|
Kanser Oluşum Mekanizması
Vücudunuz milyarlarca hücreyi içeren canlı ve büyüyen bir sistemdir.
Bu hücreler metabolizma, transportasyon (taşıma), salgı, üreme, ve
lokomosyon (hareket edebilme gücü) gibi tüm vücut fonksiyonlarını
yerine getirirler.
Büyüme ve gelişme
yeni hücrelerin sayısındaki artmanın ve bunların değişik türden
dokulara dönüşmesinin sonucu olarak ortaya çıkar. Yeni hücreler
hücre bölünmesi (mitoz) süreci sırasında yaratılırlar. Değişik hücre
çeşitleri, buna eşlik eden ve hücre farklılaşması denilen bir süreç
ile meydana gelirler (farklılaşma hücrelerin özel fonksiyonlar
(işlevler) kazandığı bir süreçtir). Hücre bölünmesi insanların
normal büyüme olayı ile ortaya çıkar; hücre farklılaşması normal
gelişim olayını olası kılar.
Ancak kanser ve
kanser hücrelerinin biyolojisi farklıdır ve bu farklar kanserin
anlaşılması açısından önemlidir.
Merhaba,
Hastalık Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Bu Sayfanın Konu Bilgileri Aşağıdadır.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil, Bu
Sitede Doktor Yok Ama, Soru Sorabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Satışlarımızda Maliye Bakanlığı Perakende Satış Fişi
Gönderilecektir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44 0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
Temelde
vücudumuzda üç değişik hücre çeşidi vardır: Statik hücreler
(farklılaşmış hücreler), büyüyen hücreler (farklılaşmamış hücreler)
ve yenileyen hücreler (bunlara stem=kaynak veya destek görevi gören
hücreler de denir ve diğer türden hücreleri ortaya çıkarırlar).
Örneğin kas ve sinir dokusu hücreleri statiktir (farklılaşmıştır),
çünkü bunlar belli bir boyuta ulaştıktan sonra bölünme ve yeni
hücreleri üretme yeteneklerini kaybederler. Bu hücreler oldukça
farklılaşmıştır ve zarar görmesi veya kaybolması durumunda yerine
yenisinin gelmesi mümkün olmaz. Çünkü yeniden üretilemezler.
Vücudun büyüyen
(farklılaşmamış) hücreleri de, organ veya doku, normal yetişkin
boyutuna ulaştığı zaman büyümeyi durdururlar. Ancak statik ve
büyüyen hücreler arasında temel fark şudur: Eğer doku zarar görmüşse
veya bir kısmı alınmışsa, büyüyen hücre yeniden harekete geçebilir
ve büyüyebilir. Karaciğer, böbrek ve hormon salgılayan bezler bu
türden hücreleri içeren organlardır. Eğer herhangi bir hastalık
nedeniyle bu organların herhangi bir parçası zarar görecek olursa
veya ameliyatla alınırsa, organ yeniden depolanmayı yapıp normal
veya normale yakın fonksiyonuna kavuşana kadar geriye kalan hücreler
bölünmeye ve büyümeye devam edebilirler.
Yenileyen (stem)
hücreler ölür ve düzenli aralıklarla yenilenirler. Örneğin cilt, saç
ve sindirim sistemi yolunun etrafını saran tabakayı yapan hücreler
ile kan eskidikçe ve öldükçe yenilenen hücrelerdir. Bu eskime ve
ölme normal süreç sırasında olabildiği gibi herhangi bir yaralanma
veya hastalık ile de meydana gelebilir. Bu türde yenileyen hücreler
ölen ve ölenlerin yerini almak için gelişen yeni hücreler arasında
bir dengeyi korumak için dahili bir mekanizma tarafından kontrol
edilirler.
Yenileyen
hücrelerin büyümenin durması sinyallerine uyma yetenekleri, bu
hücrelerin ani büyümelerini, kanser hücrelerinin kontrol altına
alınmamış büyümelerinden farklı kılar. Diğer hücre türlerinin
aksine, kanser hücrelerinde normal hücrelerde görülen büyümeyi
durdurucu kontrol mekanizması yoktur.
Kanser hücreleri
bir ölçüde kontrol altına alınmamış stem (yenileyen) hücrelere
benzer. Bunlar farklılaşmış veya farklılaşmamış olabilir - ancak
herhangi bir sınırlama olmaksızın bölünmeye devam ederler. Çoğalarak
komşu hücrelerin yerini alırlar. Kanser hücrelerinin büyümesi besin
maddelerini alarak, normal hücrelerin fonksiyonlarını ve büyümesini
de etkiler.
Halk arasındaki
inancın aksine, kanser hücreleri normal hücrelerden daha hızlı
büyümezler. Ancak daha uzun süre yaşarlar ve daha hızlı bölünürler.
Böylelikle büyüme sürecinde daha büyük kanser hücreleri oranını
yaratırlar.
Büyümelerini ve
olgunlaşmalarını düzenleyemeyen hücrelerin hepsi kanser hücresi
değildir. Bazı hücreler hızla bölünür ve tümör denilen kütleleri
oluştururlar. Ancak bunlar iyi huyludur. Çünkü bunlarda kötü huylu
tümöre dönüşme eğiliminin diğer özellikleri yoktur.
Kanser hücrelerini
oluşturan nedir?
İncelemelerden
çıkan sonuçlara göre kanserlerin birçoğu hücredeki kromozomların
yeniden düzenlenmesi ile birlikte görülür. Kansere neden olan temel
biyolojik aşamalara ilişkin olarak yapılmakta olan bir araştırma
normal bir hücrenin nasıl kanser hücresine dönüştüğünü açıklamakla
işe başlamaktadır.
Genler,
deosribonükleik asit (DNA) olarak bilinen kalıtımın temelini
oluşturan ve gçrekli kimyasal "mavi kopyalar" olan geniş
moleküllerin parçacıklarıdırlar. Genler tüm hücrelerin çekirdeğinde
bulunurlar. Genlerinizdeki kimyasal komponentler dizgesi,
vücudunuzdaki hücrelerin nasıl çalışacağını kontrol eden
proteinlerin üretilmesi için mavi kopyalardır. Bu genler, her
birimizi benzersiz yapar.
Onkojenler
hücrelerin anormal bir şekilde bölünmesine neden olan özel gen
çeşitleridir (onkos kelimesi kütle veya tümör için kullanılır,
Yunancadan gelmektedir). Bir onkojenin normal bir biçimi (buna proto-onkojen
denir) bizim genlerimizin normal tamamlayıcı bütünlüğünün bir
parçasıdır. Proto-onkojenler tüm hücrelerimizde vardır. Normal
hücrelerde pro-toonkojenlerin hücre bölünmesi ve hücre
farklılaşmasını düzenlemelerinden dolayı sıkı bir kontrol altında
olduğu görünür. Bunların ayrıca ameliyat gibi bir olaydan sonra
yaralı vücut dokusunu onarmak için gerekli olan hücre büyümesini
kontrol ettiği de görülür. Buna ek olarak bunlar organ gelişiminde
de bir rol oynarlar.
Normal hücrelerde
proto-onkojen fonksiyonunun sıkı bir kontrolü, kanseri ortaya
çıkaran maddeler nedeniyle zayıflayabilir. Örneğin bir proto-onkojen,
genetik uzmanlarının nokta değişimi (point mutation) dediği bir
süreçle kansere neden olan bir gene (onkojen) dönüşebilirler.
Bununla anlatılmak
istenen şudur; bazı kanserler gen parçacıklarından birinin değişim
veya dönüşüm gösterdiği noktada gelişirler. Diğer kanser
hücrelerinde, proto-onkojenler DNA daki normal yerlerinden bir başka
alana geçiş yapmış ve böylelikle kanser oluşturan (onkojenik)
genlere dönüşmüş olabilirler. Bunun yanısıra bazı kanserleri
harekete geçiren virüsler kendi onkojenlerini normal hücrelere
enjekte edebilirler. Virüsler ile yerleşmiş bulunan yeni onkojenler
normal hücre işlemleri (süreçleri) tarafından düzenlenemezler
(kontrol edilemezler). Böylelikle hücreler kendi faaliyetlerini
kontrol edebilme yeteneklerini kaybederler ve anormal bir şekilde
bölünürler.
Tüm olaylarda,
onkojenlerin direktifi ile yapılan proteinler oldukça büyük
miktarlarda üretilirler. Sonuçta bu proteinler hücrenin anormal
olarak büyümesine ve kansere neden olurlar.
Ancak onkojenler
ve bunların protein ürünleri yalnızca bir hücrenin kansere dönüşme
eğilimi için meydana gelmesi gereken bir dizi anormallik içerir.
Kanser hücrelerinin birçoğunun çalışmalarını anlayabilmemiz ve
bunların üremesini durdurma olanaklarımız ilkel düzeydedir. Ancak
araştırmalar bizim kanser hakkındaki bilgilerimizi ve kanserin
işlemesi hakkındaki bilgilerimizi artırmakta ve aynı zamanda hem
kanıtlanmış bulunan, hem de deneysel aşamada olan değişik ve çok
sayıda yaklaşımlar, sayısız yaşamı kurtarmaktadır.
Genetik ve Kanser
Gen.Müh. Barış
Yelkenci
İnsan yaşamı
boyunca çevresi ile sürekli olarak ilişki içindedir. Bu uyum devam
edegeldiği sürece de ayakta kalabilmektedir. Embriyo döneminde anne
karnında kan dolaşımı yolu ile başlayan etkileşim, daha sonraları
yerini daha geniş alanlara bırakır. Beslenme,solunum ve sosyal
ilişkiler gibi geniş çerçevede devam eden etkileşim, ölüm zamanı
gelinceye kadar devam eder. Etkileşimde, uyumun uyumsuzluğa dönüşümü
ölüm olarak adlandırılır.
Hücre, çevresi ile
ilişkisini hücre zarı vasıtasıyla sağlar. Hücreler; doğrudan temas,
salgıladıkları kimyasal maddeler (hormonlar,enzimler) ya da
elektriksel impulslar yoluyla, komşu hücreler veya uzaktaki hücre ve
hücre gruplarıyla iletişim halindedir. Hücre zarlarına yerleşmiş,
protein yapılı alıcılar, gelen mesajları hücrelere iletirler.
Hücrenin bir nevi anten vazifesini gören zardaki alıcı proteinler
(reseptörler) ile gelen mesajlar, hücre tarafından değerlendirilir,
ardından kendine uygun olan davranışı sergiler. Hücrenin çevresi
ile ilişkisi, hem çevrede ortaya çıkan değişimlere ayak uydurması
hem de günlük yaşamı yönüyle gereklidir.
Embriyonik gelişim
süresince farklılaşmada rol oynayan faktörlerden birisi, kontrollü
hücre ölümleridir. Apoptosis olarak adlandırılan önceden
programlanmış ölüm işlevi, bir hücreden bir bedenin oluşturulması
(gelişim) noktasında temeldir. Sürekli düzenlenmesi gereken
çoğalma-farklılaşma-ölüm programları, hücrenin kaderini belirleyen
genlerin ürünü olan proteinler tarafından organize edilir. Sayıları
yüzün üstünde olan proteinler, hücrenin çoğalmasını durdurup, bir
çeşit kırmızı ışık görevi yaparak onu ölüme sürüklerler. Bu ölüm,
insandaki hücre sayısının dengesinin sağlanması noktasında da önem
arz etmektedir.
Her hücrenin
bünyesinde nasıl çoğal-çoğalma/ proteinini sentezle-sentezleme gibi
hassas dengeler mevcutsa, aynı şekilde öl-yaşa dengesini ayarlayan
bir denge de mevcuttur. Hücre her an ölmeye hazır durumda
beklemektedir.
Bir grup gen,
hücreye büyüyüp bölünmesi gerektiğini söylerken, diğer bir grup gen
de artık büyümenin yeterli olduğunu ve hücrenin büyümesini
durdurarak kendi işlevini yerine getirmesini söylüyor. Kanser büyük
ölçüde bu iki grup gen arasında dengesizlikten oluyor. Büyümeyi
söyleyen genler normalden fazla çalışırlarsa veya büyümeyi frenleyen
genler gerekenden az çalışır ya da herhangi bir nedenden ötürü
bozulursa, hücre devamlı bölünüp büyüyor, yani kanserli hücre haline
geliyor. Bugüne kadar bu görevi icra eden on kadar gen
keşfedilmiştir.
Bu şekildeki hücre
ölümlerine hücre intiharı programı denilir. Ölüm programı uygulanan
hücre, önce içe doğru büzülür daha sonra da hücre çekirdeğinde
bulunan DNA zincirini parçalar. Parçalanan hücre, komşu hücreler ya
da makrofajlar (özel parçalayıcı hücreler) tarafından fagosite
edilir.
Son araştırmalar
ışığında P53 geninin, kanserin oluşumunda durdurucu bir role sahip
olduğunu söyleyebiliyoruz. Sigaranın kanser yapmasının en önemli
mekanizmalarından biri, dumanındaki kimyasalların P53’ü çalışmaz
hale getirmesidir. Kanserde gen tedavisinin amacı, bozulan bu
dengeyi yerine koymak yani çalışmayarak kanserleşmeye engel olmayan
genleri tekrar çalışır hale getirmek.
Bilinen bütün
kanser olgularının ortak bir yanı ya da ortak bir nedeni vardır:
İnsan bedenini oluşturan sayısız hücrenin her birinin çekirdeğinde
değerli bir hazine gibi saklanan deoksiribonükleik asit (DNA)
zincirinin kimyasal yapısının değişmesi, daha bilimsel bir deyimle
DNA'nın mutasyona uğramasıdır. Kanser hastalığının başlangıcı,
apoptosis işlevini var kılan genlerin, mutasyon neticesinde
bozulması (mutasyona uğraması) esasına dayanmaktadır. Bazı kişilerde
ise bu, kalıtım yolu ile geçen bir hastalık olarak kendini
göstermektedir. Aynı genlerin yapısının bozulmasına yol açan
kimyasal maddeler kanser hücrelerinin oluşumuna sebep olur. Yaşlanma
ile hücrelerde biriken toksik maddeler de zamanla aynı genleri
tahrip edip hücreleri tümör hücrelerine dönüştürebilmektedir.
Kansere yol açan
bozuklukları taşıyan genler ilk bulunduğu zaman onkogenler (kanser
genleri) diye adlandırılmıştı. Onkogenler, hücre çoğalmasına itici
görev yapan genlerdir. Onkogenlerin aslında proto-onkogenlerin (onkogen
olmaya aday gen) mutasyona uğraması sonucu ortaya çıktığı fikri,
yetmişli yılların sonunda sahiplerine Nobel Ödülünü getirmiş ve bu
buluş kanser araştırmalarında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu
genlerin yanı sıra proto-onkogenlerin tersi işlevi ortaya koyan
genler, hücrenin tümör hücresi olmasına mani olur. Bu gen
gruplarının etkinliklerini kaybetmesi de kansere yol açar.
Kanser
hücrelerinin diğer tüm hücrelerden farkı, bölünmeyi durdurucu
sinyallerin hücreler arası iletişimle iletilememesidir. Bölünmeyi
durdurucu görevi yapan genlerin, protein sentezi sonucunda oluşan
kimyasal sinyalleri, hücreler arası mevcut bağlar (neksus) aracılığı
ile tüm hücrelere yayılması gerekir. Kanser hücrelerinde hücrelerin
temas noktaları olan hücre zarlarında iletişimi sağlayacak köprüler
mevcut değildir. Bu nedenle bir hücredeki sinyalin diğer hücreye
geçişi mümkün olamamaktadır. Bu da durmaksızın hücrelerin
kontrolsuzca üremesi anlamına gelmektedir.
İkinci sınıf
kanser tipi de çoğalmayı durdurucu görevi yapan genlerdeki
mutasyonlar, etkinlikleri az ya da çok değişmiş proteinlerin
yapımına neden olur. Genlerdeki bozukluklar, genellikle gen kaybı
biçiminde gerçekleşir. Bu durumda protein sentezi durma noktasına
gelir. Bu durum da hücrenin komşu veya uzaktaki her bir hücre ile
iletişiminin kesilmesi olarak değerlendirilebilir.
DNA sentezi ya da
protein sentezi aşamalarını denetleyen ve onaran mekanizmalar
mevcuttur. Mutasyonların sonucunda, geni şifreleyen çift zincirli
DNA molekülünün bir sarmalında gelişen değişiklikler, onarım
mekanizmasıyla orijinaline sadık kalınarak tamir edilir.
Mutasyonların etkisi beklenenden daha fazla tahrip edici olması söz
konusu olduğunda, tamir mekanizması DNA zincirinde aslına yakın
düzeltmeler gerçekleştirir. Duplikasyon (parça eksilmesi) şeklinde
gelişen mutasyonların onarımı ise mümkün olamamaktadır.
RNA moleküllerinin
tek zincirli olması dolayısıyla mevcut onarım sistemlerin aslına
uygun düzeltme yapabilmesi mümkün değildir. Hücre çekirdeğindeki ana
DNA’dan aldığı bilgiyi ribozoma taşıyan m-RNA, (mesaj ileten)
mutasyonlara son derece açıktır. Oluşabilecek mutant m RNAlar,
sentezi durdurucu ya da yönünü değiştirici etkiler oluşturur.
Kanserli
hücrelerde ortaya çıkan mutasyonlar rasgele değildir. Özellikle
tamir mekanizmalarında, farklılaşmada, programlı hücre ölümü ve
hücre çoğalmasında rol alan proteinleri şifreleyen genlerde
mutasyonlar gelişir.
2003 yılında
tamamlanması beklenen insan genomu projesi,son verilere göre
sayıları 30-40 bin kadar olan genin DNA dizilerinin tamamının
belirlenmesini amaçlamaktadır. Bunu takip eden evrede , bu genlerin
hangilerinin hangi tip insan hastalığında rol aldığının saptanması
gündeme gelecektir. Onkoloji açısından bu çalışmalar hastalık
etiolojisi ile genetik mutasyonlar ilişkilerinin belirlenmesi,
hastalığın tedavisinde gen tedavisi dahil, yeni tedavi yöntemlerinin
denenmesi gibi konuları karşımıza çıkaracaktır.
Kaynaklar:
Memorial Sloan-Kettering
Kanser Merkezi
Kanser ve İnsan ;
Dr. Süalp Tansan
Türkiye’de
Moleküller Onkoloji; Mehmet Öztürk
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz. |