|
Kolon Kanseri
Kalınbağırsak
tümörleri iyi ya da kötü huylu olabilir. İyi huylu tümörler oldukça
seyrek, kötü huylular ise çok daha yaygındır. Kötü huylu bağırsak
tümörleri sindirim kanalında görülen tümörler arasında, mide ve düz
bağırsak (rektum) kanserlerinden hemen sonra üçüncü sırada gelir.
Yemek borusu kanseri ve sindirim kanalının öteki bölümlerinde
rastlanan kanserlerden ise daha yaygındırlar. Bu kanser türü
genellikle erişkinlik ve yaşlılık döneminde görülür.
Klinik açıdan
önemli bir nokta, sağ kalınbağırsak çapının sol bağırsağınkine
oranla daha büyük olmasıdır. Bu nedenle bağırsaktaki geçiş ile
ilgili yakınmalar sol yanda sağa göre daha erken görülür; başka bir
deyişle sol kalınbağırsak kanserlerinin hastalık belirtileri sağ
kalınbağırsaktan daha çabuk ortaya çıkar.
Merhaba,
Hastalık Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu
Dükkanımızın Sitesidir. Lütfen Kendinizi Dükkanımızda Gibi
Hissediniz.
Bu Sayfanın Konu Bilgileri Aşağıdadır.
Alışveriş Yapmanız Şart Değil, Bu
Sitede Doktor Yok Ama, Soru Sorabilirsiniz. Dükkanımızın
Günlük 1800
-2800, Web Sitemizin 9000 - 12000 Müşterisi Var, Size de
Ayıracak Vakit Buluruz, Soru Soran'dan Para Almıyoruz.
İster Aşağıdaki Danışma Formunu Doldurarak İstediğiniz
Soruyu Sorabilirsiniz.
İster SMS, İster Maille (birtat@birtat.com.tr),
İster Telefonla...
Ne Konuşmuşsak O Ürün
Gelecek Size. Benzeri, Kırık Döküğü Olan Ürün Gönderilmez.
Fiyat Konusunda Ne Konuşmuşsak O'dur.
1 TL Fazla Yazmayız. Kargo Pazarlığa Tabidir.
Satışlarımızda Maliye Bakanlığı Perakende Satış Fişi
Gönderilecektir.
Kapıda ödeme kolaylığı.
 |
0 542 252 70 62
0 532 402 77 44 0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
birtat@birtat.com.tr
0 532 790 41 90 (Şikayetleriniz)
0 532 402 77 66 (Yurt Dışı
Kargo Yetkilisi)
0 535 433 27 62 (Yurt İçi Kargo Yetkilisi)
|
 |

İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde
NEDENLERİ
Kalınbağırsak
kanserinin nedeni bilinmemektedir, ama kanser oluşumunu hazırlayan
etkenler iyi bilinir.
- Çevresel
etkenler. Kanser yapıcı etkenlerin harekete geçmesini sağlayan ve
onları yönlendiren çevresel etkenler vardır.
Amyant
işçilerinde, dokuma sanayisinde, çelik dökümhanelerinde ve sentetik
iplikle halı dokunan fabrikalarda çalışan işçilerde kalınbağırsak
kanserine yakalanma tehlikesi daha çoktur.
Selenyumun
kalınbağırsak kanserindeki etkisi tartışmalıdır. Kalınbağırsak
kanseri hastalarının kanlarındaki selenyum düzeyi düşük bulunmuştur.
Su ve toprağında yüksek oranda selenyum bulunan bölgelerde
kalınbağırsak-düz bağırsak kanserlerine bağlı ölümlerde azalma
saptanmıştır.
- Beslenmeye bağlı
etkenler. Günümüzde henüz bağırsak kanserine neden olan kanser
yapıcı bir hastalık etkeni saptanmamıştır. Batı tipi beslenme,
bağırsak kanseri tehlikesini artıran bir etkendir. Örneğin,
kalınbağırsak kanserinden ölümlerle hayvansal yağ tüketimi
arasında kuvvetli
bir ilişki vardır. Fazla bira tüketiminin de düz bağırsak (rektum)
kanserine yol açabileceği düşünülmektedir. Lahana ve Brüksel
lahanası gibi bazı sebzelerin kalınbağırsak kanserine karşı koruyucu
etkisi vardır. Bunların içerdiği yükseltgeme önleyici (anti oksidan)
maddelerin, kemirici hayvanlarda, polisiklik (birden çok karbon
halkası taşıyan) hidrokarbonların yol açtığı kanser oluşumunu
engellediği belirtilmiştir.
Lifli besinlerle
beslenmenin de koruyucu etkisinden söz edilir. Bu varsayıma göre,
daha çok lifli besinler tüketen Afrika toplumlarında, Batılı
beslenme alışkanlıklarına sahip toplumlara oranla kalınbağırsak-düz
bağırsak kanserinin görülme sıklığı çok daha azdır.
- Kalıtsal
etkenler. Kalıtsal etkenlerin çok önemli olduğu görülmektedir.
- Kanserli hasta
ailelerinde kansere yakalanma olasılığı nüfusun öteki bölümüne göre
daha yüksektir.
- Ailesel polipoz
ve Gardner Sendromu gibi iki kalıtsal hastalık büyük oranda
kalınbağırsak kanserine eşlik eder.
- Meme, rahim ve
yumurtalık kanserine yakalanmış hastaların ailelerinde
kalın-bağırsak kanseri sıklığı yüksektir.
- Kalınbağırsak
kanserinin yüksek oranda görüldüğü ailelerde, hastalar genellikle
gençtir; sağ kalınbağırsak tümörüne daha çok rastlanır; birkaç
organda tümör vardır.
Bazı olgularda
bağırsak tümörü meme ve dölyatağı tümörleriyle birlikte görülebilir.
KANSER ÖNCESİNDE
GÖRÜLEN LEZYONLAR
- Polipler.
Sindirim kanalında boşluğa doğru çıkıntı yapmış, saplı ya da sapsız
oluşumlara polip denir. Yalnız adenometöz polipler kanser öncesi
görülen lezyonlardandır.
Polip-kanser
ilişkisi aşağıdaki özellikleri gösterir:
- kanser-adenom
birlikteliği oldukça sıktır;
- adenomlar ile
kalınbağırsak ve düzbağırsak kanserlerinin vücutta dağılımı
birbirine benzer;
- adenom ve
karsinomların yaşa bağlı olarak çizdiği eğriler yaklaşık 10 yıllık
bir farkla koşut gider;
- adenomların
seyrek görüldüğü ülkelerde kanserin görülme oranı düşüktür;
- kalınbağırsak
boyunca saptanan poliplerin yaygın biçimde kesilip alındığı
toplumlarda kanser görülme sıklığı daha azdır.
Günümüzde
adenomların kanser yapıcı lezyonlar olduğu genellikle kabul
edilmiştir. Adenomlardan kanser gelişme tehlikesi polipin
büyüklüğüyle, hücre tipiyle, doku yapımındaki değişiklik derecesiyle
(displazi) ve poliplerin sayısıyla ilişkilidir.
- Düzbağırsak ve
kalınbağırsağın ülserli iltihabı. Düz bağırsak ve kalınbağırsakta
iltihabi hastalığı (Crohn hastalığı ve ülserli kolit) olan
kişilerde, hastalığın ileri yıllarında kalınbağırsak kanseri oluşma
tehlikesinin genel nüfusa oranla 10 kat daha fazla olduğu kabul
edilir. Bu hastalarda kanser normal kişilerden 20 yıl kadar daha
önce, 30-40 yaşlarında görülür.
Çocukluk çağında
başlayan düzbağırsak ve kalınbağırsak iltihabı olgulannda, hastalık
süresi 10 yılı bulduğunda büyük olasılıkla hastalığın uzamasına da
bağlı olarak kanser tehlikesi artar. Düzbağırsak ve
kalınbağırsaklarında ülserli iltihap olan hastalarda, hastalık
süresi 30 yılı geçtiğinde ve olay kalınbağırsağın tümüne
yayıldığında kansere yakalanma oranı yüzde 56 ya çıkar.
Bu hastalarda
erken kanser tanısı oldukça zordur. Belirtiler her iki hastalıkta da
birbirine çok benzer. Ayrıca radyolojik bulguların yorumlanmasında
güçlükler görülebilir. Kesin tanı, kalınbağırsağın bir alet
yardımıyla doğrudan gözlemlenip (kolonoskopi) değişik bölgelerinden
birçok örnek alınarak (biyopsi) bunların incelenmesiyle konulur.
- Divertiküller.
Tümörün bulunduğu kalınbağırsak bölümünün dışa doğru cepleşmesi 60
yaşın üzerindeki kişilerin yüzde 40-50 sinde görülür. Bu nedenle sık
görülen bir belirtidir. Çok sayıda divertikül oluşumu (divertiküloz)
kanser yapıcı bir hastalık değildir.
- Safrakesesinin
çıkartılması (kolesistektomi). Safrakesesi açlık durumunda önemli
miktarda safra tuzu içerir. Safrakesesi ameliyatla alınınca bu
birikim gerçekleşemediğinden, safra tuzları olanca hızıyla dolaşır.
Böylece bağırsak bakterilerinde safra tuzlan daha çok görülür ve
safra asitleri artar. Bunların metabolizmasından kalınbağırsak ve
düzbağırsak mukozası için kanser yapıcı kabul edilen birtakım
maddeler türer. Bu nedenle geçmiş yıllarda safrakesesinin
alınmasının kalınbağırsak kanserinin oluşmasında bir tehlike etkeni
olabileceği tartışılmıştı. Son yıllardaki klinik çalışmalarda ise,
safrakesesi alınan kişilerde kalınbağırsak kanserine yakalanma
oranının daha yüksek olduğuna ilişkin belirgin bir sonuç
alınamamıştır.
TÜMÖR TİPLERİ
İlk olarak
kanserin tek başına görüldüğünü belirtmek gerekir, yani hastalık
bağırsağın yalnızca bir bölümünde yerleşir. Bazı olgularda
bağırsağın birden çok yerinde tümör kütlesine rastlanabilir. Başlıca
üç tipi vardır: Ülserli tip, vejetan tip ve skiröz tip.
Ülserli kanserin
özelliği, tümör içindeki damarların yıkımı sonucunda tümör kütlesi
üzerinde geniş yaraların (ülserlerin) bulunmasıdır. Ülserleşme
ilerleyicidir; bağırsak duvarını derinliğine aşındırma eğilimini
gösterir. Sonraki aşamada karın zarına ya da daha önce gelişen
yapışıklıklar sonucunda kanserli bölgeye yaklaşmış öteki organlara
doğru aşınma sürebilir. Vejetan tip kanser, öncelikle bağırsak
kanalına doğru büyüyen, önce daralma sonra da bütünüyle tıkanmaya
neden olan et yığını görünümünde bir kütleyle belirlenir. Bu kütle
çevresinde genellikle doku ölümlerine bağlı gelişmeler, kütlenin
kendisinde de bazı biçim bozuklukları ve kanamalar görülebilir.
Skiröz kanser tipinde ise tümör bağırsak kanalının içine sarkmadan
bağırsak duvarında ortaya çıkar. Her kanser tipinde sonuç az çok
aynıdır. Kanser hücrelerinin yerleştiği bölgede bağırsak duvarı
kalınlaşır. Bu da bağırsak kanalının daralmasına yol açar.
TÜMÖRÜN YAYILIMI
Uzun ya da kısa
süren birinci dönemden sonra, kanser birincil yerleşim alanından
organizmanın başka bölgelerine doğru yayılma eğilimine girerek
metastaz adı verilen ikindi odaklar yapar.
Kötü huylu
kalınbağırsak tümörlerinin yayılımı değişik yollar izler. Kanser
hücreleri kapı toplardamarı yoluyla karaciğere gelir ve burada
birçok yayılım odakları oluşturur. Bu odaklar beyazımsı, sert,
karaciğer yüzeyinden kabarık, yuvarlak oluşumlardır. Kanser
hücreleri daha sonra kan yoluyla akciğere ulaşır. Kalınbağırsağın
zengin lenf ağı, lenfler yoluyla yayılmayı kolaylaştırır. Kanser
hücreleri üst ve alt bağırsak askısı (mezenter) damarlarıyla
birlikte giden lenf damarları yoluyla önce kalınbağırsağın yanındaki
ve üstündeki lenf düğümlerini, sonra orta bölümdeki lenf
düğümlerini, son aşamada ise merkezi bağırsak askısı lenf
düğümlerini tutar. Tutulan lenf bezleri büyür ama en belirgin
değişim, sertliklerindeki artıştır.
Bir başka yol,
bağırsaklarda oluşan doğrudan yayılmadır. Kanserli doku parçacıkları
ana kütleden koparak sindirim kanalını izleyip, bağırsağın daha
aşağı bölümlerine gider ve orada yerleşirler. Burada büyüyüp
gelişerek, kaynaklandıkları kanser kütlesinin boyutlarına bile
ulaşabilirler.
Kanserin son
yayılma biçimi bağırsak duvarı içinde gerçekleşir. Kanser, duvar
içindeki lenf damarlarını izleyerek, bağırsak duvarı boyunca karın
zarına kadar gider ve birincil kanser kütlesinin kapladığı alandan
daha geniş bir bölgeye yayılır. Kanser hücreleri karın zarına
ulaşınca çevreye yayılarak kanlı asit (karın boşluğunda kanlı sıvı
toplanması) oluşturan yaygın karın zarı kanserine yol açarlar. Bu
tabloda karın zarı büyük miktarda kanlı sıvı üreterek kanser
hücrelerinin saldırısına karşı koymaya çalışır ya da kanser
hücreleri Douglas boşluğuna (erkekte düzbağırsak ile idrar torbası
arasındaki, kadında ise düzbağırsak ile dölyatağı arasındaki çukur
alan) ve kadınlarda her iki yumurtalığa yerleşir. Karın zarına
ulaşan kanser komşuluk yoluyla da yayılabilir. Böylece
incebağırsağın kıvrımlarında, böbrek ve idrar borularında, omurganın
bel ve kuyruksokumu arasındaki bölümü ile mesanede kanser
görülebilir.
Kanserin geniş
yayılımı, köklü bir cerrahi girişimi engeller. Hasta bu nedenle
ameliyat edilemez. Lenf yoluyla yayılan yerel kanserler bu grupta
yer almaz.
Ameliyat
edilemeyen olgularda, bağırsak kanalında geçişin aksamaması için
yalnızca belirtilere yönelik cerrahi yöntemlere başvurulur. Bu tür
girişimler hastanın yaşam süresini uzatmada pek etkili değildir.
Tedavinin en önemli noktası erken tanıdır.
BELİRTİLERİ
Kalınbağırsak
kanseri belirtileri ilerleyicidir ve birbirini izleyen üç evre
gözlenir. Bu evreler daralma öncesi evre, daralma evresi ve tıkanma
evresi olarak adlandırılabilir.
Bunların en
önemlisi ilk evredir. Bu aşamada kanser henüz bağırsak kanalını
daraltacak büyüklüğe ulaşamamıştır, yani daha gelişiminin başlangıç
evresindedir. Başlangıç döneminde hastalar tam olarak
tanımlayamadıkları çeşitli yakınmalar belirtir. Kanserin geliştiği
yere uyan karnın belirli bir bölgesinde geçici dolgunluk duyusu,
çekilme tanımlarlar. Bu yakınma gerçek bir ağrı değildir. Daha sonra
pek açıklanamayan iştah azalması, hafif kilo yitimi ve çabuk yorulma
görülür. Bazen birkaç gün süren ve geldiği gibi birden kesilen ishal
de görülebilir.
Bazen de ishal
yerine dışkıyı yumuşatıcı ilaçlara (müshiller) karşın geçmeyen
inatçı kabızlık vardır. Bu başlangıç belirtileri göz ardı
edilmemelidir. Gerçekte belirtilerden hiçbiri kalınbağırsak
kanserine özgü olmasa da, bağırsakta olağandışı birtakım olayları
düşündüren belirtilerin biri bile hastayı kuşkulandırmalı ve
sorununu açıklığa kavuşturmak için bir radyolojik inceleme
yaptırmalıdır. İnceleme sonucu olumluysa, hasta kafasındaki sorunu
çözerek rahatlayacaktır. Ama kanser tipinde organik bir lezyon
bulunursa hiç zaman yitirmeden cerrahi tedaviye başvurulmalıdır.
Erken yakalanan tümörün cerrahi girişim ile bütünüyle alınma
olasılığı vardır ve hasta tam olarak iyileşeceğini ümit edebilir.
Zaman yitirdikçe
daralma öncesi evreden, daralma evresine girilir. Bu evrede kanser
daha da büyüyerek bağırsak kanalını daraltır. Böylece daralmanın
olduğu yerde bağırsak geçişi zorlaşır, daralma yerinin önünde
bağırsak içeriği birikir ve kokuşma başlar. Örselenen bağırsak
bölümünde salgı ve özellikle kasılmaların artmasıyla biriken
bağırsak içeriği, kanser kitlesinin oluşturduğu engelin ötesine
doğru geçmeye zorlanır. Klinik olarak, bu olaylar bağırsak
kasılmalarına bağlı ağrı nöbetleri, dönüşümlü ishal ve kabızlık
dönemleriyle ortaya çıkar. Özellikle bu belirtilerin zamanlaması çok
önemlidir. Önce kabızlık dönemi, ardından da ağrı nöbetleri görülür.
Bağırsak kasılmaları sonucunda engel aşılıp dışkı çıkarılabilir.
Kalınbağırsak kanseri düşünülerek tanıya ulaşmanın oldukça kolay
olduğu bu dönemde bile radyolojik inceleme gerekir ve kuşkulu bir
kütle saptandığında cerrahi tedaviye geçilmesi gerekir. Kökten ve
çözümleyici bir cerrahi girişim olasılığı bu dönemde hala çok
güçlüdür.
Zaman geçtikçe
hastanın genel durumu bozulur; kilo yitimi ve halsizlik artar, iştah
azalır. Hasta bütün çabalarına karşın yemeklere karşı tiksinti ve
bulantı duyar. Giderek artan kansızlık gelişir. Yüz rengi mum
beyazıdır. Tıkanma evresi bu belirtilerle kesinleşir. Bağırsak
içeriği artık ilerleyeme~, bağırsak kanalı bütünüyle kapanmıştır.
Tıkanmanın bazı özellikleri vardır. Bağırsak kanalı birkaç gün tam
olarak kapalı kalır. Bu süre içinde kanser kütlesindeki doku ölümü
ve biçim bozuklukları sonucu tıkanma bölgesinde bir bölüm açılarak
geçişe olanak sağlar. Ama bu açılıp-kapanma olayları iki-üç kez
yinelendikten sonra bağırsak bir daha açılmamak üzere kapanır.
Hastanın genel durumu hızla bozulur, sıvı yitimi artar ve zehirli
maddeler kan dolaşımına geçer. Bazı durumlarda hasta ne yazık ki,
ancak bu aşamada hastaneye başvurur. Tıkanma yerini saptamak
amacıyla kontrast madde verilmeden yapılan radyolojik karın
incelemesinden sonra, hastanın karı açılarak tümörün çıkartılıp,
çıkartılamayacağına karar verilir.
Bu evrede radikal
girişim olasılığı büyük ölçüde azalmıştır.
Kalınbağırsak ve
düzbağırsak kanserinin önemli bir belirtisi makattan dışkıyla
birlikte kan gelmesidir. Bu durumda hemen endoskopik inceleme
yaptırılmalıdır. Özellikle düzbağırsak tümörlerinin saptanmasında
radyolojik inceleme tek başına yeterli değildir.
KOMPLİKASYONLAR
Bazı durumlarda,
daha tıkanma evresine gelmeden ortaya çıkan istenmeyen durumlar
hastalığın gidişini hızla kötüleştirir: Kalınbağırsak içeriğinde
büyük miktarda mikrop bulunduğu göz önüne alınırsa, oluşan bağırsak
delinmesine bağlı ağır gidişli ve yaygın karın zarı iltihabının
gelişmesi; karın içindeki öteki organlarla bağırsak arasında fistül
oluşması; ya da birkaç kan damarının yıkımı sonucunda ağır ve
ölümcül sonuçlar doğurabilecek kanamaların başlaması başlıca
komplikasyonlardır.
TANI
Kalınbağırsak
kanseri tamsı erken konmalıdır. Bu amaçla, röntgen ışınlarını
geçirmeyen madde içeren bir lavman yapıldıktan sonra çekilen
filmler, dışkıda gizli kan aranması, dışkıda kanser hücrelerinin
araştırılması, hastanın klinik bulgulan ile birlikte
değerlendirilir. Klinikte yeni kullanılmaya başlanan kolonoskopi çok
yararlıdır. Günümüzde 1,5 metre uzunluğa ulaşabilen bükülebilir
aletler aracılığıyla bağırsağın hastalıklı bölümü doğrudan
görülebilmekte, belirlenen yerlerden istenilen doku örnekleri
alınabilmektedir. Kolonoskopi poliplerin saptanmasında ve bunların
kolonoskop içinden geçen teller ve elektrikli koterler aracılığıyla
çıkanlmasmda da çok yararlıdır. Kalınbağırsak kanseri ve poliplerin
birlikte bulunduğu durumlarda, ameliyat edilen bölümün dışındaki
bütün polipler de temizlenmelidir.
Kalınbağırsak
kanseri tanısı konduktan sonra tedavi yöntemi hemen seçilmeli ve bu
da cerrahi tedavi olmalıdır. Cerrahi tedavi açısından
kalınbağırsağın sağ yan kanserleri ile sol yan kanserleri
ayrılmalıdır. Ayrıca kanserin ameliyatla alınıp alınamayacağının
bilinmesi de çok önemlidir. Karaciğere, dalağa, akciğere yayılmış
kanserler ile komşu organları tutmuş kanser türleri ameliyat
edilebilme sınırını aşar. Bu durumun anlaşılabilmesi ancak cerrahi
girişim sırasında yayılım odaklarının ya da çevre dokularda
tutulmanın gözlenmesi ile olanaklıdır.
Kalınbağırsağında
ya da düzbağırsağında kanser bulunduğu saptanan tüm hastaların idrar
yollarının incelenmesi (kanser idrar borularına ve/ya da idrar
torbasına yayılabilir); bir göğüs filminin çekilmesi (akciğer
yayılımı) ve karın bölgesinin bilgisayarlı tomografisinin çekilmesi
(CAT) (karaciğer ve lenf bezlerine yayılımın saptanması için)
zorunludur.
Her ne kadar tanı
için yetersiz olsa da, doğrudan karın filminin çekilmesi
kalınbağırsak ya da düzbağırsak kanseri kuşkusu uyandırabilecek
bulgular suna-bilir: Bir kalınbağırsak bölümünde dışkının hemen hiç
olmaması, öte yanda ise gaz ve dışkı birikmesi kanser kuşkusu
uyandırabilecek bir bulgudur.
CERRAHİ GİRİŞİM
Ameliyatına karar
verilen sağ kalınbağırsak kanseri olgusunda sağ hemikolektomi
yapılır. Bu ameliyatta körbağır sak ve ileumun son kısmı ile sağ
kalın-bağırsak kesilerek çıkartılır. İleum ile yatay kalınbağırsak
birbirine ağızlaştırılır. Tümör ameliyatla çıkartılabilecek durumda
değilse, kanserli bölge yerinde bırakılır. Bu bölgenin bağırsak
içeriği dolaşımının dışında tutulması sağlanarak ileumun son kıvrımı
yatay kalınbağırsak ile ağızlaştırılır. Bu geçici cerrahi girişim
hastaya ancak belli bir süre için rahatlama sağlar. Kanser sol
kalınbağırsaktaysa ve ameliyata uygun evredeyse, genel olarak sol
hemikolektomi yapılır; yani inen kalınbağırsağın tümü çıkartılarak
yatay kalınbağırsak ile kalınbağırsağın son kısmı birbirine
ağızlaştırılır. Kanserli kütle çıkartılamayacak durumdaysa yatay
kalınbağırsak ile kalınbağırsağın son kısmı birbirleriyle
ağızlaştırılır ve biraz önce değinilen, çıkartılamayacak durumdaki
sağ kalınbağırsak kanserine uygulanan geçici girişim burada da
gerçekleştirilir.
Tümörün makata çok
yakın olduğu durumlarda ise kalınbağırsağın sağlam parçası karın
zarına ağızlaştırılır (kolostomi) ve dışkılama bir torba
aracılığıyla gerçekleştirilir.
Cerrahi tedavi
genellikle başarılı sonuçlar verir. Radikal cerrahi tedaviden sonra
5 yıllık yaşama süresi yüzde 60 a yakındır. Bu oran erken tanı konan
olgularda daha da yüksek olabilir.
ÖNLEMLER
Kalınbağırsak
kanserlerinin önlenmesi için, koruyucu önlemlerin alınmasının yanı
sıra kanserin erken bir evrede tanınması amaçlanır. Son yıllarda
standartlara bağlanmış ölçüm ve yöntemler kullanılarak birçok kanser
tarama programı gerçekleştirilmiştir. Günümüzde kalın-bağırsak
kanseri tanısında en yaygın kullanılan inceleme yöntemi dışkıda
gizli kan aranmasıdır (bak. Cilt 6: Tanıya Yardımcı İncelemeler).
Düzbağırsağa
(rektum) makattan parmak sokularak yapılan muayene tek başına tanıya
götürmede yetersizdir, çünkü parmakla ulaşılabilen bölümdeki
kanserler yalnızca yüzde 15 oranındadır.
Rektosigmoidoskopi
(düzbağırsağın ve sigmoit kolonun sigmoidoskop ile içerden
incelenmesi) kalınbağırsak tümörlerinin yüzde 70 inde tanıya
ulaşmayı sağlasa da, hastaların uygulamayı çok sıkıntılı bulması,
teknik zorluklar ve pahalı olması nedeniyle yaygın olarak
kullanılamamaktadır.
Kalınbağırsak
kanseri tarama programlarının sonuçları incelendiğinde, kanser
odaklarının erken tanısı yapılıp tedaviye başlanan olgularda da,
hastalığın doğal gidişinin fazla değişmediği gözlenmiştir. Buna
karşın, tam donanımlı merkezlerde yapılan tarama testlerinin,
kalınbağırsak kanser ve poliplemm erken tanı ve tedavisindeki yararı
üzerinde giderek artan bir fikir birliği oluşmaktadır. Özellikle
adenomatöz poliplerin tanı ve tedavisi kalınbağırsak kanserini
önlemede çok önemlidir.
Kalın Bağırsak ve
Rektum Kanseri
23 Kasım 2007 Cuma
| İhbar Et | Etiketler : kalın bağırsak rektum kanseri
Kolon ve rektum
sindirim sisteminin son kısımlarını oluştururlar. Kolon yaklaşık 150
cm uzunluğundadır son 12-15 cm’lik kısmı da rektumu oluşturur.
Kolorektal
kanserler,kadınlarda meme ve akciğer kanserlerinden sonra üçüncü
sırada; erkeklerde ise prostat ve akciğer kanserlerinden sonra yine
üçüncü sırada sıklıkla görülen kanserlerdir.
Her iki cinsde de
en sık ölüme sebep olan ikinci sıradaki kanser cinsidir.
Ortalama her 15
kişiden birisinde kolorektal kanser gelişir.
50 yaşından sonra
kolorektal kanser gelişme riski artmaktadır.
Günümüzde kolon
kanser tedavisinde pek çok yöntem mevcuttur.
Tüm kanserlerde
olduğu gibi kolon kanserinde de ne kadar erken tanı konursa o kadar
başarı ile tedavi edilebilir.Erken evrelerde yakalanmış bir kolon
kanseri % 90 oranında başarı ile tedavi edilebilir.
KOLOREKTAL KANSER
RİSK FAKTÖRLERİ
Kolorektal
Kanserlerin kesin oluş nedeni bilinmemektedir,ancak bu hastalık
oluşum ihtimalini arttıran risk faktörleri belirlenmiştir. Bunlar :
-yaş
-polipler
-diyet
-kişinin sağlık
geçmişi
-aile öyküsü
-inflamatuar
barsak hastalıklarıdır
POLİPLER
Polipler kolon ve
rektum iç kısmında gelişen benign yani iyi huylu oluşumlardır. 50
yaş sonrası oldukça sık görülürler.
Bu poliplerin bazı
tipleri kişinin kolon kanseri gelişme riskini arttırır.
Poliplerin hepsi
kansere dönüşmez,ancak hemen tüm kolon kanserleri ilk olarak
poliplerden başlar
DİYET
Diyet ile
kolorektal kanser arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Bol lifli
diyet alanlarda kanser görülme oranı düşüktür.
Diyette
yağ fazlalığı
protein fazlalığı
kalori fazlalığı
alkol
et
kalsiyum elsikliği
folik asit
eksikliği
Sigara
kanser riskini
arttıran faktörlerdir.
-Sedanter yani
hareketsiz yaşam ve bol yağlı gıdalar kolon kanseri riskini arttırır
KİŞİNİN SAĞLIK
ÖZGEÇMİŞİ
-Over (yumurtalık)
-Uterus (rahim)
-Meme kanseri
öyküsü olan kadınlarda kolorektal kanser gelişme riski artmıştır.
Kolon kanseri olup
tedavi görmüş kişilerde de nüks riski vardır.
KİŞİNİN AİLE
ÖYKÜSÜ
Anne-babasında,kardeşlerinde veya çocuklarında kolorektal kanser
görülen kişilerde aynı tip kanser görülme oranı yüksektir.Özellikle
genç yaşta kanser oluşan kişilerin yakınlarında bu risk daha da
yükselir.
Bir ailede birden
çok kişide kolorektal kanser oluşması diğer kişilerin riskini de
belirgin olarak arttırır.
İNFLAMATUAR BARSAK
HASTALIKLARI
Kolon iç duvarında
oluşan kronik bir iltihabi hastalık olan ülseratif kolitte kolon
kanseri görülme ihtimali artmıştır.
Chron hastalığı
gibi diğer bazı inflamatuar barsak hastalıklarında da kanser gelişme
riski artar.
Tüm barsağı tutan
hastalıkta 8 yıl,barsağın sol kısmını tutan hastalıkta ise 15 yıllık
süre sonrası barsak kanseri görülme oranı çok artmıştır.
Belirtilen risk
faktörlerinin olması,kişide mutlaka kolorektal kanser gelişeceği
anlamını taşımaz; sadece oluşma riski diğer kişilere göre
artmıştır.Bu nedenle daha dikkatli kontrol ve takiplerle oluşma
riskini azaltmaya,eğer oluşur ise de erken tanı ve tedavi yapmaya
önem vermelidir.
KOLOREKTAL
KANSERLERDE SEMPTOM VE BULGULAR
-Barsak
alışkanlığında değişiklikler
-Devamlı ishal
veya kabızlık oluşması
-Defekasyon
sonrası tam boşalamama hissinin olması
-Gaitada kan
görülmesi
-Gaitanın ince
çıkması
-Karında gaz,karın
ağrısı,şişkinlik,kramplar gibi genel karın yakınmalarının olması
-Kilo kaybı
-Devamlı halsizlik
ve yorgunluk
-Kusma
Tüm bu semptomlar
birçok hastalıkta da oluşabilecek semptomlardır,bu nedenle bir veya
birkaç tanesi oluşur ise mutlaka doktor kontrolü ile nedeni ortaya
konmalıdır.
Erken evrede
barsak kanseri ağrı yapmaz, o nedenle ağrı olmasını beklemeden
doktora başvurmalıdır.
Kolon kanseri
poliplerin erken evrede çıkartılması ile önlenebilecek bir
hastalıktır.
Erken tanı konmuş
bir kolorektal kanser % 90 tedavi edilebilir bir hastalıktır.
KOLOREKTAL
KANSERDE TANI
Özellikle 50 yaş
sonrası yapılacak düzenli kontroller erken tanıyı sağlayacaktır. 50
yaştan önce ise aile öyküsüne göre davranmak çok önemlidir.
Tanıda:
-Kan testleri-Tam
kan,sedimentasyon,CEA
-Gaitada gizli kan
-Parmakla rektum
muayenesi
-Sigmoidoskopi
-Kolonoskopi
-Biyopsi
-Çift kontrast
kolon grafisi
-Virtual
kolonoskopi
-Abdominal BT – MR
– PET yapılır.
KOLOREKTAL
KANSERDE TEDAVİ
Erken tanı ve
tedavi hayat kurtarıcıdır.
Tedavi bir ekip
işidir. Cerrah,onkolog ve radyasyon onkoloğu birlikte tedaviyi
yapmalıdırlar.
Kanser tedavisinde
evreleme yani tümörün yaygınlık durumunun belirlenmesi önemlidir.
EVRELEME
Evre 0 - Kanser
henüz barsak duvarının en iç kısmında lokalizedir
Evre 1 - Kanser
hücreleri barsak duvarının diğer kısımlarına doğru ilerlemiştir
Evre 2 - Kanser
hücreleri barsağın dışına taşmıştır ama henüz lenf bezlerine
sıçramamıştır
Evre 3 - Kanser
barsak yakınındaki lenf bezlerine geçmiştir, ancak vücudun diğer
kısımlarına
sıçramamıştır.
Evre 4 - Kanser
vücuttaki diğer organlara yayılmıştır
Evre 0-1-2 ve 3
hastalar kür tediğimiz tam tedavi şansına sahiptirler. Kolorektal
kanserin tedavi sonrası 5 yıldan sonra tekrarlama olasılığı çok
düşüktür, bu nedenle 5 yıl nüks olmadan geçirmiş hastalarda kürden
bahsedilebilmektedir.
Evre 4 kanserlerde
ise kür sağlanamamaktadır, ancak yapılan tedavilerle yaşam süresi
uzatılabilmektedir.
Kolorektal
kanserde tedavi tümörün yeri,büyüklüğü, evresine ve hastanın genel
sağlık durumuna göre değişmektedir.Değişik tedavi kombinasyonları
uygulanabilir.Üç standart tedavi yöntemi vardır: Cerrahi ( Klasik
cerrahi ve minimal invazif cerrahi)
Kemoterapi
Radyoterapi
Kanser çok erken
evrede saptanırsa ameliyatsız, karın duvarı kesilmeden
çıkartılabilir.
Kolonoskopi yapar
şekilde girişilerek tümörlü kısım çıkartılabilir,buna lokal
eksizyondenmektedir. Eğer kanser bir polipte saptanıp çıkartılırsa
buna polipektomi denir.
Eğer tümör daha
büyükse etrafındaki sağlam bir kısım barsakla birlikte
çıkartılır,geriye kalan barsak uçları karşılıklı dikilerek
devamlılık sağlanır,buna kolektomi ameliyatı denir.Bu esnada
barsağın yanındaki lenf bezleri de temizlenerek kanser metastazı
açısından mikroskobik incelemeye gönderilir.
Eğer tümör
çıkartıldıktan sonra iki barsak ucu karşılıklı dikilemez ise bunlar
karın duvarına ağızlaştırılır,buna kolostomi denmektedir.Bazı
hastalarda ise dikiş emniyeti sağlamak için barsağın dikişlerden
daha öndeki bir kısmından karna ağızlaştırma yapılır,bu sayede
geçici olarak dikiş hattından gaita geçişi engellenmiş olur.Buna
geçici kolostomi denir.Daha sonra burası kapatılır.
Kolostomi açılan
hastalarda dışkı, bu bölgeye yapıştırılan özel yapılmış torbalarda
toplanarak atılır.
Anüse çok yakın
tümörlerde kalıcı kolostomi açılması gerekebilir.
Ameliyat sonrası
geride kalmış olabilecek kanser hücrelerini de öldürmek amacı ile
kemoterapi uygulanır.Kür şansını arttırmak için yapılan kemoterapiye
adjuvan tedavi denmektedir.
Radyoterapi ise
daha sıklıkla rektum bölgesi kanserlerinde uygulanır.Büyük
tümörlerde de operasyon öncesi uygulanıp tümörü küçülterek ameliyat
edilmesisağlanabilir. Kemik metastazları da radyoterapi ile tedavi
edilir.
KOLOREKTAL KANSERİ
ÖNLEMEK İÇİN
-Diyet ve yaşam
şekli
Bol lifli
gıdalar,meyva ve sebzeler
Kalsiyum
Vitamin D
Vitamin E
Folik asit almak
Fizik aktiviteyi
arttırmak
Obesite (menapoz
öncesi devrede)’yi önlemek
Sigara ve alkol
kullanmamak
-Poliplerin
alınması
KONTROL VE TARAMA
PROGRAMI
Orta veya yüksek
risk grubunda olmayan 50 yaş ve üzerindeki herkes 50 yaşında
başlayıp her yıl gaitada gizli kan ve her beş yılda bir
sigmoidoskopi veya kolonoskopi yaptırmalıdır.
Adenomatöz polip
tesbit edilenlerde 3 yıl sonra kontrol kolonoskopisi yapılmalı,
normal ise 5 yıllık kontrollere dönülmelidir.
Ailesinde 50 yaş
öncesi kolon kanseri görülmüş olan kişiler,bu görülme yaşından 10
yaş öncesine geldiklerinde kolonoskopik kontrollere başlamalı.
Ailede birden çok
kolon kanseri olduğunda da en genç yaştaki hastadan yine 10 yaş
öncesi kontrollere başlanmalıdır. Op. Dr. Bülent Koç
Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz. |