|
Laminar
Akış:
Kanın normal damarlar içerisindeki akış bilgileri, kişinin
aktivitesi, damarların
anatomik yerleşimi ve kalp atım hızı ile değişen son derece
karmaşıktır ve
değişkenlik özelliği gösterir (Hedrick ve ark., 1995).
Laminar akış biçimi hemen hemen tüm sıvılar için düşük
hızlarda iken gözlenen
bir akış rejimidir. Bu tip akış rejiminde akışın meydana
geldiği sınırlar içindeki
parçacıkların hızlarını teorik olarak belirlemek mümkündür.
Akışın meydana geldiği sıvı için; Reynold sayısı (Re veya
NR) aşağıdaki
denklem ile verilir:
Re = (VDρ)/η (1) V (cm/s) kanın hızı, ρ g/cm3 kanın
yoğunluğu, D (cm) damar çapı, η (poise 0,03-0,04) kanın
viskozitesini gösterir. Viskozite sıvının şekil değişimine
karşı gösterdiği direnme yeteneği (Hedrick ve ark., 1995)
ölçütü olarak fiziksel bir parametre şeklinde karşımıza
çıkar. Akışa olan direnç, kanın viskozitesi ve damar çapına
bağlıdır. Kanın viskozitesinden kaynaklanan sürtünme
kuvvetleri damar sıvı akısı içerisindeki hızlarda değişimler
üretir. Bu yüzden kan hareket hızı damar sıvı akısı içinde
her yerde aynı ve üniform değildir.
Denklem (1) ile hesaplanacak olan Reynolds sayısı Re<2000
ise kan akışı,
viskoz kuvvetler tarafından katmanlar arasında dağılacak
şekilde zorlanır (Hedrick ve ark., 1995).
Görüldüğü gibi akış rejimi tipi (1) denklemi ile damar
çapına ve sıvının
viskozitesine daha çok bağlıdır. Bir sıvı, uzunca ve düz bir
silindir tüp boyunca sükunette hareketini sürdürüyorsa, bu
tüp içinde eşmerkezli sıvı akış katmanları meydana gelir.
Her katman, tüpün çeperinden sabit ve uygun uzaklıktadır.
Ayrıca komşu katmanlarla karışmaz. Katmanlar arasındaki
sürtünme de hızlarının farklı ölçülerde olmasına neden olur,
dolayısıyla her katmanın hızı aynı değildir ve çepere olan
uzaklık arttıkça artan bir eğilim gösterir. Katmanlar
içerisindeki bu akış hızı dağılımına laminar (düzenli) akış
adı verilir. Kan düz ve pürüzsüz damarlarda laminar akış
özelliği gösterir (Hedrick ve ark., 1995).
Kan ile damar çeperi arasındaki viskoz sürtünme damar çeperi
civarında akışınen düşük, damar merkezinde ise en yüksek
hızlarda olmasına neden olur. de laminar akışın damar
çeperine olan uzaklıkla nasıl şekillendiği görülmektedir.
Eğer çepere olan uzaklıkla hız dağılımı arasında karesel
bağıntı mevcutsa hız profili parabolik olarak adlandırılır.
Parabolik akış profili için damar sıvı akısındaki ortalama
hız, maksimum hızın yarısıdır (Hedrick ve ark., 1995).
Yüksek tansiyon damarlarda seyreden kanın damar duvarlarına
fazla basınç yapması durumudur. Kanın, yol aldığı damar
boşluğunda birikerek damar duvarlarına basınç yapmasıyla
oluşan yüksek tansiyon her zaman kendisini net ve açık bir
şekilde ifade etmez. Zira çoğumuz yüksek tansiyon belli
düzeyleri aşmadıkça onu fark etmez. Kalp normal şartlar
altında iç boşluklarında bulunan kanı kasılarak damarlara
pompalar. Kasılma anında damarlara fırlatılan bu kanın
damarlara uyguladığı basınç, pompalamanın neden olduğu itme
etkisinden dolayı fazladır.
Bu basınca yada tansiyona yüksek tansiyon adı verilir.
Damarlarda kalp tarafından pompalanan ve belli bir basınçla
gerektiği organ doku ve hücrelere ulaşan kanın sonradan
kullanılmayan kısmı geriye çekilerek tekrar kalp
boşluklarının içine dolmaya başlar. Bu geri çekilme
esnasında kanın damarlara yapacağı basınç doğal olarak daha
düşük bir basınçtır. Buda küçük tansiyon yada diastolik
tansiyon olarak adlandırılır.
Yani kanın
kalbin kasılmasıyla pompalanarak damarlara fırlatıldığı anda
oluşan kan basıncı sistolik yada büyük tansiyon, kanın
hücrelere ulaştıktan ve kullanıldıktan sonra arta kalan
kısmının geriye çekilerek tekrar kalp boşluklarına dolmaya
başladığı andaki basınç ise diastolik yada küçük kan basıncı
olarak adlandırılır.
Normal tansiyon 12/8 yani büyük(sistolik) tansiyon 12 ve
küçük yani diastolik tansiyon ise 8'dir. Ne zaman ki bu
rakamlar 13/9 ve üzerine çıkar o zaman hiper tansiyon veya
yüksek tansiyon dediğimiz rahatsızlık ortaya çıkar.
Yüksek tansiyon'un en önemli nedeni gene, oksidasyonun neden
olduğu toksik iltihap yapıcı radikallerdir. Oksidasyon'un
strese, yanlış yaşam stiline ve yanlış beslenmeye bağlı
olarak veya genetik nedenlerle aşırı düzeyde şekillenmesiyle
fazla miktarda toksik radikal ortaya çıkar. Bu toksik
radikallerin fazlası damar duvarlarının iç yüzeyine
yapışarak bu yüzeylerde birikir ve damar çeperini adeta
çamaşır makinalarının iç cidarlarındaki kireçlenmeye benzer
şekilde daraltır.
Çeperi, iç
cidarı daralmış olan damar boşluğunda kanın eskiden olduğu
üzere daha rahat şekilde ilerlemesi mümkün olmaz. Bu nedenle
kan akımı yavaşlayarak damarda birikmeye başlar.
Bu şekilde
basıncı artan kanın damar yüzeyine yaptığı basıncının
artması ile yüksek tansiyon oluşur. O halde çözüm açık ve
nettir. Oksidasyonun fazla oluşmasını engellemek,
oksidasyonu kontrol altına alacak önlemleri uygulamak,
oksidasyon sonrasında oluşan toksik radikallerin vücutta
birikmesini engellemek, onları vücut dışına atarak zararlı
etkilerinden dolaşımı korumak gerekir.
Oksidasyonu baskılamanın ve sonrasında oluşan toksik
radikalleri damar çeperlerinde birikmesiz vücut dışına
atmanın en etkili yolu ya doğal yollarla antioksidantı bol
gıda maddelerini tüketmek yada antioksidant tablet
kullanmaktır. Şayet doğal beslenme olanaklarınız kısıtlı ise
her zaman taze meyve ve sebze tüketme olanaklarına sahip
değilseniz antioksidant tablet kullanmaya yönelin. Şayet
doğal beslenme koşullarınız elverişli ise o zaman tabletleri
tercih etmeyin.
Zira diğer
kısımlarda da sıkça değindiğim üzere antioksidant maddeler
birbirleri ile ve başka maddelerle birlikte iken
birbirlerinin etkilerini artırarak vücut için çok daha
etkili, çok daha yararlı hale gelir. Buna karşılık izole ve
saf halde kullanıldıklarında aynı etki ve başarı beklenemez.
Taze meyve ve yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda
antioksidant C ve B vitaminleri içerdiğinden
antioksidantları bol miktarda almak için gene en sağlıklı
beslenme şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yüksek tansiyon'un kontrol altına alınmasında bir diğer
koruyucu önlemimiz ve tedavi yöntemimiz bol miktarda omega 3
yağlarını tüketmektir. Yukarıda söylediğimin aksine, omega 3
yağları tek başına tablet olarak yani saf ve izole halde
alırsanız etkisinden bir şey kaybetmez. Yani mutlaka bu
yağları doğal beslenme yoluyla almanız şeklinde bir
zorunluluk yoktur. Hatta gizli yüksek tansiyonunuz varsa
yada gerçekten dikkate değer yüksek tansiyon, bu durumda
şayet bir başka kan sulandırıcıda kullanmıyorsanız omega 3
tabletten her gün 2-3 adet almanız oldukça yararlı
olacaktır.
Omega 3
yağların yüksek tansiyonu engelleyici ve tedavi edici
etkileri iki şekilde olur. Birinci etki şekilleri doğrudan
bu yağların damar çeperlerine olan genişletici etkisidir.
Damar çeperlerinin omega 3 yağlarla genişlemesi sonrasında
kan daha rahat damarlarda akma fırsatı bulur. Bu sayede
kanın damar çeperlerine yaptığı basınç ta azalalır.
Omega
yağların hipertansiyona karşı koruyucu ikinci etkileri ise
oksidasyon'u baskılayıcı etkileridir. Oksidasyon'u
baskılayan ve toksik radikal oluşumunu azaltan prostoglandin
E1 adlı yararlı hormonların üretimini artırmak ve tersine
oksidasyonu ve zararlı toksik radikal oluşumunu artıran
prostoglandin E 2 hormonlarının üretimini de baskılayarak
toksik radikallerin damar iç çeperlerinde birikmesini
engellerler. Böylelikle damar daralmasını yani
atherosklerosis durumunu ortadan kaldırır ve yüksek
tansiyon'u tedavi etmiş olurlar. Ancak omega 3 yağlar
hakkında bir noktayı belirtirsem bu kafanızı hayli
karıştıracaktır. Gene de bunu bilmek ve omega 3 yağları ona
göre tüketmek zorundasınız. Her ne kadar bu çok yararlı
yağlar oksidasyonu baskılıyor ve toksik radikal üretimini
baskılıyorsa da maalesef bu yağlarla ilgili kısımda da
belirttiğim üzere kendileri parçalanarak toksik radikal'e
dönüşebiliyor.
İşte bu
gizli ve hassas noktayı bertaraf etmek ve omega 3 yağların
toksik radikal'lere dönüşmeksizin sadece antioksidant olarak
etkimelerini sağlamak amacıyla omega 3 tabletleri
beraberinde E vitamin tableti veya herhangi bir antioksidant
tabletle birlikte alın. Tablet değil de doğal yollarla omega
3 aldığınızı varsayalım. Yani haftada en az dört kez yağlı
balık eti tüketiyorsunuz. Şayet sadece yağlı balık eti
tüketiyorsanız yanlış. Yağlı balık etini yeşillikle veya
hemen takibinde taze meyve ile tüketmek zorundasınız. Aksi
takdirde omega 3 yağların mucizevi yararlı etkileri yerine
zararları ile karşı karşıya kalabilirsiniz.
Önemli!!!
Omega 3 yağları yani DHA ve EPA adlı eikosonoidleri tablet
yada doğal beslenme yoluyla alırken sakın beraberinde
antioksidant kullanmayı ihmal etmeyin. Aksi tadirde yararlı
ve antioksidant olarak bildiğiniz bu yağlar tersine oksidant
olarak size zarar verebilecektir. O halde sağlıklı bir yaşam
ve yüksek tansiyondan korunmada;
Omega 3+antioksidant
Yüksek tansiyon her zaman kendisini açık ve net olarak belli
etmez. Şayet 14/9'un üzerine çıkarsa mide bulantısı, baş
dönmesi, yorgunluk, baş ağrısı, kalp çarpıntısı ve halsizlik
şeklinde birey yüksek tansiyonu olduğunu anlayabilir. Ancal
14/9'un altında yani 13/9 veya 13/8 olduğunda gene yüksek
tansiyon olmasına karşılık birey, baş dönmesi, bulantı,
çarpıntı gibi bir rahatsızlık hissetmediğinden daha doğrusu
vücut bunu kaldırabildiğinden ve herhangi bir arazla buna
cevap vermediğinden fark etmeksizin bu yüksek tansiyonla
yaşamaya devam eder.
Bu nedenle
hiç olmazsa iki ayda bir yapılan tansiyon ölçümleriyle birey
yüksek tansiyon'u olup olmadığını belirlemelidir. Özellikle
bu tür ölçümler gizli hipertansiyon'u haber vermesi
açısından son derece gereklidir.
Hipertansiyon'un önlenmesindeki başlıca korunma mekanizmanız
damar sertliğinizin giderilmesi olacaktır. Yukarıda da
değindiğim üzere oksidasyon'un zararlı iltihap yapıcı toksik
radikalleri damar iç çeperinde birikerek damarın çapını
daraltır. Damarların iç yüzeyinde birikerek damar çeperinin
daralmasına yani damar sertliği(atherosklerosis)e neden olan
sadece oksidasyon'un zararlı maddeleri değildir.
Ayrıca
kemik gelişimi ve dayanıklığı için son derece yararlı bir
madde olan kalsiyum da fazla alındığı takdirde damarların iç
yüzeyinde birikerek damar daralmasına ve buna bağlı olarak
ta yüksek tansiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle kemik
sağlığımız için gerekli olan kalsiyum'u bol miktarda almaya
dikkat edeceğiz. Özellikle kırklı yaşlardan sonra 133-1500
mg arasındaki bol kalsiyum alımı kemik erimesini geciktirmek
açısından son derece yararlı olacaktır.
Ancak az
önce de ifade ettiğim üzere bu bol miktarlar kesinlikle
abartılmamalıdır. Yani kırklı yaşların üzerinde kemik
erimesi riski artıyor diyerek 1500 mg'ın üzerinde kalsiyum
alımı belki kemik erimesini engellerken diğer tarafta damar
daralması ve damar sertliğine neden olarak yüksek tansiyona
neden olmaktadır. Ayrıca kalsiyum'un abartılı şekilde çok
fazla alımı zaten kalp kasında fazla çarpıntıya halk
arasında da bilinen tabiriyle taşikardia'ya neden olur.
Kalsiyum
gibi sağlığımız açısından son derece yararlı olan C
vitaminin de abartıya varan fazla alımları aynı şekilde
olumlu etkisi yerine damar daralması ve sertliğine neden
olarak yüksek tansiyon'a yol açabilmektedir. Ancak burada
çok hassas bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Kalsiyum ve C vitamininin her ikisi de vücut için gerçekten
vazgeçilmez son derece yararlı fonksiyonlara sahipken hem
yetersizliği hem de çok fazla alınmaları vücuda yararları
yerine zararlarını getirmektedir.
C
vitamininin normal miktarlarda yani 75-80 mg/gün bilemediniz
200-500 mg/gün alımları damar sertliği ve yüksek tansiyon
başta olmak üzere soğuk algınlığı, bağışıklık sisteminin
çökmesi şeklindeki rahatsızlıkları gidermektedir. Buna
karşılık 1- 2 gram gibi abartılı miktarlarının aylarca ve
yıllarca tatbik edilmesi, tersine damar daralması ve yüksek
tansiyona neden olabilmektedir. Bu nedenle damar daralmasına
karşı C vitamini diyoruz. Ancak en fazla 500 mg/gün
miktarının hem damar sertliği ve yüksek tansiyon'a karşı
korunmada hem de C vitamininin kemik sağlığını, bağışıklık
sistemini güçlendirici diğer yararlı etkilerini sağlamada
yeterli olacağını bilmeliyiz.
C vitamini -----------> damar sertliği ve yüksek tansiyon
için günde en fazla 500 mg
Günde 500 mg'dan fazla C vitamininin uzun süreler boyunca
alınması tersine
C vitamininin damar iç yüzeyinde birikmesi ----> Damar
sertliği(Atherosklerosis)
Yüksek Tansiyon
Aynı şekilde fazla miktarların alımına abartılı şekilde
kaçmaksızın kalsiyum alımı da normal sınırlar içinde olmak
kaydı ile damar çeperini genişletmek ve damara elastikiyet
kazandırmak suretiyle damar sertliğini ve yüksek tansiyonu
gidererek son derece olumlu etkide bulunur. Ancak bu
abartılı olmayan kalsiyum miktarı günde 800-1000 mg'dır.
Kırklı yaşların üzerindeyseniz kemik erimesi riskini de
hesaba katarak bu miktarı 1300-1500 mg yapabilirsiniz. Ancak
bu miktarların üzeri kemik erimesine karşı koruyucu etki
yaparken diğer taraftan damar sertliği ve yüksek tansiyon'a
neden olacaktır. Bu önemli noktaları sakın unutmayın!
Kalsiyum --------> Günde 800-1500 mg alınması
Damar sertliği ve yüksek tansiyon'un önlenmesi
Kemik erimesine karşı koruyucu etki
Kalsiyum -----> Günde 1500 ve 2000 miktarların üzerinde
alımı
Damar sertliği ve yüksek tansiyon
Selenyum: Özellikle yüksek tansiyon'u olan bayanlarda
selenyum'un yüksek tansiyon'u giderici etkisi oldukça
fazladır. Hatırlayacağınız üzere selenyum antioksidant
olarak etkiyip oksidasyon sonunda oluşan zararlı toksik
radikalleri vücut dışına atarak damar yüzeyinde birikmesini
engellemek suretiyle yüksek tansiyon'u giderir.
Coenyme Q10(Koenzim Q10): Günde her bir 50 mg iki adet
tablet yüksek tansiyon'un giderilmesinde yeterlidir.
Magnezyum: Tek başına tablet olarak ta alabilirsiniz yada
kendisinin içinde bulunduğu bir mineral kompleks halinde de
bu minerali alabilirsiniz. Magnezyum'un içinde yer aldığı
vitamin-mineral kompleks tabletleri kullandığınız takdirde
magnezyum dışındaki başka mineral ve vitaminlerden de
yaralanma imkanı bulacağınızdan şahsen mineral ve vitamin
kompleksleri ile bu minerali alma yolunu öneririm. Günde 350
mg alımı yüksek tansiyon'un giderilmesinde yeterlidir.
Arginine: Bir amino asit (proteinin yapı taşı) olup günde 2
gram alınması kan basıncını düşürerek yüksek tansiyon'a
karşı korur.
Omega 3 yağlar: Antioksidant olarak toksik radikallerin
damar iç yüzeyinde birikmesini engelleyerek yüksek
tansiyon'un giderilmesinde oldukça etkilidir. Bu yağların
sadece damar sertliği ve yüksek tansiyon'u giderici etkisi
olmadığını bunun yanında Alzheimer, Parkinson, stres ve
depresyon, osteoporosis, kanser, rufle, iltihaplanma gibi
pek çok hastalığa karşı tedavi edici ve koruyucu etkisi
olduğunu belirtirsek omega 3 yağların sağlığımız açısından
ne denli yararlı ve vazgeçilmez olduğunu da belirtmiş
oluruz. Günde 2-3 tablet alınması damar sertliği ve yüksek
tansiyon'un giderilmesi için son derece yararlıdır.
Ancak gerek C vitamini ve kalsiyum, gerekse de Omega 3
yağlar, koenzim Q10 ve Selenyum'la arginin ve magnezyum
bunların hepsi bir paket programdır. Yani hepsini bir arada
her gün gıda veya tablet halinde birlikte vücuda aldığınız
takdirde damar sertliğine karşı etkili bir tedavi uygulamış
olursunuz. Ancak bu şekilde yüksek tansiyon'u daha rahat bir
şekilde kontrol altına almış olursunuz. Sadece bunlarda
yetmez. Diğer taraftan aşağıdaki faktörleri elemek,
hayatınızdan çıkarmak zorundasınız.
· Fazla yağlı özelliklede hayvansal yağlı gıdalar.
· Alkol
· Stres
· Sigara
· İnaktif, spordan uzak yaşam
· Fast food
· Çok fazla kalsiyum ve C vitamini alımı
· Omega 3, balık ve su ürünleri, sebze ve meyve yönünden
fakir beslenme.
Yüksek tansiyon'u kontrol altında tutmak için mutfağınızda
bol miktarda bulundurulması ve tüketilmesi gerekli gıda
maddeleri;
Taze meyveler;
Kavun
Karpuz
Şeftali
Kiraz
Portakal
Kivi
Mandalina
Greyfurt
Limon
Ananas
Böğürtlen
Çilek
Kayısı
Üzüm
Muz(potasyum yönünden zengindir ki bu mineral de yüksek
tansiyon'un giderilmesinde oldukça etkilidir)
Somon
Ton
Uskumru
Palamut
Hamsi
Levrek
Lüfer
Çinekop
Uskumru
Omega 3 tablet(başka kan sulandırıcı kullanılmıyorsa)
Sardalya
Mercimek
Soya fasulyesi(soya fasulyesi ve tüm diğer soyalı
ürünlerdeki soya proteinleri damar sertliğini giderici ve
yüksek tansiyon'u kontrol altına alıcı etkiye sahiptir.
Unutmayın. Soya proteinleri kolesterol'ü düşüren, kalp ve
dolaşım sistemi için son derece yararlı olan bitkisel
proteinlerdir. Yani sadece içerdiği östrojen'lerle
menapoz'un kontrol altına alınmasında ve içerdiği
kalsiyum'la kemik erimesinin kontrol altına alınmasında
etkili olmakla kalmayıp ayrıca damar sertliğini gidererek
yüksek tansiyonu da önleyici etkiye sahiptir).
Sarımsak
Soğan
Yeşil biber İsoflavon'lar: Damarları genişleterek doğrudan
Zencefil tansiyonu düşürücü etkide bulunurlar. Bu yüzden
yüksek tansiyonun kontrol altına alınmasında son
Kişniş derece etili ve yararlıdır.
Keten tohumu
Tarçın
Bakla
Bezelye
Nohut
Kepek unu(öğünler arasında alınacak)
Havuç(içerdiği A vitamini tansiyonu düşüren bir vitamindir)
Salatalık
Ispanak
Domates
Az yağlı süt ürünleri
Ekstra zeytinyağı
Patates
Yeşil yapraklı tüm sebzeler
Enginar
Kereviz (özellikle enginar ve kereviz bir numaralı kalp ve
damar dostudur. Hem kolesterol'ün hem de tansiyon'un
düşürülmesinde oldukça etkilidir.)
Brokoli
Brüksel lahanası
Kepekli ekmek
Damar Hastalıkları
İç yüzeyde biriken maddelerden dolayı atardamar çapının
küçülmesi sonucu ortaya çıkan damar sertliği, (arter
yoskleroz) en sık görülen damar hastalığıdır. Büyük
toplardamarlarda bulunan kapakların iyi çalışmadığı ve
toplardamarın aşırı basınç altında kaldığı durumlarda varis
oluşur. Hemoroit de bir çeşit varistir. Damar hastalıklarına
iç kanamalar, damar daralmaları veya tıkanmalarına yol açan
damar çatlamaları da eşlik ederse durum daha da
karmaşıklaşır ve giderek dokuların kansız kalması söz
konusudur. Bozukluk bazen cerrahi müdahale ile
düzeltilebilir.
Kan damarları oksijenli kanı ve besinleri kalpten dokulara
taşırlar. Damar hastalıkları kabaca genişleme veya yerel
büyüme ve daralma olmak üzere iki gruba ayrılabilirler.
Damar hastalıkları, kan dolaşımını doğrudan engelleyerek
tromboz (kendiliğinden pıhtılaşma) veya kanama
olasılıklarını arttırırlar.
Damar Genişlemesi
Damar genişlemesinin en sık görülen belirtisi deride oluşan
kızarıklıktır. Bu çoğunlukla utanma sonucu deride meydana
gelen geçici bir damar genişlemesidir (özellikle yüzdeki
damarlarda görülenler) ve tamamıyla zararsızdır. Adetten
kesilme sırasında kadınlarda görülen ateş basmaları da
geçici damar genişlemelerinin bir sonucudur. Bir atardamarın
kronik olarak genişlemesine anevrizma denir.
Doğuştan olabileceği gibi, örneğin damar sertliği gibi bir
hastalığın komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir. Bir
anevrizmanın tehlikesi, damarın çatlayarak ciddi kanamalara
yol açması olasılığıdır. Anevrizma yeterince erken
tanınırsa, genişlemiş olan damar bir operasyonla
değiştirilebilir.
Varis
Varisler, giderek artan basınç altında kalmaları sonucu
genişlemiş olan toplardamarlardır. Karaciğer sirozu veya
kapı toplardamarı (karaciğere kan götüren damar) trombozu
gibi vakalarda karaciğer yoluyla atılması gereken kan
atılamaz ve kan yemek borusu çevresindeki toplardamarlara
yüklenir. Her an kanamaya yol açabilecek yemek borusu
varisleri oluşur.
Bununla
birlikte en sık görülen varisler bacaklarda oluşanlardır.
Çoğu kez belirli bir nedenleri olmayıp, doğumsal bir damar
çeperi zayıflığından kaynaklanırlar. Uzun süre ayakta
duranlarda varis oluşma olasılığı hayli yüksektir. Gebelik
sırasında veya sonrasında ya da bacakta oluşan bir trombozun
komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilirler.
Toplardamar kapakları işleyemez hale gelirler. Kapakların
işlevi kanın ters yönde akmasını önlemektir. Ağır varis
vakalarında bacaklardaki kan akımı aksar ve bu durum bacak
ülserleşmesine kadar ilerleyebilir (bacak ülseri).
Ülserin iyileşmesi için gereken kan, bölgede kan dolaşımı
aksadığından buraya ulaşamaz ve ülserin iyileşmesi çok
güçtür. Hafif vakalarda varisler tehlike göstermezler ancak
görünüşleri çirkindir ve ağrı verebilirler. Daha da önemlisi
tromboz olasılığı vardır.
Kan dolaşımına bir zarar vermemek koşulu ile varisli
damarlar bir ameliyat ile alınabilirler veya bazı ilaçlar
zerk edilerek büzülmeleri sağlanabilir. Basurlar (hemoroit)
anüs çevresinde bir çıkıntı halinde oluşan yumuşak
varislerdir.
Büzücü kasın (sfinkter) çevresindeki toplardamarların
genişlemesi dışarıdan hissedilebilir (dış basurlar) ancak
göden bağırsağın (rektumun) mukozasında oluşanlar dışarıdan
belli olmazlar (iç basurlar). Basurlar oldukça ağrılı
olurlar ve tromboz olasılığı da vardır. Zamanla mikrop
kaparak enfeksiyona da yol açabilirler.
Damar Daralması
Küçük damarların daralması olağan hatta yararlı bir olgudur.
Örneğin soğuk havalarda deride bulunan damarlar sıkışarak
ısı kaybını önlerler.
Fazla bedensel güç harcandığı sırada, kaslara daha fazla kan
gitmesini sağlamak amacıyla bağırsak damarları daralır.
Ancak damarlarda doğuştan olan kronik daralmalar da vardır:
Botalli kanalının (bebekte aort ile akciğer atardamarını
birleştiren kanal) aort'a açıldığı yerde aort kavsinin
daralması (aort koarktasyonu).
Bununla birlikte tıkanma ve daralmaların çoğu ileri yaşlarda
ortaya çıkar. Damar daralmalarını andıran birçok
komplikasyonları olmasına karşın tromboz ve emboliler
daralmadan çok, ani bir tıkanma sonucu oluşurlar (başka bir
bölümde ele alınmıştır).
Bu bölümde
gerek geçici damar tıkanmaları ve gerekse damar çeperindeki
değişikliklerden dolayı ortaya çıkan kademeli damar
tıkanmalarından kaynaklanan damar hastalıkları konu
edilmektedir. Bu tür hastalıkların tümünde hasta damarlar
tarafından beslenen dokularda kansızlığa bağlı olarak ortaya
çıkan iskemi belirtileri söz konusudur. Hafif vakalarda cilt
mavimsi bir renk alır, soğur ve giderek uyuşma baş gösterir.
Daha ağır vakalarda ağrı, hareket zorluğu ve hatta dokunun
ölmesi (nekroz) olasıdır.
Çoğu kez bu belirtiler, özellikle kalbin uzağında bulunan ve
kanın ulaşması için uzun zaman gereken el ve ayak
parmaklarında görülür. İskemi kalpte göğüs anjini olarak
kendini gösterir. Hareket sonrası ortaya çıkan belirtilere
topallama belirtileri denir. Bacak kan dolaşımında bozukluk
olan hastalarda görülen bu topallama belirtilerini özelliği;
geçici aralıklarla gelmesidir (claudicatio intermittens).
Bir yürüyüş sırasında zaten yetersiz olan kan dolaşımının
sağladığı oksijen tükenir ve hastayı durmak zorunda bırakan
bir ağrı baş gösterir. Kısa bir dinlenmeden sonra ağrı
kaybolur zira kan dolaşımı bu arada oksijen eksikliğini
giderir. Bacakta olduğu gibi aynı belirtiler kollarda,
bağırsaklarda ve kalpte de görülebilir.
Kalbi besleyen koroner damarlardaki bozukluklar ölümle
sonuçlanabilir. Hastalıklı bölgede görülen ağrı krizlerine
göğüs anjini, doku ölümü, kalp enfarktüsü denir. Beyin
iskemisi ve körlük, felç ve baş dönmesinin eşlik ettiği ağır
bir vakadır. İskemi uzun süreli olursa, beyin dokusu ölür ve
bozukluklar kronikleşir.
Tedavi
Azalan bir dolaşımın klinik zararları kollateral (yan) kan
damarları sayesinde iyileşebilir zira kollateral dolaşım
dolambaçlı da olsa kansız kalan bölgeye kan taşır.
Bedeninin hastalığa karşı çeşitli savaşım yollan vardır,
ancak her zaman iyileşme garantisi yoktur. Damar
hastalıklarının gerçek nedenleri hakkında çok şey
bilinmemektedir. Damar çeperini genişletmek için damar
genişletici ilaçlar kullanılabilir. Sigara, soğuk ve hatta
bazı ruhsal durumlar hastalığı ilerletebileceği için
sakınılmalıdır.
Ağır vakalarda sempatektomi gerekebilir. Bu işlem damar
çeperlerini kasılmasını sağlayan sempatik sinir ağının
çıkarılmasıdır. Tedavi edilen damarın kan dolaşımını
olabildiğince sürdürebilmesi için damar açık bırakılır.
Cerrahi müdahale esas olarak büyük kan damarlarından birisi
etkilendiğinde söz konusudur. Başlıca damar cerrahisi
operasyonları damar transplantasyonu (ölmüş bir insanın veya
bizzat hastanın başka bir toplardamarı kullanılabilir) ve
yapay tüp takılmasıdır.
Damar Sertliği
Damar sertliği (ârteryoskleroz) en önemlisi ateroskleroz
olan birçok hastalığın genel adıdır. Damar sertliğinde damar
çeperlerinin iç yüzünde yağlar (lipit) birikir. Giderek
damar çeperinde oluşan bir yağ ve bağ dokusu (aterom)
damarın daralmasına ve esnekliğini yitirmesine yol açar.
Damar çeperi zayıflayarak bazen çatlamalara neden olan
anevrizmaya neden olabilir.
Ayrıca tromboz tehlikesi de söz konusudur. Gençlerde de
görülmekle birlikte damar sertliği esas olarak yaşlılığın
bir belirtisi olarak ortaya çıkar. Adetten kesilmemiş
kadınlarda daha ender görülür. Aslında damar sertliğine
neden olan etkenler tam olarak bilinmemektedir.
Ancak
hastalığın ileri döneminde oluştuğu bilinen bir olgu, kanda
bulunan yağların damar çeperine girerek orada birikinti
yaptığıdır. Özellikle yağ yoğunluğunun doğal olarak fazla
olduğu bölgelerde bu süreç yüksek tansiyonla daha da
çabuklaşır. Bir başka teori de hastalığın ilk olarak
trombositlerin damar çeperinde pıhtılaşması ile başladığını
ve doymuş yağ asitlerinin de bu gelişim körüklediğini ileri
sürer.
Fazla kilolar, yetersiz egzersiz ve yüksek yağ miktarı,
damar sertliğine ortam hazırlayan etkenlerdir. Hayvansal
yağlar içermeyen bir perhiz damar sertliğinin önlenmesinde
yararlıdır. Hayvansal yağlarda çok miktarda doymuş yağ asidi
bulunur ve bunlar kandaki kolesterol düzeyini yükseltirler.
Damar sertliği ve kandaki kolesterol düzeyi arasında
doğrudan bir ilişki vardır. Bitkisel yağlar daha az doymuş
yağ asidi içermekle birlikte kolesterol düzeyinin
yükselmesine yol açmayan doymamış yağ asitlerinden
zengindirler. Kandaki lipit düzeyini düşüren bazı ilaçlar
vardır.
Diğer Hastalıklar
Burger hastalığı (tromboanjitis obliterans) damar sertliğine
benzeyen bir hastalıktır. Daha ziyade erkeklerde görülür ve
öncelikle bacakları etkiler. Sigara, hastalığın ortaya
çıkmasında büyük rol oynar. Soğuk havalarda kol ve
bacaklarda geçici damar daralmaları olur ve el ve ayaklarda
mayasıl baş gösterir. Bu hastalığa bazı insanların daha sık
yakalanmasının nedeni henüz bilinmemektedir. Raynaud
hastalığı da kan damarlarının geçici olarak daralmalarının
sonucu ortaya çıkar. Kadınlarda daha sık olmak üzere,
özellikle parmaklarda görülür. Esas nedeni damar çeperi
kaslarının spazmıdır. |
| Yazılar Bilgi
Amaçlıdır. İlaç Yerine Tedavi Amaçlı Kullanılmaz. Dr'nuza
Başvurunuz |
Paroksismal Taşikardi : Genellikle tedavi gerekmez ve hastayı tek
rahatsız eden, nöbet sırasında solunum darlığıyla, göğüs ve
boyundaki rahatsızlık duygusudur. Ancak çocuklarda pek
rastlanmamasına rağmen, görüldüğünde hemen tedavi gerektirir.
Kalp kasının herhangi bir bölgesi, komşu dokuya yayılabilen ve
kalbin daha süratli atmasına neden olabilen ritmik uyarıları
başlatmak yeteneğmdedir. Bazen bu tür uyanlar, nöbet halinde
başlayıp biten ve normalin iki misli sayısında olan çarpıntılara
yol açabilir; bu durum paroksismal taşikardi adını alır. Vakaların
çoğunda herhangi bir kalp hastalığı yoktur, fakat hastalığa bağlı
taşikardiden dikkatle ayırt etmek gerekir. Bazı vakalarda, bu
durumun ailede varlığı saptanabilir.
Merdivenlerden
çıkarken kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor. Özellikle
uzun bir günün sonunda veya çok çay-kahve tükettiğiniz günler bu
sorun kendini iyice belli ediyor. O halde sizde kalbin atım
sayısının 100`ün üstünde olması sorunu ya da bilimsel adıyla
"taşikardi" olabilir. Oysa sağlıklı bir yetişkinin kalbinin bir
dakikada atma sayısı 60 ila 100 arasındadır. Taşikardi görülen
kişilerin kalp krizi geçirme oranı normal insanlara göre çok daha
yüksektir. Başlıca nedenleri arasında sigara, alkol, kafein
kullanımı, uykusuzluk veya stres gösterilmektedir. Taşikardi,
herhangi bir hastalığa veya sebebe bağlı olarak ortaya çıkabildiği
gibi, doğrudan sadece kalple ilgili olarak da ortaya çıkabilir.
Vücudun kan ve oksijen gereksiniminin arttığı egzersiz durumunda
kalp normal olarak hızlanır ve fizyolojik bir taşikardi meydana
gelir. Hatta vücutta, yine kan ve oksijen gereksinimini arttıran
korku, kansızlık, ateş (Ateşin 1°C artması, kalbin dakikadaki hızını
20 artırır), tiroid bezinin aşırı çalışması gibi hastalıklar nedeni
ile de taşikardi oluşur
Taşikardisi olan kişiler genellikle çarpıntıdan da şikayet ederler.
Yani her taşikardiye çarpıntı, her çarpıntıya taşikardi eşlik
etmeyebilir. Bazan, kalbin anormal atımları, terleme hissi veya
çarpıntı şeklinde tarif edilebilir. Bir de doğrudan kalple ilgili
olarak ortaya çıkan taşikardiler vardır ki, bunlar genellikle kalp
hastalıklarıyla ilgilidirler (damar sertliğine bağlı koroner
yetersizlikleri, kalp yetersizlikleri, kalp iltihapları ve sebebi
bulunmayan haller). Taşikardi 30 saniyeden uzun sürüyorsa
kendiliğinden düzelse bile "sürekli taşikardi", 30 saniyeden kısa
sürüyorsa ve arada normale dönüyorsa -sık sık tekrarlasa bile-
"süreksiz taşikardi" olarak isimlendirilir. Ritm bozukluğunun hayati
tehdit etmesi açısından bir göstergedir.
Kalp hızıyla ritim
bozukluğunun bir ilişkisi var mıdır?
Kalp hızı, kalbin
dakikadaki atım sayısıdır. Normal bir kalp hızı dakika 60-100
arasındadır. Aritmi ve anormal kalp hızı birlikte meydana gelmek
zorunda değildir. Aritmiler, normal, yavaş (bradiaritmiler; dakikada
60 atımdan az) veya hızlı (takiaritmiler; dakikada 100 atıştan
fazla) kalp hızıyla birlikte meydana gelebilir. Aritmideki nabzın
kendi içinde bir düzeni olabileceği gibi (1 normal 1 ekstra atım
veya 2 normal 1 ekstra atım gibi) tamamen düzensiz de olabilir
(örnek: atrial fibrilasyon).
Aritmi’nin nedeni
nedir?
*
Koroner
arter hastalığı (kalp damar hastalığı),
*
Kandaki
elektrolit dengesizlikleri (sodyum ve potasyum gibi),
*
Kalp
kasındaki değişiklikler,
*
Kalp krizi
sonrasında oluşan hasarlar,
*
Kalp
ameliyatından sonraki iyileşme süreci.
Düzensiz kalp
ritimleri, normal ve sağlıklı kalplerde de görülebilir.
Aritmi çeşitleri
nelerdir?
Atrial Prematür
(erken) Atımlar (APA, APS, APC, SVE): Bunlar kulakçıklarda
zamanından önce oluşan ekstra atışlardır. Zararsızlardır ve
çoğunlukla tedavi gerektirmezler. Ancak sık olursa atrial
fibrilasyon denen başka bir ritim bozukluğunun habercisi olabilir.
Atrial prematür
(erken) atımlar (Okla gösterilenler).
Ventriküler
Prematür (erken) Atımlar (VPA, VPS, VE, PVC): Bunlar en yaygın
aritmiler arasındadır ve kalp rahatsızlığı olan ya da olmayan bir
çok insanda görülebilir. Bazı insanlarda stres, fazla kafein ya da
nikotin ya da fazla egzersize bağlı olarak görülebilir. Fakat bazen
VPS'ler kalp rahatsızlığı veya elektrolit dengesizliğe bağlı olarak
ortaya çıkabilir. Sık VPS'si ve/veya buna bağlı semptomları olan
insanlar bir kalp doktoru tarafından incelenmelidirler. Yine de bir
çok insanda VPS'ler genellikle zararsızlardır ve tedaviye çok nadir
ihtiyaç duyulur.
Ventriküler
prematür (erken) atımlar (Okla gösterilenler). En sık görülen aritmi
tipi, hemen hemen hepimizde değişen sıklıkta bulunur.
Atrial Fibrilasyon
(AF): AF (Bkz. atrial fibrilasyon); kulakçıkların normal olmayan bir
şekilde kasılmasına neden olan, çok yaygın görülen düzensiz bir kalp
ritmidir. En önemli ve korkulan yan etkisi kalp içinde pıhtı
oluşmasına zemin hazırlaması ve bu pıhtıların yerinden kopup vücudun
değişik yerlerine (özellikle beyine) gidip ciddi problemlere yol
açmasıdır. Atrial fibrilasyon sağlıklı insanlarda da nadiren
görülebilmekle birlikte özellikle bazı durumlarda sık görülür:
*
Kalp damar
hastalığı
*
Tiroid
bezinin aşırı çalışması (zehirli guatr: tirotoksikoz),
*
Hipertansiyon
*
Kalp kapak
hastalıkları (özellikle mitral darlığı)
*
Kalp
yetmezliği
Yaş ilerledikçe
atrial fibrilasyon görülme sıklığı artar.
Atrial
Fibrilasyon: Çoğunlukla bir organik kalp hastalığı sonucu olan ve
yaşla sıklığı artan bir aritmi. EKG'de dalgaların düzenli olmadığı
görülür, bununla paralel olarak nabız da düzensizdir. En büyük yan
etkisi, kalpte pıhtı oluşumuna zemin hazırlamasıdır.
Atrial flutter:
Kulakçıklarda bir ya da daha fazla hızlı dolaşımdan kaynaklanan bir
aritmidir. Atrial çarpıntı genelde atrial fibrilasyondan daha
organize ve daha düzenlidir. Bu aritmi daha çok kalp rahatsızlığı
olan insanlarda ameliyattan sonraki bir hafta içerisinde görülür.
Çoğunlukla atrial fibrilasyona dönüşür.
Paroksismal
supraventriküler takikardi (PSVT): Karıncıkların üst bölümünden
başlayan genellikle hızı dakikada 150-200 arasında, düzenli bir
aritmidir. PSVT aniden başlar ve birden sona erer. Toplumda nadir
olmayarak görülür.
İki temel çeşidi
vardır: Aksesuar yola bağlı olan ve AV nodal reentran takikardiler.
Aksesuar yola
bağlı takikardiler: Kulakçıklar ve karıncıklar arasında, normalde
olmaması gereken kestirme bir yoldan dolayı oluşur. Uyarılar normal
iletim yollarının yanısıra ekstra yollardan da geçerler; bu da
uyarıların kalbin içinde çok hızlı bir şekilde iletilerek kalbin
alışılmadık şekilde hızlı atmasına sebep olur.
AV nodal
reentran taşikardiler: AV düğümden geçen birden çok yol olmasına
bağlı olarak hızlı kalp ritmi. Kalp çarpıntısına, bayılmaya veya
kalp yetmezliğine sebep olabilir. Bir çok durumda ilaçlar pacemaker
(kalp pili) veya sağlık personeli tarafından yaptırılan basit bir
manevra ile sonlandırılabilirler.
Ventriküler
Takikardi (VT): Ciddi bir aritmidir. Karıncıklardan kaynaklanır. Bu
hızlı ritim, kalbin yeterince kanla dolmasını engeller, böylelikle
vücuda daha az kan pompalanır. Kalp rahatsızlığı olan insanlarda
sonuçları çok ciddi olabilir ve yanında kanın yeteri kadar
pompalanmamasına bağlı şikayetler (baş dönmesi, göz kararması vb)
gözlenebilir. Zamanında tanınmalı ve müdahale edilmelidir.
Ventriküler
Fibrilasyon: Karıncıklardan kaynaklanan tamamen düzensiz yetersiz
kasılmalardan oluşan ölümcül bir ritim bozukluğudur. Karıncıklar kas
seyirmesi gibi titrer ve etkili bir kasılma oluşturamaz ve vücuda
kan pompalayamazlar. Hastaya kardiyopulmoner (kalp akciğer)
canlandırma ve defibrilasyon (elektroşok) yapılmalıdır.
Ventriküler
Fibrilasyon: Ölümcül aritmi. Kalpte etkili bir kasılma olmaz, ancak
kas seyirmesi gibi seyirme olur. EKG' de düzenli dalgalar yerine
kaotik, bir düzeni olmayan dalgalar vardır. Zamanında müdahale
edilmediği takdirde ölümle sonlanır. Müdahale, elektrik şoku
uygulanarak (defibrilasyon) yapılır.
Uzun QT sendromu:
QT aralığı elektrokardiyogram (EKG) üzerinde belirlenir. QT aralığı
normalden uzun olduğunda ventriküler takikardinin ölümcül olabilecek
bir çeşidi olan "torsades des pointes" riskini artırır. Uzun QT
sendromu gençlerde ölüme yol açabilen kalıtsal bir durumdur.
Antiaritmik ilaçlarla, pacemaker, elektriksel kardiyoversiyon
(elektroşok), defibrilasyon veya ICD’ler ile (implante edilebilir
kardiyoverter defibrilatör) veya ablasyon tedavisiyle tedavi
edilebilir.
Bradiaritmiler:
Bunlar kalbin elektriksel iletim sistemindeki bir rahatsızlıktan
kaynaklanabilecek yavaş kalp ritimleridir. Kalpte uyarı çıkaran
merkez olan sinüs düğümü hastalıkları ve iletimi engelleyebilen kalp
blokları başlıca nedenlerdir.
Sinüs düğümü
hastalıkları: Hasta sinüs sendromu: Burada sinüs düğümü yeteri kadar
uyarı çıkaramaz. Atım hızı azalır. Bayılma oluşturacak düzeylerde
yavaşlama olursa kalp pili (pacemaker) takılır.
Kalp blokları:
Elektriksel uyarının sinüs düğümünde oluşup kulakçıklara, daha sonra
karıncıklara ve en son kalp hücrelerine gidiş yolu boyunca, yolun
herhangi bir bölgesinde gecikmesi ya da tamamen bloke olması. Kalp
düzensiz ve genellikle daha yavaş atar. Durum ciddiyse kalp pili
(pacemaker) ile tedavi edilir.
Aritmilerde ne
gibi şikayetler olur?
Aritmiler sessiz
ve şikayetsiz olabilir. Doktor muayene sırasında kalbinizi dinleyip,
nabzınızı kontrol ederek veya elektrokardiyogram (EKG) sayesinde
düzensiz kalp atışını tespit edebilir.Bazen ise değişen derecelerde
şikayetler olabilir:
Çarpıntı
(kuş kanat çırpıyormuş gibi, motor tekliyormuş gibi tarif
edilebilir),
Göğüste veya
boyunda vuruntu hissi,
Bayılma.
Nefes
darlığı,
Göğüste
rahatsızlık hissi,
Güçsüz veya
yorgun hissetmek.
Aritmiler nasıl
teşhis edilir?
Aritmileri ve nedenlerini teşhis etmek için yapılan testler
şunlardır:
Elektrokardiyogram
(EKG)
Ritim Holter,
Event Recorder
Efor Testi
Ekokardiyogram
Kardiyak
kateterizasyon
Elektrofizyolojik çalışma (EPS)
Bazı aritmilerde
tedaviye gerek olmaz.
Aritmilerde ne
gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapılmalıdır?
Düzensiz
kalp ritmi belli aktiviteler sırasında ortaya çıkıyorsa bunları
yapmaktan kaçınmak gerekir,
Sigara
bırakılmalı,
Alkol
tüketimi sınırlandırılmalı,
Kafein
kullanımı sınırlandırmalı ya da bırakılmalı (Bazı insanlar kafeine
duyarlıdır ve çay,kahve, kola gibi kafeinli ürünler kullanırken daha
fazla şikayet ortaya çıkabilir.)
Nezle ve
öksürük ilaçlarından uzak durulmalıdır.
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.