|
Kızamık Şekeri - Lohusa
Şekeri
Kızamık Şekeri Resimleri

Kızamık Şekerinin Diğer Adları
Lohusa Şekeri.
Kızamık Şekeri Faydaları
Çocuklara kızamık hastalığından sebep verilmesi yaygındır. Fakat,
kızamık olan çocukta zatürre olabileceği için bu uygulama yerine doktora
görünmesi daha uygundur.
Lohusa Şerbeti
Kızamık şekerinden yapılan şerbet, (tarifi aşağıdadır) eskiden
saraylarda lohusa bayanları bakmaya gelen misafirlere ikram edilirdi.
Kızamık Şekeri Botanik Özellikleri
Parlak kırmızı, taş gibi sert bir şekerdir.
Kızamık
Şekeri Nasıl satın Alınır
Aktarlarda ve
kuruyemişçilerde bulunur.
Kızamık Şekeri Ve Renklendiricilik
Lohusa şerbetinin ana Maddesi olup, Ayva
tatlısı ve benzeri tatlılarda renk vermek için de kullanılır.
Kızamık Şekeri İçeriği
Şeker ve doğal boya taşır.
Koyu
parlak kırmızı renkte, eşkenar dörtgen şeklinde aktarlarda satılır.
Lohusa Şerbeti Yapılışı - Lohusa Şerbeti Tarifi
20 Kişilik Loğusa
Şerbeti Tarifi
Malzemeler
Yarım kilo kızamık şekeri
5 su bardağı kadar toz şeker
15 adet karanfil
3 - 4 kabuk tarçın
15 - 20 bardak su
Hazırlanışı
Normal bir tencereye su, şeker ve lohusa şekeri konulur ve yarım saat
kaynatılır.
Kabuk tarçınlarımız ve karanfiller bir tülbent e sarılır ve tencerenin
içine atılarak kaynatmaya devam edilir.
Hazırlanan şerbet süzülerek arzuya göre sıcak veya soğuk ikram edilir.
Lohusa Şerbeti
İsterseniz sıcak, isterseniz soğuk içebileceğiniz bir içecek
Lohusa Şerbeti
Malzemeler
* 100 gram lohusa şekeri
* 1+1/3 su bardağı şeker
* 7 adet karanfil
* 2 adet kabuk tarçın (5-6 cm boyunda)
* 1 litre su
Hazırlanışı
1. Bütün malzemeler bir tencereye konularak yarım saat kadar
kaynatılır..
2. Süzüldükten sonra servis yapılır.
Notlar
* Lohusa şekeri sadece renk vermek maksadıyla konulmaktadır. Bu
yüzden yerine kırmızı gıda boyası da konulabilir.
* Bir şişeye konulup buzdolabında uzun süre saklanabilir.
* Sıcak ve soğuk olarak içilebilir.
* Sıcak servis edilirken fincana dövülmüş ceviz konulabilir.
Kızamık Şekeri Fiyatı
Kızamık Şekeri, Kargo Dahil 15 tl. Ekolojik,
Evsaflara Uygun, Parasına göre Gram Ayarlıdır.
Kızamık Şekeri için
Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.
Sipariş İçin Tıkla
Kızamık Şekeri
Kapıda ödeme kolaylığı.
Kızamık Şekeri
İnternet Satış
Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.
Sipariş İçin Tıkla
Kapıda ödeme kolaylığı.

Kızamık Şekeri
Ürünlerimizin, yetkili kurumlar tarafından, gerekli
denetimleri yapılmıştır.
Ayrıca ürünlerimizin çoğu FDA Sağlık Örgütü tarafından da
denetlenmekte ve İşyerimizin Tarım Ve Köy İşleri Rize İl
Müdürlüğü ES - 53 – 0020 Numarası İle Satış Yeri Kayıt
Belgemiz Vardır.
BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde

Önemlidir.
Bu sitede bulunan her ürün besin (gıda) takviyesidir.
Dr'nuza Başvurun. Tedavi amaçlı veya ilaç yerine
kullanılamaz.
Kızamık Şekeri - Diğer Şekerler Hakkında Yazılar
Kızamık Şekeri: Hatırlayan var mı bilmem kırmızılı bordolu bu şekeri...
Çocukken ben bu şekerin sadece kızamık olan çocuklar tarafından
yenebileceğini, kızamık olmayanlar da yerse kızamık olacaklarını
sanırdım. ben kızamık olduğumda da bu şekeri yedirmemişlerdi. en sonunda
dayanamayıp kızamık olma korkusunu da göze alarak bu şekeri yemiştim.
tadını da hiç beğenmemiştim ve çok üzülmüştüm "şimdi ben bunun için mi
kızamık olacağım değer miydi?" diye...
Akide Şekerleri: Gerçi hala var akide şekerleri ama çocukluğumdaki
tatları yok sanki.. şeker, çikolata çeşidinin sınırlı olduğu o yıllarda
en sevdiğimiz tatlardandı. önce şekerini tamamen eritir fıstığını yada
fındığını en son yerdim.
Çubuk Şeker: Naylon bir ambalajın içinde genelde iki renkli dönen
çizgileri olurdu hemen yemeyince sıcaktan naylona yapışırdı yok mu
hatırlayan?
Düdük Şeker: Şekerin kendi düdükte..tabi eridikçe ötmemeye başlıyodu
düdük kısmı yalandığı için... tadı da pek güzel diildi ama... ilginçti
işte.
Ekşi Şeker: Ekşi şeker vardı. ağzında tut tutabilirsen. gözlerin şekerin
ekşisinden yaşarmaya başlar ama yine de ağzından çıkarmazdın bitene
kadar...
Emzik Şekeri: Emzik şeklinde ve bir kaç renk olurdu. o zamanlar ben ilk
okuldaydım. Alır emerdik. belki şimdi baksam tadına iğrenç gelir ama o
zamanlar bayıla bayıla yerdik.
Horoz Şeker: Şekli bozulmasın diye 10 dakika seyredip sonra da yediğimiz
horoz şeklindeki renkli şekerler. O zamanlar sokaklarda açık olarak
satılırdı ve her şey bulunurdu. Yedikten sonra da yediğini kimseden
saklayamazdınız. Çünkü tüm ağzınız boyanırdı.
Kent Şekerleri: Bir bakkal Osman Amcamız vardı. Allah rahmet eylesin.
Kent şekerleri satardı. Tanesi 25 kuruştu. 1 liraya dört tane alırdım.
Ağır ağır, bitmesini hiç istemeden yerdim onları. Paketi açınca içinden
karınca çıkardı yaaa. Karıncaları incitmeden yere bırakır veya üfler
sonrada şekeri lüpletirdim. Karıncalı şeker. Ağzım sulandı bak şimdi.
Kaynana Şekeri: - Hatirliyor musunuz hani su kahverengi, dikdortgen ve
akideye benzer sekerleri? ilkokul harcligimin yarisi leblebi tozuna
gittiyse yarisi da kaynana sekerine gitmistir.
Çok lezzetliydi kaynana şekerleri. Geçenlerde bir arkadaş uzattı bana.
Ne zamandır görmemiştim. sevinçle ağzıma attım. tam bir hayal
kırıklığına uğradım. eski tadı kalmamış. Kaynana şekerleri bile bozulmuş
be kardeşim!
Geçenlerde mısır çarşısını dolaşırken denk geldi yeğenlerime aldım,
sirkeci tren istasyonuna doğru yürümeye başladım bir tanede ağzıma attım
bu şekerden ve hemen etkisini gösterdi, allahım ne kadar uzun zaman
olmuş yemeyeli hatıralar gözümün önüne geldi, eski evimiz gecekondu
evimiz orda hissettim kendimi bir an ve mahallem güzel mahallem
çocukluğumun geçtiği güzel mahalle ve şeker ağzımda eridi gitti hemen bi
tane daha salladım ağzıma yine beynim bir tuhaf oldu ve film şeridi
dönmeye başladı ve ben yine mazi yolculuğuna devam ettim...
Koska Şekerleri: İlkokul yılları, 1978-79, koska şekerlerine bayılırdım,
renkli renkli, minik şeffaf kapaklı kutularda satılırdı. limonlusundan
portakallısına kadar bir çok çeşiti olurdu. bazen tek tek emerek yerdim,
hemen bitmesin diye, bazen 4-5 li şekilde avucuma bissürü döker hızlı
hızlı yerdim. evde kutularını biriktirirdim.
Macun Şekeri: Okulun önünde, tablasıyla her tenefüste bulunurdu.
yuvarlak tabladaki bölmelerin içinde rengarenk macun nefis olurdu. tahta
çubuklara, geniş uçlu tornavidayla dolandırılırdı renk renk. çok
kalabalık olurdu, tenefüs bitmeden alabilmek için itişirdik.
Patlayan Şeker: Bu şeker ağıza atınca patır patır patlardı..şeker
dediğime bakmayın... şeker kırıntısı gibi birşeydi..
Solucan Şekerler: Solucan şeklinde şekerler vardı rengarenk, görüntüsü
özellikle yerken biçok arkadaşımın midesini kaldırmama yardım ederdi. :)
şimdi de var daha hijnenik olup pakette satılanları ama o zamanlar
bakkaldan kocaman kavanozundan seçip almak daha zevkliydi...
Uzayan Şeker: Yassı, kahverengi renkte bir şeker vardı. Emerken
uzardı..neydi o şekerin ismi yaa hatırlayan var mı? Ben çok severdim
onu. karamel vardı sanki içinde?
Tiktak Şekerleri : Küçük saydam kutuların içinde oludu, hap gibiydiler
minik minik. kutunun kapak açma düzeneği o yıllar için hayli iddialıydı.
Bayramlık bir haber yapmak için kolları sıvadığımızda, araştırmalarımız
bizi Edirne'ye kadar götürdü. Sizler için şekerciliği meslek edinmiş, bu
işe gönül vermiş 50 yıllık Edirneli şekerci ustası Selami Kirişçiler'i
bulduk. İşte Deva-i Misk'ten badem ezmesine, akideden "çırakçaldı"
şekerine kadar tatlı mı tatlı muhabbetten geriye kalanlar
iyibilgi özel
Bayram şekeri tadında bir söyleşi
Edirne'nin kültürel birikiminde simgeleşmiş pek çok değer var. Mis
Sabunu, edirnekari, geleneksel bez bebek yapımı, tava ciğeri, peynir,
süpürge, çarık yapımı ve tabaklama, koşumculuk ve şekercilik bu değerler
arasında yer alıyor. Bunlardan bazısının, bir süredir valiliğin
yardımıyla Trakya Üniversitesi'ne atölye kurularak devam ettirilmeye
çalışıldığı, bir kısmının babadan oğula geçerek sürdürüldüğü, bir
kısmının da kaybolup gittiğini öğreniyoruz. Mis Sabunu ve Edirnekarinin
bu şekilde valiliğin üniversitede bir atölye kurdurarak yaşattığı
değerlerden olduğunu Edirne Belediyesiyle yaptığımız görüşmelerden
öğreniyoruz. Halkın arasında bu sabunun yapımına merak sarmış gençler
bulunduğu gibi, ev kadınları arasında da aile bütçelerine katkı sağlamak
amacıyla son beş senedir yaygınlaşmış. Bunun yanı sıra çarık
yapımı-tabaklama yapımcıları ve satıcılarının giderek azaldığını
öğreniyoruz.
Yazımızın asıl konusu ise bu değerlerden biri olan şekercilik. Mozaik
bir tarihi süreci olan Edirne için şekercilik oldukça önemli. İlin
kendine has pek çok çeşit şekeri var. Şekercilik Edirne'nin pek çok
yerindeki imalathaneler ve satış dükkânlarıyla sürmekteyse de bugünün
imalathanelerinin yakın geçmiştekinden farklı olduğunu öğreniyoruz.
Sizler için özellikle bu il için özelliğini koruyan şekerlerin yapımını
ve hikayelerini öğrendik. 50 yıllık bir şekerci ustası Selami
Kirişçiler'le şekercilik mesleğini bugüne taşımış biri olarak bugüne
ulaşamamış değerleri paylaştık.
'İşim bitse bile ustamın yanında hiç oturmadım'
Selami Kirişçiler, şekercilik mesleğini dünden bugüne taşımış, bu
birikimini oğlu, gelini ve torununa aktararak şekercilik kültürünün
sonraki kuşaklara devamını sağlamış, Edirneli bir usta. Her ne kadar,
bugünün koşullarında, yenilenen teknolojinin hayatı değiştirdiği
gözlense de geçmişin kültürünü ailesine taşıyarak gelecek kuşaklara
aktarıyor. Selami Usta' nın mesleğine ve görüp geçirdiklerine dair
anlattıkları ile hem şekerciliği, hem de Edirne'yi ve Edirneliliği
tanıyoruz. Selami Usta'nın ailesi Selanik'ten 8o sene önce mübadele ile
Edirne'ye gelmiş. Selanik'e yerleşmeden önce Osmanlı devrinde Konya
civarında yaşayan dedeleri, Selanik'in alınması ile bölgeye
yerleştirilmişler.
Bugün 72 yaşında
olan Selami Ustaysa Edirne doğumlu. Şekerciliğe adım atmasında abisinin
askerlik arkadaşı önemli bir rol oynamış. İlkokuldan sonra, abisinin
askerlik arkadaşının babasının şekerci oluşu ve kendisini çırak olarak
istemesi O' nun bu meslekteki serüveninin başlangıcı olmuş. Babasının
erken ölümü üzerine çalışması gereken Selami Usta tam 18 sene çıraklık
ve üzerine kalfalık yapıp ustalaşmış. Selami Usta mesleğinde 50.
yılında. Günümüzde az görebileceğimiz usta-çırak ilişkisini en iyi,
Selami Usta'nın "işim bitse bile ustamın yanında hiç oturmadım"
sözünden anlayabiliriz. "Kendi yiyemeyeceğini başkasına da yedirme
derlerdi,'' diyor Selami Usta. Ahilik olmasa da benzer bir kültürle
yetiştiğini, adeta bir üniveriste gibi eğitim gördüğünü, çalışma
hayatını en güzel anılarıyla süsleyerek anlatıyor. Her sabah 7.30' da
açılan dükkandan ustanın onayı alınmadan çıkılmıyor ve ustanın söylediği
hiçbirşeye asla itiraz edilmiyor.
Şekerciliği öğrendiği Şerif Usta'ya
gösterdiği saygının yanında bir o kadar da sevgi dolu. Ustasından çok
şey öğrendiğini ve ustasıyla olan gönül bağını konuşmalarından anlamak
mümkün.
Selami Usta, yaptıkları şekerlerin çok çeşitli olduğundan bahsederek,
bir çoğunun artık eskisi gibi yapılmadığından da yakınıyor. Her ne kadar
geçmişten bugüne bu şekerlerin çeşitliliği devam ediyorsa da artık hiç
yapılmayan ya da belirli zamanlarda az sayıda yapılan çeşitlerde var.
Badem ezmesi, akide şekeri, deva-i misk, kızamık şekeri, peynir şekeri
hala yapılmaktayken; çırakçaldı şekerinin bugün neredeyse hiç
yapılmadığını öğreniyoruz.
Her derde deva 'deva-i misk'
Usta, bu şekerlerden badem ezmesi ve deva-i miskin Edirne'ye gelişinin
500 yılı aşkın bir süre önce, Mısırlı bir şekerci tarafından olduğunu
söylüyor. Zira, o zamanlar şeker pancarı yerine şeker kamışından şeker
elde edilir ve şeker kamışından elde edilen şeker de, ustanın deyimiyle,
"kelle" hallinde ithal edilirmiş. Edirne'nin Osmanlı'nın başkenti
olduğu zamanlarda, Mısır'dan gelen bu şekercinin Edirne'de bol bulunan
bademlikleri fark ederek, bu bademleri şeker yapımında kullanmayı akıl
etmesi ile badem ezmesi de icat ediliyor.
Usta' nın anlattıklarına göre
acıbadem kurabiyesi ve deva-, misk de bu Mısırlı şekercinin buluşu
olarak kabul edilmiş, hatta tüm bu icatlar şekercinin bizzat kendisi
tarafından, o dönemde şehre gelen Fatih Sultan Mehmet'in babasına ikram
edilmiş. Gelibolu üzerinden şehre gelen padişah, halk tarafından
karşılanmaya gidildiğinde şekerci yapımını icat ettiği bu şekerleri
padişaha sunuyor. Hatta söylenti o dur ki, bu şekerler arasında yer alan
deva-i miskin adını da O koyuyor. Padişah şekerciye şekerinin isminin ne
olduğunu sorunca, şekerci padişaha, adını kendinin vermesini istediğini
söylüyor. Padişah da bu şekerin her derde deva anlamında deva-i misk
diyor.
Edirne'nin meşhur deva-i miski, onlarca baharatın karışımı ile
yapılıyor. Özelliği bu kadar baharat karşısında son derece tatlı oluşu
ve içinde misk de bulunması. O zamanlar bile zor bulunan misk şimdiler
de daha da zor bulunduğundan bugün şekercilerin misk kullanmama
olasılığı yüksek. Eskiden de çok pahalı olan misk, kaşığın ucuyla şekere
katılır, ufacık parça bile kristalimsi bir duman çıkarırmış. Selami
Usta, şekere misk kattıkları zaman bütün çarşıya mis gibi bir koku
yayıldığını ve herkesin "Nereden geliyo, bu koku be yahu? "diye
birbirlerine sorduklarını söylüyor. Deva-i misk gibi yine baharatlarla
yapılan şekerlerden biri de, kızamık şekeri ya da loğusa şekeri olarak
bilinen doğumlarda şuruplaştırılan şeker. Deva-i miskden farkıysa
mayasız oluşu ve kırmızı boya katılması.
Badem ezmesi
Selami Usta' nın yapımını ilk anlattığı şeker Mısırlı Usta'nın da buluşu
olan badem ezmesi. Bu tarife göre öncelikle bademler haşlanıyor ve
ardından dört-beş kişi tarafından bir araya gelinerek tenekelerde
ayıklanıyor.Selami Usta, o zamanlar saatlerce elle ayıklanan bademin,
bugün makineyle çok kısa bir sürede ayıklandığını da ekliyor. Yine daha
önceleri bu ayıklanmış bademlerin dübek adı verilen mermerlerde
dövüldüğünü; unufak olana kadar bu işlemin yapıldığını söylüyor.
Şimdiyse makine yardımıyla 5-10 saniyede bu şekle getirdiğini
öğreniyoruz.
Daha sonra bu unufak olmuş bademler şeker ve bir parça
limon tozundan başka hiçbir şey ilave edilmeden odun ateşinde
pişiriliyor. Bu karışımın gelmesi gereken kıvam, ustaca ayarlanıyor.
Derecesini odun ateşinde nasıl ayarladıklarını sorduğumuzdaysa, bunun
tam ustalık gerektiren bir iş olduğunu anlıyoruz. Selami Usta, çıraklığı
döneminde ustasının o kıvamın olup olmadığını 6-7 metre öteden,
kokusundan anladığını söylüyor.
Yayılan kokunun, kıvamı belli ettiğini
ama yine de o dönemde kendilerinin ufak bir kap yardımıyla bu kıvamı
elle kontrol ettiklerini ekliyor. Daha sonrasında bu hamur gene elle
yoğrularak topaç haline getiriliyor. Usta, bu işlemin elle yapılması
gerektiğini, eldiven kullanıldığı takdirdeyse, hamurun içindeki bademin
eldiveni yırtacağını önemle vurguluyor. Ardından da el değmeden
yapıyoruz diyenlerin laflarına aldanmamamız konusunda uyarıyor. Elle yoğurulan ezme için yapılacak son işlemse kesilmesi oluyor.
Şekerlerin sultanı akide şekeri
Bir diğer şekerse, akide şekeri.Akide sözcüğünün anlamı; bağlılık,
birbirinden ayrılmamak. Bu sert ve türüne göre renk renk olan şekerin
önemi devlet ricaline sunulmasından kaynaklanıyor. Yeniçerilerin devlete
bağlılığını gösterdiği için de, bu şekere akide denmiş. Daha sonra da
İstanbul yaşamına klasik bir şekerleme çeşidi olarak girmiş. Selami
Kirişçiler'in anlatımına göre: Eskiden, kelle şekeri olarak bilinen son
derece iyi kalitedeki şekerler havanda dövülüp, odun ateşinde, bakır
kazanlarda eritilip, pişirilirmiş.
Soğuma sırasındaysa şeker ağdasına
gülsuyu, bergamut, portakal, limon, vişne gibi meyve usareleri, tarçın,
gül, nane gibi aromalar ile fındık, susam gibi kuruyemişler katılarak
çeşitli tat ve görünümlerde akide şekeri imal edilirmiş. Bir seferde 100
kilo akide şekeri yapılırmış. 1 kazan 15 kilo alır, her kazan bir başka
renk şeker boyasıyla doldurulmak suretiyle yine odun ateşinde
kaynatılırmış. Kaynatılan şeker, taşa dökülerek karıştırılır ve
tenekelere doldurulup bakkal, dükkan ve toptancılara dağıtılırmış.
Ayrıca akide şekerlerinin Edirneliler'in kız isteme geleneğinde ayrı bir
yeri var. Eskiden kız istemeye gidilirken; erkek tarafı kız evine, örme
sepetler içinde renkli akide şekerleri götürürmüş.
Akide şekerlerinin
konduğu bu örme sepetlerin daha sonradan evlenen kızın evinde, kahve
sepeti olması ise bir gelenekmiş. Yaşlıların bu kahve sepetleri oturdukarı yerin yakınında bulunur ve zahmetsizce kahve içmelerine
yardımcı olurmuş. İçinde küçük bir ispirto ocağı, cezve, fincanlar ve
şekerin bulunduğu bu sepetler misafir geldiğinde de zahmetsiz kahve
içmenin pratik bir yoluymuş. Bayramlaşmalarda ve mevlitlerde de akide
şekerin eski cazibesinde olmasa da ayrı bir öneme sahip. Akide şekerinin
tarihi yolculuğuna baktığımızda ise oldukça eski ve anlamlı bir
hikâyeyle karşılaşıyoruz.
Herkese "oh" çektiren şeker
Osmanlı İmparatorluğu'nda ulufe günü, yeniçerilere üç aylıkları
dağıtıldıktan sonra saray avlusunda bir yemek verilirdi. Bu yemek
esnasında yapılan akide şekeri sunumuysa, kapıkulu askerlerinin
aldıkları ücretler ve yemeklerinden memnun olduklarını gösteren sade ama
ilginç bir gösteriydi. Osmanlı kararnamelerine göre sadrazam ve divanı
hümayun üyeleri öncelikle askerin yemeğini tadarlar, bundan sonra
kendilerine tabaklar içinde şekerler sunulurdu. Bu askerlerin bir
şikayetinin bulunmadığının, sultana bağlı olduklarının kesin kanıtıydı.
Dolayısıyla şeker tabaklarının divana getirilmesi herkese bir "oh"
çektirirdi. Saray helvahanesinde 'mangır' (para) şeklinde yapılan bu
şekerler makama göre dirhem (3.2 gr) hesabıyla sadrazama 500, diğerler
vezirlere, yeniçeri ağasına 300 dirhem olarak sunulurdu.
Bu işlem bittikten sonra divan önünde "Fetih Suresi" okunurdu. Bu
gelenek, akide şekerini uzun yıllar halk arasında dirlik, düzen ve
huzurun simgesi yaptı.
Ses açan peynir şekeri
Peynir şekerinin ise diğer şekerlerden farkının, daha düşük derecede
pişirilmesi olduğunu öğreniyoruz. Kazanda kaynatılan şeker, kıvama
geldiğinde taşa dökülüp soğutulmaya başlanıyor. İyice soğumadan
ılıklaştığında duvardaki çivilere asılarak bekletiliyor. Taş üzerinde
sarı görünen şeker, çivilere asıldıktan sonra kar gibi beyaz olurmuş. Bu
şekerlerin pembe olması istendiğinde de pembe şeker boyası ilave
edilirmiş. Selami Usta'nın, peynir şekerleri hakkında o zaman dikkatini
çeken bu şekerlerin en çok İstanbul'a satılmasıymış.
Neden İstanbul'a bu
şekerin çok gittiğini öğrendiğindeyse şaşırdığını ifade ediyor. Sebepse,
İstanbul'daki hanendelerin seslerini açmak için bu şekeri ceplerinde
taşımaları ve bu nedende çok ihtiyaç duyulan bir şeker olmasıymış. O
zaman tahta sandıklarla İstanbul'a gönderilen peynir şekerinin, ses
açıcı bir özelliği olduğu Edirne'de bilinmediği için Selami Usta' yı
şaşırtmış. Bu şeker daha sonra üzeri çukulatayla kaplanarak fondan
şekeri olarak bilinir olmuş.
Çırakçaldı şekeri
Bugün yapılmayan ama hala bilinenlerce arandığını duyduğumuz şekerse
çırakçaldı şekeri. Sakızla dövülerek yapılan şeker İstanbulda
Küçükpazarda da hala bulunuyor.
Hikayesi ise çok ilginç: Bir gün şeker
kaynarken çırağın canı mis gibi kokan şerbetin tadına bakmak istemiş.
Tam tadına bakacakken aniden ustası gelivermiş. Çırak, ustasından
çekinerek küçük bir şişeye el çabukluğu ile biraz şerbet doldurmuş.
Şişeyi ustasından nasıl gizleyeceğini bilemeyerek, tuvalete gitme
bahanesiyle kaçmış. Tuvaletin bulunduğu handa atların da bağlandığı
yerler varmış. Telaşla içi şerbet dolu şişeyi, at gübrelerinin içine
koyuvermiş. Bir süre şişeyi orada unutmuş.
Bir kaç gün sonra şişeyi
alamaya gittiğinde ise, şaşırtıcı bir manzara ile karşılaşmış. Şişenin
içindeki şeker kristalleşmiş.
Sonra çocuk dayanamayıp ustasına
göstermiş. Ustası da duruma çok şaşırmış. Bir çok malzemeyle bu şekeri
kristalleşmiş halini tekrar yapmaya çalışmışlar. Denemeler sonunda
meyvesini vermiş ve başarmışlar.
Sonraları da şeker dövülüp daha fazla
sakızla karıştırıldığında öksürüğe çok iyi geldiği keşfedilmiş. Zaman
içinde çırakçaldı şekerine, nöbet şekeri denir olmuş. Hala özellikle
mübadil Rumlar tarafından aranan bir şeker türü, nöbet şekeri. Ama
Selami Usta "Artık eskisi gibi yapan kalmadı," diyor.
Şeker yerine 'çikulatin'
Görülüyor ki Edirne'nin kaybolan değerlerinden birçoğu, her ne kadar,
valilik ve belediyenin yardımı ile yaşatılmaya çalışılıyorsa da
şekercilik gibi ustaların yaşam öykülerinde gizlenip kalmışlar da var.
Bir yandan şekerciliğin, bugüne gelindiğinde devam ettiriliyor olduğunu
görüyor, diğer yandan da imalathanelerde gerçekleştirilen faaliyetlerin
büyük ölçüde makineleştiğini, kullanılan malzemenin ekonomik nedenlerle
nicelik ve nitelikçe aynı olmadığını öğreniyoruz.
Şekerciliğin imalatına
ilişkin bu farklılaşma günlük yaşama da yansımış ve bugün şekerin yerini
Selami Usta'nın tabiriyle "çikulatin" almış. Anlaşılıyor ki, Edirne
sokaklarında çok sayıda bulunan şekercilerin olması da herşeyin eskisi
gibi kaldığının bir göstergesi değil. Yine de Edirne' de sözlü tarih
yoluyla bu bilgilere ulaşmak ve belgelemek mümkün.
Kızamık Çekerinde de BİRTAT – 1959’DAN BERİ.
Yarım asırdan fazla, güvenle hizmetinizde

Kızamık Şekeri Konumuz Bilgi Amaçlıdır. Doktora Gidiniz. Kendi
Kendinize Tedavi Olmayınız. |