların üzerinde alımı



Damar sertliği ve yüksek tansiyon



Selenyum: Özellikle yüksek tansiyon'u olan bayanlarda selenyum'un yüksek tansiyon'u giderici etkisi oldukça fazladır. Hatırlayacağınız üzere selenyum antioksidant olarak etkiyip oksidasyon sonunda oluşan zararlı toksik radikalleri vücut dışına atarak damar yüzeyinde birikmesini engellemek suretiyle yüksek tansiyon'u giderir.



Coenyme Q10(Koenzim Q10): Günde her bir 50 mg iki adet tablet yüksek tansiyon'un giderilmesinde yeterlidir.

Magnezyum: Tek başına tablet olarak ta alabilirsiniz yada kendisinin içinde bulunduğu bir mineral kompleks halinde de bu minerali alabilirsiniz. Magnezyum'un içinde yer aldığı vitamin-mineral kompleks tabletleri kullandığınız takdirde magnezyum dışındaki başka mineral ve vitaminlerden de yaralanma imkanı bulacağınızdan şahsen mineral ve vitamin kompleksleri ile bu minerali alma yolunu öneririm. Günde 350 mg alımı yüksek tansiyon'un giderilmesinde yeterlidir.

Arginine: Bir amino asit (proteinin yapı taşı) olup günde 2 gram alınması kan basıncını düşürerek yüksek tansiyon'a karşı korur.

Omega 3 yağlar: Antioksidant olarak toksik radikallerin damar iç yüzeyinde birikmesini engelleyerek yüksek tansiyon'un giderilmesinde oldukça etkilidir. Bu yağların sadece damar sertliği ve yüksek tansiyon'u giderici etkisi olmadığını bunun yanında Alzheimer, Parkinson, stres ve depresyon, osteoporosis, kanser, rufle, iltihaplanma gibi pek çok hastalığa karşı tedavi edici ve koruyucu etkisi olduğunu belirtirsek omega 3 yağların sağlığımız açısından ne denli yararlı ve vazgeçilmez olduğunu da belirtmiş oluruz. Günde 2-3 tablet alınması damar sertliği ve yüksek tansiyon'un giderilmesi için son derece yararlıdır.



Ancak gerek C vitamini ve kalsiyum, gerekse de Omega 3 yağlar, koenzim Q10 ve Selenyum'la arginin ve magnezyum bunların hepsi bir paket programdır. Yani hepsini bir arada her gün gıda veya tablet halinde birlikte vücuda aldığınız takdirde damar sertliğine karşı etkili bir tedavi uygulamış olursunuz. Ancak bu şekilde yüksek tansiyon'u daha rahat bir şekilde kontrol altına almış olursunuz. Sadece bunlarda yetmez. Diğer taraftan aşağıdaki faktörleri elemek, hayatınızdan çıkarmak zorundasınız.

· Fazla yağlı özelliklede hayvansal yağlı gıdalar.

· Alkol

· Stres

· Sigara

· İnaktif, spordan uzak yaşam

· Fast food

· Çok fazla kalsiyum ve C vitamini alımı

· Omega 3, balık ve su ürünleri, sebze ve meyve yönünden fakir beslenme.



Yüksek tansiyon'u kontrol altında tutmak için mutfağınızda bol miktarda bulundurulması ve tüketilmesi gerekli gıda maddeleri;



Taze meyveler;

Kavun

Karpuz

Şeftali

Kiraz

Portakal

Kivi

Mandalina

Greyfurt

Limon

Ananas

Böğürtlen

Çilek

Kayısı

Üzüm

Muz(potasyum yönünden zengindir ki bu mineral de yüksek tansiyon'un giderilmesinde oldukça etkilidir)

Somon

Ton

Uskumru

Palamut

Hamsi

Levrek

Lüfer

Çinekop

Uskumru

Omega 3 tablet(başka kan sulandırıcı kullanılmıyorsa)

Sardalya

Mercimek

Soya fasulyesi(soya fasulyesi ve tüm diğer soyalı ürünlerdeki soya proteinleri damar sertliğini giderici ve yüksek tansiyon'u kontrol altına alıcı etkiye sahiptir. Unutmayın. Soya proteinleri kolesterol'ü düşüren, kalp ve dolaşım sistemi için son derece yararlı olan bitkisel proteinlerdir. Yani sadece içerdiği östrojen'lerle menapoz'un kontrol altına alınmasında ve içerdiği kalsiyum'la kemik erimesinin kontrol altına alınmasında etkili olmakla kalmayıp ayrıca damar sertliğini gidererek yüksek tansiyonu da önleyici etkiye sahiptir).


Sarımsak

Soğan

Yeşil biber İsoflavon'lar: Damarları genişleterek doğrudan

Zencefil tansiyonu düşürücü etkide bulunurlar. Bu yüzden

yüksek tansiyonun kontrol altına alınmasında son

Kişniş derece etili ve yararlıdır.

Keten tohumu

Tarçın

Bakla

Bezelye

Nohut

Kepek unu(öğünler arasında alınacak)

Havuç(içerdiği A vitamini tansiyonu düşüren bir vitamindir)

Salatalık

Ispanak

Domates

Az yağlı süt ürünleri

Ekstra zeytinyağı

Patates

Yeşil yapraklı tüm sebzeler

Enginar

Kereviz (özellikle enginar ve kereviz bir numaralı kalp ve damar dostudur. Hem kolesterol'ün hem de tansiyon'un düşürülmesinde oldukça etkilidir.)

Brokoli

Brüksel lahanası

Kepekli ekmek


Damar Hastalıkları
İç yüzeyde biriken maddelerden dolayı atardamar çapının küçülmesi sonucu ortaya çıkan damar sertliği, (arter yoskleroz) en sık görülen damar hastalığıdır. Büyük toplardamarlarda bulunan kapakların iyi çalışmadığı ve toplardamarın aşırı basınç altında kaldığı durumlarda varis oluşur. Hemoroit de bir çeşit varistir. Damar hastalıklarına iç kanamalar, damar daralmaları veya tıkanmalarına yol açan damar çatlamaları da eşlik ederse durum daha da karmaşıklaşır ve giderek dokuların kansız kalması söz konusudur. Bozukluk bazen cerrahi müdahale ile düzeltilebilir.


Kan damarları oksijenli kanı ve besinleri kalpten dokulara taşırlar. Damar hastalıkları kabaca genişleme veya yerel büyüme ve daralma olmak üzere iki gruba ayrılabilirler. Damar hastalıkları, kan dolaşımını doğrudan engelleyerek tromboz (kendiliğinden pıhtılaşma) veya kanama olasılıklarını arttırırlar.

Damar Genişlemesi
Damar genişlemesinin en sık görülen belirtisi deride oluşan kızarıklıktır. Bu çoğunlukla utanma sonucu deride meydana gelen geçici bir damar genişlemesidir (özellikle yüzdeki damarlarda görülenler) ve tamamıyla zararsızdır. Adetten kesilme sırasında kadınlarda görülen ateş basmaları da geçici damar genişlemelerinin bir sonucudur. Bir atardamarın kronik olarak genişlemesine anevrizma denir.

Doğuştan olabileceği gibi, örneğin damar sertliği gibi bir hastalığın komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir anevrizmanın tehlikesi, damarın çatlayarak ciddi kanamalara yol açması olasılığıdır. Anevrizma yeterince erken tanınırsa, genişlemiş olan damar bir operasyonla değiştirilebilir.


Varis
Varisler, giderek artan basınç altında kalmaları sonucu genişlemiş olan toplardamarlardır. Karaciğer sirozu veya kapı toplardamarı (karaciğere kan götüren damar) trombozu gibi vakalarda karaciğer yoluyla atılması gereken kan atılamaz ve kan yemek borusu çevresindeki toplardamarlara yüklenir. Her an kanamaya yol açabilecek yemek borusu varisleri oluşur.

Bununla birlikte en sık görülen varisler bacaklarda oluşanlardır. Çoğu kez belirli bir nedenleri olmayıp, doğumsal bir damar çeperi zayıflığından kaynaklanırlar. Uzun süre ayakta duranlarda varis oluşma olasılığı hayli yüksektir. Gebelik sırasında veya sonrasında ya da bacakta oluşan bir trombozun komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilirler.

Toplardamar kapakları işleyemez hale gelirler. Kapakların işlevi kanın ters yönde akmasını önlemektir. Ağır varis vakalarında bacaklardaki kan akımı aksar ve bu durum bacak ülserleşmesine kadar ilerleyebilir (bacak ülseri).

Ülserin iyileşmesi için gereken kan, bölgede kan dolaşımı aksadığından buraya ulaşamaz ve ülserin iyileşmesi çok güçtür. Hafif vakalarda varisler tehlike göstermezler ancak görünüşleri çirkindir ve ağrı verebilirler. Daha da önemlisi tromboz olasılığı vardır.

Kan dolaşımına bir zarar vermemek koşulu ile varisli damarlar bir ameliyat ile alınabilirler veya bazı ilaçlar zerk edilerek büzülmeleri sağlanabilir. Basurlar (hemoroit) anüs çevresinde bir çıkıntı halinde oluşan yumuşak varislerdir.

Büzücü kasın (sfinkter) çevresindeki toplardamarların genişlemesi dışarıdan hissedilebilir (dış basurlar) ancak göden bağırsağın (rektumun) mukozasında oluşanlar dışarıdan belli olmazlar (iç basurlar). Basurlar oldukça ağrılı olurlar ve tromboz olasılığı da vardır. Zamanla mikrop kaparak enfeksiyona da yol açabilirler.

Damar Daralması
Küçük damarların daralması olağan hatta yararlı bir olgudur. Örneğin soğuk havalarda deride bulunan damarlar sıkışarak ısı kaybını önlerler.

Fazla bedensel güç harcandığı sırada, kaslara daha fazla kan gitmesini sağlamak amacıyla bağırsak damarları daralır. Ancak damarlarda doğuştan olan kronik daralmalar da vardır: Botalli kanalının (bebekte aort ile akciğer atardamarını birleştiren kanal) aort'a açıldığı yerde aort kavsinin daralması (aort koarktasyonu).

Bununla birlikte tıkanma ve daralmaların çoğu ileri yaşlarda ortaya çıkar. Damar daralmalarını andıran birçok komplikasyonları olmasına karşın tromboz ve emboliler daralmadan çok, ani bir tıkanma sonucu oluşurlar (başka bir bölümde ele alınmıştır).

Bu bölümde gerek geçici damar tıkanmaları ve gerekse damar çeperindeki değişikliklerden dolayı ortaya çıkan kademeli damar tıkanmalarından kaynaklanan damar hastalıkları konu edilmektedir. Bu tür hastalıkların tümünde hasta damarlar tarafından beslenen dokularda kansızlığa bağlı olarak ortaya çıkan iskemi belirtileri söz konusudur. Hafif vakalarda cilt mavimsi bir renk alır, soğur ve giderek uyuşma baş gösterir. Daha ağır vakalarda ağrı, hareket zorluğu ve hatta dokunun ölmesi (nekroz) olasıdır.

Çoğu kez bu belirtiler, özellikle kalbin uzağında bulunan ve kanın ulaşması için uzun zaman gereken el ve ayak parmaklarında görülür. İskemi kalpte göğüs anjini olarak kendini gösterir. Hareket sonrası ortaya çıkan belirtilere topallama belirtileri denir. Bacak kan dolaşımında bozukluk olan hastalarda görülen bu topallama belirtilerini özelliği; geçici aralıklarla gelmesidir (claudicatio intermittens).

Bir yürüyüş sırasında zaten yetersiz olan kan dolaşımının sağladığı oksijen tükenir ve hastayı durmak zorunda bırakan bir ağrı baş gösterir. Kısa bir dinlenmeden sonra ağrı kaybolur zira kan dolaşımı bu arada oksijen eksikliğini giderir. Bacakta olduğu gibi aynı belirtiler kollarda, bağırsaklarda ve kalpte de görülebilir.

Kalbi besleyen koroner damarlardaki bozukluklar ölümle sonuçlanabilir. Hastalıklı bölgede görülen ağrı krizlerine göğüs anjini, doku ölümü, kalp enfarktüsü denir. Beyin iskemisi ve körlük, felç ve baş dönmesinin eşlik ettiği ağır bir vakadır. İskemi uzun süreli olursa, beyin dokusu ölür ve bozukluklar kronikleşir.
Tedavi
Azalan bir dolaşımın klinik zararları kollateral (yan) kan damarları sayesinde iyileşebilir zira kollateral dolaşım dolambaçlı da olsa kansız kalan bölgeye kan taşır.

Bedeninin hastalığa karşı çeşitli savaşım yollan vardır, ancak her zaman iyileşme garantisi yoktur. Damar hastalıklarının gerçek nedenleri hakkında çok şey bilinmemektedir. Damar çeperini genişletmek için damar genişletici ilaçlar kullanılabilir. Sigara, soğuk ve hatta bazı ruhsal durumlar hastalığı ilerletebileceği için sakınılmalıdır.

Ağır vakalarda sempatektomi gerekebilir. Bu işlem damar çeperlerini kasılmasını sağlayan sempatik sinir ağının çıkarılmasıdır. Tedavi edilen damarın kan dolaşımını olabildiğince sürdürebilmesi için damar açık bırakılır. Cerrahi müdahale esas olarak büyük kan damarlarından birisi etkilendiğinde söz konusudur. Başlıca damar cerrahisi operasyonları damar transplantasyonu (ölmüş bir insanın veya bizzat hastanın başka bir toplardamarı kullanılabilir) ve yapay tüp takılmasıdır.

Damar Sertliği
Damar sertliği (ârteryoskleroz) en önemlisi ateroskleroz olan birçok hastalığın genel adıdır. Damar sertliğinde damar çeperlerinin iç yüzünde yağlar (lipit) birikir. Giderek damar çeperinde oluşan bir yağ ve bağ dokusu (aterom) damarın daralmasına ve esnekliğini yitirmesine yol açar. Damar çeperi zayıflayarak bazen çatlamalara neden olan anevrizmaya neden olabilir.

Ayrıca tromboz tehlikesi de söz konusudur. Gençlerde de görülmekle birlikte damar sertliği esas olarak yaşlılığın bir belirtisi olarak ortaya çıkar. Adetten kesilmemiş kadınlarda daha ender görülür. Aslında damar sertliğine neden olan etkenler tam olarak bilinmemektedir.

Ancak hastalığın ileri döneminde oluştuğu bilinen bir olgu, kanda bulunan yağların damar çeperine girerek orada birikinti yaptığıdır. Özellikle yağ yoğunluğunun doğal olarak fazla olduğu bölgelerde bu süreç yüksek tansiyonla daha da çabuklaşır. Bir başka teori de hastalığın ilk olarak trombositlerin damar çeperinde pıhtılaşması ile başladığını ve doymuş yağ asitlerinin de bu gelişim körüklediğini ileri sürer.

Fazla kilolar, yetersiz egzersiz ve yüksek yağ miktarı, damar sertliğine ortam hazırlayan etkenlerdir. Hayvansal yağlar içermeyen bir perhiz damar sertliğinin önlenmesinde yararlıdır. Hayvansal yağlarda çok miktarda doymuş yağ asidi bulunur ve bunlar kandaki kolesterol düzeyini yükseltirler.

Damar sertliği ve kandaki kolesterol düzeyi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bitkisel yağlar daha az doymuş yağ asidi içermekle birlikte kolesterol düzeyinin yükselmesine yol açmayan doymamış yağ asitlerinden zengindirler. Kandaki lipit düzeyini düşüren bazı ilaçlar vardır.

Diğer Hastalıklar
Burger hastalığı (tromboanjitis obliterans) damar sertliğine benzeyen bir hastalıktır. Daha ziyade erkeklerde görülür ve öncelikle bacakları etkiler. Sigara, hastalığın ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Soğuk havalarda kol ve bacaklarda geçici damar daralmaları olur ve el ve ayaklarda mayasıl baş gösterir. Bu hastalığa bazı insanların daha sık yakalanmasının nedeni henüz bilinmemektedir. Raynaud hastalığı da kan damarlarının geçici olarak daralmalarının sonucu ortaya çıkar. Kadınlarda daha sık olmak üzere, özellikle parmaklarda görülür. Esas nedeni damar çeperi kaslarının spazmıdır.


Paroksismal Taşikardi : Genellikle tedavi gerekmez ve hastayı tek rahatsız eden, nöbet sırasında solunum darlığıyla, göğüs ve boyundaki rahatsızlık duygusudur. Ancak çocuklarda pek rastlan­mamasına rağmen, görüldüğünde hemen tedavi gerektirir.
Kalp kasının herhangi bir bölgesi, komşu dokuya yayılabilen ve kalbin daha süratli atmasına neden olabilen ritmik uyarı­ları başlatmak yeteneğmdedir. Bazen bu tür uyanlar, nöbet ha­linde başlayıp biten ve normalin iki misli sayısında olan çarpın­tılara yol açabilir; bu durum paroksismal taşikardi adını alır. Va­kaların çoğunda herhangi bir kalp hastalığı yoktur, fakat hastalı­ğa bağlı taşikardiden dikkatle ayırt etmek gerekir. Bazı vakalar­da, bu durumun ailede varlığı saptanabilir.

Merdivenlerden çıkarken kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor. Özellikle uzun bir günün sonunda veya çok çay-kahve tükettiğiniz günler bu sorun kendini iyice belli ediyor. O halde sizde kalbin atım sayısının 100`ün üstünde olması sorunu ya da bilimsel adıyla "taşikardi" olabilir. Oysa sağlıklı bir yetişkinin kalbinin bir dakikada atma sayısı 60 ila 100 arasındadır. Taşikardi görülen kişilerin kalp krizi geçirme oranı normal insanlara göre çok daha yüksektir. Başlıca nedenleri arasında sigara, alkol, kafein kullanımı, uykusuzluk veya stres gösterilmektedir. Taşikardi, herhangi bir hastalığa veya sebebe bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi, doğrudan sadece kalple ilgili olarak da ortaya çıkabilir.  Vücudun kan ve oksijen gereksiniminin arttığı egzersiz durumunda kalp normal olarak hızlanır ve fizyolojik bir taşikardi meydana gelir. Hatta vücutta, yine kan ve oksijen gereksinimini arttıran korku, kansızlık, ateş (Ateşin 1°C artması, kalbin dakikadaki hızını 20 artırır), tiroid bezinin aşırı çalışması gibi hastalıklar nedeni ile de taşikardi oluşur
Taşikardisi olan kişiler genellikle çarpıntıdan da şikayet ederler. Yani her taşikardiye çarpıntı, her çarpıntıya taşikardi eşlik etmeyebilir. Bazan, kalbin anormal atımları, terleme hissi veya çarpıntı şeklinde tarif edilebilir. Bir de doğrudan kalple ilgili olarak ortaya çıkan taşikardiler vardır ki, bunlar genellikle kalp hastalıklarıyla ilgilidirler (damar sertliğine bağlı koroner yetersizlikleri, kalp yetersizlikleri, kalp iltihapları ve sebebi bulunmayan haller). Taşikardi 30 saniyeden uzun sürüyorsa kendiliğinden düzelse bile "sürekli taşikardi", 30 saniyeden kısa sürüyorsa ve arada normale dönüyorsa -sık sık tekrarlasa bile- "süreksiz taşikardi" olarak isimlendirilir. Ritm bozukluğunun hayati tehdit etmesi açısından bir göstergedir.

Kalp hızıyla ritim bozukluğunun bir ilişkisi var mıdır?

 

Kalp hızı, kalbin dakikadaki atım sayısıdır. Normal bir kalp hızı dakika 60-100 arasındadır. Aritmi ve anormal kalp hızı birlikte meydana gelmek zorunda değildir. Aritmiler, normal, yavaş (bradiaritmiler; dakikada 60 atımdan az) veya hızlı (takiaritmiler; dakikada 100 atıştan fazla) kalp hızıyla birlikte meydana gelebilir. Aritmideki nabzın kendi içinde bir düzeni olabileceği gibi (1 normal 1 ekstra atım veya 2 normal 1 ekstra atım gibi) tamamen düzensiz de olabilir (örnek: atrial fibrilasyon).

 

Aritmi’nin nedeni nedir?

 

    *

 

      Koroner arter hastalığı (kalp damar hastalığı),

    *

 

      Kandaki elektrolit dengesizlikleri (sodyum ve potasyum gibi),

    *

 

      Kalp kasındaki değişiklikler,

    *

 

      Kalp krizi sonrasında oluşan hasarlar,

    *

 

      Kalp ameliyatından sonraki iyileşme süreci.

 

Düzensiz kalp ritimleri, normal ve sağlıklı kalplerde de görülebilir.

 

Aritmi çeşitleri nelerdir?

 

Atrial Prematür (erken) Atımlar (APA, APS, APC, SVE): Bunlar kulakçıklarda zamanından önce oluşan ekstra atışlardır. Zararsızlardır ve çoğunlukla tedavi gerektirmezler. Ancak sık olursa atrial fibrilasyon denen başka bir ritim bozukluğunun habercisi olabilir.

 

Atrial prematür (erken) atımlar (Okla gösterilenler).

 

Ventriküler Prematür (erken) Atımlar (VPA, VPS, VE, PVC): Bunlar en yaygın aritmiler arasındadır ve kalp rahatsızlığı olan ya da olmayan bir çok insanda görülebilir. Bazı insanlarda stres, fazla kafein ya da nikotin ya da fazla egzersize bağlı olarak görülebilir. Fakat bazen VPS'ler kalp rahatsızlığı veya elektrolit dengesizliğe bağlı olarak ortaya çıkabilir. Sık VPS'si ve/veya buna bağlı semptomları olan insanlar bir kalp doktoru tarafından incelenmelidirler. Yine de bir çok insanda VPS'ler genellikle zararsızlardır ve tedaviye çok nadir ihtiyaç duyulur.

 

Ventriküler prematür (erken) atımlar (Okla gösterilenler). En sık görülen aritmi tipi, hemen hemen hepimizde değişen sıklıkta bulunur.

 

Atrial Fibrilasyon (AF): AF (Bkz. atrial fibrilasyon); kulakçıkların normal olmayan bir şekilde kasılmasına neden olan, çok yaygın görülen düzensiz bir kalp ritmidir. En önemli ve korkulan yan etkisi kalp içinde pıhtı oluşmasına zemin hazırlaması ve bu pıhtıların yerinden kopup vücudun değişik yerlerine (özellikle beyine) gidip ciddi problemlere yol açmasıdır. Atrial fibrilasyon sağlıklı insanlarda da nadiren görülebilmekle birlikte özellikle bazı durumlarda sık görülür:

 

    *

 

      Kalp damar hastalığı

    *

 

      Tiroid bezinin aşırı çalışması (zehirli guatr: tirotoksikoz),

    *

 

      Hipertansiyon

    *

 

      Kalp kapak hastalıkları (özellikle mitral darlığı)

    *

 

      Kalp yetmezliği

 

Yaş ilerledikçe atrial fibrilasyon görülme sıklığı artar.

 

Atrial Fibrilasyon: Çoğunlukla bir organik kalp hastalığı sonucu olan ve yaşla sıklığı artan bir aritmi. EKG'de dalgaların düzenli olmadığı görülür, bununla paralel olarak nabız da düzensizdir. En büyük yan etkisi, kalpte pıhtı oluşumuna zemin hazırlamasıdır.

 

Atrial flutter: Kulakçıklarda bir ya da daha fazla hızlı dolaşımdan kaynaklanan bir aritmidir. Atrial çarpıntı genelde atrial fibrilasyondan daha organize ve daha düzenlidir. Bu aritmi daha çok kalp rahatsızlığı olan insanlarda ameliyattan sonraki bir hafta içerisinde görülür. Çoğunlukla atrial fibrilasyona dönüşür.

 

Paroksismal supraventriküler takikardi (PSVT): Karıncıkların üst bölümünden başlayan genellikle hızı dakikada 150-200 arasında, düzenli bir aritmidir. PSVT aniden başlar ve birden sona erer. Toplumda nadir olmayarak görülür.

 

İki temel çeşidi vardır: Aksesuar yola bağlı olan ve AV nodal reentran takikardiler.

 

    Aksesuar yola bağlı takikardiler: Kulakçıklar ve karıncıklar arasında, normalde olmaması gereken kestirme bir yoldan dolayı oluşur. Uyarılar normal iletim yollarının yanısıra ekstra yollardan da geçerler; bu da uyarıların kalbin içinde çok hızlı bir şekilde iletilerek kalbin alışılmadık şekilde hızlı atmasına sebep olur.

 

    AV nodal reentran taşikardiler: AV düğümden geçen birden çok yol olmasına bağlı olarak hızlı kalp ritmi. Kalp çarpıntısına, bayılmaya veya kalp yetmezliğine sebep olabilir. Bir çok durumda ilaçlar pacemaker (kalp pili) veya sağlık personeli tarafından yaptırılan basit bir manevra ile sonlandırılabilirler.

 

Ventriküler Takikardi (VT): Ciddi bir aritmidir. Karıncıklardan kaynaklanır. Bu hızlı ritim, kalbin yeterince kanla dolmasını engeller, böylelikle vücuda daha az kan pompalanır. Kalp rahatsızlığı olan insanlarda sonuçları çok ciddi olabilir ve yanında kanın yeteri kadar pompalanmamasına bağlı şikayetler (baş dönmesi, göz kararması vb) gözlenebilir. Zamanında tanınmalı ve müdahale edilmelidir.

 

Ventriküler Fibrilasyon: Karıncıklardan kaynaklanan tamamen düzensiz yetersiz kasılmalardan oluşan ölümcül bir ritim bozukluğudur. Karıncıklar kas seyirmesi gibi titrer ve etkili bir kasılma oluşturamaz ve vücuda kan pompalayamazlar. Hastaya kardiyopulmoner (kalp akciğer) canlandırma ve defibrilasyon (elektroşok) yapılmalıdır.

 

Ventriküler Fibrilasyon: Ölümcül aritmi. Kalpte etkili bir kasılma olmaz, ancak kas seyirmesi gibi seyirme olur. EKG' de düzenli dalgalar yerine kaotik, bir düzeni olmayan dalgalar vardır. Zamanında müdahale edilmediği takdirde ölümle sonlanır. Müdahale, elektrik şoku uygulanarak (defibrilasyon) yapılır.

 

Uzun QT sendromu: QT aralığı elektrokardiyogram (EKG) üzerinde belirlenir. QT aralığı normalden uzun olduğunda ventriküler takikardinin ölümcül olabilecek bir çeşidi olan "torsades des pointes" riskini artırır. Uzun QT sendromu gençlerde ölüme yol açabilen kalıtsal bir durumdur. Antiaritmik ilaçlarla, pacemaker, elektriksel kardiyoversiyon (elektroşok), defibrilasyon veya ICD’ler ile (implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör) veya ablasyon tedavisiyle tedavi edilebilir.

 

Bradiaritmiler: Bunlar kalbin elektriksel iletim sistemindeki bir rahatsızlıktan kaynaklanabilecek yavaş kalp ritimleridir. Kalpte uyarı çıkaran merkez olan sinüs düğümü hastalıkları ve iletimi engelleyebilen kalp blokları başlıca nedenlerdir.

 

Sinüs düğümü hastalıkları: Hasta sinüs sendromu: Burada sinüs düğümü yeteri kadar uyarı çıkaramaz. Atım hızı azalır. Bayılma oluşturacak düzeylerde yavaşlama olursa kalp pili (pacemaker) takılır.

 

Kalp blokları: Elektriksel uyarının sinüs düğümünde oluşup kulakçıklara, daha sonra karıncıklara ve en son kalp hücrelerine gidiş yolu boyunca, yolun herhangi bir bölgesinde gecikmesi ya da tamamen bloke olması. Kalp düzensiz ve genellikle daha yavaş atar. Durum ciddiyse kalp pili (pacemaker) ile tedavi edilir.

 

Aritmilerde ne gibi şikayetler olur?

 

Aritmiler sessiz ve şikayetsiz olabilir. Doktor muayene sırasında kalbinizi dinleyip, nabzınızı kontrol ederek veya elektrokardiyogram (EKG) sayesinde düzensiz kalp atışını tespit edebilir.Bazen ise değişen derecelerde şikayetler olabilir:

      Çarpıntı (kuş kanat çırpıyormuş gibi, motor tekliyormuş gibi tarif edilebilir),

      Göğüste veya boyunda vuruntu hissi,

      Bayılma.

      Nefes darlığı,

      Göğüste rahatsızlık hissi,

      Güçsüz veya yorgun hissetmek.

 

Aritmiler nasıl teşhis edilir?
Aritmileri ve nedenlerini teşhis etmek için yapılan testler şunlardır:

Elektrokardiyogram (EKG)

      Ritim Holter, Event Recorder

      Efor Testi

      Ekokardiyogram

      Kardiyak kateterizasyon

      Elektrofizyolojik çalışma (EPS)

 

Bazı aritmilerde tedaviye gerek olmaz.

Aritmilerde ne gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapılmalıdır?

          Düzensiz kalp ritmi belli aktiviteler sırasında ortaya çıkıyorsa bunları yapmaktan kaçınmak gerekir,

          Sigara bırakılmalı,

          Alkol tüketimi sınırlandırılmalı,

          Kafein kullanımı sınırlandırmalı ya da bırakılmalı (Bazı insanlar kafeine duyarlıdır ve çay,kahve, kola gibi kafeinli ürünler kullanırken daha fazla şikayet ortaya çıkabilir.)

        Nezle ve öksürük ilaçlarından uzak durulmalıdır.

 

 



Diğer Hastalıklar - Tıkla

 

  0 542 252 70 62
  0 532 402 77 44

0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
    

0 532 790 41 90  Şikayetleriniz
0 532 402 77 66  Yurt Dışı Kargo Yetkilisi
0 535 433 27 62 Yurt İçi Kargo Yetkilisi



 

Kalbin Hızlı Atması Yazıları Bilgi Amaçlıdır. Kalbin Hızlı Atması Bilgileri İlaç ve Doktor Yerine Tedavi Etmez.