|
Kaygı – Anksiyete
Anksiyete kaygı, bunaltı, endişe veya sıkıntı her insan tarafından
zaman zaman yaşanan korkuya benzer bir duygudur. Kişi bunu sanki
kötü birşey olacakmış gibi nedeni belirsiz bir sıkıntı, bir endişe
duygusu olarak algılar.
Oysa “korku”da neden (kedi, köpek, şimşek, fırtına, yüksek yerler,
ken görme, uçağa binme gibi) bellidir. Anksiyete, çok hafif bir
tedirginlik veya gerginlik duygusundan panik derecesine kadar varan
değişik yoğunluklarda yaşanılabilir.
Merhaba,
Hastalık Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Bu Sayfanın Konu Bilgileri Aşağıdadır.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil, Bu
Sitede Doktor Yok Ama, Soru Sorabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Satışlarımızda Maliye Bakanlığı Perakende Satış Fişi
Gönderilecektir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44 0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
İnsanın yaşamını
sürdürebilmesi, performansı artırabilmesi, çevresine daha kolay uyum
gösterebilmesi için bir dereceye kadar sağlıklı olan “anksiyete”
duygusunun yaşanması,
· Bir noktadan
sonra kişinin toplumsal, mesleki ve ailevi yaşantısını etkilemeye
başlar
· En az 6 ay gibi
gibi uzun bir zaman dilimine yayılır
· Günün büyükçe
bir bölümünde karşısına çıkar
· Kişi bu
duygusunu kontrol edemez ve anksiyetesiyle başa çıkamaz hale gelir.
Durumun psikiyatrik bir sorun olma olasılığı yüksektir.
KAYNAKLAR (Doç.Dr.Nurgül
Özpoyraz
1. American
Psyhiatric Association (APA): Diagnostic And Statistical Manual of
Mental Disorder, 4. Baskı, Washington, DC, 1994.
2. Dunner DL:
Current Psychiatric Therapy, Saunders Company, Philadelphia, 1993,
s: 261-309
3. Gelder M, Gath
D, Mayou R , Cowev P: Oxford Textbook of Psychıatry , 3. Baskı,
Oxford University Press, Newyork, 1996, s:160-196.
4. Kaplan HI,
Sadock BJ, Grebb JA: Synopsis of Psychiatry, Behavioral Sciences
Clinical Psychiatry, 7. Baskı, William-Wilkins, Baltimore, 1994, s:
573-616.
5. Leckman JF,
Grice DE, Boardman J ve ark: Symptoms of obsessive-compulsive
disorder , Am J Psychiatry , 1997, 154(7) : 891-1042
6. Öztürk MO : Ruh
Sağlığı ve Bozuklukları, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1994,
s:261-292
Kaygı
Bozukluğu'nda Başka Ne Gibi Belirtiler Görülür?
• Huzursuzluk,
gerginlik, tedirginlik
• Sıkıntı, daralma
• Çabuk yorulma
• Dikkatini
toplayamama ve bir konu üzerine yoğunlaşamama
• Uyku
bozuklukları
• Kolay irkilme,
tetikte olma
Ayrıca:
• Baş ağrısı, baş
dönmesi, başta uyuşma ve sersemlik hissi
• Kulaklarda
uğuldama, çınlama
• Görme
bulanıklıkları
• Ağız kuruması
• Kalp çarpıntısı
• Nefes darlığı,
sık soluk alıp verme ihtiyacı
• Göğüste basınç,
ağrı duyumları
• Kaslarda sızlama
ve ağrılar
• Midede
şişkinlik, hazımsızlık, yanma ve ağrılar, bulantı ve kusmalar
• Barsak
hareketlerinde düzensizlik, aşırı gaz
• Sık idrara çıkma
ANKSİYETE
BOZUKLUKLARI
Yrd.Doç.Dr. Adnan
CANSEVER
Sıkıntı, bunaltı,
endişe, kaygı, dilimizde anksiyete karşılığı olarak kullanılan
kelimelerdir. Hastalar bu durumu "kötü bir şey olacakmış hissi",
"hoş olmayan bir endişe hali" ya da "nedensiz bir korku" şeklinde
ifade ederler. Psikiyatrik açıdan anksiyete, somatik belirtilerin de
eşlik ettiği, normal dışı, nedensiz bir tedirginlik ve korku hali
diye tanımlanabilir. Kişi huzursuzdur, kötü bir şey olacağından
endişe etmektedir, ancak bu durumu açıklayacak nesnel bir tehlike ya
da tehdit kaynağı gösterememektedir.
Anksiyete, korkuya
benzer bir duygu olmakla birlikte, anksiyeteyi ortaya çıkaran uyaran
korkudaki kadar net değildir. Korku, güvenliği tehdit eden ya da
etmesi muhtemel bir tehlike karşısında yaşanan bir tepkidir. Günlük
yaşamda korku ile anksiyeteyi ayırmak kolay değildir. Örneğin, kötü
davranan bir yönetici karşısında yaşanan tedirginliğin korku mu,
yoksa yöneticiye duyulan öfke duygusunu kontrol etme çabasının
yarattığı anksiyete mi olduğunu belirlemek her zaman mümkün
olmayabilir. Korkunun aşırı olmasına ise fobi denmektedir.
Anksiyete sık
yaşanan bir duygudur ve her zaman bir hastalık belirtisi olarak
düşünülmemelidir. Okulun ilk gününde, özel biri ile yaşanan ilk
randevuda ya da yeni ve değişik bir etkinliğin başlangıcında
anksiyete duyulması normaldir.
Normal
anksiyetenin organizmayı uyarıcı, koruyucu ve motive edici
özellikleri vardır. Kişinin yaralanma, acı, cezalandırılma, ayrılık,
düş kırıklığı gibi durumlara karşı kendisini hazırlaması
anksiyetenin uyarıcı, tedbir alması ve eğer olumsuzluklar yaşanırsa
daha kolay atlatması koruyucu ve başarısız olma endişesi ile daha
çok çalışmaya sevk etmesi ise motive edici özelliklerine
verilebilecek örneklerdir.
Uyaranın şiddeti
ile ortaya çıkan anksiyete uyumlu değilse, zamanla azalmak yerine
değişmiyor ya da şiddetleniyorsa, klinik tabloya ağırlıklı olarak
anksiyetenin fiziksel belirtileri hakim ise, anksiyeteye
katlanılamıyor ve işlevsellik bozuluyorsa, kişi kendi, kendine
tedavi çabasında ise anksiyete patolojik hale gelmiş demektir.
ETİYOLOJİ
I-PSİKOLOJİK
TEORİLER
a) Psikoanalitik
Teoriler: Psikoanalitik kurama göre anksiyetenin, altbenlikteki (id)
doyum bekleyen dürtülerin benliğe (ego) yaptığı uyarı sonucu ortaya
çıktığına inanılmaktadır. Altbenlikte bulunduğu düşünülen cinsellik
ya da saldırganlık dürtüleri, zaman zaman şiddetlenerek doyum için
benliğe baskı oluştururlar. Bazen dürtüler çok şiddetlidir ya da
kabul edilemez nitelikler taşır, bazen de dürtüler olağan şiddette
olmasına karşın benlik çok güçsüzdür ve hiçbir şekilde doyum
sağlayabilecek kapasitede değildir. Her iki durumda da altbenlik ile
benlik arasında bir uyumsuzluk meydana gelir ve bu uyumsuzluk
kendisini anksiyete olarak gösterir.
Analitik kuram
anksiyeteyi, kaynaklandığı psikoseksüel gelişim dönemlerine göre 4’e
ayırmaktadır. İd, seperasyon, kastrasyon ve üstbenlik (süperego)
anksiyetesi.
Doğumu izleyen
erken dönemlerde, çaresiz ve tam bağımlı bebeğin ihtiyaçları
doğrultusunda tüm vücudunun katılımı ile gösterdiği anksiyete id
anksiyetesidir. Erişkinde kontrolünü kaybetme ya da çıldıracakmış
gibi olma korkusu şeklinde kendisini gösterir. Biraz daha büyümüş
ancak ödipal döneme henüz girmemiş bebeğin sevgi objesinden
ayrıldığında ya da sevgi objesinin istekleri doğrultusunda
davranamadığında yaşadığı kaybetme duygusu, seperasyon anksiyetesi
olarak tanımlanır ve erişkinde sevilen kişilerin ya da sevgilerinin
yitirilmesi konusunda endişe duyma şeklinde klinik görünüm verir.
Cinsel dürtülerin
yoğunlaştığı ödipal dönemde, cinsel organa zarar geleceği
fantazilerinin yaşattığı sıkıntı kastrasyon anksiyetesi diye
adlandırılmaktadır. Kişideki latent homoseksüalite düşünceleri ile
yetilerini yitirme ve hastalık korkusu kastrasyon anksiyetesi ile
ilişkilidir. Üstbenlik gelişiminin tamamlandığı puberte öncesi
dönemde, çocuğun kurallar dizgesi ile çatıştığında yaşadığı
sıkıntılar üstbenlik anksiyetesi olarak tanımlanmaktadır. Erişkin
kişinin yanlış olduğunu düşündüğü davranışlarından dolayı yaşadığı
suçluluk duyguları ya da yanlışının herkes tarafından fark edileceği
yönündeki endişeleri üstbenlik anksiyetesi ile ilişkilidir.
Psikoanalitik
kurama göre, gelişimin patolojik seyrettiği evrede kişide çeşitli
fiksasyonların oluşacağına ve erişkinlikte bu fiksasyonları
çağrıştıran olaylar karşısında anksiyete yaşanacağına
inanılmaktadır. Ortaya çıkan anksiyetenin yukarda belirtilen anksiye
tiplerinden hangisi olacağını belirleyen faktör de, fiksasyonların
gerçekleştiği psikoseksüel gelişim evresidir.
Ortaya çıkan
anksiyete benliğin savunma mekanizmaları ile yok edilmeye çalışılır.
Her zaman ilk olarak bastırma (represyon) savunma mekanizması
devreye girer ve yeterli olduğunda sorun kalmadı demektir. Ancak
bastırma savunma mekanizmasının yetmediği durumlarda, benliğin
bütünlüğünü korumak için yer değiştirme, yalıtma, yapıp bozma gibi
diğer savunma mekanizmaları da devreye girer ve kullanılan savunma
mekanizmalarının tipine göre çeşitli anksiyete bozuklukları ortaya
çıkar. Örneğin, bastırma mekanizmasının üstesinden gelemediği ve
benliğin kabul edemeyeceği bir iç çatışmanın oluşturduğu anksiyete,
yer değiştirme mekanizması ile hayvan korkusu şeklini alabilir ve
klinikte özgül fobi dediğimiz bir hastalık tablosu olarak kendini
gösterir. Yine aynı şekilde, yardımsız kalınabileceği endişesi ile
bir takım mekanlarda bulunmaktan korkmanın (agorafobi) küçük
yaşlarda yaşanan seperasyon anksiyetesiyle ilişkili olduğu ileri
sürülmektedir.
b)
Bilişsel-Davranışcı Teoriler: Bazı anksiyete bozukluklarında
davranışcı tedavi yaklaşımlarının etkili bulunması, aksiyetenin
etiyolojisinde davranışcı ya da öğrenme teorilerinin önem
kazanmasına neden olmuştur. Buna göre her anksiyete mutlaka bir
uyarana tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Davranışcı görüşlerden
klasik şartlanma teorisine göre anksiyete, organizmanın belirli bir
takım çevresel faktörlere gösterdiği şartlandırılmış bir cevaptır.
Bu durum, araç kazası geçiren birinin artık araç kullanmaktan
korkması örneğindeki gibi direkt şartlanma olabileceği gibi, bazan
sıkıntı oluşturan bir uyaranın nötral uyaranlarla yer değiştirmesi
neticesinde indirekt şartlanma şeklinde de gelişebilmektedir.
Örneğin, bir lokantada yediği balıktan zehirlenen kişi, daha sonra
her balık görüşünde kendisini kötü hissedebilir. Bu kötü hislerin
genelleştirilip, başkaları tarafından hazırlanan tüm yiyeceklere
karşı bir tepki haline dönüşmesi de mümkündür.
Sosyal öğrenme
teorisinde ise, olaylara anksiyete duyarak tepki gösteren ebeveyn ya
da kişilerden etkilenen bireyin, benzer olaylar karşısında aynı
tepkileri gösterdiğine inanılır.
Son yıllarda
anksiyetenin etiyolojisine yönelik klasik davranışcı görüşlere ek
olarak çeşitli bilişsel teoriler de ileri sürülmektedir. Bilişsel
modele göre, kişide bulunan yanlış ve çarpık düşünce kalıpları
hatalı yorumlara ve davranışlara neden olmaktadır. Bu tür kişiler,
tehlikeyi ya da oluşabilecek zararı abartma, sorunlarla başa çıkma
yetilerini ise küçük görme eğilimi taşımaktadırlar. Sonuçta kalp
çarpması gibi normal bir fizik belirti, tehlike olarak algılanarak
ölüm ve çıldırma düşüncesini harekete geçirmekte ve panik atak
haline dönüşebilmektedir.
c) Varoluşcu
Teoriler: Varoluşcu teoriler daha çok yaygın anksiyete bozukluğunun
etiyolojisini açıklamak üzere ileri sürülmüştür. Buna göre, kişi
yaşamın anlamsızlığının farkına varmakta ve bu anlamsızlık gerçek
ölüm korkusundan bile daha rahatsız edici olmaktadır. İşte kişide
varoluşun anlamsızlığına tepki olarak anksiyete ortaya çıkmaktadır.
Nükleer savaş tehlikesinin gündemde olduğunda anksiyete
belirtilerinin yüksek olduğunun gözlenmesi, varoluşcu görüşü
savunanların temel dayanak noktası olmuştur.
II-BİYOLOJİK
TEORİLER
Teknolojik
gelişmeler sayesinde, anksiyetenin biyolojik etiyolojisini
aydınlatmaya yönelik çalışmalarda daha fazla sonuca ulaşılıyor
olmakla birlikte, elde edilen verilerin neden mi yoksa sonuç mu
olduğu konusu henüz aydınlatılabilmiş değildir. Bir kısım
araştırmacı psikolojik çatışmalar neticesinde biyolojik
değişikliklerin oluştuğunu ileri sürerken, diğerleri biyolojik
patolojilerin psikolojik çatışmaları oluşturduğu görüşünü
savunmaktadırlar. Anksiyetenin biyolojik etiyolojisine yönelik
görüşler 5 ana grupta toplanmaktadır.
a) Otonom Sinir
Sistemi: Otonom sinir sistemi uyarıldığında taşikardi, taşipne, baş
ağrısı, diare gibi bazı özel belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ayrıca
yapılan bazı deneylerde, korku durumlarında norepinefrin salınımının
arttığı gösterilmiş ve subjektif anksiyete hissinin bu periferik
belirtilerin sonucunda meydana geldiği ileri sürülmüştür.
Tüm bunlara
rağmen, bugün kabul edilen, anksiyetenin periferik belirtilerinin
merkezi sinir sistemi anksiyetesini takip ettiğidir. Panik bozukluğu
gibi bazı anksiyete bozukluklarında, otonom sinir sisteminin
duyarlılığında bir artış, tekrarlayan uyarılara alışma güçlüğü ve
küçük uyaranlara aşırı tepki gibi özellikler dikkat çekmektedir.
b)
Nörotransmitterler: Nörotransmitterlerin anksiyete oluşumundaki rolü
üzerine yapılan hayvan deneylerinde, norepinefrin, seratonin ve
-aminobutyric asit (GABA) anksiyetenin fizyopatolojisinde üzerinde
en çok durulan nörotransmitterler olarak dikkat çekmektedirler.
Noradrenerjik
sistemin ana hücreleri ponstaki locus ceruleus bölgesinde
bulunmaktadır. Hayvan deneylerinde bu bölgenin uyarılması ile korku
semptomlarının oluşması, bu bölgenin çıkarıldığı hayvanlarda ise
korku tepkisinin ortadan kalkması, panik bozukluğu hastalarında
noradrenalin düzeyini artıran ilaçların (-adrenerjik agonist ve -2
adrenerjik antagonist) panik atakları ortaya çıkarması, anksiyete
bozukluğu olan hastaların serebrospinal dolaşımında ve idrarlarında
noradrenalin metabolit düzeyinin yüksek bulunması, noradrenalinin
anksiyete bozukluklarında önemli rol oynadığını düşündüren veriler
olarak dikkat çekmektedir.
Buspiron (5-HT1A
reseptör agonisti) ve birtakım antidepresanlar gibi serotonin
üzerinden etki gösteren ilaçların anksiyete bozukluklarının
tedavisinde faydalı olması, anksiyete bozukluklarında seratoninin de
rol oynadığını düşündürmektedir.
Benzodiazepinlerin
anksiyete giderici etkinliği tartışmasız kabul edilen bir gerçektir.
Benzodiazepinlerin GABA düzeyini artırarak etki etmesi (GABA-A
reseptörleri), anksiyete bozukluklarında GABA’nın da rol oynadığını
ortaya koymaktadır.
c) Beyin
Görüntüleme Çalışmaları: Anksiyete bozukluğu hastalarında yapılan
CT, MRI, PET, SPECT ve EEG çalışmalarında serebral ventriküllerde
genişleme, frontal, oksipital ve temporal bölgelerde özellikle sağ
hemisferi ilgilendiren normal dışı bulgular tespit edilmiştir. Panik
bozukluğu hastalarındaki MRI incelemeleri sağ temporal lob,
özellikle de hippokampal bölgede kortikal atrofiye, PET ve SPECT
çalışmaları ise panik atak ile beyin kan akımındaki azalma
arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir.
d) Genetik: Her
anksiyete bozukluğunda bu denli yüksek olmasa da, özellikle panik
bozukluğu olanların % 50’sinin akrabalarında da benzer belirtilerin
bulunması ve birinci derecede akrabalarında panik bozukluğu
olanlarda riskin 4-8 kat arttığının tespit edilmesi, anksiyete
bozukluklarında genetik faktörlerin de rol oynayabileceğini
düşündürmektedir.
e) Nöroanatomik
Bulgular: Deneysel çalışmalar, noradrenalin, seratonin ve GABA
reseptörleri bakımından zengin olan limbik sistemin anksiyete ve
korku ile ilgili olduğunu göstermektedir. Septohipokampal yoldaki
aktivite artışının anksiyete oluşumunda önemli rol oynadığı ve
özellikle obsesif-kompulsif bozuklukla singulat girus patolojisi
arasında bir bağlantı bulunduğu en dikkat çekici bulgulardır.
Parahipokampal bölge, singulat girus ve hipotalamus ile yakından
bağlantısı olan frontal serebral korteksin de anksiyetenin
oluşumunda önemli rolü olduğu düşünülmektedir.
Neden ne olursa
olsun, anksiyetenin klinik belirtileri 4 grupta toplanır.
1) Psişik
Belirtiler: Hafif bir sıkıntı hissinden, şiddetli bir kontrolünü
kaybetme, çıldırma ya da ölüm korkusuna kadar uzanan geniş bir
yelpazede yer alan duygusal belirtilerdir.
2) Fiziksel
Belirtiler: Tablo-I’de sıralanan çarpıntı, nefes darlığı, titreme
gibi çeşitli sistemlere ait belirtilerdir.
3) Bilişsel
Belirtiler: Depersonalizasyon, derealizasyon gibi algı bozuklukları,
yer, zaman, kişilerle ilgili yanılsamalar şeklinde kendisini
gösteren konfüzyon, olayların anlamını değerlendirmede yanlışlıklar,
konsantrasyon bozukluğu ve hatırlama güçlüğü anksiyete durumlarında
ortaya çıkan bilişsel belirtilerdir.
Anksiyetenin Fizik
Belirtileri
KARDİOVASKULER
SİSTEM Taşikardi, çarpıntı hissi, göğüs ağrısı, baygınlık hissi
KAS-İSKELET
SİSTEMİ Ağrı, sızı, seğirme, sertlik, ürperme, yorgunluk
NÖROLOJİK SİSTEM
Baş dönmesi, uyuşukluk, görme bulanıklığı, titreme, güçsüzlük
GASTROİNTESTİNAL
SİSTEM Yutma güçlüğü, karın ağrısı, bulantı, intestinal huzursuzluk,
diare
GENİTO-ÜRİNER
SİSTEM Sık idrar, sıkışma hissi, cinsel bozukluk, menstruasyon
sorunları
OTONOM SİNİR
SİSTEMİ Ağız kuruması, terleme, baş ağrısı, ateş basması, ellerin
buz gibi olması
SOLUNUM SİSTEMİ
Göğüste basınç hissi, nefes kesilmesi, iç çekme, nefes darlığı,
hiperventilasyon
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz. |