|
Kalp
Sağlığı - Damar Sağlığı
Kalp Hastalıkları Sebebi
İnsanların çoğu
yaşlanma, kalp kaslarına yetersiz kan gitmesi, damarların kalitesini
kaybetmesi, ve kalp kasının zayıf düşmesi sonucu kalp ve damar hastalıkları
ortaya çıkar.

Kalp Hastalıkları Hangi
Yaşlarda Belirir
Kalp ve damar hastalıkları her yaşta tehlikelidir. Yaşamın ikici
devresinde daha tehlikelidir.
Kalp Hastalıkları İle Damar
Sağlığı İlişkisi
Damarlarda biriken zararlı maddeleri temizlemeye yardımcı olmanız lazım.
Damardaki kanın kalbe rahat girmesine yardımcı olmak lazım.
Kalp Hastalıklarından
Korunmak İçin Ne Yapılmalı
Doktorunuza devamlı kontrole gitmeniz lazım.
Bozduğunuz kalp düzenine gıda takviyeleri ile yardımcı olmanız lazım.
Kalp Damar Hastalıkları
Kalp-
damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında geliyor.
Bu nedenle, son yıllarda hem kalp damar hastalıklarının tanısının
konulmasında hem de tedavide oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi.
İlaç tedavisinden damarların balonla açılmasına, stent takılmasından
koroner by-pass ameliyatlarına kadar tüm bu yöntemler kalp-damar
hastalarının yaşam kalitesini artırıyor...
Kalp damar hastalıklarında kime, hangi tedavi yöntemi?
Kalp ve damar hastalıklarında tanı nasıl konuyor, kimler risk
altında, yenidoğanda ve yetişkinlerde görülen kalp rahatsızlıkları
neler? Hangi durumlarda hastaya stent takılıyor, hangi durumlarda
ameliyat kaçınılmaz oluyor? Tüm bu soruları Bursa Acıbadem Hastanesi
Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi doktorlarına sorduk…
Kalp damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında
geliyor. Erkek ve kadında farklı olmak üzere ölümlerin yaklaşık
yüzde 60’ı kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu nedenle,
son yıllarda bu alanda oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi. Ani
kalp krizlerinde damarın açılması, uzun vadeli tıkalı damarların
açılması ya da açılan damarların idamesine yönelik tedaviler
bu gelişmelerden sadece bazıları.
Kalp damar hastalıkları deyince akla, uzun dönemde ateroskleroza
bağlı kalbin koroner damarlarında darlık ve tıkanıklıklar akla
geliyor. Bunların çeşitli aşamaları var. Önce plakla başlayan
hastalık, daha sonra giderek yavaş yavaş daralma ve yıllar
içerisinde ani tıkanma ya da uzun vadeli yavaş tıkanma şeklinde
ilerliyor.
Kadınlar, doğurganlık yaşları içinde çeşitli hormonlar tarafından,
özellikle östrojen tarafından kalp damar hastalıklarından
korunuyorlar. Ancak gerek normal gerek cerrahi menopoz sonrası
östrojenin azalmasıyla bu koruma azalıyor. Kalp damar hastalıkları
oranları ileri yaştaki kadınlar ve erkekler arasında eşitleniyor.
Özellikle ailesinde erken ölüm, kolesterol yüksekliği, sigara içme
alışkanlığı olan kadınlarda ileri yaştaki erkeklerden daha fazla
kalp damar hastalılarına yakalanma riski var.
İlk adım tanı koyma
Kalp damar hastalıklarının çocuklarda ve erişkinlerde görülen
kalp hastalıkları olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Acıbadem
Hastanesi Bursa Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çiçek,
bu hastalığın her iki türünü de şöyle anlatıyor: “Çocuklarda görülen
kalp hastalıkları daha çok doğumsal dediğimiz kalp hastalıklarıdır.
Bunlar fizyolojik ve anatomik bozukluğa göre yaşamın çok erken
dönemlerinde bebek doğar doğmaz ortaya çıkabilen hastalıklar ya da
daha ileri safhalarda ortaya çıkan hastalıklar. Erişkinlerde görülen
kalp hastalıkları ise daha çok sonradan edinilen hastalıklardır.
Bunlarda da en büyük bölümü damar sertliği dediğimiz ateroskleroza
bağlı kalpteki koroner damarları tıkayıcı hastalıklar ve bunun
belirtileri oluşturur.”
Peki hastalık ne zaman ortaya çıkıyor ve insanlar ne zaman bu
hastalıktan şikayet etmeye başlıyor? Acıbadem Hastanesi Bursa
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mahmut Çakmak, hastaların göğsünde ağrı
hissetmeye, nefes darlığı yaşamaya ve en önemlisi bu yüzden işini ve
sosyal yaşantısını aksatmaya başladığı zaman hastalığının farkına
vardığını ve o zaman doktora başvurduğunu belirtiyor.
“Bir hasta çeşitli şikayetlerle doktora geldiğinde, ilk aşama tanı
koyma oluyor. Tanı koyma aşamasında, yaklaşık 150 yıllık bir icat
olan elektrokardiografi çekiyoruz. Ancak elektrokardiografiyle
istirahat halinde yani kalp krizi durumu haricinde pek bulgu
saptayamıyoruz. Dolayısıyla daha ileri teknik olan eforlu EKG yani
eforlu elektrokardiografiyi kullanıyoruz. Eforlu EKG, hastayı yormak
suretiyle kalp hızını ve kalbin enerji tüketimini artırarak, eğer
damarlarda bir problem varsa bunu ortaya çıkarma amaçlı yapılan bir
test. Bunun farklı türleri var. Yürüyüş bandıyla olanlar ya da
miyokardial sintigrafi dediğimiz testler. Bunların hepsi kalbin
damarlarına dair bilgi veren testlerdir.
Ekokardiografi denen kalbin yapısal bileşenlerine yönelik yaptığımız
bir test daha var. Bu testle de kalp damar hastalıklarıyla ilgili
indirekt sonuçlara ulaşabiliyoruz. Mesela kalp krizi geçirmiş bir
hastanın kalbin bir tarafının daha az kasıldığını görebiliyoruz. Bu
da bize o tarafta darlık olabileceğini düşündürdüğü için başka
testler yapma ihtiyacı duyuyoruz. Stres-ekokardiografi dediğimiz
yöntemle de ilaç yardımıyla kalbi gerçek stres durumunda gibi
yorarak duvar hareketlerini ve kaslarını inceliyoruz” diye özetliyor
Dr. Çakmak tanı testlerini.
Bütün bu tanı testlerinden sonra daha ileri bir yöntem olan koroner
anjiografiye geliyor sıra. Koroner anjiografi, kalbin damarlarını
görüntülemeye yarayan bir yöntem. Bu testle, kalbin damarlarının
içerisine, opak denen bir boya maddesi verilerek, kalbin neresinde,
kaç yerinde, kaç damarında, yüzde kaç tıkanma ya da daralma olup
olmadığı gözlemlenebiliyor. Bu testin sonucuna göre hastanın
hastalık tablosu ortaya çıkıyor. Hastalık tespit edildikten sonraki
adım ise hangi tedavi yönteminin uygulanacağına karar vermek.
Uzmanlara göre bu, işin en önemli bölümü.
Pek çok tedavi seçeneği var
Prof. Dr. Sertaç Çiçek, tedavi yöntemlerinin temel olarak iki
ana başlık altında toplandığını söylüyor: “Tıkayıcı damar
hastalıkları dediğimiz kalp damarlarında oluşan koroner damar
hastalıklarının tedavisi girişimsel tedavi yöntemleri ve cerrahi
tedavi yöntemleri olarak iki ana gruba ayrılıyor. Bu iki seçeneğin
dışında bir de ilaç tedavisi seçeneği bulunuyor. Koroner
arterlerdeki damar tıkanıklığının derecesine ve yerlerine göre,
bulunduğu damar sayısına göre hastalara balon ve stent uygulanırken,
daha fazla damarı tıkayan kalp fonksiyonu bozukluğu hastalıklarında
koroner arter bypass cerrahisi yöntemini hastalara öneriyoruz.”
Farklı durumlar için farklı tedavi yöntemleri bulunuyor. Bu
seçeneklerden birincisi, bütün testlerde darlık ya da tıkanıklık
görünüyor ya da bundan şüpheleniliyor olmasına rağmen, damarların
tamamen normal çıkması. Bu durum çok düşük bir oranda olsa da yine
de görüldüğü vakalar var. “Bu, kalbin ana damarlarında darlık
olmasa da, bilimsel bir hipoteze bağlı olarak kalbin mikrovasküler
alanında aterosklerozun olduğunu ya da bu durumun spazma bağlı
olduğu gösteren bir tablodur. Aslında sebebi tam olarak
anlaşılamayan bir durum anlamına geliyor. Bu tür hastalara sadece
ilaç tedavisi yapıyoruz” diyor Dr. Çakmak.
İkinci seçenek kalp damarlarında bir veya birkaç yerde çeşitli
plaklar veya küçük darlıklar oluşsa da bunların tıbbi olarak
girişimsel açıdan bir şey yapılamayacak yerlerde olmaları ya da
girişimsel bir işlemin yapılmasına gerek olmaması ihtimali. Hastanın
damarlarında yüzde 70’in üzerinde bir darlık görülmüyorsa girişimsel
bir işleme gerek duyulmuyor. Bazı hastalarda ise, darlık görülen
damarları çok uçta olduğu için balon ve stent uygulamalarından
yarar görmeyecekleri düşünülerek girişimsel işlemler uygun
görülmüyor. Bu durumda ise uzun vadeli ilaç tedavisi uygulanıyor.
İlaç tedavisinin hastalar üzerindeki başarısı oldukça yüksek.
Girişimsel tedavi yöntemleri: stent ve balon
Üçüncü seçenek ise birkaç damarda çeşitli darlıkların ortaya
çıkması ve hastanın uygunluğuna göre çeşitli tekniklerle bu
damarları açma yöntemlerinin uygulanması. Ameliyattan önceki son
aşama olarak adlandırılan bu aşamada pek çok tedavi seçeneği
olduğunu belirten Dr. Çakmak, hangi damar açma tekniğinin
kullanılacağına lezyonun (hasarın) kaynağına göre karar verdiklerini
söyleyerek şöyle devam ediyor:
“En çok kullanılan yöntem, damarı balonla açarak stent yerleştirme
yöntemidir. Eğer çok kireçlenmiş bir damar yapısı varsa, damarda
uzun bir hasar varsa o zaman başka yöntemleri deniyoruz. Damarın
içini tıraşlayıcı bir sistemle, önce damarda bir açıklık sağlayıp
sonra stent takma işlemini gerçekleştiriyoruz. Ancak bu sistemin
sonuçları klasik yöntemden daha iyi değil çünkü uzun vadede, yeniden
tıkanma ihtimali biraz daha fazla.”
Günümüzde artık oldukça sık kullanılan stentler, çıplak ve ilaç
kaplı stentler olarak iki gruba ayrılıyor. Stentlerin kullanımı
gittikçe yaygınlaşsa da sonradan getirdiği çeşitli sorunlar hala tam
olarak giderilmiş değil. En büyük sorun yeniden tıkanma ihtimali.
Klasik bir çıplak stentte, yani ilaç kaplı olmayan stentte bu oran
oldukça yüksek. Çıplak stentlerle 1 yılda tıkanma ihtimali yaklaşık
yüzde 30 ile 35 civarında. İlaç kaplı stentlerde ise yeniden tıkanma
oranı 5-6 kat daha düşük.
İlaç kaplı stentler çıktıktan sonra cerrahiyle stent yerleştirme
arasındaki oran da birbirine yaklaşıyor. Stent yerleştirme oranı
artarken, uygulamanın sonuçları da iyileşmeye başlıyor. Stentin bir
amacı da ameliyatı geciktirmek ve hastaya mümkün olduğu kadar
ameliyatsız bir yaşam sürdürmesini sağlamak. Stent, ameliyatı
ortadan kaldıran değil ama geciktiren bir yöntem.
1 yıl içerisinde tıkanmanın başlamadığı stentli damarlar, teorik
olarak sağlıklı bir damar gibi değerlendiriliyor. O yüzden ilk 6 ay
ve 1 yıl stent uygulamalarında oldukça önemli. İlaç kaplı stentler
hayat boyu değil sadece 30 ile 60 gün arası bir sürede ilaç
salgılıyor. İlaç kaplı stentlerin salgıladığı ilaçlar aslında
bilinen kanser ilaçları. Kanser ilaçlarının özelliği fazla olan
hücreyi öldürme veya hücrelerin çoğalmasını engellemek. Bu ilaçlar,
damar içerisindeki hücre çoğalmasını engellediği için aterosklerozun
başlamasını da engelleyeceği düşünülüyor.
Koroner arter by-pass ameliyatları
Dördüncü tedavi seçeneği ise ameliyat. Ameliyata, birden çok
damarda tıkanıklık ve darlık olan hastalar gönderiliyor. Ayrıca
kalbi besleyen ana damardaki lezyonlarda da hastayı ameliyata
gönderme yaklaşımı hakim. Yapılan çalışmalarla, diyabetik hastalarda
cerrahi tedavinin stentlemeye göre daha iyi sonuçlar verdiği
görülmüş. İnce damar yapısı olan hastalar için de yeniden tekrar
oranı yüksek olduğu için ameliyat ön planda bulunuyor. Damarı tam
tıkalı olan ve girişimsel kardiyoloji teknikleriyle damar
geçilemeyecek kadar kireçli olan hastalarda da cerrahi tedavi
öncelikli olarak düşünülüyor.
Öncelikle kardiyologların değerlendirmesi sonrası hastaya koroner
anjiyo uygulandığını belirten Prof. Dr. Çiçek, koroner anjiyonun
kalp damarlarının anatomik yapısını ve oradaki darlıkların
derecelerini değerlendirme konusunda oldukça faydalı olduğunu
vurguluyor. Ana karar ise bundan sonra veriliyor. Hasta uygun bir
vakaysa koroner arter by-pass ameliyatı hastaya önerilerek
uygulanıyor. Koroner by-pass ameliyatları kalp cerrahisinde en sık
uygulanan ameliyatlar. Erişkin kalp cerrahisinde uygulanan açık kalp
ameliyatlarının yaklaşık yüzde 65 ile 70’ini koroner arter by-pass
ameliyatları oluşturuyor.
Koroner by-pass’ta iki farklı yöntem
Koroner bypass ameliyatlarının iki farklı yöntemle yapıldığını
belirten Prof. Dr. Çiçek, bu yöntemleri şöyle özetliyor: “Birincisi
klasik yöntem dediğimiz açık kalp ameliyatı. Hastanın dolaşım ve
solunum fonksiyonlarının ameliyat esnasında geçici olarak kalp
akciğer makinesine bağlandığı ameliyatlar. Yani hastanın kalbini
durdurarak yapılan koroner bypass ameliyatları. İkinci yöntem ise,
hastayı hiçbir şekilde kalp akciğer makinesine bağlamadan, hastanın
kalp fonksiyonları ve dolaşım fonksiyonları işlerken yani hastanın
kalbi çalışırken yapılan ameliyatlar.”
Bu yöntemlere karar verirken hastanın yaşı, genel durumu, yan
hastalıklarının olup olmadığı ve koroner arter hastalığının anatomik
yapısı en önemli faktörler. Çalışan kalp ameliyatları genellikle
ileri yaş grubunda, kronik böbrek yetmezliği, ileri derecede
periferik arter hastalığı, beyne giden boyundaki damarların
tıkanıklığı, ileri derecede akciğer problemi ve malinitesi olan
gruplarda eğer hastanın anatomisi de uygunsa tercih ediliyor.
Ameliyat sonrası damarların tamamen açık kalma ihtimali, hastaya,
bağlanan damara, kalp yapısına, hastanın yaşam şekline, sigara içip
içmemesine, beslenmesi ve çevresel faktörlere göre değişiyor. Bypass
ameliyatları, alınıp kullanılan damara göre de ikiye ayrılıyor.
Birisi toplardamar (bacaktan) alınarak yapılan diğeri ise atardamar
(sağ ya da sol ön meme arterinden) alınarak yapılan ameliyatlar.
Atardamar alınarak yapılan ameliyatlarda 10 yıllık açıklık ihtimali
yaklaşık yüzde 85 ile 90 arası değişiyor. Bacaktan alınan
toplardamarla yapılan ameliyatlarda ise bu oran yüzde 50 civarı.
Diğer yüzde 50’lik oran 10 sene içerisinde yeniden tıkanıyor.
Tedavide diğer seçenekler
Cerrahinin riski yüksek olduğu için yapılamadığı, kalbin kasılım
gücünün zayıf olduğu, miyokardın zayıf olduğu hastaların sayısı da
oldukça yüksek. Kalp yetmezliği grubuna giren bu hastalar için de
geliştirilen yeni invaziv teknikler var. “Henüz Türkiye’de çok
yaygın değil bu teknikler. Miyokarda yani kalbin kasına küçük
delikler açılarak yeni damar oluşumunu indüklemek amaçlı kullanılan
teknikler bunlar” diye özetliyor Dr. Çakmak.
Tedavinin bir başka spektrumu da yavaş yavaş gelişmeye başlayan
genetik tedavi yöntemleri. En son aşamada, eğer tüm bu yöntemlere
rağmen bir şey yapılamıyorsa, hastada kalp yetmezliği varsa ve yaşı
da genç ise o zaman uygulanacak en son tedavi seçeneği kalbin
değişimi yani kalp plantasyonu oluyor.
Bursa Acıbadem’de Kalp Damar Hastalıkları Tedavisi
Bursa Acıbadem Hastanesi’ndeki kardiyoloji ve kalp damar
cerrahisi alt yapısının, yeni doğandan başlayıp, her yaştaki
hastanın her türlü doğumsal ve edinsel kalp ve damar hastalığına
müdahale edecek alt yapıya, teknik donanıma, hekim ve ekip
deneyimine sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Sertaç Çiçek bu konuda
bölgede bir ilk olacaklarını düşündüğünü söylüyor ve ekliyor:
“Özellikle doğumsal kalp hastalıkları konusunda gerek Bursa’nın
gerekse yakın bölgenin böyle bir merkeze ciddi boyutlarda ihtiyacı
olduğunu düşünüyorum. Çünkü bebek ve çocuk kalp cerrahisi, ciddi bir
ekip deneyimi, iyi bir hastane alt yapısı ve çok yüksek derecede
özveri gerektiren bir branş olması nedeniyle oldukça önemli. Çünkü
çocuklar ve bebekler her şeyleriyle erişkinlerden farklı ve görülen
hastalıkların yelpazesi de oldukça geniş. Merkezimizde, en küçük
yeni doğan bebekten en ileri yaştaki hasta grubuna kadar bize gelen
her türlü kalp ve damar hastalığına müdahale edebiliyoruz. Burada
yapılmayan hiçbir işlem olmayacak.”
Kaynak : Acıbadem Hastanesi
Dünyadaki insan
ölümlerine en fazla sebep olan hastalık olarak literatüre geçen bu
rahatsızlık Türkiye'de tüm ölümlerin %35'ini oluşturmaktadır.
KALP VE DAMAR
TIKANIKLIĞI HASTALIKLARININ BAŞLICALARI
A. KORONER KALP
HASTALIĞI
B.
HİPERTANSİYON
C. KAN
PIHTILAŞMASI
D. PERİFERİK
VASKÜLER
Kalp
hastalıklarının başlıca nedeni, damar sertliğidir. Yüksek
kolesterol, sigara, yüksek tansiyon, genetik sebepler, yanlış
beslenme ve çevrenin olumsuz etkisiyle esnek ve pürüzsüz yapıdaki
damarlar, zamanla sertleşip tıkanmaktadırlar. Sertleşip hasar gören
bölgelerde kolesterol ve farklı maddeler plaklar oluşturmaya ve
damarın o bölgesini yavaş yavaş tıkamaya başlar.
Damarlar
tamamen tıkandığında da ya da bir kan pıhtısı bu damarı tıkadığında,
kalp krizi meydana gelir. Atheros klerozun (damar sertliği) en
korkutucu yönü ise sessiz bir hastalık olmasıdır. Bazen hiç bir
belirti vermeyen bu rahatsızlık, %85lere kadar daralmaya sebep olsa
da, bu olay anlaşılamaz.
Erkeklerde daha
genç yaşta ve sık olarak rastlanan bu hastalık kadınlarda östrojenin
koruyucu etkisiyle daha az ve geç yaşlarda görülmektedir.
KALP-DAMAR
HASTALIKLARINDAKİ RİSK FAKTÖRLERİ
Atherosklerozun
oluşumunda tüm uzmanların ortaklaşa kabul ettiği risk faktörleri
kalıtsal yatkınlık, fazla yağlı ve kolesterollü diyet, sigara
kullanımı, aşırı stres ve hareketsizliktir.
Şunu unutmamalı
ki, kalp hastalıklarında birinci etmen beslenme değil, sigaradır.
Koroner
hastalıklarının yarısı klasik risk faktörleriyle açıklanır: Sigara,
yüksek kolesterol ve Yüksek Tansiyon.
YÜKSEK KAN
KOLESTEROLÜ
Normal ve
Tıkalı Damarlar Kolesterol, kalp-damar hastalıklarına yol açan en
büyük nedenlerden biridir. 1984 yılına gelene dek kolesterolün
zararları bilinmekteydi, ama 150 milyon dolara malolan bir
araştırma, önemli bir gerçeği gözler önüne serdi: Kolesterolün %1
azaltılmasıyla kalp krizi riskinin %2 azaldığı ortaya kondu. On yıl
süren araştırmalarda, aynı yaş, kilo, sigara alışkanlığı ve
tansiyona sahip erkeklerden kolesterolü %10 daha düşük olan
hastaların kalp krizine yakalanma şansları %20 düşüyordu. Ulusal
Sağlık Enstitüleri tarafından yapılan bu araştırmadan sonra başka
geniş kapsamlı araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir:
Kolesterolü azaltmak atheroskleroz ve kalp krizi riskini
azaltmaktadır.
KOLESTEROL
NEDİR?
Kolesterol
vücudumuzun ihtiyaç duyduğu, yağ benzeri maddelerdir. Bu maddeler
hem vücut tarafından üretilir; hem de dışardan besin yoluyla alınır.
Kandaki kolesterolün yaklaşık % 85'ini vücut kendi üretir, % 15'ini
besinlerden alırız. Vücudumuzda karaciğer tarafından üretilen
kolesterol; et, tavuk, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerde
bulunur. Aynen insanlarda olduğu gibi hayvanların da her hücre
zarında kolesterol vardır. Bu yüzden yediğimiz et veya tavuk tamamen
yağsız gözükse dahi, kolesterol etin her yerinde bulunduğundan,
yediğimiz etin kolesterolünü de kendi bünyemize geçirmiş oluruz. Ne
yazık ki, hayvani gıdalardan aldığımız kolesterolün bir çoğu
fazlalıktır, ve kullanılamayan kolesterol vücutta birikir; bu da
kalp hastalıkları başta, bir çok hastalığın nedeni olabilir.
Sigara ve Madde
bağımlılığı sizi farklı bir dünyaya taşırKolesterol yağa benzer bir
yapıda olduğundan, yüksek oranda sudan oluşan kanın içinde tek
başına dolaşamaz. Karaciğerden hücrelere gidip gelebilmek için
taşıyıcılara ihtiyacı vardır. Bu taşıyıcılara lipoprotein diyoruz.
Kolesterolü taşıyan iki tip taşıyıcı bulunuyor kanımızda : Kötü
huylu kolesterol denilen, düşük yoğunluktaki lipoproteinler (LDL) ve
iyi huylu olanı: yüksek yoğunluktaki lipoproteinler (HDL).
LDL'ye kötü
huylu denmesinin nedeni, karaciğerden aldığı kolesterolü hücrelere
taşırken, bazen damar çeperlerinde düşürerek, kanda erime özelliği
olmayan bu maddeciklerin birikmesine, plak oluşturmasına neden
olmalarıdır. Oysa HDL, hücrelerdeki fazla kolesterolü alıp, safraya
dönüştürülmek üzere karaciğere geri taşıma görevini üstlenmiştir.
Ayrıca damarlara yapışmış olan kolesterolü de elektrikli süpürge
gibi çekip alarak temizlemek yine HDL'ye düşer. Dolayısıyla
HDL'mizin yüksek olması kolesterolün damarlarımıza yaptığı zararı
azaltabilir. Ne yazık ki Türkler üzerinde yapılan araştırmalarda,
bizim HDL düzeylerimizin genetik olarak düşük olduğu ortaya
çıkmıştır. (İdeal rakamlar kadınlarda <45, erkeklerde <35
mg/dl.dir.) Hafif bir spor yapmanın, bir kadeh kırmızı şarabın ve
zeytinyağının iyi kolesterolü yükselttiği ispatlanmıştır. Total
kolesterolü yükselten ve düşüren faktörler ve gıdaları aşağıda
inceleyeceğiz.
Total
kolesterol ve LDL ve HDL düzeyleri için rakamlar şöyledir: (mg/dl)
TOTAL
KOLESTEROL LDL HDL
İDEAL 200'den
az 130'dan az 35'ten fazla (erkek)
SINIRDA RİSK
200-239 130-159 45'ten fazla (kadın)
YÜKSEK RİSK
240'tan fazla 160'tan fazla
Kandaki
kolesterol düzeyimizi ölçtürdükten sonra, genellikle aklımızda total
kolesterol değeri kalır. Bu yanlış sayılmaz, ne de olsa total
kolesterolümüzün % 70-90'ı kötü kolesterol yani LDL'dir. Ama iyi ve
kötü kolesterol düzeylerimizi bilmemiz yararlıdır. LDL'nin 160'ı
aşması, tehlike sinyalleri verir. Koroner kalp hastalığı olanların
LDL'yi 100 mg/dl altında tutması gerekir.
Vücudumuzdaki
atar damar sistemiKolesterolü düşük tutmak için neler yapmalı?
Kalıtımsal faktörlerin dışında, hiç bir etkenin kandaki kolesterol
düzeyini diyet ve fiziksel hareketlilik kadar etkilemediği defalarca
doğrulanmıştır.
BESLENME:
Genel kural;
besinlerden alınan hayvansal yağ ve kolesterol miktarını mümkün
olduğunca azaltmaktır. (Balıkyağı hariç)
KAÇINILMASI
GEREKENLER:
Sakatat, katı
yağlar, etin yağlı kısımları, kıyma, hamburger, salam, sosis, sucuk,
tavuğun derisi, kızarmış balık, karides, kalamar, havyar, ahtapot,
midye tava, çedar,kaşar ve krem peynir tipi yağlı peynirler, yağlı
sütle yapılmış tatlılar, poğaça, açma, kurabiye, çikolata, yağlı kek
ve benzerleri, pasta, krema, kızartmalar, cips, kaymak, yağlı yoğurt
ve mayonez, hazır soslar, hindistan cevizi, fazla şekerli, tuzlu ve
rafine edilmiş gıdalar.
DOKTOR
KONTROLLERİNİN PERİODİK OLARAK
UYGULANMASI,
KALP-DAMAR SAĞLIĞINIZ İÇİN ÖNEMLİDİRYENİLEBİLENLER:
Tüm sebze ve
meyveler, baklagiller (fasulye, mercimek,nohut, bezelye...), soğan,
sarımsak, esmer ekmek, makarna, çavdar ekmeği, yulaf, mısır gevreği,
bulgur, pirinç, patates, yarım veya yağsız süt, peynir ve yoğurt;
haftada 3-4 yumurta*, yağsız tarafından dana eti, tavuk, hindi, sıvı
yağlar(tercihen zeytinyağı), ceviz, fındık, badem, kestane,
istiridye, yağsız sütle yapılan muhallebi, sütlaç gibi tatlılar,
ızgara veya buğulama balık (özellikle kuzeyin yağlı balıkları,
somon, ton, lagos, orfoz...vs.)
*Uzun süre
yumurta, çok kolesterol içerdiği için kısıtlanmaktaydı. Sonradan
yapılan araştırmalarda, kendi kolesterol içeren gıdalardan çok,
trans yağ asitleri taşıyan (yani margarin gibi hidrojene edilmiş),
doymuş yağ içerenlerin daha zararlı olduğu görüşü önem kazandı.
ÖNEMLİ NOT:
Yağlı balıkları hazırlarken, dışardan yağ eklenmemeli. Balık yağında
iyi kolesterolü artıran, dolayısıyla total kolesterolü düşüren omega
3 asitleri vardır, dolayısıyla çok faydalıdır. Ayrıca zeytinyağında
da aynı asitler mevcuttur. Bu yüzden Akdeniz tipi beslenenlerle,
yağlı balık yiyen Eskimolarda hemen hemen hiç damar rahatsızlıkları
görülmemektedir.
Tüm yemekleri,
makarna, pilav dahil, mümkün olduğunca zeytinyağıyla yapmalı. Ayrıca
eczaneden alınan balıkyağı haplarından kullanılabilir. Doymamış
yağlar kolesterolü düşürse de, yağın her türü kilo aldırdığından çok
fazla tüketilmemeli. Ayrıca yulaf, kepek ve taze sebze meyvenin,
soya ürünleri ve baklagiller gibi lifli gıdaların da kolesterol
düşürmede etkisi büyüktür. Ana mönüyü bunlar oluşturmalı.
Tıkalı koroner
ve zarar görmüş kalp dokusu.Amerika'da yaşayan ünlü kalp cerrahı Dr.
Mehmet Öz, "Şifayı Yüreğinde Ara" adlı kitabında, atherosklerozlu
hastalara eti, kaymağı alınmış süt ve yağı alınmış yoğurt dışında
süt ürünlerini yasaklıyor. Yasak olmayan yağları, saf zeytinyağı ve
günde 2 çorba kaşığı keten tohumu yağı olarak tanımlıyor. Sebzeler,
tahıllar, baklagiller, fasulye ve tamamen karbonhidratlara dayalı
bir beslenme rejimi öneriyor.
Dr. Öz,
günümüzde yemekte olduğumuz sanayi ürünleri gerekli vitamin
düzeylerinden yoksun oldukları için, çok zaman takviye vitaminlere
gerek olacağını ekliyor. (Takviye konusunda kendisi bazı
tavsiyelerde bulunmakla beraber, en uygun seçim ve dozajlar için
uzmanlara danışmanın faydalı olacağını belirtiyor.) Bu arada,
koroner atardamar hastalığı bulunanların mutlaka homocysteine
düzeylerini kontrol etmeleri gerektiğini ve yüksek bulunduğu
taktirde, folik asit, B6 ve dilaltı B12 takviyesiyle tedavi
edilmelerinin önemini belirtmektedir.
Şayet diyet,
kolesterolü düşürmekte yeterli olmazsa, mutlaka doktor önerisiyle
diyetin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurmalı; ama kesinlikle
kolesterolün yüksek seyretmesine müsaade edilmemeli.
YÜKSEK TANSİYON
YÜKSEK TANSİYON
KALP KRİZİNE YOL AÇABİLİRÇok sık rastlanan ve çok önemli bir
hastalıktır. Çünkü felç olasılığını artırır; böbrek hastalıklarına
ve daha az olmak kaydıyla kalp krizlerine yol açabilir. Tansiyon,
kanın atardamar üzerindeki kuvvetidir. İki sayı ile kaydedilir. Kalp
çarptığı andaki basınç yüksek tansiyonu oluşturur, küçük tansiyon
ise, kalbin dinlendiği andaki kuvvettir. İki kere veya daha fazla
yapılan ölçümlerde, 140/90 mmHg'nin üstünde çıkan rakamlar yüksek
tansiyona işaret eder. Yüksek tansiyonun zamanla damar sertliğini
hızlandırması söz konusudur.
Yüksek
tansiyonda genetik faktörlerin rolü olduğu sanılıyor. Yaş ve kilo da
nedenler arasındadır. Şişmanlıkla yüksek tansiyon arasında bağlantı
olduğu iyi bilinir. Genelde hasta zayıflayınca, tansiyonu da düşer
ve başka tedaviye gerek kalmaz. Çok tuzlu ve potasyumdan zayıf
gıdalar yemenin tansiyonun çıkmasına etki ettiği ileri
sürülmektedir. Potasyum kaybını önlemek için, sebzeleri buharda ya
da az suda ve içine tuz koymadan pişirmek gerekmektedir.
Vejetaryenlerin
tansiyonu genelde düşüktür. Bunun nedeni bol sebze tüketmeleri ve bu
sayede bol potasyum almaları olabilir. Tuzun azaltılmasıyla beraber,
yukarda bahsedilen doğru yöntemle yemek pişirmek, hafif yüksek
tansiyonu ilaçsız da tedavi etmeye yetebilir.
SİGARA VE ALKOL
KULLANIMI
Dünyada her yıl
3 milyonun üstünde kişinin sigaranın yol açtığı hastalıklardan
öldüğü bilinmektedir. Bu ölümlerin dörtte biri kalp
hastalıklarından, üçte biri ise kanserden kaynaklanmaktadır.
Sigaranın kalp hastalığı riskini 20 kat arttırdığı bilinmektedir.
Sigara kalbe
çeşitli zararlar vermektedir. Bunlardan biri damarların içinde
plakların birikmesine yardımcı olmasıdır. Nikotin kalpte ritim
bozukluğuna ve kalbe giden damarlarda büzüşmeye yol açar. Sigaranın
HDL (iyi kolesterol) düzeyini düşürdüğü de bilinmektedir. Sigara
içenler diyetlerindeki yağ miktarını azaltsalar bile HDL
yükselmemekte, ancak sigara kesilince yükselmeye başlamaktadır.
Sigara içilen evlerde büyüyen çocuklarda da HDL düşüklüğü
gözlenmiştir. Bu çocukların damarları, ne yazıktır ki diğer
akranlarına oranla daha yüksek bir hızla tıkanmaktadır.
(Atheroskleroz bazen çok erken yaşlarda başlayabilmektedir. Örneğin,
Kore Savaşı sırasında ölen Amerikan askerleri üzerinde yapılan
otopsiler sonucunda, ortalama 20 yaşlarındaki bu askerlerin dörtte
üçünde önemli oranda atheroskleroz olduğu ortaya çıkmıştır.
KALP KRİZİ
ÖLÜMCÜLDÜR!Sigara içme, kişilerin beslenme ve metabolizmasını da
etkilemektedir. A ve C vitaminleri ve beta-karoten düzeyleri düşük
çıkan tiryakiler, kanser ve kalp hastalıklarından korunmada etkili
olan bu vitaminlerden yeterli derecede yararlanamamaktadırlar.
Sigara
genellikle alkolle beraber tüketilir ve alkolün de bazı hastalıklar
açısından risk faktörü olduğu bilinmektedir. Aşırı alkol tüketiminin
kalp ve damarlar üzerinde kötü etkileri vardır. Bunlar kalp ritminin
bozulması, tansiyonun yükselmesi, kalp kasının genişlemesi ve
zayıflamasıdır. Ayrıca şişmanlamaya da etkisi vardır.
Kalp dışındaki
organlara da zararlı etkileri olan alkolü azaltmakta büyük faydalar
vardır. Az miktarda alınan alkol, özellikle kırmızı şarap (günde 1-2
kadeh) HDL'yi yükseltmekte, damarda pıhtı oluşumunu azaltmaktadır.
HAREKETSİZLİK
Çağımızda
teknolojik ilerlemelerle, artık her yere arabayla gidilir olması,
binalarda asansör kullanımı, yaşam kolaylaştıran otomatik
makinaların yaygınlaşması, boş zamanlarımızı daha çok tv veya
bilgisayar başında geçiriyor olmamız gibi nedenlerle fiziksel
aktivitelerimiz bir hayli azaldı. Hele ki aktivite azlığımız, aşırı
yeme ya da yağlı ve şekerli gıdaları fazla tüketme alışkanlığıyla
birleşince; kalp, şeker ve kanser gibi hastalıkların artması da
kaçınılmaz oldu. Özellikle büyük kentlerde hareketsizliğin neden
olduğu hastalıklara yakalananların sayısı artmaktadır.
Tıkalı damarda
kan pıhtılaşmasıÇağdaş yaşam pek çok kolaylığı beraberinde getirerek
bizi tembelliğe sürüklediği için, bununla baş etmenin yolu spor
yapmaktan geçiyor. Sporun en önemli etkisi kalp ve damarlar
üzerindedir. Spor, kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını
kolaylaştırır, kilo vermeyi sağlar, iyi kolesterolü yükseltir,
stresle savaşmaya yardım eder. Kalp sağlığı için mutlaka futbol,
basket, koşu gibi sporlar yapmak gerekmez. Yürüyüş veya bisiklete
binme belki de en idealidir. Her gün bir saat yürümek vücudu dinç
tutmaya yeter. Bunu yapamayanların için, en azından haftada 3 gün,
tempolu bir yarım saatlik yürüyüş çok büyük fayda sağlayacaktır.
Normal ve
Tıkalı DamarlarÖnemli Bir Not: Diyabetli hastalarda koroner
rahatsızlıklara yakalanma riski yüksek düzeylerdedir. Dr. Mehmet Öz,
kendi çalıştığı merkezdeki koroner hastalığı bulunanların %30'unda
diyabet de bulunduğunu belirtiyor. Bu hastalara bol lifli, düşük
proteinli ve kompleks (rafine edilmemiş) karbonhidratlı bir rejime
ek olarak, günde 200 mg. krom önerdiklerini söylüyor. Krom, glikozun
hücrelere aktarılmasında ensüline işbirliği eder ve diyabetlilerde
yüksek glikoz düzeylerinin tedavi edilmesine yardımcı olabilir.
AMERİKA'DA
YAŞAYAN TÜRKİYE'NİN GURUR KAYNAĞI
ÜNLÜ KALP
CERRAHI DR. MEHMET ÖZ'DEN ÖĞÜTLER
Türkiye artık
onu çok yakından tanıyor. Yüzlerce basarili kalp ameliyatının yanı
sıra son olarak "yapay kalp mucizesi"ne de imza attı. Geçen gün Dr.
Öz'ün de içinde bulunduğu ekip, Amerika'da 59 yaşında bir hastaya
yapay kalp nakletti. İşte Doktor Öz'ün hastalarına tavsiye ettiği
ilkeler:
1.SİGARA İÇENİ
AMELİYAT ETMEM. Sigarayı bırakmayan hastayı kesinlikle tedavi etmem.
Sigaranın belki de en büyük düşmanlarından biriyim. Çünkü insani
öldüren bir şey. Hasta kendini öldürmeye karar verdiyse ben ne diye
onun için uğraşayım ki, şifa bekleyen onca hasta var, enerjimi
onlara harcarım.
2.SEVGİSİZ
İNSANIN KALP RİSKİ YÜKSEK. İnsanlara severek kızarım. Herkesin de
böyle yapmasını tavsiye ederim. Çünkü sevgisiz, kötülük
düşünen,beddua ve küfür eden insanin kalp krizi riski ve olum oranı
çok daha yüksek.
3.DUA ETMEK
İNSANI İYİLEŞTİRİR. Ben inançlı biriyim. Her ameliyatımda mutlaka
dua ederim. Bence duanın, meditasyon, şifa gibi, iyileştirici
özelliği var. Ameliyat sonrası hastalarıma da mutlaka dua
ettiriyorum. Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında müthiş bir
etkisi var.
4.DOĞU TIBBI
ÇOK GEREKLİ. Ben de " klasik " tip adamıyım ama alternatif yani
tamamlayıcı tip yöntemlerini reddetmiyorum. Akupunktura yüzde 100
inanıyorum. Çinliler bu minnacık iğnelerin sırrını çözmüş. Ama bu
tur tamamlayıcı tedavilerde insanin istemesi çok önemli. Doğu
tıbbında özgür irade on planda. Ayrıca bitkisel ürünlerin bu
konudaki gücü de tartışılmaz.
5.HİPNOZ
ETMEDEN AMELİYAT ETMEM. Ben ve ekibim ameliyatlarım öncesinde hipnoz
kullanıyoruz. Çünkü hasta heyecanlanıp kalp krizi geçirebiliyor.
Sakinleştirici verdiğimde de sorunu geçici olarak çözmüş gibi
oluyorum ama kökenine inmediğim için problem devam ediyor. O nedenle
hipnoz yapıp sorunun kaynağına iniyorum. Hasta daha çabuk sağlığına
kavuşuyor.
6.HER GÜN
ASPİRİN İÇMELİ. Hayatımda ilaç kullanmadım. Zorda kalmadıkça kimseye
de tavsiye etmem. Ama herkese her gün mutlaka bir aspirin içmesini
salık veriyorum. Ben de içiyorum. Aspirinin kani sulandırdığını
biliyorduk ama simdi yeni faydalarını da öğreniyoruz.
Örneğin,vücuttaki birçok doku tahrişini önlediğini yeni öğrendik.
Aspirin ömrü uzatıyor.
SAĞLIKLI
BESLENMEDE DİKKAT EDİLECEK KONULAR
Çay yerine
ıhlamur içilmeli. Günde en fazla iki çay ya da kahve içebilirsiniz.
Fazlası zararlı. Ancak ıhlamur kesinlikle zararlı değil, dilediğiniz
kadar için.
Sarımsak müthiş
bir bitki... Vücudu koruyan hücreleri destekliyor,tansiyonu
düşürüyor. Sarımsaktan çıkan maddeyi yüksek tansiyonlu kişiye
kullandığımızda, tansiyonu hemen düşüyor. Her gün birkaç diş
sarımsak yenmeli.
Başka bir
mucize sebze de ayşekadın fasulye. Türkiye'de bol üretilen bu sebze
bence her öğün, özellikle de çiğ olarak mutlaka sofrada bulunmalı.
Vücuda müthiş yararlı bir bitki.
Semizotu da
içindeki Omega 3 nedeniyle son derece faydalı. Çiğ yenirse, daha da
yararlı. Biz her gün ailecek öbek öbek çiğ semizotu yiyoruz.
Et
yiyecekseniz, yanında mutlaka çiğ domates de olmalı. Çünkü domatesin
içindeki Lcyopin adli antioksidan, etteki zararlı Omega 6'lari
yararlı hale dönüştürüyor.
Kayısı çok
yararlı ancak 1 günde 1 avuçtan fazla yenmemesi gerekiyor. Karpuz ve
kavunda ise ince bir dilim tercih edilmeli.
Üzüm ve muz,
çok yüksek dozda şeker içerdiği için daha az tüketilmeli.
Her sabah aç
karnına içilen bir bardak ılık suyun ardından bir avuç ceviz çok iyi
gelir. Ben her sabah alıyorum.
Artık sütün de
'Sağlıklı olanı" çok zor bulunuyor. Hayvanlara verilen hormon ve
antibiyotikler süte karışıyor ve saflığını yok ediyor.
Çocuklara soya
sütü içirilmeli. 35 yasin üzerindekilere sütün içindeki laktoz pek
iyi gelmiyor. Laktozu alınmış süt yerine ise de bol bol su içilmeli.
Balık hariç,
kırmızı etle beyaz et ayni. Çünkü hem danaya, hemde tavuğa yüksek
dozda hormon ve antibiyotik veriliyor. Et yenecekse, hepsi
yenebilir. Fark etmez!
Beyaz pirinç ve
beyaz un son derece zararlı. Çünkü her ikisi de yanınca şekere
dönüşüyor. Yani ha avuç avuç toz şeker yemişsiniz ya da pilav ya da
beyaz undan yapılan ekmek... Arada fark yok. Pilav ve ekmek için
esmer un ya da esmer pirinci tercih edin.
Lahana
zayıflamak için çok ideal. Hazmı zor olduğu için tıkar ve kalorisi
çok düşük.
Şişmanlık en az
sigara kadar tehlikeli. Hatta sigaradan da çok. İdeal kilodan daha
düşük kilolu olan insanlar uzun omurlu oluyor. İdeal rejimler 1
haftada 1 kilo verdiren rejimlerdir. Diğerlerine aldanmamak lazım.
Eğer haftada 1 kilodan fazla kaybediliyorsa, vücuttan sadece su
kaybediliyordur dikkat!.
|