Ana Sayfa              İletişim               Hakkımızda         Sipariş - Kargo

    İşyeri Kuruluş Tarihimiz 1959

Doğal Performans
www.birtat.com.tr
Çakşır Köklü Macun


Şampuan Çeşitleri
HC Şampuan
www.birtat.com.tr
Arı Sütlü Şampuan
www.birtat.com.tr
Saç Bakım Yağları
Vitamin Power -
Panax Ginseng - Kore Ginseng
www.birtat.com.tr

Vitamin E - Selenium

Complete Men's Multiple
St Johns - Kantaron Kapsülü
Artichoke - Enginar Kapsülü

Bitki Macunları
Hayıt Tohumu Macun
Mesir Macunu
Nar Ekşili Macun
Kudret Narı
Arı Sütü Bal Polen

Aşk İksirleri - Cinsellik
Aşk Kahveleri
Aşk Kokusu

     Şifalı Bitki Çeşitleri

Bitkilerin Kapsülleri
Vitamin - Mineral

Cilt Leke - Cilt Kremleri

Salyangoz Kremi
Mavi Anemone Kremi
Göz Çevresi - Göz Altı Torbaları
Güneş Kremleri
D-Lamure Krem - % 100 Doğal

Cilt Temizleme Tonikleri
Bitki Yağları
Bitki Sabunları
Baharat Çeşitleri
Hastalık Sebepleri
Arı Sütü
www.birtat.com.tr

Çay Kolonyası
Bitki Çaylar
Chondurax Jel
Dermoday Kremleri
Doğu Karadeniz Kestane Balı
Güneş Lekesi Kremleri
Masaj Yağları - Masaj Kremi

Organik Alıç Sirkesi
Organik Elma Sirkesi
Organik Gıda
Organik Zeytin Yağı
Orjin Ürünleri
Otacı Ürünleri
Performans Enerji
Saf Gülsuyu
Sertlik

Düzenli Kullanmayacağınız Ürünü Bizden Almayınız.

Ucuz Ürün Bizde Olmaz.

www.birtat.com.tr İşyerimiz

sifali bitki dukkan resimleri - www.birtat.com.tr

 

                                 
 Damar Çeperi - Damar Duvarı Kalp Atışları Kalp Sağlığı
 Damar Sağlığı Kalp Basıncı Kalp Yağlanması
 Damar Sertliği Kalp Hastalıkları Kalp Yetmezliği
 Damar Tıkanıklığı Kalp Kapakçıkları Kalp Yorgunluğu
 Damar Yağlanması Kalp Krizi Kalpteki Oksijen
 Kalp Adalesi Kalp Ritmi Kalpteki Serbest Radikaller
 Kalp Ağrısı Kalp Romatizması Kan Basıncı
                                               
 

Kalp Sağlığı - Damar Sağlığı

Kalp Hastalıkları Sebebi
İnsanların çoğu yaşlanma, kalp kaslarına yetersiz kan gitmesi, damarların kalitesini kaybetmesi, ve kalp kasının zayıf düşmesi sonucu kalp ve damar hastalıkları ortaya çıkar.

Kalp Hastalıkları Hangi Yaşlarda Belirir
Kalp ve damar hastalıkları her yaşta tehlikelidir. Yaşamın ikici devresinde daha tehlikelidir.

Kalp Hastalıkları İle Damar Sağlığı İlişkisi
Damarlarda biriken zararlı maddeleri temizlemeye yardımcı olmanız lazım.
Damardaki kanın kalbe  rahat girmesine yardımcı olmak lazım.

Kalp Hastalıklarından Korunmak İçin Ne Yapılmalı
Doktorunuza devamlı kontrole gitmeniz lazım.
Bozduğunuz kalp düzenine gıda takviyeleri ile yardımcı olmanız lazım.


 

Kalp Damar Hastalıkları

Kalp- damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında geliyor. Bu nedenle, son yıllarda hem kalp damar hastalıklarının tanısının konulmasında hem de tedavide oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi. İlaç tedavisinden damarların balonla açılmasına, stent takılmasından koroner by-pass ameliyatlarına kadar tüm bu yöntemler kalp-damar hastalarının yaşam kalitesini artırıyor...

Kalp damar hastalıklarında kime, hangi tedavi yöntemi?

Kalp ve damar hastalıklarında tanı nasıl konuyor, kimler risk altında, yenidoğanda ve yetişkinlerde görülen kalp rahatsızlıkları neler? Hangi durumlarda hastaya stent takılıyor, hangi durumlarda ameliyat kaçınılmaz oluyor? Tüm bu soruları Bursa Acıbadem Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi doktorlarına sorduk…

Kalp damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında geliyor. Erkek ve kadında farklı olmak üzere ölümlerin yaklaşık yüzde 60’ı kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu nedenle, son yıllarda bu alanda oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi. Ani kalp krizlerinde damarın açılması, uzun vadeli tıkalı damarların açılması ya da  açılan damarların idamesine yönelik tedaviler bu gelişmelerden sadece bazıları. 

Kalp damar hastalıkları deyince akla, uzun dönemde ateroskleroza bağlı kalbin koroner damarlarında darlık ve tıkanıklıklar akla geliyor. Bunların çeşitli aşamaları var. Önce plakla başlayan hastalık, daha sonra giderek yavaş yavaş daralma ve yıllar içerisinde ani tıkanma ya da uzun vadeli yavaş tıkanma şeklinde ilerliyor.

Kadınlar, doğurganlık yaşları içinde çeşitli hormonlar tarafından, özellikle östrojen tarafından kalp damar hastalıklarından korunuyorlar. Ancak gerek normal gerek cerrahi menopoz sonrası östrojenin azalmasıyla bu koruma azalıyor. Kalp damar hastalıkları oranları ileri yaştaki kadınlar ve erkekler arasında eşitleniyor. Özellikle ailesinde erken ölüm, kolesterol yüksekliği, sigara içme alışkanlığı olan kadınlarda ileri yaştaki erkeklerden daha fazla kalp damar hastalılarına yakalanma riski var.

İlk adım tanı koyma

Kalp damar hastalıklarının çocuklarda ve erişkinlerde görülen kalp hastalıkları olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Acıbadem Hastanesi Bursa Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çiçek, bu hastalığın her iki türünü de şöyle anlatıyor: “Çocuklarda görülen kalp hastalıkları daha çok doğumsal dediğimiz kalp hastalıklarıdır. Bunlar fizyolojik ve anatomik bozukluğa göre yaşamın çok erken dönemlerinde bebek doğar doğmaz ortaya çıkabilen hastalıklar ya da daha ileri safhalarda ortaya çıkan hastalıklar. Erişkinlerde görülen kalp hastalıkları ise daha çok sonradan edinilen hastalıklardır. Bunlarda da en büyük bölümü damar sertliği dediğimiz ateroskleroza bağlı kalpteki koroner damarları tıkayıcı hastalıklar ve bunun belirtileri oluşturur.”

Peki hastalık ne zaman ortaya çıkıyor ve insanlar ne zaman bu hastalıktan şikayet etmeye başlıyor? Acıbadem Hastanesi Bursa Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mahmut Çakmak, hastaların göğsünde ağrı hissetmeye, nefes darlığı yaşamaya ve en önemlisi bu yüzden işini ve sosyal yaşantısını aksatmaya başladığı zaman hastalığının farkına vardığını ve o zaman doktora başvurduğunu belirtiyor.

 “Bir hasta çeşitli şikayetlerle doktora geldiğinde, ilk aşama tanı koyma oluyor. Tanı koyma aşamasında, yaklaşık 150 yıllık bir icat olan elektrokardiografi çekiyoruz. Ancak elektrokardiografiyle istirahat halinde yani kalp krizi durumu haricinde pek bulgu saptayamıyoruz. Dolayısıyla daha ileri teknik olan eforlu EKG yani eforlu elektrokardiografiyi kullanıyoruz. Eforlu EKG, hastayı yormak suretiyle kalp hızını ve kalbin enerji tüketimini artırarak, eğer damarlarda bir problem varsa bunu ortaya çıkarma amaçlı yapılan bir test. Bunun farklı türleri var. Yürüyüş bandıyla olanlar ya da miyokardial sintigrafi dediğimiz testler. Bunların hepsi kalbin damarlarına dair bilgi veren testlerdir.

Ekokardiografi denen kalbin yapısal bileşenlerine yönelik yaptığımız bir test daha var. Bu testle de kalp damar hastalıklarıyla ilgili indirekt sonuçlara ulaşabiliyoruz. Mesela kalp krizi geçirmiş bir hastanın kalbin bir tarafının daha az kasıldığını görebiliyoruz. Bu da bize o tarafta darlık olabileceğini düşündürdüğü için başka testler yapma ihtiyacı duyuyoruz. Stres-ekokardiografi dediğimiz yöntemle de ilaç yardımıyla kalbi gerçek stres durumunda gibi yorarak duvar hareketlerini ve kaslarını inceliyoruz” diye özetliyor Dr. Çakmak tanı testlerini.

Bütün bu tanı testlerinden sonra daha ileri bir yöntem olan koroner anjiografiye geliyor sıra. Koroner anjiografi, kalbin damarlarını görüntülemeye yarayan bir yöntem. Bu testle, kalbin damarlarının içerisine, opak denen bir boya maddesi verilerek, kalbin neresinde, kaç yerinde, kaç damarında, yüzde kaç tıkanma ya da daralma olup olmadığı gözlemlenebiliyor. Bu testin sonucuna göre hastanın hastalık tablosu ortaya çıkıyor. Hastalık tespit edildikten sonraki adım ise hangi tedavi yönteminin uygulanacağına karar vermek. Uzmanlara göre bu, işin en önemli bölümü.

Pek çok tedavi seçeneği var

Prof. Dr. Sertaç Çiçek, tedavi yöntemlerinin temel olarak iki ana başlık altında toplandığını söylüyor: “Tıkayıcı damar hastalıkları dediğimiz kalp damarlarında oluşan koroner damar hastalıklarının tedavisi girişimsel tedavi yöntemleri ve cerrahi tedavi yöntemleri olarak iki ana gruba ayrılıyor. Bu iki seçeneğin dışında bir de ilaç tedavisi seçeneği bulunuyor. Koroner arterlerdeki damar tıkanıklığının derecesine ve yerlerine göre, bulunduğu damar sayısına göre hastalara balon ve stent uygulanırken, daha fazla damarı tıkayan kalp fonksiyonu bozukluğu hastalıklarında koroner arter bypass cerrahisi yöntemini hastalara öneriyoruz.”

Farklı durumlar için farklı tedavi yöntemleri bulunuyor. Bu seçeneklerden birincisi, bütün testlerde darlık ya da tıkanıklık görünüyor ya da bundan şüpheleniliyor olmasına rağmen, damarların tamamen normal çıkması. Bu durum çok düşük bir oranda olsa da yine de görüldüğü vakalar var.  “Bu, kalbin ana damarlarında darlık olmasa da, bilimsel bir hipoteze bağlı olarak kalbin mikrovasküler alanında aterosklerozun olduğunu ya da bu durumun spazma bağlı olduğu gösteren bir tablodur. Aslında sebebi tam olarak anlaşılamayan bir durum anlamına geliyor. Bu tür hastalara sadece ilaç tedavisi yapıyoruz” diyor Dr. Çakmak.

İkinci seçenek kalp damarlarında bir veya birkaç yerde çeşitli plaklar veya küçük darlıklar oluşsa da bunların tıbbi olarak girişimsel açıdan bir şey yapılamayacak yerlerde olmaları ya da girişimsel bir işlemin yapılmasına gerek olmaması ihtimali. Hastanın damarlarında yüzde 70’in üzerinde bir darlık görülmüyorsa girişimsel bir işleme gerek duyulmuyor. Bazı hastalarda ise, darlık görülen damarları çok uçta olduğu için balon ve stent uygulamalarından  yarar görmeyecekleri düşünülerek girişimsel işlemler uygun görülmüyor. Bu durumda ise uzun vadeli ilaç tedavisi uygulanıyor. İlaç tedavisinin hastalar üzerindeki başarısı oldukça yüksek.

Girişimsel tedavi yöntemleri: stent ve balon

Üçüncü seçenek ise birkaç damarda çeşitli darlıkların ortaya çıkması ve hastanın uygunluğuna göre çeşitli tekniklerle bu damarları açma yöntemlerinin uygulanması. Ameliyattan önceki son aşama olarak adlandırılan bu aşamada pek çok tedavi seçeneği olduğunu belirten Dr. Çakmak, hangi damar açma tekniğinin kullanılacağına lezyonun (hasarın) kaynağına göre karar verdiklerini söyleyerek şöyle devam ediyor:

“En çok kullanılan yöntem, damarı balonla açarak stent yerleştirme yöntemidir. Eğer çok kireçlenmiş bir damar yapısı varsa, damarda uzun bir hasar varsa o zaman başka yöntemleri deniyoruz. Damarın içini tıraşlayıcı bir sistemle, önce damarda bir açıklık sağlayıp sonra stent takma işlemini gerçekleştiriyoruz. Ancak bu sistemin sonuçları klasik yöntemden daha iyi değil çünkü uzun vadede, yeniden tıkanma ihtimali biraz daha fazla.”

Günümüzde artık oldukça sık kullanılan stentler, çıplak ve ilaç kaplı stentler olarak iki gruba ayrılıyor. Stentlerin kullanımı gittikçe yaygınlaşsa da sonradan getirdiği çeşitli sorunlar hala tam olarak giderilmiş değil. En büyük sorun yeniden tıkanma ihtimali. Klasik bir çıplak stentte, yani ilaç kaplı olmayan stentte bu oran oldukça yüksek. Çıplak stentlerle 1 yılda tıkanma ihtimali yaklaşık yüzde 30 ile 35 civarında. İlaç kaplı stentlerde ise yeniden tıkanma oranı 5-6 kat daha düşük.

İlaç kaplı stentler çıktıktan sonra cerrahiyle stent yerleştirme arasındaki oran da birbirine yaklaşıyor. Stent yerleştirme oranı artarken, uygulamanın sonuçları da iyileşmeye başlıyor. Stentin bir amacı da ameliyatı geciktirmek ve hastaya mümkün olduğu kadar ameliyatsız bir yaşam sürdürmesini sağlamak. Stent, ameliyatı ortadan kaldıran değil ama geciktiren bir yöntem.

1 yıl içerisinde tıkanmanın başlamadığı stentli damarlar, teorik olarak sağlıklı bir damar gibi değerlendiriliyor. O yüzden ilk 6 ay ve 1 yıl stent uygulamalarında oldukça önemli. İlaç kaplı stentler hayat boyu değil sadece 30 ile 60 gün arası bir sürede ilaç salgılıyor. İlaç kaplı stentlerin salgıladığı ilaçlar aslında bilinen kanser ilaçları. Kanser ilaçlarının özelliği fazla olan hücreyi öldürme veya hücrelerin çoğalmasını engellemek. Bu ilaçlar, damar içerisindeki hücre çoğalmasını engellediği için aterosklerozun başlamasını da engelleyeceği düşünülüyor. 

Koroner arter by-pass ameliyatları

Dördüncü tedavi seçeneği ise ameliyat. Ameliyata, birden çok damarda tıkanıklık ve darlık olan hastalar gönderiliyor. Ayrıca kalbi besleyen ana damardaki lezyonlarda da hastayı ameliyata gönderme yaklaşımı hakim. Yapılan çalışmalarla, diyabetik hastalarda cerrahi tedavinin stentlemeye göre daha iyi sonuçlar verdiği görülmüş. İnce damar yapısı olan hastalar için de yeniden tekrar oranı yüksek olduğu için ameliyat ön planda bulunuyor. Damarı tam tıkalı olan ve girişimsel kardiyoloji teknikleriyle damar geçilemeyecek kadar kireçli olan hastalarda da cerrahi tedavi öncelikli olarak düşünülüyor.

Öncelikle kardiyologların değerlendirmesi sonrası hastaya koroner anjiyo uygulandığını belirten Prof. Dr. Çiçek, koroner anjiyonun kalp damarlarının anatomik yapısını ve oradaki darlıkların derecelerini değerlendirme konusunda oldukça faydalı olduğunu vurguluyor. Ana karar ise bundan sonra veriliyor. Hasta uygun bir vakaysa koroner arter by-pass ameliyatı hastaya önerilerek uygulanıyor. Koroner by-pass ameliyatları kalp cerrahisinde en sık uygulanan ameliyatlar. Erişkin kalp cerrahisinde uygulanan açık kalp ameliyatlarının yaklaşık yüzde 65 ile 70’ini koroner arter by-pass ameliyatları oluşturuyor.

Koroner by-pass’ta iki farklı yöntem

Koroner bypass ameliyatlarının iki farklı yöntemle yapıldığını belirten Prof. Dr. Çiçek, bu yöntemleri şöyle özetliyor: “Birincisi klasik yöntem dediğimiz açık kalp ameliyatı. Hastanın dolaşım ve solunum fonksiyonlarının ameliyat esnasında geçici olarak kalp akciğer makinesine bağlandığı ameliyatlar. Yani hastanın kalbini durdurarak yapılan koroner bypass ameliyatları. İkinci yöntem ise, hastayı hiçbir şekilde kalp akciğer makinesine bağlamadan, hastanın kalp fonksiyonları ve dolaşım fonksiyonları işlerken yani hastanın kalbi çalışırken yapılan ameliyatlar.”

Bu yöntemlere karar verirken hastanın yaşı, genel durumu, yan hastalıklarının olup olmadığı ve koroner arter hastalığının anatomik yapısı en önemli faktörler. Çalışan kalp ameliyatları genellikle ileri yaş grubunda, kronik böbrek yetmezliği, ileri derecede periferik arter hastalığı, beyne giden boyundaki damarların tıkanıklığı, ileri derecede akciğer problemi ve malinitesi olan gruplarda eğer hastanın anatomisi de uygunsa tercih ediliyor. Ameliyat sonrası damarların tamamen açık kalma ihtimali, hastaya, bağlanan damara, kalp yapısına, hastanın yaşam şekline, sigara içip içmemesine, beslenmesi ve çevresel faktörlere göre değişiyor. Bypass ameliyatları, alınıp kullanılan damara göre de ikiye ayrılıyor. Birisi toplardamar (bacaktan) alınarak yapılan diğeri ise atardamar (sağ ya da sol ön meme arterinden) alınarak yapılan ameliyatlar. Atardamar alınarak yapılan ameliyatlarda 10 yıllık açıklık ihtimali yaklaşık yüzde 85 ile 90 arası değişiyor. Bacaktan alınan toplardamarla yapılan ameliyatlarda ise bu oran yüzde 50 civarı. Diğer yüzde 50’lik oran 10 sene içerisinde yeniden tıkanıyor.

Tedavide diğer seçenekler

Cerrahinin riski yüksek olduğu için yapılamadığı, kalbin kasılım gücünün zayıf olduğu, miyokardın zayıf olduğu hastaların sayısı da oldukça yüksek. Kalp yetmezliği grubuna giren bu hastalar için de geliştirilen yeni invaziv teknikler var. “Henüz Türkiye’de çok yaygın değil bu teknikler. Miyokarda yani kalbin kasına küçük delikler açılarak yeni damar oluşumunu indüklemek amaçlı kullanılan teknikler bunlar” diye özetliyor Dr. Çakmak.

Tedavinin bir başka spektrumu da yavaş yavaş gelişmeye başlayan genetik tedavi yöntemleri. En son aşamada, eğer tüm bu yöntemlere rağmen bir şey yapılamıyorsa, hastada kalp yetmezliği varsa ve yaşı da genç ise o zaman uygulanacak en son tedavi seçeneği kalbin değişimi yani kalp plantasyonu oluyor.

Bursa Acıbadem’de Kalp Damar Hastalıkları Tedavisi

Bursa Acıbadem Hastanesi’ndeki kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi alt yapısının, yeni doğandan başlayıp, her yaştaki hastanın her türlü doğumsal ve edinsel kalp ve damar hastalığına müdahale edecek alt yapıya, teknik donanıma, hekim ve ekip deneyimine sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Sertaç Çiçek bu konuda bölgede bir ilk olacaklarını düşündüğünü söylüyor ve ekliyor: “Özellikle doğumsal kalp hastalıkları konusunda gerek Bursa’nın gerekse yakın bölgenin böyle bir merkeze ciddi boyutlarda ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bebek ve çocuk kalp cerrahisi, ciddi bir ekip deneyimi, iyi bir hastane alt yapısı ve çok yüksek derecede özveri gerektiren bir branş olması nedeniyle oldukça önemli. Çünkü çocuklar ve bebekler her şeyleriyle erişkinlerden farklı ve görülen hastalıkların yelpazesi de oldukça geniş. Merkezimizde, en küçük yeni doğan bebekten en ileri yaştaki hasta grubuna kadar bize gelen her türlü kalp ve damar hastalığına müdahale edebiliyoruz. Burada yapılmayan hiçbir işlem olmayacak.”

 

Kaynak : Acıbadem Hastanesi

Dünyadaki insan ölümlerine en fazla sebep olan hastalık olarak literatüre geçen bu rahatsızlık Türkiye'de tüm ölümlerin %35'ini oluşturmaktadır.

 

KALP VE DAMAR TIKANIKLIĞI HASTALIKLARININ BAŞLICALARI

A. KORONER KALP HASTALIĞI

B. HİPERTANSİYON

C. KAN PIHTILAŞMASI

D. PERİFERİK VASKÜLER

 

Kalp hastalıklarının başlıca nedeni, damar sertliğidir. Yüksek kolesterol, sigara, yüksek tansiyon, genetik sebepler, yanlış beslenme ve çevrenin olumsuz etkisiyle esnek ve pürüzsüz yapıdaki damarlar, zamanla sertleşip tıkanmaktadırlar. Sertleşip hasar gören bölgelerde kolesterol ve farklı maddeler plaklar oluşturmaya ve damarın o bölgesini yavaş yavaş tıkamaya başlar.

 

Damarlar tamamen tıkandığında da ya da bir kan pıhtısı bu damarı tıkadığında, kalp krizi meydana gelir. Atheros klerozun (damar sertliği) en korkutucu yönü ise sessiz bir hastalık olmasıdır. Bazen hiç bir belirti vermeyen bu rahatsızlık, %85lere kadar daralmaya sebep olsa da, bu olay anlaşılamaz.

 

Erkeklerde daha genç yaşta ve sık olarak rastlanan bu hastalık kadınlarda östrojenin koruyucu etkisiyle daha az ve geç yaşlarda görülmektedir.

 

KALP-DAMAR HASTALIKLARINDAKİ RİSK FAKTÖRLERİ

Atherosklerozun oluşumunda tüm uzmanların ortaklaşa kabul ettiği risk faktörleri kalıtsal yatkınlık, fazla yağlı ve kolesterollü diyet, sigara kullanımı, aşırı stres ve hareketsizliktir.

 

Şunu unutmamalı ki, kalp hastalıklarında birinci etmen beslenme değil, sigaradır.

 

Koroner hastalıklarının yarısı klasik risk faktörleriyle açıklanır: Sigara, yüksek kolesterol ve Yüksek Tansiyon.

 

YÜKSEK KAN KOLESTEROLÜ

 

 

Normal ve Tıkalı Damarlar Kolesterol, kalp-damar hastalıklarına yol açan en büyük nedenlerden biridir. 1984 yılına gelene dek kolesterolün zararları bilinmekteydi, ama 150 milyon dolara malolan bir araştırma, önemli bir gerçeği gözler önüne serdi: Kolesterolün %1 azaltılmasıyla kalp krizi riskinin %2 azaldığı ortaya kondu. On yıl süren araştırmalarda, aynı yaş, kilo, sigara alışkanlığı ve tansiyona sahip erkeklerden kolesterolü %10 daha düşük olan hastaların kalp krizine yakalanma şansları %20 düşüyordu. Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından yapılan bu araştırmadan sonra başka geniş kapsamlı araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir: Kolesterolü azaltmak atheroskleroz ve kalp krizi riskini azaltmaktadır.

 

KOLESTEROL NEDİR?

Kolesterol vücudumuzun ihtiyaç duyduğu, yağ benzeri maddelerdir. Bu maddeler hem vücut tarafından üretilir; hem de dışardan besin yoluyla alınır. Kandaki kolesterolün yaklaşık % 85'ini vücut kendi üretir, % 15'ini besinlerden alırız. Vücudumuzda karaciğer tarafından üretilen kolesterol; et, tavuk, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Aynen insanlarda olduğu gibi hayvanların da her hücre zarında kolesterol vardır. Bu yüzden yediğimiz et veya tavuk tamamen yağsız gözükse dahi, kolesterol etin her yerinde bulunduğundan, yediğimiz etin kolesterolünü de kendi bünyemize geçirmiş oluruz. Ne yazık ki, hayvani gıdalardan aldığımız kolesterolün bir çoğu fazlalıktır, ve kullanılamayan kolesterol vücutta birikir; bu da kalp hastalıkları başta, bir çok hastalığın nedeni olabilir.

 

 

 

Sigara ve Madde bağımlılığı sizi farklı bir dünyaya taşırKolesterol yağa benzer bir yapıda olduğundan, yüksek oranda sudan oluşan kanın içinde tek başına dolaşamaz. Karaciğerden hücrelere gidip gelebilmek için taşıyıcılara ihtiyacı vardır. Bu taşıyıcılara lipoprotein diyoruz. Kolesterolü taşıyan iki tip taşıyıcı bulunuyor kanımızda : Kötü huylu kolesterol denilen, düşük yoğunluktaki lipoproteinler (LDL) ve iyi huylu olanı: yüksek yoğunluktaki lipoproteinler (HDL).

 

LDL'ye kötü huylu denmesinin nedeni, karaciğerden aldığı kolesterolü hücrelere taşırken, bazen damar çeperlerinde düşürerek, kanda erime özelliği olmayan bu maddeciklerin birikmesine, plak oluşturmasına neden olmalarıdır. Oysa HDL, hücrelerdeki fazla kolesterolü alıp, safraya dönüştürülmek üzere karaciğere geri taşıma görevini üstlenmiştir. Ayrıca damarlara yapışmış olan kolesterolü de elektrikli süpürge gibi çekip alarak temizlemek yine HDL'ye düşer. Dolayısıyla HDL'mizin yüksek olması kolesterolün damarlarımıza yaptığı zararı azaltabilir. Ne yazık ki Türkler üzerinde yapılan araştırmalarda, bizim HDL düzeylerimizin genetik olarak düşük olduğu ortaya çıkmıştır. (İdeal rakamlar kadınlarda <45, erkeklerde <35 mg/dl.dir.) Hafif bir spor yapmanın, bir kadeh kırmızı şarabın ve zeytinyağının iyi kolesterolü yükselttiği ispatlanmıştır. Total kolesterolü yükselten ve düşüren faktörler ve gıdaları aşağıda inceleyeceğiz.

 

Total kolesterol ve LDL ve HDL düzeyleri için rakamlar şöyledir: (mg/dl)

 

  TOTAL KOLESTEROL LDL HDL

İDEAL 200'den az 130'dan az 35'ten fazla (erkek)

SINIRDA RİSK 200-239 130-159 45'ten fazla (kadın)

YÜKSEK RİSK 240'tan fazla 160'tan fazla  

 

 

Kandaki kolesterol düzeyimizi ölçtürdükten sonra, genellikle aklımızda total kolesterol değeri kalır. Bu yanlış sayılmaz, ne de olsa total kolesterolümüzün % 70-90'ı kötü kolesterol yani LDL'dir. Ama iyi ve kötü kolesterol düzeylerimizi bilmemiz yararlıdır. LDL'nin 160'ı aşması, tehlike sinyalleri verir. Koroner kalp hastalığı olanların LDL'yi 100 mg/dl altında tutması gerekir.

 

 

 

Vücudumuzdaki atar damar sistemiKolesterolü düşük tutmak için neler yapmalı? Kalıtımsal faktörlerin dışında, hiç bir etkenin kandaki kolesterol düzeyini diyet ve fiziksel hareketlilik kadar etkilemediği defalarca doğrulanmıştır.

 

BESLENME:

Genel kural; besinlerden alınan hayvansal yağ ve kolesterol miktarını mümkün olduğunca azaltmaktır. (Balıkyağı hariç)

 

KAÇINILMASI GEREKENLER:

Sakatat, katı yağlar, etin yağlı kısımları, kıyma, hamburger, salam, sosis, sucuk, tavuğun derisi, kızarmış balık, karides, kalamar, havyar, ahtapot, midye tava, çedar,kaşar ve krem peynir tipi yağlı peynirler, yağlı sütle yapılmış tatlılar, poğaça, açma, kurabiye, çikolata, yağlı kek ve benzerleri, pasta, krema, kızartmalar, cips, kaymak, yağlı yoğurt ve mayonez, hazır soslar, hindistan cevizi, fazla şekerli, tuzlu ve rafine edilmiş gıdalar.

 

 

 

 

 

DOKTOR KONTROLLERİNİN PERİODİK OLARAK

UYGULANMASI, KALP-DAMAR SAĞLIĞINIZ İÇİN ÖNEMLİDİRYENİLEBİLENLER:

Tüm sebze ve meyveler, baklagiller (fasulye, mercimek,nohut, bezelye...), soğan, sarımsak, esmer ekmek, makarna, çavdar ekmeği, yulaf, mısır gevreği, bulgur, pirinç, patates, yarım veya yağsız süt, peynir ve yoğurt; haftada 3-4 yumurta*, yağsız tarafından dana eti, tavuk, hindi, sıvı yağlar(tercihen zeytinyağı), ceviz, fındık, badem, kestane, istiridye, yağsız sütle yapılan muhallebi, sütlaç gibi tatlılar, ızgara veya buğulama balık (özellikle kuzeyin yağlı balıkları, somon, ton, lagos, orfoz...vs.)

 

*Uzun süre yumurta, çok kolesterol içerdiği için kısıtlanmaktaydı. Sonradan yapılan araştırmalarda, kendi kolesterol içeren gıdalardan çok, trans yağ asitleri taşıyan (yani margarin gibi hidrojene edilmiş), doymuş yağ içerenlerin daha zararlı olduğu görüşü önem kazandı.

 

ÖNEMLİ NOT: Yağlı balıkları hazırlarken, dışardan yağ eklenmemeli. Balık yağında iyi kolesterolü artıran, dolayısıyla total kolesterolü düşüren omega 3 asitleri vardır, dolayısıyla çok faydalıdır. Ayrıca zeytinyağında da aynı asitler mevcuttur. Bu yüzden Akdeniz tipi beslenenlerle, yağlı balık yiyen Eskimolarda hemen hemen hiç damar rahatsızlıkları görülmemektedir.

 

Tüm yemekleri, makarna, pilav dahil, mümkün olduğunca zeytinyağıyla yapmalı. Ayrıca eczaneden alınan balıkyağı haplarından kullanılabilir. Doymamış yağlar kolesterolü düşürse de, yağın her türü kilo aldırdığından çok fazla tüketilmemeli. Ayrıca yulaf, kepek ve taze sebze meyvenin, soya ürünleri ve baklagiller gibi lifli gıdaların da kolesterol düşürmede etkisi büyüktür. Ana mönüyü bunlar oluşturmalı.

 

 

 

Tıkalı koroner ve zarar görmüş kalp dokusu.Amerika'da yaşayan ünlü kalp cerrahı Dr. Mehmet Öz, "Şifayı Yüreğinde Ara" adlı kitabında, atherosklerozlu hastalara eti, kaymağı alınmış süt ve yağı alınmış yoğurt dışında süt ürünlerini yasaklıyor. Yasak olmayan yağları, saf zeytinyağı ve günde 2 çorba kaşığı keten tohumu yağı olarak tanımlıyor. Sebzeler, tahıllar, baklagiller, fasulye ve tamamen karbonhidratlara dayalı bir beslenme rejimi öneriyor.

 

Dr. Öz, günümüzde yemekte olduğumuz sanayi ürünleri gerekli vitamin düzeylerinden yoksun oldukları için, çok zaman takviye vitaminlere gerek olacağını ekliyor. (Takviye konusunda kendisi bazı tavsiyelerde bulunmakla beraber, en uygun seçim ve dozajlar için uzmanlara danışmanın faydalı olacağını belirtiyor.) Bu arada, koroner atardamar hastalığı bulunanların mutlaka homocysteine düzeylerini kontrol etmeleri gerektiğini ve yüksek bulunduğu taktirde, folik asit, B6 ve dilaltı B12 takviyesiyle tedavi edilmelerinin önemini belirtmektedir.

 

Şayet diyet, kolesterolü düşürmekte yeterli olmazsa, mutlaka doktor önerisiyle diyetin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurmalı; ama kesinlikle kolesterolün yüksek seyretmesine müsaade edilmemeli.

 

YÜKSEK TANSİYON

 

 

YÜKSEK TANSİYON KALP KRİZİNE YOL AÇABİLİRÇok sık rastlanan ve çok önemli bir hastalıktır. Çünkü felç olasılığını artırır; böbrek hastalıklarına ve daha az olmak kaydıyla kalp krizlerine yol açabilir. Tansiyon, kanın atardamar üzerindeki kuvvetidir. İki sayı ile kaydedilir. Kalp çarptığı andaki basınç yüksek tansiyonu oluşturur, küçük tansiyon ise, kalbin dinlendiği andaki kuvvettir. İki kere veya daha fazla yapılan ölçümlerde, 140/90 mmHg'nin üstünde çıkan rakamlar yüksek tansiyona işaret eder. Yüksek tansiyonun zamanla damar sertliğini hızlandırması söz konusudur.

 

Yüksek tansiyonda genetik faktörlerin rolü olduğu sanılıyor. Yaş ve kilo da nedenler arasındadır. Şişmanlıkla yüksek tansiyon arasında bağlantı olduğu iyi bilinir. Genelde hasta zayıflayınca, tansiyonu da düşer ve başka tedaviye gerek kalmaz. Çok tuzlu ve potasyumdan zayıf gıdalar yemenin tansiyonun çıkmasına etki ettiği ileri sürülmektedir. Potasyum kaybını önlemek için, sebzeleri buharda ya da az suda ve içine tuz koymadan pişirmek gerekmektedir.

 

Vejetaryenlerin tansiyonu genelde düşüktür. Bunun nedeni bol sebze tüketmeleri ve bu sayede bol potasyum almaları olabilir. Tuzun azaltılmasıyla beraber, yukarda bahsedilen doğru yöntemle yemek pişirmek, hafif yüksek tansiyonu ilaçsız da tedavi etmeye yetebilir.

 

SİGARA VE ALKOL KULLANIMI

Dünyada her yıl 3 milyonun üstünde kişinin sigaranın yol açtığı hastalıklardan öldüğü bilinmektedir. Bu ölümlerin dörtte biri kalp hastalıklarından, üçte biri ise kanserden kaynaklanmaktadır. Sigaranın kalp hastalığı riskini 20 kat arttırdığı bilinmektedir.

 

Sigara kalbe çeşitli zararlar vermektedir. Bunlardan biri damarların içinde plakların birikmesine yardımcı olmasıdır. Nikotin kalpte ritim bozukluğuna ve kalbe giden damarlarda büzüşmeye yol açar. Sigaranın HDL (iyi kolesterol) düzeyini düşürdüğü de bilinmektedir. Sigara içenler diyetlerindeki yağ miktarını azaltsalar bile HDL yükselmemekte, ancak sigara kesilince yükselmeye başlamaktadır. Sigara içilen evlerde büyüyen çocuklarda da HDL düşüklüğü gözlenmiştir. Bu çocukların damarları, ne yazıktır ki diğer akranlarına oranla daha yüksek bir hızla tıkanmaktadır. (Atheroskleroz bazen çok erken yaşlarda başlayabilmektedir. Örneğin, Kore Savaşı sırasında ölen Amerikan askerleri üzerinde yapılan otopsiler sonucunda, ortalama 20 yaşlarındaki bu askerlerin dörtte üçünde önemli oranda atheroskleroz olduğu ortaya çıkmıştır.

 

 

 

KALP KRİZİ ÖLÜMCÜLDÜR!Sigara içme, kişilerin beslenme ve metabolizmasını da etkilemektedir. A ve C vitaminleri ve beta-karoten düzeyleri düşük çıkan tiryakiler, kanser ve kalp hastalıklarından korunmada etkili olan bu vitaminlerden yeterli derecede yararlanamamaktadırlar.

 

Sigara genellikle alkolle beraber tüketilir ve alkolün de bazı hastalıklar açısından risk faktörü olduğu bilinmektedir. Aşırı alkol tüketiminin kalp ve damarlar üzerinde kötü etkileri vardır. Bunlar kalp ritminin bozulması, tansiyonun yükselmesi, kalp kasının genişlemesi ve zayıflamasıdır. Ayrıca şişmanlamaya da etkisi vardır.

 

Kalp dışındaki organlara da zararlı etkileri olan alkolü azaltmakta büyük faydalar vardır. Az miktarda alınan alkol, özellikle kırmızı şarap (günde 1-2 kadeh) HDL'yi yükseltmekte, damarda pıhtı oluşumunu azaltmaktadır.

 

HAREKETSİZLİK

Çağımızda teknolojik ilerlemelerle, artık her yere arabayla gidilir olması, binalarda asansör kullanımı, yaşam kolaylaştıran otomatik makinaların yaygınlaşması, boş zamanlarımızı daha çok tv veya bilgisayar başında geçiriyor olmamız gibi nedenlerle fiziksel aktivitelerimiz bir hayli azaldı. Hele ki aktivite azlığımız, aşırı yeme ya da yağlı ve şekerli gıdaları fazla tüketme alışkanlığıyla birleşince; kalp, şeker ve kanser gibi hastalıkların artması da kaçınılmaz oldu. Özellikle büyük kentlerde hareketsizliğin neden olduğu hastalıklara yakalananların sayısı artmaktadır.

 

 

 

Tıkalı damarda kan pıhtılaşmasıÇağdaş yaşam pek çok kolaylığı beraberinde getirerek bizi tembelliğe sürüklediği için, bununla baş etmenin yolu spor yapmaktan geçiyor. Sporun en önemli etkisi kalp ve damarlar üzerindedir. Spor, kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını kolaylaştırır, kilo vermeyi sağlar, iyi kolesterolü yükseltir, stresle savaşmaya yardım eder. Kalp sağlığı için mutlaka futbol, basket, koşu gibi sporlar yapmak gerekmez. Yürüyüş veya bisiklete binme belki de en idealidir. Her gün bir saat yürümek vücudu dinç tutmaya yeter. Bunu yapamayanların için, en azından haftada 3 gün, tempolu bir yarım saatlik yürüyüş çok büyük fayda sağlayacaktır.

 

 

 

Normal ve Tıkalı DamarlarÖnemli Bir Not: Diyabetli hastalarda koroner rahatsızlıklara yakalanma riski yüksek düzeylerdedir. Dr. Mehmet Öz, kendi çalıştığı merkezdeki koroner hastalığı bulunanların %30'unda diyabet de bulunduğunu belirtiyor. Bu hastalara bol lifli, düşük proteinli ve kompleks (rafine edilmemiş) karbonhidratlı bir rejime ek olarak, günde 200 mg. krom önerdiklerini söylüyor. Krom, glikozun hücrelere aktarılmasında ensüline işbirliği eder ve diyabetlilerde yüksek glikoz düzeylerinin tedavi edilmesine yardımcı olabilir.

 

 

AMERİKA'DA YAŞAYAN TÜRKİYE'NİN GURUR KAYNAĞI

ÜNLÜ KALP CERRAHI DR. MEHMET ÖZ'DEN ÖĞÜTLER

 

Türkiye artık onu çok yakından tanıyor. Yüzlerce basarili kalp ameliyatının yanı sıra son olarak "yapay kalp mucizesi"ne de imza attı. Geçen gün Dr. Öz'ün de içinde bulunduğu ekip, Amerika'da 59 yaşında bir hastaya yapay kalp nakletti. İşte Doktor Öz'ün hastalarına tavsiye ettiği ilkeler:

 

1.SİGARA İÇENİ AMELİYAT ETMEM. Sigarayı bırakmayan hastayı kesinlikle tedavi etmem. Sigaranın belki de en büyük düşmanlarından biriyim. Çünkü insani öldüren bir şey. Hasta kendini öldürmeye karar verdiyse ben ne diye onun için uğraşayım ki, şifa bekleyen onca hasta var, enerjimi onlara harcarım.

 

2.SEVGİSİZ İNSANIN KALP RİSKİ YÜKSEK. İnsanlara severek kızarım. Herkesin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Çünkü sevgisiz, kötülük düşünen,beddua ve küfür eden insanin kalp krizi riski ve olum oranı çok daha yüksek.

 

3.DUA ETMEK İNSANI İYİLEŞTİRİR. Ben inançlı biriyim. Her ameliyatımda mutlaka dua ederim. Bence duanın, meditasyon, şifa gibi, iyileştirici özelliği var. Ameliyat sonrası hastalarıma da mutlaka dua ettiriyorum. Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında müthiş bir etkisi var.

 

4.DOĞU TIBBI ÇOK GEREKLİ. Ben de " klasik " tip adamıyım ama alternatif yani tamamlayıcı tip yöntemlerini reddetmiyorum. Akupunktura yüzde 100 inanıyorum. Çinliler bu minnacık iğnelerin sırrını çözmüş. Ama bu tur tamamlayıcı tedavilerde insanin istemesi çok önemli. Doğu tıbbında özgür irade on planda. Ayrıca bitkisel ürünlerin bu konudaki gücü de tartışılmaz.

 

5.HİPNOZ ETMEDEN AMELİYAT ETMEM. Ben ve ekibim ameliyatlarım öncesinde hipnoz kullanıyoruz. Çünkü hasta heyecanlanıp kalp krizi geçirebiliyor. Sakinleştirici verdiğimde de sorunu geçici olarak çözmüş gibi oluyorum ama kökenine inmediğim için problem devam ediyor. O nedenle hipnoz yapıp sorunun kaynağına iniyorum. Hasta daha çabuk sağlığına kavuşuyor.

 

6.HER GÜN ASPİRİN İÇMELİ. Hayatımda ilaç kullanmadım. Zorda kalmadıkça kimseye de tavsiye etmem. Ama herkese her gün mutlaka bir aspirin içmesini salık veriyorum. Ben de içiyorum. Aspirinin kani sulandırdığını biliyorduk ama simdi yeni faydalarını da öğreniyoruz. Örneğin,vücuttaki birçok doku tahrişini önlediğini yeni öğrendik. Aspirin ömrü uzatıyor.

 

SAĞLIKLI BESLENMEDE DİKKAT EDİLECEK KONULAR

Çay yerine ıhlamur içilmeli. Günde en fazla iki çay ya da kahve içebilirsiniz. Fazlası zararlı. Ancak ıhlamur kesinlikle zararlı değil, dilediğiniz kadar için.

 

Sarımsak müthiş bir bitki... Vücudu koruyan hücreleri destekliyor,tansiyonu düşürüyor. Sarımsaktan çıkan maddeyi yüksek tansiyonlu kişiye kullandığımızda, tansiyonu hemen düşüyor. Her gün birkaç diş sarımsak yenmeli.

 

Başka bir mucize sebze de ayşekadın fasulye. Türkiye'de bol üretilen bu sebze bence her öğün, özellikle de çiğ olarak mutlaka sofrada bulunmalı. Vücuda müthiş yararlı bir bitki.

 

Semizotu da içindeki Omega 3 nedeniyle son derece faydalı. Çiğ yenirse, daha da yararlı. Biz her gün ailecek öbek öbek çiğ semizotu yiyoruz.

 

Et yiyecekseniz, yanında mutlaka çiğ domates de olmalı. Çünkü domatesin içindeki Lcyopin adli antioksidan, etteki zararlı Omega 6'lari yararlı hale dönüştürüyor.

 

Kayısı çok yararlı ancak 1 günde 1 avuçtan fazla yenmemesi gerekiyor. Karpuz ve kavunda ise ince bir dilim tercih edilmeli.

 

Üzüm ve muz, çok yüksek dozda şeker içerdiği için daha az tüketilmeli.

 

Her sabah aç karnına içilen bir bardak ılık suyun ardından bir avuç ceviz çok iyi gelir. Ben her sabah alıyorum.

 

Artık sütün de 'Sağlıklı olanı" çok zor bulunuyor. Hayvanlara verilen hormon ve antibiyotikler süte karışıyor ve saflığını yok ediyor.

 

Çocuklara soya sütü içirilmeli. 35 yasin üzerindekilere sütün içindeki laktoz pek iyi gelmiyor. Laktozu alınmış süt yerine ise de bol bol su içilmeli.

 

Balık hariç, kırmızı etle beyaz et ayni. Çünkü hem danaya, hemde tavuğa yüksek dozda hormon ve antibiyotik veriliyor. Et yenecekse, hepsi yenebilir. Fark etmez!

 

Beyaz pirinç ve beyaz un son derece zararlı. Çünkü her ikisi de yanınca şekere dönüşüyor. Yani ha avuç avuç toz şeker yemişsiniz ya da pilav ya da beyaz undan yapılan ekmek... Arada fark yok. Pilav ve ekmek için esmer un ya da esmer pirinci tercih edin.

 

Lahana zayıflamak için çok ideal. Hazmı zor olduğu için tıkar ve kalorisi çok düşük.

 

Şişmanlık en az sigara kadar tehlikeli. Hatta sigaradan da çok. İdeal kilodan daha düşük kilolu olan insanlar uzun omurlu oluyor. İdeal rejimler 1 haftada 1 kilo verdiren rejimlerdir. Diğerlerine aldanmamak lazım. Eğer haftada 1 kilodan fazla kaybediliyorsa, vücuttan sadece su kaybediliyordur dikkat!.

 





 

Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da  denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt Belgemiz Vardır.


 

BİRTAT  – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde 

                                            Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine kullanılamaz.