Kulak Burun Boğaz
Merhaba, Kulak Burun Boğaz Bilgi Köşemize Hoş Geldiniz. Bu site; 1959 Doğumlu Dükkanımızın Sitesidir.
 

Kulak Burun Boğaz

Kulak Burun Boğaz

Kulak çınlamasının nedenleri nelerdir?

Çınlama ile ilgili etyolojik bir çalışma yapmadan önce, neredeyse vücuttaki tüm organların bir çınlama kaynağı olabileceğini unutmamak gerekir. Birçok tetkik arasında boğulmamak için tüm bu işlemleri belli bir prensip ve sistem içinde yapmak gerekir.

 

Objektif çınlama: Kulak içinde ya da kulak yakınındaki dokulardan kaynaklanan mekanik olaylara bağlı gerçek sesler.

 

    * Objektif çınlama nedenleri: Damarsal hastalıklar

    * Nöromusküler hastalıklar

    * Diğer nedenler (östaki tüpü tıkanıklıkları, lokal enfeksiyonlar)

    * Subjektif çınlama: Sadece hasta tarafından algılanabilen subjektif sesler.

    * Subjektif çınlama nedenleri:

    * Periferik

    * Dış kulak (buşon, enfeksiyon, osteom, egzostoz, osteom, tümör)

    * Orta kulak (zar yırtılması, sıvı toplanması, kemikçik kireçlenmesi, tümör, damarsal)

    * İç kulak (sinirsel işitme kaybı yapan her kulak hastalığı, tümörler)Merkezi

    * İşitme siniri, beyin sapı, merkezi sinir sistemine ait nedenler. Genel anlamda bu nedenlerin dışında toksik ilaç alınması (salisilatlar, kinin türevleri, genatamisin).

 

En sık karşılaştığımız nedenlerden biri de ani patlama sesine ya da gürültüye maruz kalınmasıdır. Bu durum kişinin etkilenme derecesiyle bağlantılı olarak değişebilir. Geçici bir işitme kaybından sonra çoğu zaman kalıcı bir işitme kaybı oluşabilir. Kafa içinde herhangi bir nedenden dolayı basıncın arttığı durumlarda işitme siniri baskı altında kalacağından, iki taraflı bir çınlama oluşabilir. Bazen küçük damar hastalığı, beyinde birtakım kılcal damarların yırtılması veya tıkanmasına bağlı basınç ve dolaşım bozukluklarına neden olur. Bu olay sonucu ani hiçbir neden yokken çınlamalar oluşabilir. Çınlamayı etkileyen en önemli nedenlerden birisi stres ve depresif bozukluklardır. Stres çınlamayı, çınlama ise stresi arttıran tam bir kısır döngü oluşturur. Tedavide hastanın bu tür yakınmalarının dikkate alınması semptomların şiddetini azaltmada büyük rol oynar.

 

Tedavi seçenekleri nelerdir?

Tedavi protokolleri arasında cerrahi tedavi; objektif çınlama yapan tümoral durumlar ve işitme kaybı yapan kulak hastalıklarının tedavisinde ön plana çıkmaktadır. Örneğin Meniere hastalığına bağlı çınlamalarda iç kulak basıncının azalmasına yönelik her bir teknik, çınlamayı da % 30-50 oranında azaltır. Kliniğimizde de uygulanan kimyasal timpanosempatektomi yöntemi sayesinde kulak zarından orta kulak boşluğuna lidokain, xylocain gibi maddelerin enjeksiyonuyla çınlama % 60 oranında azalmaktadır. İşitme sinirinin koklear bölümünün kesilmesi gibi işlemler morbidite ve başarı açısından elverişli değildir. İlaç tedavisi olarak adrenerjikler, adrenerjik blokerler (damar genişleticiler), antikolinesteraz ajanlar, kas gevşeticiler, plasma polipeptidler, vitaminler (A, B2, C) ve nikotinic asit kullanılmaktadır. Her ilacın yararı yanında yan etkisinin tolere edilmesi de dikkate alınıp seçim yapılmalıdır. Antihistaminik ve dekonjestanların başarı şansı son derece kısıtlıdır. Bazı lokal anestezi maddelerinin de tedavide kullanılması sözkonusudur. Maskeleme yöntemi, hastanın çevredeki sesleri çınlamadan daha iyi algılaması ve kabullenmesi esasına dayanan bir protokoldür. Özellikle işitme kaybına bağlı çınlama hastalarında hastanın duyduğu çınlama frekansındaki sesler işitme cihazı ile hastaya geri verildiğinde, bu tür hastalarda en iyi maskeleme yöntemi işitme cihazıdır. Bu amaçla geliştirilmiş çınlama maskeleyici (tinnutus masker) teknolojik aletler kullanılmaktadır. "Biofeedback" yönteminde ise her biri 30 dakikalık 6-8 seans halinde kişiye vücudunun değişik yerlerinde kan akımını ve boyun ve kafasına yapışan kasları gevşetmesi öğretilir. Bu şekilde hasta kendi gevşeme durumunu kontrol edebilir. Gevşemenin artması stres ve bununla ilgili şikayetleri azaltır. Çınlama da bunlardan biridir. Günümüzde bu metot TRT (tinnutus retainning therapy) adı altında İngiltere'de başarıyla uygulanmaktadır.

 

Çınlamada korunma yolları nelerdir?

Çınlamayı azaltmak için günlük hayatımızda birtakım önlemler almamız mümkündür. Bunlardan en önemlisi hem fiziksel hem de emosyenel olarak stresten uzaklaşmaktır. Bu amaçla geçici olarak birtakım sakinleştirici ilaçlar alınabilir. Kahve, sigara gibi uyarıcılar çınlamayı arttırır. Yüksek yoğunluklu gürültüler her zaman işitme kaybı riski oluşturulabileceğinden, zorunlu hallerde kulaklık dahi kullanılmalıdır. Çınlama özellikle gece yatağa yatarken en yoğun olarak hissedildiğinden, sizin için kabul edilebilir bir müziği başucunuza koyup çınlamayı duyamayacağınız volümde uyumaya çalışmak geçerli bir yöntemdir. Bu amaçla kullanılan ticari aletler mevcuttur. Eğer bir çınlama hastasıysanız, belki de size vereceğimiz en önemli mesaj şu olacaktır: Ne kadar şiddetli bir çınlamaya sahip olursanız olun, çınlamanız asla işitme kaybı yapmaz, aklınızı kaybetmenize ya da ölüme yol açmaz.     

 

Bebeğimin işitmesinin normal olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Yeni doğan ve süt çocukluğu dönemindeki normal işitme ve konuşma gelişimi aşağıda özetlenmiştir.

 

    * Yeni doğanda (0-6 ay): Ani ortaya çıkan yüksek seslere tepki (hareket etme, zıplama, ağlama) verir.

    * Gürültüde uyanır.

    * Sesleri serbest olarak taklit eder.

    * Ses ile sakinleşir.

    * Sesin geldiği yöne doğru başını çevirir.

 

    * 6-12 ay arasında Sorulduğunda aşina olduğu bir kişiyi ya da objeyi gösterebilir.

    * Agulamaya başlar.

    * 12 aylık olduğunda "el salla" gibi basit ifadeleri anlar.

 

    * Süt çocukluğu döneminde (13 ay-2 yaş) Yumuşak bir sesle çağrıldığında dahi ilk çağrıya bakar.

    * Çevredeki seslere tepki gösterir.

    * Sesin nereden geldiğini anlar.

    * 18 aylık olduğunda tanıdık kişiler ve objeler için basit birkaç sözcük kullanmaya başlar.

    * Televizyonu normal sesle dinler ya da sürekli televizyonun yakınına gider.

    * Yaşıtları ile yaklaşık aynı dil gelişimine sahiptir.

 

 

 

Bebeğimde işitme kaybı olup olmadığı saptanabilir mi?

Evet saptanabilir. Basit bir kulak muayenesinin arkasından işitme testleri uygulanır. Bu gün için iki test yöntemi vardır: Birincisi iç kulak (cochlea) çalışmasını ölçen otoakustik emisyon, ikincisi beyin sapı düzeyinde işitme eşiklerini kesin olarak gösteren BERA'dır. (brainstem evoked response audiometry). Bunlardan otoakustik emisyon yeni doğan döneminden başlayarak kullanılabilen, kısa sürede sonuç veren, bebeğe hiçbir rahatsızlık vermeyen bir testtir. İşitme ölçümündeki değeri BERA'ya oranla daha düşük olduğundan tarama testi olarak da kullanılır. Bebeklerde BERA testi genel anestezi altında yapılmalıdır. Ancak işitme kaybından ciddi şekilde kuşkulanıldığında seçilecek test BERA'dır. Çocuğun gelişimine göre 3 ya da 4 yaşından itibaren oyun odyometrisi yapılabilir.

 

Hangi durumlarda bebeğime işitme testi yaptırmamı önerirsiniz?

 

    * İşitme kaybı açısından riskli durumlar şunlardır: Genetik risk

    * Ailede bir ya da birkaç kişide yaşamın erken çağlarında ortaya çıkan işitme kaybı varsa

    * Gebelik sırasında

    * Anne kızıl ya da soğuk algınlığı gibi viral bir hastalık geçirmişse,

    * Anne alkol kullanmışsa,

    * Doğum ve yeni doğan (0-28 gün) döneminde

    * Doğum ağırlığı 1500 gramdan düşükse,

    * Yüz ve başı ilgilendiren bir şekil bozukluğu varsa,

    * 5 günden fazla yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalmışsa,

    * Kan değiştirilmesini gerektirecek düzeyde yeni doğan sarılığı geçirmişse,

    * Damardan antibiyotik tedavisi yapılmışsa,

    * Menenjit geçirmişse,

    * Bebeklik ve süt çocukluğu döneminde

    * Damardan antibiyotik tedavisi almışsa,

    * Menenjit geçirmişse,

    * Kafatası kırığı geçirmişse (kulağından kan gelmesi şart değildir),

    * Üç aydan uzun süre kulak akıntısı ile giden kulak enfeksiyonu geçirmişse,

    * Nörolojik bozuklukları varsa,

    * Dil gelişimi yukarıda bahsedilenden geriyse,

    * bebeğinize işitme testi yaptırmakta yarar vardır.

    * 6 aylık olmasına karşın kapı zili, telefon ya da annesinin çağrısı gibi çevresel seslere yanıt vermeyen bebeklere BERA yapılmalıdır. 18 aylık olmasına karşın hiçbir sözcük söylemeyen çocuklara da kulak muayenesi ve işitme testi yapılması uygun olur. İdeal koşullarda, okula başlamadan önce tüm çocuklara işitme testi yapılmalıdır.

 

 

Bebeklerdeki işitme kaybının nedenleri nelerdir?

Her yaşta olduğu gibi bebeklerde de işitme kaybı iletim tipi yani dış ve/veya orta kulak ile ilgili ve duyusal-sinirsel (sensorinöral) tip yani iç kulak ve/veya işitme sinir ile ilgili olarak ikiye ayrılır. İletim tipi kayıpların nedeni, kulak kanalının kulak kiri ile tıkanması, orta kulak boşluğunda sıvı birikmesi (bakınız: Kulakta Sıvı), enfeksiyona bağlı kulak zarında delinmeler ve nadiren kırıklara bağlı orta kulak kemikçik zincir devamlılığının bozulmasıdır. İletim tipi kayıplar ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi ile geri dönebilen kayıplardır. Duyusal-sinirsel tipte kayıpların en önde gelen nedeni, iç kulaktaki işlevsel bozukluklar ya da doğmalık anomalilerdir. İlaç toksisitesi, geçirilen hastalıklara bağlı iç kulak tipi işitme kayıpları, kırıklara bağlı iç kulak hasarı daha sonra gelir. Duyusal-sinirsel işitme kayıpları kalıcıdır.

 

İşitme kaybının erken dönemde saptanmasının önemi nedir?

Bebeklerde işitme konuşmanın gelişmesi için şarttır. Çünkü çocuklar taklit yoluyla öğrenirler ve doğru telaffuz için de iyi işitmeye gerek duyarlar. Bebeklik çağındaki işitme kayıplarının bir kısmı (örneğin kulak kirleri) son derece kolayca muayene odasında ortadan kaldırılabilir. Bir kısmı ilaç tedavisi ya da gerekirse cerrahi tedavi ile (örneğin orta kulak boşluğunda sıvı birikimi) düzeltilebilir. Sensorinöral işitme kaybı varlığında ise genellikle tam bir sağırlık söz konusu değildir, bebeğin kullanabileceği düzeyde işitme kapasitesi vardır. Bu durumda erken dönemde işitme cihazı kullanılması ile konuşmanın normal gelişimi sağlanır. İşitme kaybının ilk üç yıl içinde fark edilmemesi ve işitmenin normale yükseltilmemesi durumunda konuşma gelişimi için özel eğitim vermek şarttır. Sensorinöral işitme kaybı iki taraflı tam sağırlık derecesinde ise -ve iç kulakta yapısal anomali yoksa- biyonik kulak (cochlear implant) takılması ve eğitim ile çocuğa işitme ve konuşma verilmesi denenebilir. Ancak biyonik kulakla alınan sonuçlar, konuşmayı öğrendikten sonra gelişen sağırlıklarda daha yüz güldürücüdür.

 

İşitme testinin sakıncaları nelerdir?

İşitme testi yaptırmanın hiçbir sakıncası ya da bebeğe zararı yoktur. Daha net olarak şöyle söylenilebilir: İşitme testi yaptırmakla hiçbir şey kaybedilmez ancak bebekte işitme kaybı varsa erken tanı konulmasını sağlar.  

 

 

Orta kulak neresidir ve nasıl görev yapar?

Orta kulak dış kulak yolundan ince bir kâğıt kalınlığındaki kulak zarı ile ayrılan bezelye büyüklüğünde içi hava dolu bir boşluktur. Orta kulak kemikçikleri (malleus, incus, stapes-çekiç, örs, üzengi) kulak zarına ve birbirlerine yapışıktırlar. Ses dalgaları kulak zarına çarparak onu titreştirdiğinde kemikçikler de hareket eder ve bu yolla ses iç kulağa iletilir. Ses oradan işitme siniri yoluyla beyine gönderilir. Kulak zarının ideal şartlarda titreşmesi için orta kulak ve dış atmosfer basıncı birbirine eşit olmalıdır. Bu amaçla havayı orta kulağa ulaştıran östaki borusudur. Östaki borusu burnun arkası (geniz) ile orta kulak arasında yer alır. Yutkunma ve esneme sırasında açılarak havanın orta kulağa ulaşmasını sağlar. Yutkunma sırasında kulakta işitilen çıtırtı, östaki borusundan orta kulağa ulaşan hava kabarcığının sesidir. Bu şekilde hava basıncı eşitlenir. Bu olay otomatik olarak günde bin defadan fazla yapılmaktadır.

 

Otitis Media nedir? Nedeni nedir?

Ot=kulak, itis=iltihap, media=orta; Otitis media=orta kulak iltihabı anlamına gelir. Orta kulak iltihabı üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında virüslerin burun veya boğazdan östaki tüpü yoluyla orta kulağa ulaşması ile meydana gelir. Östaki borusunun fonksiyonu soğuk algınlığı, alerji, sinüs ya da boğaz enfeksiyonlarında bozulur ve çalışması bozulan östaki tüpü enfeksiyonu orta kulağa ulaştırır. Orta kulakta enfeksiyon kulak ağrısına, kulak zarında kızarıklığa, orta kulakta müküs veya cerahat birikmesine yol açar. İltihaplanan kulak zarı bazen en zayıf yerinden delinir ve cerahat dışarı akar. Çoğu zaman östaki borusu içinde şişlik olduğundan, cerahat genze boşalamaz ve orta kulakta kalır. Orta kulak havalanamıyorsa ve boşlukta vakum oluşmuşsa orta kulakta sıvı veya müküs birikir, bu duruma 'seröz otitis media' adı verilir. Bu durum sıklıkla kronikleşir. Yani iltihabın akut ve ağrılı dönemi geçtikten sonra haftalar, aylar hatta yıllarca sürebilir.

 

Ne zaman ve kimlerde görülür? Önemli midir?

Orta kulak iltihabı daha çok küçük çocuklarda görülür. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıkça görüldüğü kış ve ilkbahar aylarında orta kulak iltihapları da sıktır. Önemsenmesi gereken bir enfeksiyondur. Şiddetli kulak ağrısı yapabilir, bazen iltihap önemli komşu yapılara geçebilir. Çocuklarda ağır işitmeye yol açarak konuşma gelişimini bozabilir, eğitimlerini kötü yönde etkiler.

 

Belirtileri nelerdir? Çocuğumda orta kulak iltihabı olduğunu nasıl anlarım?

Ağrı en sık görülen belirtidir. Kulakta tıkanıklık ve basınç hissi vardır. Buna, çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonunun diğer belirtileri (burun akıntısı, ateş) eşlik eder. Ağrıyı tanımlayamayacak kadar küçük olan çocuklarda huzursuzluk, ağlama sıkça görülür ve çocuklar hasta kulağı çekiştirirler. Orta kulakta biriken cerahat ve iltihaplı zar nedeniyle işitme azalmıştır. Uygun tedavi yapılırsa iltihap ve orta kulaktaki sıvı kaybolur, işitme tamamen normalleşir. Tedavi yapılmazsa veya yetersizse işitme kaybı kronikleşir ve kalıcı hal kazanabilir.

 

Doktor muayenesinde neler yapılıyor?

Doktor kulağınızı otoskop, optik veya kulak mikroskobu yardımıyla muayene eder. Kulak zarının durumu, kızarıklık, zarda matlaşma, ışığı yansıtması, orta kulakta sıvı varlığı kontrol edilir. Dış kulak yoluna uygulanan hava basıncı ile zarın hareketliliğine bakılır. Hareketli, titreşen, sedefi-gri renkte, ışığı yansıtan kulak zarı normaldir.

 

Muayene ile elde edilemeyen bilgiler için iki ayrı test yapılabilir:

Odiogram ile kulağın işitme seviyesi,

Timpanogram ile orta kulak hava basıncı ve östaki borusu fonksiyonları araştırılır.

Bu iki test problemin ciddiyetini belirlemeye yarar ve tedaviyi yönlendirir. Muayenenin tam olarak yapılabilmesi için çocuk hastanın uyum göstermesi gereklidir. Bu nedenle ebeveynler çocuğu muayeneye hazırlamalı ve muayene sırasında sessiz, sakin olmalarını sağlamalıdır.

 

Orta kulak iltihabının tedavisinde neler yapılıyor?

Orta kulak iltihaplarında en önemli tedavi ilaç tedavisidir. Kullanılan ilaçlar; antibiyotikler, alerjik durumlarda antihistaminikler, soğuk algınlığı eşlik ediyorsa dekonjestan (ödem çözücü) ilaçlar, burun damlaları, ağrı ve ateş düşürücü ilaçlardır. Ağrı 1-2 gün içinde tamamen geçse de iltihabın tamamen silinmesi için antibiyotikler 10-14 gün kullanılmalıdır. Diğer ilaçlar da doktorunuzun önerdiği şekilde ve sürede kullanılmalıdır. İlaçlar yan etki ortaya çıkarmışsa veya belirtilerde düzelme olmuyorsa tedavi sonlanmadan doktorunuzla tekrar temasa geçmelisiniz.

 

Başka tür tedavi gerekir mi?

Orta kulak iltihabı çoğu zaman ilaç tedavisiyle tam düzelir. İlaç tedavisinin yetmediği durumlarda ileri tedaviler gerekebilir:

 

Miringotomi (parasentez):

Kulak zarını delerek zarda minik bir açıklık oluşturmaktır (Bu işlem kulak zarını çizmek olarak bilinir). Bu açıklıktan orta kulakta biriken sıvı boşaltılabilir ve ağrı azaltılabilir. Delinen yer birkaç gün içinde kendiliğinden iyileşir ve kapanır, kulak zarında herhangi bir kalıcı hasar oluşmaz.

 

Kulak zarına tüp yerleştirilmesi:

Parasentezde oluşturulan açıklık iltihabı olay-sıvı tam kaybolmadan kapanabilir. Bu açıklığın uzun süre kalmasını sağlamak için iyileşmeyen seröz otit (orta kulakta sıvı) durumunda kulak zarındaki bu açıklığa içi boş bir tüp yerleştirilebilir. Buna ventilasyon (havalandırma) tüpü adı verilir. Çocuklarda genel anestezi, yetişkinlerde ise lokal anestezi altında yerleştirilebilir. Bu tüpün içinden orta kulağa geçen hava, orta kulak basıncını dış atmosfer basıncına eşitler ve orta kulakta sıvı birikimini engeller. Bu şekilde işitme düzelir. Tüp orta kulak iltihabının tamamen düzelip östaki borusunun normal çalışmaya başladığı zamana kadar yerinde kalmalıdır. Bu süre birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Bu süre içinde kulağa su kaçması engellenmelidir. Su kaçması kulağın iltihaplanmasına yol açabilir. Ventilasyon tüpleri işitmeyi belirgin olarak düzeltir ve kulak enfeksiyonlarını azaltır veya tamamen ortadan kaldırır. Çocuklarda orta kulak iltihapları kronik geniz eti ve bademcik iltihaplarına eşlik edebilir. Böyle durumlarda geniz eti ve bademciklerin alınması gerekebilir. Alerji varsa tedavi edilmelidir.

 

Delik kulak zarı tamiri:

Orta kulak enfeksiyonlarının sık tekrarlaması ve yetersiz tedavi edilmeleri kulak zarında kalıcı delik oluşmasına ve kronik akıntılı durumlara yol açabilir. Kapanmayan delikler veya kronik iltihaplı kulak akıntıları (kronik orta kulak iltihabı) cerrahi tedaviyi gerektirir. Kulak zarının tamiri (mirengoplasti), işitme kaybının fazla olduğu durumlarda orta kulak kemikçik zincirinin tamiri (ossikuloplasti) ve kronik akıntılı durumlarda orta kulak ve çevresinde yerleşen iltihabın temizlenmesi (mastoidektomi) ameliyatları gerekebilir. Bu ameliyatların büyük bölümü genel anesteziyle yapılır ve en fazla bir günlük kalışını gerektirir.

 

Efüzyonlu Otitis Media (Orta kulakta sıvı) nedir?

Genel ve lokal enfeksiyon belirtileri olmaksızın orta kulak boşluğunda sıvı varlığı "efüzyonlu otitis media" olarak tanımlanır.

 

Orta kulak neresidir? İşlevi nedir? Östaki borusu nedir? İşlevleri nelerdir?

Kulak üç parçaya ayrılır. Dış kulak, kulak kanalı ve kulak zarının dış yüzeyinden oluşur. Orta kulak, kulak zarının arkasında yer alan bezelye şeklindeki hava dolu boşluğa verilen addır. Orta kulakta ses titreşimlerini iç kulağa ulaştırma işlevini gören üç kulak kemikçiği yer alır. Orta kulak "östaki borusu" olarak tanımlanan bir yol aracılığıyla geniz boşluğuyla (burnun arkasında ve boğazın üzerinde yer alır) ve içinde hava dolu küçük boşluklar bulunan kulak arkası kemik (mastoid kemik) ile bağlantılıdır. İç kulakta ise işitme ve dengenin duyu organları olan salyangoz (cochlea) ve vestibüler labirent (yarım daire kanalları) yer alır. Orta kulak, kulak zarına çarpan ses titreşimlerini -biraz da yükselterek- iç kulağa ulaştırmaktan sorumludur. Bu işlevi birincisi kulak zarına üçüncüsü iç kulağa bağlantılı olan birbirine bağlı üç kulak kemikçiği (çekiç/malleus, örs/inkus ve üzengi/stapes) ile yapar. Bu aktarımın sağlıklı olması için kulak zarı ve kulak kemikçiklerinin sağlam olması yanı sıra, orta kulak boşluğunun hava ile dolu olması ve -kulak zarının serbest titreşimini sağlamak için- bu havanın basıncının dışarıdaki hava basıncına eşit olması gerekir. Bu eşitliği sağlayan temel organ östaki borusudur. Orta kulakta bulunan hava sürekli olarak emilir, östaki borusu yutkunduğumuz zamanlarda açılarak orta kulağa hava geçişini sağlar. Bu olay günde yaklaşık bin kez gerçekleşir. Östaki borusunun bu havalandırma işlevi dışında genizde varolan mikropların orta kulağa geçişini engelleyerek koruma işlevi ve orta kulaktaki salgıların genze ulaşması yolu olarak temizleme işlevi de vardır.

 

Efüzyonlu otitis medianın ve efüzyonlu otitis media hakkında bilgilenmenin önemi nedir?

Efüzyonlu otitis media, büyük oranda çocukluk çağında (süt çocukluğu ve oyun çocukluğu döneminde) görülen bir hastalıktır. Çocukluk çağında akut otitis mediadan sonra en sık rastlanılan kulak hastalığı efüzyonlu otitis mediadır. En büyük önemi, çocukluk çağında görülen işitme azlığı nedenlerinin birincisi olmasıdır. Çocuklar konuşmayı öğrenmek için işitmeye gereksinim duyduklarından, yaşamın ilk dönemlerinde oluşan bu işitme kaybı konuşmanın da gecikmesine ya da bozulmasına yol açar. İkinci olarak efüzyonlu otitis media sessiz seyreden bir hastalıktır. Özellikle rutin kontrol muayeneleri yapılmayan çocuklarda işitme kaybı ortaya çıkana dek aileyi uyaracak belirtiler siliktir. Hatta işitme kaybı oluştuğunda da bunun "dikkat eksikliği" olarak yorumlanması oldukça sıktır. Ailenin efüzyonlu otitis media ile ilgili bilgisinin olması hastalığın fark edilmesini kolaylaştırır. Üçüncü olarak efüzyonlu otitis medianın tedavisinde şu an için yoruma açık pek çok ikilem vardır. Bu nedenle hekim ideal tedavi planını belirlemekte ailenin - ve anlayacak yaşta ise hastanın- işbirliğine herhangi bir hastalıktan daha çok gereksinim duyar. Ayrıca efüzyonlu otitis medianın tedavisinde takip önemli bir yer tutar, bu durumda anne-babada oluşabilecek "bir şey yapmadan duruyor olmak" hissi ile ilgili kaygılar hastalık hakkında bilgilendikçe azalacaktır..

 

Orta kulakta sıvı nasıl oluşur?

Orta kulakta sıvı oluşması süreci Östaki borusunun mekanik yada işlevsel tıkanıklığı ile başlar. Östaki borusunun periyodik çalışması bozulduktan sonra orta kulak boşluğunda bir negatif basınç oluşur ve kulak zarı içeri doğru emilir. Bu dönemde orta kulak boşluğunda CO2 miktarı artarken O2 miktarı azalır ve bunun sonucunda orta kulak mukozasında değişiklikler meydana gelir ve mukozada yer alan salgı bezlerince salınan salgının miktarı artar ve salgı koyulaşır. Orta kulak boşluğunda karşımıza çıkan sıvı, miktarı ve niteliği değişmiş olan bu salgıdır. Zaman geçtikçe bu salgı daha da koyulaşır, ilerleyen dönemde "zamk kulak" nitelemesine yol açan çamurumsu bir yoğunluğa ulaşır.

 

Efüzyonlu otitis media neden daha çok çocuklarda görülür?

Bunun en büyük nedeni östaki borusunun işlev bozukluklarının çocukluk döneminde daha sık olmasıdır. Erken çocukluk döneminde östaki borusunun kıkırdak kısmı henüz kıkırdaklaşmamıştır, yeni doğanda koyu bir jöle kıvamındadır. Çocuklarda östaki borusu daha kısa ve düz yerleşimlidir ve erişkin yaşamda varolan açılaşmasını henüz yapamamıştır. Östaki borusunu açan kaslar henüz tam güçlenmemiştir. Ayrıca çocuklar erişkinler oranla daha sık üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzit olurlar, 2-8 yaş arasında geniz eti (adenoid) de östaki borusu işlevlerini bozan ek bir sorun olarak gündeme gelir.

 

Efüzyonlu otitis mediada risk faktörleri nelerdir?

Efüzyonlu otitis media, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi kış aylarında daha sık görülür. Östaki borusunun işlevlerini bozan üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, alerji, geniz eti (adenoid) büyüklüğü, baş ve yüz şekil bozuklukları, Down sendromu, yarık damak varlığı efüzyonlu otitis medianın oluşmasını kolaylaştırır. Sık (yılda dört kezden fazla) üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda efüzyonlu otitis media daha sık görülmektedir. Uygun olmayan antibiyotik tedavileri efüzyonlu otit gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca efüzyonlu otitis mediaya bazı ırklarda daha sık rastlanmaktadır.

 

    * b>Risk faktörlerinin en önemlileri -değiştirilebilir olduklarından- çevresel risk faktörleridir. Bunlar: Anne sütü yerine inek sütüyle/biberonla beslenme,

    * Anaokulu veya kreşe gitme,

    * Pasif sigara içiciliği yani çocuğun yanında sigara içilmesidir.

    * Efüzyonlu otite en sık yol açan risk faktörleri ise şöyle sıralanır:

    * Alerjik nezle (bakınız: Saman nezlesi),

    * Geniz eti (adenoid) büyüklüğü,

    * Anaokulu ya da kreşin ilk yılı içinde olmak.

 

 

Efüzyonlu otitis medianın belirtileri nelerdir ?

Çocukluk çağında efüzyonlu otitis media sessiz bir hastalıktır. Sık görülen belirtileri huzursuzluk, davranış değişikliği, ilerleyen dönemlerde işitme azlığı, konuşmada gecikme ve konuşmanın bozulmasıdır. Efüzyonlu otiti olan çocukların bir kısmında soğuk algınlığı geçirdiği dönemlerde kulak ağrısı olabilir. İşitme azlığı, seslere duyarsızlık, arkasından seslenildiğinde yanıt vermeme ve daha büyük çocuklar için televizyonun sesini açma ya da televizyonu yakından izleme şeklinde kendisini gösterir.

 

Efüzyonlu otitis media tanısı nasıl konur?

Tanı daha çok rutin muayene sırasında konur. Tanıda otoskopi ya da otoendoskopi (otoskop ya da endoskop ile ışık düşürülerek kulak zarının incelenmesi) ilk aşamadır. Pnömotik otoskop adı verilen, muayene sırasında kulak zarına pozitif ya da negatif basınç uygulamaya olanak veren sistem, tanıya ulaşmayı kolaylaştırır. Otomikroskopi yani kulak zarının mikroskopla incelenmesi de tanı değerini arttırır. Tanı ve takipte sık kullanılan test, kulak kanalından verilen bir ses dalgasının kulak zarında oluşturduğu titreşimin kağıda dökülmesidir. Bu test İmpedansmetri yada Timpanometri adıyla anılır. Ancak Timpanometri normal olduğunda hemen daima orta kulak havalanmasının normal olduğunu göstermesine karşın, kulak zarı hareketlerinin kısıtlılığını gösteren yatık (B tipi) eğrinin her zaman orta kulak boşluğunda bir sıvı varlığını kanıtlamadığı akılda tutulmalıdır.

 

Efüzyonlu otitis medianın tedavisi nedir?

Efüzyonlu otitis medianın herkes tarafından kabul edilen tek bir tedavisi yoktur. Her hasta için tedavi değişiklikler gösterebilir. Bu nedenle aşağıda tedavinin ana hatları belirlenecek ve tartışmalı konular ortaya konulacaktır. Temel iki tedavi yöntemi antibiyotik tedavisi ve ventilasyon tüpü takılmasıdır. Orta kulakta varolan sıvı bir akut otitis media atağından sonra ya da üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında gelişmiş olabilir. Üç aylık takip sonucunda efüzyonlu otitis media hastalarının çoğunda kendi kendine iyileşme görülmektedir. Bu nedenle hastalığı tedavisiz bırakıp üç ay izlemek tedavi seçeneklerinden birincisidir. Ancak daha çok kabul gören yöntem, eğer çocuk daha önce akut otitis media tedavisi için antibiyotik kullanmadıysa 10 günlük antibiyotik tedavisi uygulamaktır. Kullanılabilecek antibiyotikler, başlıca Amoksisilin, Amoksisilin+klavulanik asit, Sefaklor, Sefuroksim aksetil, Sefiksim, Eritromisin+sulfisokzasol (Ülkemizde bulunmamaktadır), Trimetoprim+sulfametoksazol, Klaritromisin, Azitromisin ve Ampisilin+sulbactamdır. Antibiyotik kullanımı sıvının temizlenmesi oranını % 14 arttırmaktadır. Antibiyotik tedavisine ek olarak ağızdan verilen dekonjestanların (burun açıcı, ödem azaltıcı ilaçlar), dekonjestan etkili burun sprey ve damlalarının, balgam sulandırıcı (mukolitik) ilaçların, ağızdan verilen kortizon tedavisinin kullanımı tartışmalıdır. Burada tedavide nelerin yapılmaması gerektiğinden bahsetmek daha doğru gözükmektedir:

 

Alerjisi olan ya da hali hazırda bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren hastalar dışında antihistaminiklerin (akıntı azaltan antialerjik ilaçlar) efüzyonlu otitis media tedavisinde yeri yoktur. Bu ilaçların orta kulakta varolan sıvının koyulaşmasını sağladığını savunan araştırmalar vardır.

 

Tanı konduğunda üst solunum yolu enfeksiyonu ya da sinüziti de saptanan hastalarda dekonjestan burun damlalarının kullanılması daha çok kabul edilir. Bu durumda ağızdan dekonjestan ve antihistaminiklerin kullanımı da düşünülebilir.

 

Tedavide dekonjestan burun damlaları ya da spreyleri kullanılacaksa, önerilen süreyi aşmamaya özen gösterilmelidir. Uzun süre kullanıldığında ilaç kesildikten sonra "rebound" etki ile burun tıkanıklığına yol açabilir.

 

Bir dönem popüler olmasına karşın balgam sulandırıcı ilaçlar efüzyonlu otitis media tedavisinde nadiren önerilir.

 

Efüzyonlu otitis media tedavisinde tek başına kortizon tedavisinin yeri yoktur.

 

Antibiyotik ile birlikte kullanılan kortizon sıvının temizlenmesi oranını % 25 artırmasına karşın, özellikle son ay içinde su çiçeği virüsü almış olan çocuklarda su çiçeği hastalığının vücuda yayılan (dissemine) forma dönüşmesi olasılığı nedeniyle ağızdan kortizon tedavisi sık kullanılmaz.

 

Tedaviye mutlaka çevresel risk faktörlerinin elimine edilmesi de eklenmelidir. Çocuğun yanında sigara içilmesine son verilmelidir. Çocuğu anaokulu ya da kreşten almanın efüzyonlu otitis media tedavisindeki etkinliği kanıtlanmış olmamasına karşın, özellikle inatçı, uzayan efüzyonlarda akla gelebilir. 10 günlük tedavi sonrasında kulağın durumu otoskopi, pnömotik otoskopi ya da timpanometri ile dökümante edilmelidir. Tedavi sonrasında efüzyon devam ediyorsa ve hastada;

 

    * Yarık damak gibi baş ve yüz (kraniofasial) anomalisi,

    * Mental retardasyon yada nörolojik bozukluklar,

    * Görme keskinliğinde azalma ya da daha önceden işitme kaybı varlığı gibi duyusal eksiklikle giden hastalıklar,

    * Bağışıklık bozukluklarıyla giden hastalıklar,

    * İşitme kaybı (ses alma eşiği>20 dB),

    * Konuşmada gecikme,

    * Kulak zarında çökme cebi,

    * Dengesizlik ya da baş dönmesi,

    * Kulak çınlaması,

 

gibi bulgular varsa ventilasyon tüpü takılması planlanmalı, eğer bu sayılan koşullar yoksa hasta izlenmeye devam edilmelidir. Burada seçilecek tedavi üzerinde mevsimin çok belirleyici bir rolü vardır. Aynı hastada dahi izlenecek yol Aralık ayında farklı (daha girişime yönelik) Nisan ayında farklı (daha izleme yönelik) olacaktır. Yine aynı şekilde eşlik eden hastalıkların (Örneğin adenoid dokusu büyüklüğü, alerjik nezle) varlığı da kararı etkileyecektir. Bu üç aylık takip döneminde varolan yada yeni ortaya çıkan alerjik nezle, üst solunum yolu enfeksiyonları ve sinüzit tedavisi dışında; gerek tedavi edici gerek koruyucu dozda kullanılan antibiyotiklerin, ağızdan kullanılan dekonjestan ilaçların, dekonjestan burun damla ve spreylerinin, antialerjik ya da mukolitik ilaçların sıvının temizlenme oranı üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur. Bu dönemde tedavinin ilkeleri şöyledir:

 

Alerjik çocuklarda takip sırasında antialerjik tedavi veya koruma devam etmelidir. (Bakınız: Saman nezlesi)

 

Serum fizyolojik ya da steril deniz suları ile yapılan burun temizliği takip boyunca sürdürülmelidir.

 

Takip döneminde östaki borusu işlevlerini destekleyecek manevralar yaptırılmalıdır. Bunlardan başlıcası Valsalva manevrasıdır ve ağız kapalıyken burunu iki parmakla tıkayarak kulağa doğru ıkınmak yoluyla orta kulağı hava ile doldurmaya çalışmaktır. Çocuklarda burun kapalı şekilde kolay şişmeyen balonları şişirtmeye çalışmak, Valsalva manevrasını oyunla birleştiren etkin bir yöntemdir. Valsalva manevrası burun akıntısı olan dönemlerde yapılmamalıdır. İkinci manevra Toynbee manevrasıdır ve burun kapalı olarak yutkunmak, böylece östaki borusunu pasif olarak çalıştırmak esasına dayanır. Çocuğun sevdiği içecekleri seçerek tüm aile bireylerinin burun kapalı şekilde içeceklerini içmesi de Toynbee manevrasını oyunla birleştirebilir.

 

Bu dönemde kulağa sıcak uygulamanın efüzyonun gerilemesi üzerinde etkisi olabilir. Herhangi bir olumsuz etkisi olmadığından anne-babayı ve çocuğu sıkmayacak yoğunlukta sıcak uygulaması önerilir.

 

Takip sırasında yukarıda belirtilen işitme azlığı, konuşmada gecikme ya da konuşmanın bozulması, kulak zarında çökme cebi oluşması, dengesizlik ya da baş dönmesi ya da kulak çınlaması belirti ve bulgularından herhangi biri ile karşılaşıldığında ventilasyon tüpü takılmalıdır. Üç ay dolduğunda da efüzyon tek taraflı ise yeni bir antibiyotik tedavisi verilerek izleme devam edilmeli, her iki kulakta efüzyon varsa ventilasyon tüpü takılmalıdır. Mümkünse tüp takılmadan önce işitme testi yapılmalıdır. Tek taraflı efüzyon 6 ay boyunca temizlenmezse tüp takılmalıdır. Bunun dışında ilaç tedavisine yanıt vermesine karşın sık tekrarlayan (örneğin yılda 6 kez) efüzyonlu otit varlığında da tüp takılması gereklidir.

 

Kulak (ventilasyon) tüpü nedir?Tüp takılmasının amacı nedir? Nasıl işlev görür?

Ventilasyon tüpleri teflon, silastik, altın gibi vücudun reaksiyon göstermeyeceği (inert) maddelerden yapılmış, ortalarında kulağa havanın gireceği bir delik bulunan ve ön ve arkası daha geniş düzenlenmiş olan küçük (1-2 mm çapında) silindirlerdir. Tüp takılmasının nedeni, kulak zarının çizerek orta kulakta varolan sıvının çekilmesinden 48-72 saat sonra kulak zarının kendi kendini onarması ve kısa zaman içinde efüzyonun tekrar oluşmasıdır.Tüp takılmasını takiben işitme hemen hastalık öncesi döneme dönmekte, orta kulakta CO2 miktarı azalmakta, O2 miktarı artmakta ve CO2 ve O2 düzeyleri normale dönmekte, ilerleyen dönemlerde orta kulak mukozasında oluşan değişiklikler tümüyle geri dönmekte ve salgı normalleşmektedir. Tüp takılmasının temel amaçları işitmenin normale dönmesini sağlamak, kalıcı işitme kayıplarından çocuğu korumak ve konuşma sorunlarının ortaya çıkmasını engellemektir. Tüp takılması tedavi edici olmaktan çok koruyucu bir girişim olarak düşünülmelidir. Çünkü izlemi 3 aydan daha fazla uzattığımızda efüzyonların bir kısmı daha da kendi kendine iyileşecektir. Ancak tüp takılması gerek işitme kaybının uzaması ve buna bağlı olası konuşma sorunlarının gelişmesinin engellenmesini, gerekse efüzyonlu otitis media seyri sırasında nadiren oluşabilen iç kulak tipi kalıcı işitme kayıplarının ortaya çıkmasının ve kulak zarında atrofi (incelme), çökme cebi, kulak zarının tümüyle çökmesi gibi yapısal bozuklukların gelişmesinin engellenmesini amaçlamaktadır. Tüm ülkelerde ventilasyon tüpü yaygın olarak kullanılmaya başladıktan sonra çocukluklarını geçiren erişkinlerde, ventilasyon tüpü takılması yaygınlaşmadan önceki dönemde çocukluklarını geçiren erişkinlere oranla kulak hastalıkları sıklığında belirgin azalma gözlenmiştir.

 

Ventilasyon tüpleri nasıl takılır?

Erişkinlerde muayene odasında lokal anestezi ile kolayca uygulanan bir işlem olmasına karşın, çocuklarda genel anestezi ile takılır. Bu halde tüp takılması ameliyathanede ve bir anestezi uzmanı çocuğu uyutmuş ve monitörize etmişken yapılır. Anestezi süresi yaklaşık 5 ila 10 dakikadır. Dışarıdan herhangi bir kesi yapılmaksızın kulak kanalı açıklığından kulak zarına ulaşılır ve küçük bir kesik ile delik açılır, genellikle varolan sıvı aspiratör ile çekilir ve ventilasyon tüpü bu deliğe yerleştirilir. İki saat sonra hastaneden çıkılabilir. Üç aylıktan küçük çocuklar ve kalp ve akciğer hastalıkları ya da serebral palsi gibi kronik sorunları olan çocuklar bir gece hastanede kalabilir.

 

Kulağında tüp olan çocuk ne yapmalıdır?

Çocuklar tüpü hissetmezler ve herhangi bir ağrı duymazlar. Ancak ventilasyon tüpü olan çocuklar yüzme ve banyo sırasında kulaklarını sudan korumalıdırlar. Bunun için vazelinli pamuk ya da kulak tıkaçları kullanılabilir. Perth/Avusturalya ya da Atlantik Kıyısı/A.B.D. gibi yüzmenin halkın yaşamının bir parçası olduğu bölgelerde yüzme sırasında kulağı korumak yerine yüzme sonrası antibiyotikli damla kullanmak gibi seçenekler de gündeme gelmektedir.

 

Tüp ne zaman ve nasıl çıkar?

Ventilasyon tüpleri ortalama 6-8 ay sonra kulak zarından atılarak kulak kanalına düşerler. Tüp takılmasından sonra aylık ya da iki aylık aralıklarla yapılan takipler sırasında tüpün atıldığı görülür ve genellikle hekim tarafından kulak kanalından alınır. Bazen kendiliğinden kulak kanalından düşer. Tüp takıldıktan iki yıl sonra halen kulak zarında kalan tüpler hekim tarafından alınır. Bu işlem eğer çocuğun yaşı küçükse anestezi ile ameliyathanede, büyükse muayene odasında gerçekleştirilir.

 

Tüp atıldıktan sonra hastalık tekrar eder mi?

Edebilir. Bir kez ventilasyon tüpü takılması çocukların % 90'ı için tedavi edici olur ve eğer daha sonra orta kulakta sıvı görülse bile ilaç tedavisi ile iyileşir. Ancak çocukların % 10'unda tekrar tüp uygulamak gerekli olur. İlk tüp takıldığında iki yaşın altında olan çocuklar için bu oran % 25'e yükselmektedir. İkinci kez tüp uygulamanın gerekli olduğu çocuklar sıklıkla sekiz yaşına dek tekrarlayan tüp takılması girişimlerine gereksinim duyarlar. Bu nedenle bu çocuklara ikinci kez kulak zarında kalma süresi daha uzun olan "T tüp" takılabilir.

 

Geniz eti ve bademciklerin alınmasının efüzyonlu otitis media tedavisindeki yeri nedir?

Geniz eti gerek mekanik olarak östaki borusunu tıkayarak, gerek geniz boşluğunu daraltması nedeniyle östaki borusunun çalışmasını olumsuz etkileyerek, gerek üst solunum yolu enfeksiyonu ve sinüzit gelişme sıklığını arttırarak, gerekse geniz boşluğunda varolan mikropların sayısında belirgin bir artışa yol açarak (mikrop rezervuarı özelliği) efüzyonlu otit gelişmesini kolaylaştırır. Kulağa tüp takılırken geniz eti alınmasının sonraki iki yıllık dönemde efüzyonların tekrarını azalttığı gösterilmiştir. Bu verilere karşın kulağa tüp takılması sırasında büyük olmayan geniz etinin alınması tartışmalıdır. Bu konuya yaklaşım şöyledir:

 

Burun tıkanıklığına yol açan büyük geniz eti varlığında tüp takılırken mutlaka geniz eti de alınmalıdır.

 

Geniz eti büyük değilse 1-3 yaşlarında alınması gereksizdir. Buna karşın 4-8 yaşlarında tüp takılırken geniz eti de alınmalıdır.

 

Eğer ilk tüp takılırken geniz eti alınmamış ise ve çocuğa ikinci bir kez tüp takılması gerekiyorsa geniz eti mutlaka alınmalıdır.

 

Efüzyonlu otitis mediası olsun ya da olmasın yarık damak varlığında adenoidektomi kesinlikle yapılmamalıdır. Buna karşın bademcik dokusu ile östaki borusu işlevleri arasında hiç bir bağlantı yoktur ve eğer kendi patolojisi nedeniyle bademcikleri alınması gerekmiyorsa, tüp takılırken bademciklerin alınması efüzyonlu otitis media tedavisine hiçbir katkıda bulunmaz.

 

Efüzyonlu otitis mediadan korunmanın yolları var mıdır?

Evet. İlk sırada anne sütü ile beslenme gelmektedir. Bebekler ilk altı ay anne sütü aldıklarında efüzyonlu otitisle karşılaşma oranı azalmaktadır. İkinci olarak çocukların yanında sigara içilmemelidir. Üçüncü sırada aşılanma gelmektedir. HIB aşısı (daha çok menenjit aşısı olarak bilinir), grip aşısı ve iki yaşın üzerindeki çocuklar için polivalan Pnömokok aşıları efüzyonlu otitis media sıklığını azaltabilir. Alerji ve büyük geniz eti varlığının erken tanınması ve tedavisi de efüzyonlu otit sıklığını düşürür. Viral enfeksiyonlarda (örneğin soğuk algınlığı) antibiyotik kullanmaktan kaçınılmalı, antibiyotik kullanıldığı dönemlerde uygun doz ve uygun zaman kullanılmalı, bir yan etkiyle karşılaşılmadıkça antibiyotik tedavisi beş günden önce kesilmemelidir. Çocuğun kreş ya da anaokuluna erken gönderilmemesi, çok kalabalık olmayan sınıfların yeğlenmesi diğer önlemler olabilir. Burun sümkürmenin öğrenilmesi çocuğun kulak sağlığında belirgin iyileşme sağlar. Erken dönemde oyun şeklinde çocuğa sümkürme alıştırmaları yapılabilir. Serum fizyolojik ya da steril deniz suyu ile yapılan günlük burun yıkamalar enfeksiyon ve efüzyon sıklığını azaltmaktadır.

 

Efüzyonlu otitis medianın diğer tedavi ve korunma yolları nelerdir?

Efüzyonlu otitis media için başta diyete dayalı ve kiropraktik olmak üzere pekçok tedavi yöntemi lanse edilmektedir. Efüzyonlu otitis media sıklığını azaltan bazı mucize diyet önerileri vardır. Bu tedavilerin hiçbiri yeterli bilimsel kanıta sahip değildir ancak "aslolan zarar vermemek" ilkesine ters düşmedikçe uygulanmaları anne-babanın seçimine kalmaktadır.    

 

 

BURUN

Geniz akıntısı nedir?

Geniz akıntısı burundan geriye, boğaza doğru değişik kıvamda ve miktarda salgı akmasıdır. Akıntı normal fizyolojik aktivite sonucunda da olmaktadır. Bazı hastalıklar sonucunda akıntı değişime uğradığından, kişi rahatsızlık hissetmektedir.

 

Neden meydana gelir?

Öncelikle normal burun ve sinüs fonksiyonlarının bilinmesi gerekmektedir. Burun ve sinüsler salgı yapan hücreler içermektedir. Bu hücreler yapışkan ve sulu özellikte salgı üretmektedir. Bu salgı havayı nemlendirir, içerisinde mikroplara karşı antikor denen proteinler barındırır. Miktarı günde 250-500 cc kadardır. Mukus (salgı) örtüsü tüm sinüs ve burun içi dokuların üzerini örtmektedir. Bu mukus örtüsü hava yoluyla burun içi ve sinüslere ulaşan organik (bakteri, polen) ve inorganik (toz parçacıkları) maddeleri tutmaktadır. Bu salgının kalınlığı 0.2-0.8 mm'dir. Eğer bu mukus örtüsü sürekli olarak yerinde durursa, üzerine yapışmış olan bakteriler üremeye başlar ve enfeksiyona yol açar. Bu nedenle normalde sürekli olarak üretilen bu salgının ortamdan uzaklaştırılması gerekir. Bu görevi burun ve sinüsleri örten hücrelerde bulunan mikroskopik tüycükler yerine getirir. Saniyede 12 kez itme hareketi yapan bu tüycükler mukus örtüsünü dakikada 3-25 mm'lik hızla ilerletir. Bu taşıma işlevi burun ve sinüslerden genize doğrudur. Mukus salgısı genizden aşağı doğru iner ve yutulur. Normalde bu işlevler bizi rahatsız etmez.

 

Geniz akıntısının anormal olmasının nedeni nedir?

Anormal akıntı, normal fonksiyonların bozulması sonucunda karşımıza çıkar. Bozukluk çeşitli şekillerde olabilmektedir: Salgı azalması, salgının aşırı derecede koyulaşması, salgının aşırı derecede artması, salgının enfekte karakter kazanması, salgının taşınmasının bozulması gibi. Fonksiyonların bozulmasına birçok faktör neden olmaktadır. Ortam havasının kuru olması, enfeksiyonlar, salgı hücrelerinin yapısının değişmesi, salgıyı taşıyan tüycüklerin fonksiyonunun bozulması, salgı kontrolünü yapan sinirsel uyarıların bozulması, soğuk hava, parlak ışık, alerji, bazı besinler ve baharatlar, gebelik, hormonal değişiklikler, doğum kontrol hapları, bazı ilaçlar, genetik bozukluklar (hareketsiz tüycük sendromu) ve burun içi anatomik yapılardaki değişiklikler. Alerjik burun hastalıkları ve soğuk algınlığının başlangıcında mukus salgısı şeffaf ve bol miktarda olmaktadır. Soğuk algınlığının ilerlemiş aşamalarında salgı koyulaşıp sarı veya yeşil renge dönüşebilir. Bu durum bakteriyel bir enfeksiyonun (sinüzit) belirtisidir. Burundan gelen sarı-yeşil renkli akıntı, burun içine kaçırılmış yabancı cisimlere de (fasulye, bezelye, kâğıt, oyuncak parçası vb.) bağlı olabilir. Yabancı cisim sorunları özellikle çocuklarda görülür.

Salgı neden azalır?

Çevresel faktörler: Hava kirliliği (sigara dumanı, endüstriyel dumanlar, egzoz gazları), özellikle kışın klima ve kaloriferle ısınma sonucunda havanın kuruması Yapısal bozukluklar:

 

Burun orta bölmesinin aşırı eğriliklerinde hava akımının mukozayı kurutabilmesi

 

Sinüzit

 

Yaş: Yaş ilerledikçe mukoza yapısının değişerek, daha az ve kıvamlı salgı üretilmesi

 

Anormal salgı belirtileri nelerdir?

Salgı azalmış veya kıvamı artmışsa, kişi normalde farkına varmadan yuttuğu salgıyı hissetmeye başlar. Yutkunma sırasında takılma hissi, sürekli yutkunmaya çalışma, boğazını temizleme ihtiyacı görülebilir.

 

Alerjik hastalıklarda bol miktarda sulu ve köpüklü salgının genizden aktığı hissedilir. Ayrıca aynı özellikteki salgı burundan dışarıya da akar.

 

Sinüzitlerde hem genizden aşağıya hem de burundan dışarıya daha kıvamlı, sarı-yeşil, bazen kanlı ve kötü kokulu akıntı olur.

 

Bu belirtiler varsa ne yapmalı? Tedavisi nedir?

Öncelikle anormal salgının hangi nedene bağlı olduğu saptanmalıdır. Teşhisin konmasında detaylı bir kulak-burun-boğaz muayenesi yapılır. Gerektiğinde radyolojik tetkikler ve diğer tıp branşlarından (alerji uzmanı) destek istenir. Salgının azalması veya kıvamının artmasına bağlı durumlarda çevre şartlarının düzenlenmesi (hava kirliliğinden uzaklaşma, sigaranın bırakılması, ortam havasının nemlendirilmesi), kişinin aldığı sıvı miktarının arttırılması, burun içerisinin serum fizyolojik ve özel olarak hazırlanmış deniz sularıyla nemlendirilmesi ve belirli süreyle salgı yumuşatıcı ilaçların kullanılması önerilir. Alerjik hastalık varsa ve alerjiye neden olan faktör biliniyorsa, öncelikle ortamdan uzaklaşılır veya uzak durulur. Alerji uzmanı tarafından hiposensitizasyon (aşı tedavisi) yapılabilir. Alerjiyi kontrol altına almak için çeşitli ilaçlar (antihistaminikler, dekonjestanlar, cromolyn ve steroidli burun spreyleri) kullanılabilir. Antihistaminikler özellikle salgı ve kaşıntıyı azaltıcı etkileri için kullanılır, ancak salgı kıvamını arttırıcı etkileri de olabilmektedir. Dekonjestanlar kan basıncının, prostat büyümesine bağlı şikayetin ve göz içi basıncın artmasına yol açabilmektedir. Steroidli spreyler uzun süre sorunsuz kullanılabilmektedir. Sinüzite bağlı salgı problemlerinde öncelikle sinüzitin tedavisi yapılır. Yeni başlamış bir sinüzit ilaçlarla (antibiyotikler, ağızdan alınan dekonjestanlar, burun spreyleri) tedavi edilir. Eğer kronik bir sinüzit durumu varsa sorunun operasyonla düzeltilmesi gerekebilir.

 

 

    * Burun tıkanıklığının nedenleri nelerdir? Fizyolojik burun tıkanıklıkları:

    * Nazal siklus

    * Pozisyonel burun tıkanıklığı

    * Püberte ve menstürasyon

    * Psikosomatik faktörler

    * Konjenital (doğumsal) patolojiler:

    * Koanal atrezi

    * Nazal dermoid

    * Yarık damak ve dudak

    * Nazal gliom

    * Ensefalosel

    * Nazal aplazi

    * Enfeksiyöz patolojiler:

    * Enfeksiyöz rinitler

    * Alerjik rinitler

    * Vazomotor rinitler

    * Travmatik patolojiler:

    * Eksternal burun deformiteleri

    * Septal deviasyon

    * Septal hematom

    * Septal abse

    * Septal perforasyon

    * Tümöral patolojiler:

    * Benign (iyi huylu) tümörler

    * Malign (kötü huylu) tümörler

    * Diğer sebepler:

    * Nazal polip

    * Antrokoanal polip

    * Adenoid vejetasyon

    * Yabancı cisim

    * Konka hipertrofisi ve konka bülloza

    * Dar burun sendromu

    * Alar kollaps

 

 

Yapısal bozukluklar neden ve nasıl oluşur?

Yapısal bozukluklar ya doğumsal ya da sonradan kazanılmıştır. Koanal atrezi, yarık damak ve dudak gibi doğumsal yapısal bozukluklar, anne karnındaki bebeğin gelişimi sırasında bu organların gelişimlerinin tamamlanamaması nedeni ile oluşurlar. Buna karşın sonradan kazanılan yapısal bozukluklar daha çok bir travma sonucunda meydana gelirler. Bazen bu travmalar direkt olarak dışardan buruna olabileceği gibi, bazen de özellikle estetik amaçlı yapılan cerrahi müdahaleler burunda yapısal bozukluklara neden olabilir.

 

Çocuğumun burnu geniz eti yüzünden tıkalı olabilir mi?

Evet, özellikle genizdeki lenfoid dokunun büyümesi ile oluşan geniz eti, çocuklarda sıklıkla burun tıkanıklığı nedeni olabilmektedir

 

Sorun geniz eti ise bunu nasıl anlarım ve ne yapmalıyım?

 

Geniz etinin en sık görülen semptomu (belirtisi) burun tıkanıklığıdır. Buna ilaveten ağız açık uyuma, horlama, özellikle saçlı deri ve baş çevresinde terleme ve hatta uykuda nefes kesilmeleri gözlemlenebilir. Geniz eti problemi olan çocuklarda tipik adenoid yüzü gelişir. Bu durumda çocukta uzun yüz, üst dudakta yukarı çekme ve üst kesici dişlerin açıkta olması vardır. Bu çocuklarda sık üst solunum yolu enfeksiyonları görülür. Burun tıkanıklığına veya sekonder paranazal sinüs enfeksiyonlarına bağlı baş ağrıları olabilir. Geniz etinin, östaki kanalının ağzını tıkaması sonucunda orta kulakta sıvı birikimi ve kulak zarında çökme olabilir. Bunun sonucunda da işitme azlığı ortaya çıkar. Tanıda endoskopik muayene çok değerlidir. Ayrıca yan boyun grafileri de tanıda yardımcı olabilir.

 

Geniz eti ameliyatı gerekli mi?

Geniz etinin tedavisi öncelikle medikaldir. Ancak aşırı büyük geniz etinde ve medikal tedavinin başarısız olduğu durumlarda cerrahi müdahale kaçınılmazdır. Genellikle geniz eti operasyonları, 2 yaşından itibaren ve genel anestezi altında yapılmaktadır.

 

Ya burun tümörü veya başka yabancı cisim varsa?

Burun tümörleri nadiren görülür. Ancak hem nadir görülmeleri hem de bulguların enflamatuar hastalıkları çok taklit etmesi nedeniyle genellikle geç teşhis edilirler. Bu nedenle, burun tıkanıklığı, kanama ve ağrının uzun süreli ilaç tedavisine rağmen devam etmesi durumunda tümör olabileceği akla gelmelidir. Burun yabancı cisimleri genellikle çocuklarda ve debil hastalarda görülürler. Bu yabancı cisimlerin çoğunluğu cansız olmasına rağmen bazen parazit ve larva gibi canlı yabancı cisimler de görülebilir. Yabancı cisimler genellikle tek taraflı burun tıkanıklığı ile birlikte kötü kokulu, kanlı veya iltihaplı burun akıntısı ile karşımıza çıkarlar. Eğer sinüzite yol açmışsa baş ağrısı da olabilir. Yabancı cisim şüphesi durumunda derhal bir kulak burun boğaz uzmanına başvurulmalıdır. Tedavisi yabancı cismin burundan çıkartılması ile gerçekleştirilir

 

Neden grip olunca burnumuz akar?

Gribin erken döneminde geçici bir vazokonstrüksyon (damarlarda kasılma) olur. Bunu vazosilatasyon (damarlarda gevşeme), ödem ve serömüsinöz glandların aşırı sekresyonu takip eder. Burunun temizleme mekanizmasınında mikrolar tarafında tahrip edilmesi sonucunda burun akıntısı oluşur.

 

Sinüzit olduğumu nasıl anlarım?

Sinüzitin semptomları tutulan sinüse ve hastalığın dönemine bağlıdır. En sık görülen semptom bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkan ağrıdır. Ağrı akut sinüzitin önemli bir bulgusudur. Kronik sinüzitler genellikle ağrı yapmazlar. Akut sinüzitte genellikle tek veya çift taraflı iltihaplı bir burun akıntısı vardır. Geniz akıntısına bağlı olarak boğaz ağrısı ve öksürük de bulunabilir. Bunun dışında burun tıkanıklığı ve ateş ya da halsizlik gibi sistemik bulgular akut sinüzitte bulunmaktadır.

 

Ne yapmalıyım?

Sinüzit tedavisi medikal ya da cerrahidir. Yukarıda belirtilen semptomların varlığı durumunda derhal bir kulak-burun-boğaz uzmanına başvurmalısınız. Cerrahi tedavi akut sinüzitlerde genellikle gerekmez. Ancak kronik sinüzitlerde, komplikasyonlu vakalarda ve uygun süreli medikal tedaviye yanıt vermeyen vakalarda cerrahi yapılmalıdır.

 

Burnum alerji yüzünden tıkanıyorsa nasıl anlarım? Ne yapılmalıdır?

Alerjik rinitin semptomları enfeksiyöz rinitten farklıdır. Hapşırık, burun tıkanıklığı, sulu ve bol bir burun akıntısı, burunda, gözde veya damakta kaşıntı sık görülen alerji semptomlarıdır. Ateş veya başka bir sistemik belirti yoktur. Tanı konulabilmesi için kulak burun boğaz muayenesi sonrası bazı laboratuar testleri (burun salgısında alerji hücre bakılması, kanda IgE, deri testleri ve diyet testleri) yapılmalıdır. Alerjik rinitin tedavisi temel olarak üç kısımdan oluşur. Bunlar:

Alerjenden korunma

İlaç tedavisi

İmmünoterapi

 

Deviasyon denen hastalık nedir? Nasıl gelişir? Nasıl tedavi edilir?

Deviasyon, burun orta bölümünün orta hattan sağa ya da sola doğru kaymasıdır. Son derece sık rastlanılan bir durumdur. Ancak çoğu zaman burun fonksiyonlarını bozacak şiddette olmayabilir. Oluşmasında travma önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle septum deviasyonu olan hastaların çoğunda eksternal burun deformiteleri de vardır. Daha önce travma yaşamamış hastalarda burun çevresindeki kemiklerle, septum gelişimindeki orantısızlık rol oynar. Deviasyonun tedavisi cerrahidir. Ameliyat endikasyonu koymak için tıkanıklığın deviasyona bağlı olduğundan emin olmak gerekir

 

Anti-alerji ilaçlarını kullanırken nelere dikkat etmeli?

Alerji tedavisinde antihistaminikler, sempatomimetikler ve kortikosteroidler kullanılır. Antihistaminiklerin en önemli yan etkileri sedasyon, ağız kuruluğu, çarpıntı, disüri (idrar yaparken zorlanma), hipertansiyon ve göz içi basıncının artmasıdır. Ancak yeni kuşak antihistaminiklerde bu yan etkilerin oranı oldukça azalmıştır. Dekonjestan etkileri nedeniyle alerjik rinit tedavisinde kullanılan sempatomimetikler, lokal veya sistemik olarak kullanılabilir. Sistemik kullanımları sonucu taşikardi, hipertansiyon ve sinirlilik yapabilir. Lokal topikal kullanımlarında bu sistemik etkiler önemli derecede azalsa bile rebaund rinit komplikasyonu nedeniyle uzun süre kullanılmamalıdır.

 

Burun kanamasının nedenleri nelerdir?

Kanamalar burnun kendisine ve vücudun genel hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

 

    * Burnun kendisine bağlı kanamalar: Kabuklanma nedeniyle sürekli parmakla burun temizliği sonucunda, burun orta bölmesinin ön kısmındaki kolay kanayan bölgenin tahriş olması kanama nedenidir. Özellikle çocuklarda sık görülür.

    * Burun travmaları sonucunda (kazalar, burun ameliyatları). Burun travmaları sonrasında oluşan kanamalar çoğunlukla kısa sürelidir. Yüzün diğer kemik dokularının da kırılması durumunda kanama daha ciddi boyutta olabilir.

    * Burun içerisinde kanama yapabilecek durumlarda (buruna kaçırılmış yabancı cisimler, burun damar yapılarının aşırı derecede büyümesi -anjioma-, burun içi ve komşu bölgelerin tümörleri, burun difterisi).

 

    * Burun dışı nedenlere bağlı kanamalar: Enfeksiyon hastalıkları; basit bir nezle, sinüzit, kızamık, kızamıkçık, şiddetli öksürük, pnomoni, tüberküloz, sifilis

    * Yaşın ilerlemesiyle damar yapılarındaki bozulmalar -ateroskleroz- ve hipertansiyon, burun kanamalarına yol açabilmektedir.

    * Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları (hemofili, von-Willebrand hastalığı) veya pıhtılaşmayı geciktiren ilaçların kullanımında (Aspirin gibi) kanama görülebilir.

    * Osler-Weber-Rendu sendromu (yüzde, dilde, dudakta, burunda kalıtımsal kanamalı damar genişlemeleri)

    * Akut lösemiler (kan kanseri)

    * Alerjik burun hastalıkları

    * Ani basınç değişimleri (dalgıçlık, yüksek irtifalar, aşırı derecede zorlayıcı egzersiz yapma)

    * Yalancı burun kanaması (yemek borusu varislerinin kanaması, boğaz duvarlarında yerleşmiş tümörlerin kanaması)

    * Kuru havalar ve ortamda kimyasal madde buharlarının bulunması kanamayı kolaylaştırır.

 

 

Her burun kanaması aynı mıdır?

Burun kanamaları nedenlerine, kanama yerine, tekrarlama durumuna ve şiddetine göre farklı özellikler gösterir. Bu nedenle kanamanın özeliğine göre yapılacak tedavi değişmektedir.

 

Ön burun kanaması nasıl anlaşılır?

Bu tip kanamada kişi oturur ya da ayakta dururken, kan burun deliklerinden dışarı doğru akar; ancak kişi yatar pozisyonda ise kan burun arkasında boğaza doğru akabilir. Çoğunlukla burun orta bölmesinden, daha az sıklıkla da burun yan duvarından kaynaklanır.

 

Ön burun kanaması sık olursa ne yapmalı?

 

Kanama burunun kuruması ve sonucunda kabuklanmanın fazla olmasından kaynaklanıyorsa (kış ayları, sürekli burun damlası kullanımı, radyoterapi, burun içerisinden fazla doku alınmış olan operasyonlarda) ortam havası ve burun içi nemlendirilir. Bu amaçla Vazelin kullanılabilir. Kanama sık tekrarlıyorsa doktora görünmek gereklidir.

 

Arka burun kanaması nasıl anlaşılır?

Bu tip kanamada kan burun arkasından genze doğru akar. Hemen hemen daima erişkinlerde görülür (hipertansiyon, damar yapısında bozulmalar). Kan çoğunlukla yutulur ya da kişi kanı ağızdan dışarı atar. Kanama şiddetliyse burun deliklerinden de dışarı kan çıkabilir. Yutulan kan miktarı fazla ise kişide bulantı ve kusma görülebilir.

 

Burun kanaması tehlikeli midir?

Burun kanamaları çoğu zaman endişe verici görünse de nadiren hayati tehlikeye yol açar. Burun damarları ince bir mukoza ile örtülmüş olduğundan, vücudun diğer bölgelerine göre daha kolay kanamaya yol açar. Çoğumuz yaşamımızın bir döneminde burun kanaması ile karşılaşmışızdır. Ancak bu kanamalar genellikle sorunsuz bir şekilde geçmiştir. Yine de bazen yaşamı tehlikeye atacak derecede kanamalar olabilmektedir.

 

    * Acil olarak ne yapılmalıdır? Burun kanatları iki parmak arasında alınarak sıkıştırılır (5 dakika kadar).

    * Oturur pozisyonda durulur ya da baş yüksekte olacak şekilde yatılır.

    * Enseye, burun ve yanaklara plastik torba içinde buz uygulanır (15 dakikalık aralıklarla).

 

    * Kanama durduktan sonra yeniden başlamasını önlemek için ne yapılmalı? Zorlayıcı hareketlerden kaçınılır (ağır kaldırmak, aşırı egzersiz).

    * Burun içerisinde birikmiş pıhtı varsa sümkürülerek dışarı atılır.

    * Baş, mümkün olduğunca göğüsten yüksekte tutulmaya çalışılır.

 

    * Tekrar kanama olursa ne yapılmalı? Burun içerisindeki tüm pıhtılar sümkürülerek temizlenir.

    * Burun deliklerine 3-4 kez dekonjestan burun spreyi sıkılır (Otrivine, Burnil, Farial, İliadin vb.).

    * Tekrar burun parmaklar arasında sıkılır.

 

    * Hangi durumlarda doktora veya acil servise başvurmalı? Kanama durmuyorsa veya sık sık tekrarlıyorsa,

    * Kanama çok şiddetliyse veya kan kaybı fazla olmuşsa,

    * Kanama nedeniyle yorgunluk, halsizlik, göz kararması, bulantı hissediliyorsa,

    * Kanama daha çok burun arkasından boğaza doğru akıyorsa.

 

 

Doktor burun kanamasını nasıl durdurur?

Kanamanın burun önünden mi yoksa arkasından mı geldiği, ilk defa mı yoksa tekrarlayan kanama mı olduğu, kendiliğinden mi yoksa herhangi bir nedene bağlı olarak mı kanadığı, pıhtılaşmayı uzatan ilaç kullanılması, hafif ya da şiddetli olması önemlidir. Kanayan bir burunda öncelikle kanamanın yeri bulunmaya çalışılır. Bu amaçla burun içine anestezi ve damar büzüştürücü etkisi olan ilaçlar uygulanır. Daha sonra burun temizlenir ve kanayan damar bulunmaya çalışılır. Kanayan damar bulunursa gümüş nitrat veya elektro-koter yardımıyla tahrip edilir. Koterizasyon başarılı olmuyor veya kanayan damara ulaşılamıyorsa burun içerisine tampon yerleştirilir. Burun orta bölmesindeki ciddi eğrilikler bazen kanamalara yeterince etkili müdahaleyi zorlaştırır ve kanamaların devam etmesine yol açar. Bu durumda operasyonla eğriliğin düzeltilmesi gerekebilir. Burun arkasından meydana gelen kanamalar burun önüne tampon yerleştirilmesi ile kontrol altına alınamaz. Bu durumda yapılması gerekli olabilecek işlemler: Burun arkasına tampon uygulanması, balonlu tampon yöntemi, kanayan damarın ana dallarından uygun olanı operasyonla bağlamak ve embolizasyon yöntemidir (kanayan damarı kasıktaki arterden kateterle girip bularak içine tıkayıcı madde uygulamak).

 

Bademcik ve geniz eti nedir?

Bademcik (tonsil) ve geniz eti (adenoid), dil kökü bademciği ile birlikte boğazdaki lenfoid doku halkasının parçalarıdır. Bağışıklık sisteminin elemanları olan B-lenfositlerinin üretiminde rol oynarlar. Tonsiller ve adenoid dokusu gebeliğin ilk aylarında oluşmaya başlar. Geniz eti doğumdan sonra çeşitli uyarılarla hızla büyür. Özellikle 4-5 yaşlarında maksimum büyüklüğe ulaşır. Sonra aktivasyonu azalır ve küçülmeye başlar. Bademcikler yaşamın ilk yıllarında daha önemlidir. Hava akımı yaratarak akciğerlere giden havanın filtre edilmesini sağlar.

 

Boğaz enfeksiyonları ne gibi sorunlara yol açar?

Normal hastalık belirtileri ateş, boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, baş ağrısı, halsizlik ve eklem ağrısıdır. Bademciklerin üzeri gri-beyaz enfekte materyalle kaplanabilir. Enfeksiyona farenjit de eklenebilir. Akut bademcik iltihabı çoğu zaman kolayca iyileşmesine rağmen komplikasyonlara da yol açabilir (bademcik yakınında apseleşme, boyun derin dokularına enfeksiyonun yayılması, kana bakterilerin karışması). Sık geçirilen boğaz enfeksiyonları sonrasında bademcik ve geniz eti dokularında büyüme görülebilir. Büyüklüğe bağlı olarak solunum yollarında oluşan tıkanıklık solunumu olumsuz yönde etkiler. Orta kulak havalanmasının bozulması orta kulak iltihabı ve işitme fonksiyonlarında kısmi bozulmaya yol açabilir. Ayrıca A grubu beta-hemolitik streptokoklara denen mikroplara karşı gelişen antikorlar diğer organlar (kalp, eklemler ve böbrekler) için de hastalık nedeni olabilmektedir.

 

Çok sık tekrarlayan enfeksiyonlarda ne yapmalı?

Bu durumda enfeksiyona zemin hazırlayan faktörler saptanmalıdır. Kış aylarında okul, yuva ve toplu çalışma yerleri enfeksiyonların sık geçirilmesine yol açabilir. Bağışıklık sisteminin zayıf olması da bir başka nedendir. Bu durumda bağışıklık sistemini güçlendirici ilaç tedavileri denenebilir. Bu çözümlerin yetersiz kaldığı durumlarda operasyon önerilir.

 

Kronik boğaz kızarıklığı (farenjit) nedir?

Bu sorunla karşılaşan kişilerin boğaz görünümü normalden daha kırmızıdır. Bunun nedeni, çoğu zaman boğaz mukozasının çevresel faktörlerle tahriş olmasıdır (sigara içilmesi veya içilen ortamda bulunulması, kimyasal madde buharlarının solunması, toz, alkol, ağız açık uyunması, alerjik reaksiyonlar). Bu durum boğaz mukozasının hafif düzeyde iltihabi reaksiyon göstermesine yol açar. Sinüzite bağlı geniz akıntısı da bu şikayete yol açmaktadır. Hastalarda boğazda kuruluk hissi, boğaz temizleme ihtiyacı, yabancı cisim hissi, bulantıya neden olabilen aşırı mukoza duyarlılığı, kuru öksürük şikayetleri görülebilir.

 

Nasıl önlenir?

Öncelikle tahrişe yol açan ortam iyileştirilir. Sigara içiliyorsa bırakılması önerilir. Alerji ve sinüzit varsa tedavi edilir. Ağız açık uyuma burun problemine bağlıysa tıkanıklık giderilir. Ancak kesin neden saptanırsa tedavide başarılı sonuç alınmaktadır.

 

Bademcik ve geniz eti hangi durumlarda alınmalı?

Bademciklerin bir çeşit operasyonla alınması ilk kez M.Ö. 3000 yıllarında uygulanmıştır. 1930u yıllarda ise çeşitli solunum yolu hastalıklarının tedavisi amacıyla bademciklerin alınması popüler bir yöntem haline gelmiştir. Ancak antibiyotiklerin geliştirilmesiyle operasyon daha sınırlı nedenlerle yapılır hale gelmiştir. Operasyon kararı dikkatli sorgulama ve muayene/tetkik sonucunda verilmektedir. Çünkü bazen hasta ve hasta yakınları şikayetleri abartarak anlatabilmektedir. Sık enfeksiyon nedeniyle okula gidememe ve işgücü kaybı problemi olan kişilerde, enfeksiyonun komplikasyona yol açması durumunda, bademcik ve geniz etinin solunuma engel olduğu gözlendiğinde, geniz eti büyümesine bağlı olarak kulak problemleri yaşandığında operasyon gereklidir.

 

    * Kesin ameliyat gerektiren durumlar nelerdir? Bazı durumlar tartışmalı olsa da, aşağıdaki sorunlarda bademcikler ve geniz eti operasyonla alınmalıdır:

    * Sık tekrarlayan bademcik iltihabı

    * Yüksek ateşe bağlı konvülzyon (havale) yapan bademcik iltihabı,

    * Bademcik etrafında apse oluşumu

    * Difteri taşıyıcılığı

    * Solunumu ve yutmayı engelleyen büyüklükte bademcik ve geniz eti

    * Uyku apnesi

    * Bademciklerde tümör şüphesi

    * Büyük geniz etinin östaki tüpünü tıkaması veya orta kulağa bakteri geçişini arttırması nedeniyle orta kulakta sıvı birikimi veya tekrarlayan orta kulak iltihabına yol açması

    * Büyük geniz eti nedeniyle sinüzit gelişmesi

    * Çene yapısını bozan bademcik ve geniz eti büyümeleri

 

 

Bademcik ve geniz eti ameliyatı hangi yaşlarda yapılır?

Geniz eti ve bademcik ameliyatı çoğunlukla çocukluk çağında yapılan bir işlemdir. Gerekli nedenler mevcutsa ve kişinin operasyon geçirmesine engel teşkil eden bir sağlık sorunu yoksa her yaş grubunda operasyon yapılabilir. Ancak çok zorunlu olmadıkça 4-5 yaş altındaki çocuklarda operasyon tercih edilmemektedir.

 

Bademcik ve geniz eti operasyonu riskli midir?

Riski oldukça düşük operasyonlardır. İstatistiklerde 15.000 operasyondan birinde anestezi ya da cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmiştir. Operasyon sonrası kanama en sık görülen komplikasyondur. Ciddi kanama 5/1000 vakada görülmüştür. Bağışıklık sisteminin operasyondan sonra bozulacağı yönündeki düşünceler, yapılan birçok çalışma sonucunda geçerliliğini yitirmiştir. Lenfositlerin bazı tiplerinin sayısında azalma saptanmış ancak bu durum klinik olarak soruna yol açmamıştır. Bademciklerin alınmasından sonra daha sık farenjit olunduğu yolunda inanış vardır. Ancak bademcikleri alınmış kişilerde farenjit olma sıklığı normal insanlardaki kadardır.          

 

 

- Bademcik ve geniz eti hastalıkları

 

- Burun tıkanıklığı (Septum deviasyonu, konka hipertrofisi)

 

- Burun kanaması

 

- Kronik rinosinüzit ve endoskopik sinüs cerrahisi

 

- Alerjik rinit

 

- Orta kulak iltihapları

 

- Gözyaşı bezi tıkanıklıkları

 

- Ses bozuklukları

 

- Baş ve boyun bölgesinin selim ve habis tümörleri

 

- Horlama ve uyku apnesi

 

 

            Çınlama

            Yükseklik ve uçak yolculuğu

            Bebeğim duyuyor mu?

            Orta kulak iltahabı

            Delik kulak zarı

            Meniere Hastalığı

            Kolesteatom

            Orta kulakta sıvı

 



 


Diğer İç Hastalıkları İç Hastalıkları - Tıkla

 

  0 542 252 70 62
  0 532 402 77 44

0 464 217 18 81
0 464 214 55 33
    

0 532 790 41 90  Şikayetleriniz
0 532 402 77 66  Yurt Dışı Kargo Yetkilisi
0 535 433 27 62 Yurt İçi Kargo Yetkilisi



 

Kulak Burun Boğaz Yazıları Bilgi Amaçlıdır. Kulak Burun Boğaz Bilgileri İlaç ve Doktor Yerine Tedavi Etmez.