|
Doğal tedavi
Depresyon
Ve Doğal Tedavi Yöntemleri
Depresyon Nedir? Nasıl tedavi edilir?
Kişide
kalıtımsal, çevresel ya da hormonal bozukluklar sonrasında
gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az
beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en
az iki hafta süresince var olması durumuna "major depresyon"
denir.
Belirtiler
1-Hemen
her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir
duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme
hali).
2-Hemen
her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe
karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan
işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen
yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde
bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).
3-Diyet
uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da
alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 'inden fazlasının
artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma
yada azalmanın olması.
4-Hemen
her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.
5-Hemen
her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik
halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı
yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)
6-Hemen
her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler
kadar enerjik hissetmeme.
7-Hemen
her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini
beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.
8-Hemen
her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma
olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv
programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir
kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık
hali.
9-Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya
eylemlerinin varlığı.
Depresyonu
Anlamak
Çoğu
araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde
depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu
major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde
olduğu gözlenmiştir.
Major
depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da
evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir.
Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major
depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına
göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda
depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon
riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde
intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.
Yapılan
bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile
işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona
rastlanmıştır.
Major
depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı %
2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur.
Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz
bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın
eklendiği saptanmıştır.
Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:
-Öfke ve
nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı
düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine
yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2
yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi
yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz
edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten
beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar
farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek
standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık
düşünceleri ile depresyona yol açabilir.
-Kişinin
süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki
sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı
etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.
-Kişinin
çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki
,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da
zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona
gidişe yol açabilir.
-Kişinin
küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan
da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği,
imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne,
öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini
olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona
yol açabilir.
-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar
karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz
başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde
depresyona zemin hazırlayabilir.
- Sahip
olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir.
Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda
(borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona
eğilim daha yüksektir. MANİK DEPRESİF PSİKOZ NEDİR ?
(İki uçlu
mizaç bozukluğu, bipolar duygulanım bozukluğu, psikoz manik
depresif-PMD)
Bu
hastalık mani ve depresyon atakları ile karakterizedir.
Hastanını duygulanımı mani dönemlerinde neşe, depresyon
dönemlerinde umutsuzluk ve çökkünlükle karakterizedir. Ara
dönemlerde kişi normale döner. Bazı hastalarda mani ve
depresyon belirtileri bir arada görülürken, bazı hastalarda
belirtiler hafif düzeydedir (hipomani).
Toplumda
görülme sıklığı %1-2’dir. Kadınlar ve erkeklerde eşit
oranlarda görülür. Hastalar ilk atağı genelde yirmi
yaşlarında geçirirler ancak daha önce veya daha sonra da
olabilir. Beş altı yaşlarında veya elli yaşından sonra ilk
atağını geçiren hastalara da rastlanabilmektedir. Bazen ilk
atak depresyondur, bu durumda tanı koymak zordur ve genelde
gecikir. Hastalığın ortaya çıkışı sıklıkla kişinin meslek ve
eş seçimi dönemine rastlar ve kısa sürede tanı konulup önlem
alınmazsa kişinin hayatında önemli sekeller bırakır.
Hastalık taşkınlık yani mani döneminde ise aşırı para
harcama cinsel ilgi ve aktivitede artma ile kişiye ve aileye
ciddi maddi ve manevi zararlar verir. Çökkünlük dönemleri
ise diğer depresyonlara göre daha ağırdır ve intihar riski
daha yüksektir.
Hastalığın belirtileri, süresi ve şiddeti kişiden kişiye
değişir. Bazı hastalarda mani bazılarında ise depresyon daha
baskındır. Bazen de mani ve depresyon eşit oranda görülür.
Ataklar birkaç günden birkaç aya kadar değişir. Özellikle
tedavi edilmediğinde uzun sürer. Hastalar yaşamları boyunca
ortalama 10 atak geçirirler ancak bundan az veya fazla
sayıda atak olabilir. Atak sayısı arttıkça ataklar
arasındaki süre kısalır. Bir yıl içinde dört veya daha fazla
sayıda atak olduğunda hızlı döngülü mani olarak
adlandırılır.
HASTALIK
NEDEN ORTAYA ÇIKAR?
Pek çok
rahatsızlıkta olduğu gibi bu hastalığın nedeni de tam olarak
bilinememektedir. Diğer psikiyatrik hastalıklar içinde
genetik geçişi en fazla olan rahatsızlık manidir. Hastaların
%50’sinin anne veya babasında aynı hastalık olduğuı tespit
edilmiştir. Tek yumurta ikizlerinden birinde mani olduğunda
diğerinde mani görülme oranı %70 tir. Bu hastaların birinci
derece yakınlarında mani ve depresyon görülme oranı normal
topluma göre daha sıktır. Akrabalık derecesi azaldıkça risk
azalmaktadır. Örneğin hastanın kuzeninin aynı hastalığa
yakalanma riski kardeşine göre daha düşüktür.
Hastalığın
beyindeki nörotransmitter dediğimiz maddelerin işlevlerinde
bozulma ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Bilgisayarlı tomografi ve MRI tetkiklerinde bu hastalarda
bazı değişiklikler gözlenmektedir ancak bu hastalığa özgü
bir değişiklik tespit edilememiştir. Yine EEG bulguları da
bir özellik göstermemektedir.
Doğum
sonrası hastalığın aktive olması hormonal değişikliklerin de
rolü olduğunu düşündürmektedir.
Uykusuzluğun mani atağı ile yakın ilişkisi vardır. Hastalar
genelde ilk atağın uykusuzlukla başladığını ifade ederler.
Multiple
skleroz, kafa travması veya epilepsi gibi bazı hastalıklarda
mani de görülebilmektedir. Yine bazı ilaçlarda mani ortaya
çıkarabilmektedir.
MANİ
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Mani
belirtileri şöyle özetlenebilir:
Enerji
artışı, kolay yorulmama,
Aşırı neşelenme veya aşırı sinirlilik
Dikkatin çabuk dağılması
Uyku ihtiyacında azalma
Muhakeme yeteneğinde bozulma, düşüncelerde aşırı artma
Cinsel istek ve aktivitede artma
Hastalığı kabul etmeme
Aşırı para harcama
Riskli davranışlar içine girme
Konuşmada aşırı artma, konuşmanın bölünememesi, hızlı
konuşma
Kendine aşırı güven, kendini büyük ve önemli biri olarak
görme
Bu belirtilerin tek başına bulunması bir anlam ifade etmez
tanı koyabilmek için birkaçının bir arada olması ve bir
süredir devam ediyor olması gerekir. Mani atağı hızlı
başlangıçlıdır ve hastalar atağın uykusuzlukla başladığını
ifade ederler. Kişi kendini aşırı iyi hisseder, dikkati çok
artmıştır, kendine çok güvenmektedir ve sosyal ilişkileri
kolayca kurar hale gelmiştir, çevredeki insanlara sataşma,
laf atma sıktır.Başkalarının konuşmalarına katılır
çevredekileri bu nedenle rahatsız ederler. Duygulanımda
kişinin kendisini iyi hissetmesinin yanında ani duygu
değişmeleri ve dengesizlik sıktır. Hasta gülerken aniden
ağlamaya veya bağırmaya başlayabilir. Mani ve depresyonun
birlikte bulunduğu durumda depresyon ve mani belirtileri
aynı anda bir arada bulunabilir veya birinden diğerine geçiş
sıktır. Hastalık ilerledikçe aşırı konuşma ve hareketlilikte
artış görülür. Bazen konuşma o kadar artar ki kişi cümleleri
tamamlayamaz olur, konuşmada birbiri ile bağlantısı olmayan
kelimelerin art arda sıralanması dikkati çeker. Kişi önemli
birisidir, önemli görevler üstlenmiştir, aklında
gerçekleştirilmesi güç planlar vardır, hatta bu nedenle
kendisine zarar vermeye veya yok etmeye çalışanlar vardır.
Davranışlar kontrolsüzdür. Toplum kurallarını hiçe sayar.
Karşı cinse sakıntılık edebilir, trafik kurallarını hiçe
sayabilir. Aşırı para harcama, aşırı makyaj yapma, göze
çarpan giysilerle dolaşma olabilir. Hasta ödeyemeyeceği
borçlar altına girebilir, kredi kartlarını sonuna kadar
kullanabilir. Yine kontrolsüz şekilde kumar oynayabilir.
Gayrimenkullerini yok pahasına satmaya veya başkalarına
bağışlamaya kalkabilir. Bazı hastalar kendilerini kontrol
edebilmek için alkole yönelir. Bazen kişi gerçek hayatla
ilgisini koparıp hayal dünyasında yaşamaya başlayabilir. Bu
durumda şizofreniden ayrımı güçtür. Bazı bedensel
hastalıklar ve ilaç kullanımlarında da benzer tablolar
ortaya çıkabilir bunların ayrımı gerekir. Hastalar genelde
hastalıklarının farkında değildir ve bu nednle doktora
gelmek istemezler.
HİPOMANİ
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Hipomani
belirtileri, maniye göre daha hafiftir. Sıklıkla hastalık
olarak görülmeyip gözden kaçabilir. Atak sırasında aşağıdaki
belirtilerden üçünün bir arada bulunması gerekir:
Kişinin
kendine güveninde aşırı artma
Uyku ihtiyacında azalma
Dikkatin kolayca dağılması
Fiziksel ve zihinsel aktivitede aşırı artma
Kötü sonuçlar doğurabilecek aktiviteler içine girme
Tanı koyabilmek için bu belirtilerin bir süredir devam
ediyor olması gerekir. Hastalar genelde neşelidir, bazen
neşe yerine aşırı sinirlilik olabilir. Konuşma artmış,
hareketler hızlanmıştır. Hasta bir şey anlatırken bir başka
konuya kolayca geçmekte, bazen knouştukları anlaşılması güç
hale gelebilmektedir. Karşı cinse ilgi artmıştır. Cinsel
istek ve aktivitelerde artış görülmektedir. Kişi sorumsuzca
para harcayabilir. Ödeyemeyeceği borçlar altına girebilir,
riskli işeri kolayca üstüne alabilir. Çok hızlı araba
kullanabilir, karşı cinse sarkıntılık yapabilir. Bu nedenle
polis ve yargı ile başı derde girebilir. Topluma uygun
olmayan giysilerle dolaşma veya aşırı makyaj yapma
görülebilir. Sosyal aktivitelerde artış mevcuttur.
İnsanlarla kolayca ilişki kurabilir, çok arkadaş edinir,
etrafa ilgi artmıştır. Bazen en ufak ayrıntılar dikkatini
çeker, bu nedenle belli bir konu üzerinde uzun süre duramaz.
Hastaların çoğunun içgörüsü yoktur. Hasta olduklarının
farkında değildir veya hasta olduklarını kabul etmek
istemezler.
DEPRESYON
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Mani
hastalarında görülen depresyon belirtileri diğer depresyon
ile aynıdır. Aradaki tek fark bu hastalarda depresyon
ataklarından başka mani ataklarının da görülmesidir.
HASTALIĞIN
SINIFLANDIRILMASI NASILDIR?
Atakların
görülme şekli ve sürelerine göre hastalığı alt başlıklar
halinde sınıflandırabiliriz:
1.Bipolar
I bozukluk: Hasta en az bir mani veya karışık mani depresyon
atağı geçirmiş olmalıdır. Hastanın depresyon atağı geçirmiş
olması şart değildir.
2.Bipolar
II bozukluk: Hastaların en az bir depresyon ve bir hipomani
atağı geçirmiş olması gerekir. Hastanın mani atağı
geçirmemiş olması gerekir. Bu hastalarda özellikle hipomani
atağı daha zor tespit edilir ve tanı konması zordur.
3.
Siklotimik bozukluk: En az iki yıldır devam eden depresyon
ve hipomani atakları olmalıdır. Yine bu grupta da mani atağı
geçirmemiş olmak gerekir.
Süresi ve
görülüş zamanına göre de hastalık şu alt gruplara ayrılır:
Hızlı
döngülü mani: hastalar bir yıl içinde dört veya daha fazla
sayıda atak geçirirler.
Aşırı hızlı döngülü mani: bir hafta içinde dört veya daha
fazla sayıda atak görülür. Bazen hasta bir gün içinde dört
mani depresyon atağı geçirebilir.
Mevsimsel özellik gösteren mani: bu hastalarda atakların
ortaya çışı genelde belli mevsimlere rastlar.
Doğum sonrası mani: doğumdan sonra dört hafta içinde
hastalık görülür.
HASTALIKTA GİDİŞ VE SONLANIŞ NASILDIR?
Hastalık
tedavi edilmediği taktirde genelde üç ay içinde
kendiliğinden düzelir.
Tedavi ile
hastaların çoğu birkaç ay içinde normal hayatlarına
dönerler. Bununla birlikte hastalığın tekrarlama şansı
yüksektir. Ataklar arası iyilik dönemlerinin süresini
kestirmek zordur. Birkaç ataktan sonra genelde aradaki süre
kısalır. Ortalama beş ataktan sonra ataklar arası süre
sabitleşir ve genelde 6-9 aydır. Hastalığın seyrinin nasıl
olacağını önceden belirlemek zordur. Hastalık çok geniş bir
yelpazede kendini gösterir. Bazı hastalar tek bir atak
geçirip bir daha uzun süre hastalanmayabilirler (%7). Bazı
hastalar depresyon ve mani ataklarını arka arkaya
geçirirler, bazen de hızlı döngülü mani dediğimiz durum
ortaya çıkar ve hastalar gün içinde maniden depresyona
değişim gösterirler. Sadece mani atağı geçiren hastalar
%10-20 oranındadır. Geriye kalanlar mani ve depresyon
atağını birlikte geçirirler. Erken yaşta başlayan ve
ailesinde mani öyküsü olan hastalarda bu hastalığın
süregenleşme olasılığı artar. Hastalık döneminde kişilerin
alkol ve madde kullanımında artma olabilir. Hastalar
yaşamları boyunca ortalama 10 atak geçirir, atak sayısı
bundan az olabileceği gibi daha fazla da olabilir.
Hastaların %15’i düzelir, %10’u süregenleşir, kalanında
kısmi düzelme ve ataklar devam eder.
HASTALIK
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Hastalığın
tedavisi iki aşamalıdır. Birinci aşamada var olan atak
tedavi edilir. İkinci aşamada ise amaç tekrar atak
geçirilmesini önlemektir. Atak sırasında hastaneye
yatırılarak tedavi edilmesi gerekebilir.
Hastalığın
en önemli özelliği koruyucu ilaç kullanımı ile atakların
önlenebilmesidir. Bunun pek çok hasta için hayati önemi
vardır. Her bir atak hastanın hayatında önemli izler
bırakmaktadır. Okula devamsızlık nedeni ile okul başarısında
düşme, aile içi sorunlar nedeni ile eşlerin arasının
açılması veya boşanmalar, işini kaybetme, büyük borçlar
altına girme görülebilmektedir. Hastalar yılda bir veya daha
fazla sayıda atak geçiriyorsa koruma tedavisi gereklidir.
Hastaların %60’ı lityum ile koruma tedavisine iyi yanıt
verirler. Bu ilaçla koruma altına alınamayan hastalarda
başka ilaçlarla koruma denenmelidir. Bu ilaçların önemli
özelliği belli kan seviyelerinde etkili olmalarıdır. Belli
değerlerin altında olduğunda ilaçların koruyucu etkisi
olmamakta, bu değerlerin üzerine çıkıldığında yan etkiler
ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu ilaçların düzenli olarak
kullanılması ve belli aralıklarla kan kontrollerinin
yapılması şarttır. Bu hastalıktan dolayı ölüm depresyon ve
buna bağlı intihar nedeniyledir. Koruyucu tedaviye devam
ederek, bu risk azaltılabilir. İlaç tedavisine ilave olarak
psikoterapi önemlidir. Düzenli ilaç kullanarak ve doktor
kontrolünde kalarak hayatını normal şekilde sürdüren çok
sayıda hasta vardır.
ANKSİYETE
BOZUKLUKLARI
PANİK ATAK
İnsanların
yaşamlarını devam ettirmeleri, tehlikeli durumlardan
korunmaları açısından anksiyete ve stres oldukça önemlidir.
Anksiyete kısaca kaygı veya bunaltı olarak tarif edilebilir.
Anksiyeteli kişi sıkıntılı ve heyecanlıdır, aniden kötü bir
haber alacak veya kötü bir şey olacakmış gibi hissedebilir.
Bu ruhsal belirtilere çarpıntı, nefes darlığı, terleme,
titreme gibi bedensel belirtiler de eşlik edebilir.
Anksiyete
normalde tehlikeli durumlarda kişinin kendisini korumasına
yardımcıdır ve belirli hedeflere ulaşmak için zorlayıcı
olmaktadır. Tehlikenin algılanması ile döğüş ya da kaç
ilkesi uygulanır. Örneğin ısırmak amacıyla üzerine koşarak
gelen bir köpeği gören kişide ilk tepki köpekten kaçmaktır.
Köpeğin saldırısı tehlikelidir, bu saldırıya duyarsız kalmak
kişinin yaralanmasına sebep olur. Bu tehlikeyi sezerek
korkmak kişinin kendisini koruma mekanizmalarını harekete
geçirmek açısından önemlidir. Benzer şekilde sınava girme
kaygısı sayesinde sınavlara daha iyi hazırlanılır. İşinde
başarısız olma kaygısı olan kişiler işini daha dikkatli
yaparlar.
Sağlıklı kişilerde korku ve kaygının nedeni bellidir.
Hastalık durumunda ise nedensiz korku ve kaygı duyulur.
Hastalık düzeyinde kaygı tek başına olabilir ve bu anksiyete
bozukluğu olarak adlandırılır veya depresyon, alkol-madde
bağımlılığı, tiroid bezi hastalıkları gibi çeşitli bedensel
ve ruhsal hastalıklara eşlik edebilir.
Kişinin
yaşamı boyunca anksiyete bozukluğu geçirme oranı % 25
dolayındadır. Çoğu kişi bu hastalığı doktora başvurmadan
kendi başına atlatmaya çalıştığı için psikiyatriye
başvuranların sayısı oldukça düşüktür.
Ansiyete
bozuklukları çeşitlidir:
Panik
bozukluğu
Yaygın anksiyete bozukluğu
Sosyal fobi ve diğer fobiler
Obsesif kompulsif bozukluk
Travma sonrası stres bozukluğu
1.PANİK BOZUKLUĞU (PANİK ATAK)
Anksiyete
belirtileri ataklar halinde gelir. Ataklar genelde 15-30
dakika kadar sürer. Atakların sıklığı ve şiddeti tanı
açısından önemlidir. Panik atağın ne zaman geleceği bilinmez
ve bu da kişilerin kaygısını artıran sosyal uyumunu bozan en
önemli etmenlerden biridir.
Genelde
gençlik döneminde ortaya çıkar. Gerçek nedeni
bilinememektedir, ancak sıklıkla stres yaratan önemli yaşam
olayları ile ilişkisi vardır (okulu bitirmek, evlenmek,
çocuk sahibi olmak, yeni bir işe başlamak, yakınını
kaybetmek, ağır hastalık geçirmek gibi).
Panik
atağı sırasında aşağıdaki belirtilerden en az dördü bir
arada bulunmalıdır:
Çarpıntı
Terleme
Nefes darlığı, boğuluyormuş gibi hissetme
Titreme
Baş dönmesi
Bulantı
Yaşadıklarının gerçek olmadığı hissi
Ateş basması veya üşüme hissi
Bedeni uyuşuyormuş gibi hissetme
Göğüs ağrısı
Ölüm korkusu
Aklını yitirme veya çıldırma korkusu
Panik ataklarda yukarıdaki belirtiler yanında aşağıdaki
özellikler de önemlidir:
Ataklar
genelde aniden ortaya çıkar, atak ortaya çıktığında bunu
durduracak bir yol yoktur.
Kaygının şiddeti ile yaşanılan durum arasında genelde
bağlantı yoktur.
Atak genelde birkaç dakikada geçer, ancak bazen daha uzun
süre devam eden ataklar olabilir.
Atakların sıklığı kişiye göre değişir, ayda bir iki tane
olabileceği gibi bazılarında hemen her gün görülebilir veya
sık tekrarlayan ataklardan sonra uzun bir süre atak
görülmeyebilir. Panik ataklarının ortaya çıkışı belli bir
nedene bağlı olabilir veya nedensiz olarak kendiliğinden
ortaya çıkabilir. Sadece baş dönmesi ve çarpıntı belirtileri
ortaya çıkıyorsa sınırlı belirtileri olan ataktan
bahsedilir. Sınırlı belirtileri olan ataklar iyileşme
sürecinde olabileceği gibi ağır atakların öncü belirtileri
de olabilir. Panik ataklar panik bozukluğunda görülmesinin
yanında fobiler ve travma sonrası stres bozukluğunda olduğu
gibi diğer anksiyete bozukluklarında da görülebilir.
Ruhsal
belirtilere bedensel belirtilerde eşlik ettiği için hastalar
genelde bedensel sorun olduğunu düşünür ve öncelikle başka
branştan hekimlere başvururlar. Yaşadıklarının ruhsal bir
sorun olabileceğini akıllarına getirmezler veya kabul etmek
istemezler.
Panik
atakları genelde tehlikeli değildir, ancak kişi kontrolünü
yitirdiği duygusuna kapıldığı için tedirgindir. Tedavi
edilmediği taktirde ciddi sonuçlar doğurabilir. Panik atağı
geçirmiş kişilerin en büyük korkusu aynı şeyi tekrar
yaşamaktır. Bu nedenle panik yaratan durumdan uzak durmaya
çalışırlar sonuçta fobiler ortaya çıkabilir. Bunların içinde
en önemlisi agorafobidir (açık alan korkusu). Kişiler
dışarıya çıktığında panik yaşayacağı korkusu ile evde
kalmayı tercih eder ve bir süre sonra hiç sokağa çıkamaz
olabilir. Bu durumda yaşam kalitesi düşer, sosyal
aktiviteler ve hobiler için harcanan zaman azalır, kişi
kendisini hasta ve diğer kişilere bağımlı hissetmeye başlar,
yalnız başına evde duramaz veya sokağa çıkamaz, çalışamaz
veya işine gidemez duruma gelebilir. Hastalar panik ataklar
sırasında sıklıkla acil servislere başvururlar. Zamanla
depresyon, alkol-madde bağımlılığı ve intihar görülebilir.
Aslında
bütün bunların olmaması için bir an önce doktora başvurmak
önemlidir. Sonuçta panik bozukluğu uygun ilaç tedavisi ile
kolayca tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.
PANİK
ATAKLARI NEDEN OLUR?
Gerçek
neden bilinememektedir. Neden olan faktörler kısaca
biyopsikososyal olarak ifade edilebilir. Bu konuda çeşitli
teoriler vardır. Bazı araştırmacılar beynin temporal lobunun
işlev bozukluğu veya hastalığın öğrenme yolu ile
geliştirilmiş olduğunu ileri sürmektedir. Bazı
araştırmalarda ise beyinde nörotransmitter (haberci)
dediğimiz maddelerin düzenlenmesi ve işlevlerinde bozukluk
olduğu öne sürülmektedir.
Stresli
yaşam olayları panik atakların ortaya çıkışını
tetiklemektedir. Yakın dönemde kayıp yaşamış veya
yakınlarından, işinden veya bulunduğu çevreden ayrılmış
kişilerde yaşamlarındaki bu değişikliklerle panik
ataklarının başlangıcı arasında ilişki olduğu
gösterilmiştir. Araştırmacılara göre stresli yaşam olayı
kişinin direncini düşürmekte ve bu dönem hastalığın ortaya
çıkışını kolaylaştırmaktadır.
Ailesel
yatkınlık vardır. Panik hastalarının yakınlarında panik
ataklar ve depresyon gibi başka ruhsal bozukluklar sıktır.
Hastalık genelde 25 yaşından önce başlar. Kadınlarda
erkeklere göre iki kat daha fazladır. Çocuklarda da
görülebilmektedir.
Kafeinli
gıdalar ve kokain gibi uyarıcılar atağı ortaya
çıkarmaktadır.
Panik
ataklar panik bozukluğunda olduğu gibi tek başına ortaya
çıkabildiği gibi kalp hastalıkları, solunum yolu ve endokrin
hastalıklar gibi çeşitli bedensel hastalıklara da eşlik
edebilir veya alkol madde bağımlılığı ile birlikte
görülebilir.
PANİK
BOZUKLUĞU VE PANİK ATAKLAR NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Yapılan
araştırmalar panik atak geçiren kişilerin psikiyatriye
başvurmadan önce ortalama 10 ayrı doktora başvurduğunu
göstermiştir. Bu hastaların panik atağı geçirdiği genelde
anlaşılamamakta ve bu nedenle yanlış tanı ve tedavi sık
olmaktadır. Panik ataklar sıklıkla kalp krizi ile
karıştırılmaktadır. Bu hastalar atak sırasında sıklıkla
“kalp krizi geçiriyorum” kaygısı ile acil servise
başvururlar. Aynı şekilde ataklar kalp hastalığı ile
karıştırılıp buna yönelik tedavi başlanabilmektedir.
Bu nedenle
doğru tanı konması önemlidir. Doğru tanı koyabilmek için
ayrıntılı fizik muayene, ruhsal muayene yapılmalı,
nörolojik, endokrin, kalp ve solunum sistemi hastalıkları
araştırılmalıdır. Bedensel bir hastalığın ortaya çıkması
panik atak olmadığını göstermez. Bazı bedensel hastalıklara
panik ataklar da eşlik ediyor olabilir. Bu durumda yine
panik atakları önlemeye yönelik tedavi başlanmalıdır.
Panik
bozukluğunun en uygun tedavisi ilaç kullanımının yanında
bilişsel ve davranışçı terapi tekniklerinin kullanılmasıdır.
Gevşeme egzersizlerinin de hastaya öğretilmesi faydalı
olabilir. Panik atakları sırasında ilaç kullanımının pek
faydası olmaz. Uygun doz ve uygun süre ilaç kullanımı ile
atakların tekrarlaması önlenir. Yine diğer terapi
yöntemlerinde amaç atakların tekrarını önlemektir. |