Bağırsak Hastalıkları

Bağırsak Hastalıkları
Bağırsak hastalığını yakalamanız için evde küçük bir gözlem yapalım mı?
Nasıl olsa sadece siz varsınız!
En iyi dışkı, düştüğü yerde su sıçratmayan dışkıdır. Makineli tüfek gibi “pat, pat” sesini hiç duymamalısınız.
Dışkınız tuvalet suyuna değdiğinde dışkının ucunun size bağlı olması ideal dışkıdır.
Küçük top gibi değil, “S”* biçiminde olmalıdır.
Bunlara “hayır” diyorsanız; bağırsaklarınız iyi çalışmıyor olabilir.
* = Anüsünüze yakın kısımda rektumun şekli “S” şeklindedir.

Bağırsaktaki Rektum
Rektum; dışkınızın vücuttan atılmasını sağlayan son adım görevcisidir. Vücudun iç yiyeceklerin dışarı atılmasını sağlayan hücreleri vardır. Hemoroit rektum u çok engeller.

Bağırsak gazı
bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur.

Bağırsak iltihabı
Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır.
Tıp dilinde kolit denir.
Tedavide rejim ve istirahat esastır.

Yenmemesi gerekenler: Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol.

Yenilmesinde sakınca olmayanlar: un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Bağırsak kanaması
Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.

Bağırsak Solucanları – Bağırsak Kurtları
bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir.
Bağırsak solucanları genellikle 5 grupta toplanırlar.
Yuvarlak kurtlar, Kıl kurtları, Kamçı kurtları, Kancalı kurtlar, Şerit isimlerindedir.

Kalınbağırsak iltihabı
Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir.

Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.

Anus kaşıntısı
Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğru bağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.

Ateş İle Bağırsak İlişkisi
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir.
Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür.
Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir.
Vücut ısısı 36,2 – 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir.
Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

Basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur.

Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır.
İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir.
Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.

Gazlar
Midede veya bağırsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastalıklarıdır.

Hava yutma
Tıp dilinde aerofaji diye bilinen bu hastalık, genellikle asabi mizaçlı kimselerde görülür. Bunlar yemek sırasında farkına varmadan hava yutarlar. Hava yutma, mide ve bağırsak gazlarının oluşmasına yardımcı olur.

Havale
Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir.

Hazımsızlık
Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir.
Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir.

Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir.

İdrar tutamamak
Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollarındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir.

İncir
bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.

İshal
İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir.

İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir.

 

Hemoroit, Basur, Bağırsak, Bağırsak Sorunları
Son bağırsakta bulun-an siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir.
Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Doktordan bunu öğrenmek de lazım.

Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla otur-ma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur.
Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır.
İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir.
Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.
Yüzyıllardan beri insanları en çok uğraştıran rahatsızlıklardan biri olan hemoroid, rektum bölgesindeki kötü kan dolaşımı, sebebi ile basıncın artması sonucu oluşur.
Ayrıca tanen maddesi ile hemoroitli bölgenin elastikiyetinin ve sıkılaşmasına, lifli içeriği sayesinde hemoroidi tetikleyici olan sindirim bozukluklarının giderilmesine yardımcı olma lazım.
Basuru tetikleyen bağırsak bozukluklarını gidermeye başlamak ile basura ilk müdahale yapılabilir.



HEMEROİD
Halk arasında bilinen ismi ile BASUR rahatsızlığı aslında bir varistir.
Variste bir Hemeroid dir. Birçok hastalıkları tetikleyebilir. Başta kalp hastalıkları sindirim hastalıkları, idrar yolları hastalıklarını tetikleyebilir. Hemeroid ve Varis bir dolaşım bozukluğundan kaynaklanan önemli bir rahatsızlıktır.
Furkan bitki çayı bu hastalıklara olumlu yönde destekleyici ve yardımcı bitki çayıdır. Furkan bitki çayının bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Kendini sağlıklı zanneden insanlarda kullanabilir.
Basur rahatsızlığı kalın bağırsaklardaki toplardamarların şiddetli kabızlık veya şiddetli ishal sonucunda, ayaktan veya belden alınan soğuk dolayısıyla çalışmamaları durumunda oluşan bir rahatsızlık biçimi olarak da tanımlanabilir. Çalışmaz duruma gelen toplardamarların içerisindeki kanın pıhtılaşması sonucu meme biçiminde dışarıya çıkar veya anüsün iç kısmında memeler oluşur.

BASUR BELİRTİLERİ
Anüs bölgesinde yanma, kaşınma, ağrıma, zonklama, sancıma ve toplardamarların meme şeklinde sarkması gibi çeşitli belirtileri vardır. Basur rahatsızlığı; ayaklarda varise, kalın bağırsakta; bağırsak koliti ve bağırsak kanserine kadar gidebilecek olan sonuçlar doğurabilir.

 

Kabızlık Bir Hastalık Değil, Başka Bir Hastalığın Habercisidir.
Kabızlığı önlemede, ishal edici bitkiler değil, kabızlığı doğuran sebepleri ortadan kaldıran bitkiler tüketilmeli.
Kabızlığın sebeplerinden biri sinir, biri gıda beslenmede düzensizlik, diğer bir sebebi de; bağırsağın kendisinde olan rahatsızlıktır.



Yiyeceklerden besleyici yarar sağlamak için iyi sindirilmeleri, emilimleri ve boşaltımları kritik önemdedir. Beden tarafından izlenemedikten sonra dünyanın en iyi besini bile olsa boşa gider. Neyse ki sindirim sistemimiz yiyeceklerden gerekli besinleri almada oldukça etkindir. Sindirim sisteminin ana işlevi besinleri parçalarına ayırmak ve emilimini gerçekleştirmektedir.

Sindirim sistemi ağızdan anüse uzanır. Gastrointestinal yol organları ağız, boğaz, yemek borusu, ve bağırsaklar) ve onlarla bağlantılı organlardan oluşur. Tükürük bezleri, karaciğer, safra kesesi ve pankreas.
Kabızlık normal toplumlarda en sık görülen sağlık sorunlarından biridir.

Her beş kişiden birinin bağırsakları ile ilgili sorunu olduğu tespit edilmiştir.

İngiltere’de her yıl 20 bin kişi kalın bağırsak kanserinden ölüyor.
ABD’de ise en sık görülen kanser türlerinden biridir.
Kolon kanseri bu durum batı tipi beslenmenin bağırsak kanserinin hazırlayıcı faktörlerinden biri olabileceği düşündürüyor.

İyi çalışan bağırsaklara sahip olmak sağlıklı ve mutlu olmanın ilk şartlarındandır. Sürekli gaz şikâyetleri olanlar ve kabızlık çekenler bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilirler.

Bağırsakların iyi çalışmaması yani kabızlık, sağlığımızı her bakımdan kötü etkiler, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, gerginlik, zihinsel performansta azalma, cildimizde bozulmalar ve baş ağrısı gibi pek çok soruna sebep olur.
ELMA:
Bağırsak hareketlerinin düzenli ve optimum olmasını   sağlar. Sindirim yetmezliğinde elma mideyi rahatlatır. Yüksek lif zenginliğiyle sindirim sisteminde büyük rol oynar. Elmada  bulunan suda  çözünen lifler ve suda çözünmeyen  lifler kombinasyonu bağırsak hareketlerini tetikler ve hızlandırır. Ayrıca bağırsaktaki parazitlerin dökülmesini sağlar.

ERİK:
Erik bol miktarda B vitaminleri içermektedir, ayrıca   potasyum ve magnezyum mineralleri açısından da zengin   bir meyvedir. Erik karbonhidrat, potasyum, fosfor, sodyum, demir ve lif içermektedir. Uzmanlar eriğin bağırsakları  yumuşatıcı bir etkiye sahip olduğunu ifade etmektedirler.

DEMİR HİNDİ:
Müshil ve müleyyin etkiye sahiptir. Hiçbir tahriş edici etkisi yoktur. Bağırsakları temizleyebilir.

ÇİN TARÇINI:
Mide ve bağırsak gazlarını söktürebilir.

İNCİR:
İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir. Sadece bir kuru incir iki gram lif sağlamaktadır ki bu tavsiye edilen günlük ihtiyacın %20’sidir.

Son 10-15 yılda yapılan araştırmalar, bitkisel gıdalarda bulunan liflerin sindirim sisteminin düzgün olarak çalışması açısından çok önemli olduklarını ortaya koymuştur. Besin olarak alınan liflerin sindirime yardımcı olduğu ve bazı kanser türlerini azaltmada etkili olduğu bilinmektedir. Çözünür çözünmez liflerin, bir arada bulunması sağlık açısından ayrı bir avantajdır.

Her iki lif türünün bir arada bulunmasının, kanseri engellemede, tek başına olduklarından daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır. İncirde her iki lif türünün, hem çözünür hem de çözünmez liflerin bir arada bulunması bu bakımdan inciri son derece önemli bir besin maddesi kılmaktadır.
Kabızlık
Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir.
Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir.
Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır.
Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür.
Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir.
Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız olmayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır.
Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır.
Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Lifli besinler denilince içinde sellüloz, hemi-sellüloz pektin ve lignin ihtiva eden bitkisel besin kaynakları akla gelmektedir. Bu lifler insan vücudunda sindirilemez. Bu nedenle parçalanmadan kalın barsağa kadar ilerler ve yapısı itibarı ile etrafında su tutar. Böylece kalın barsak içinde yumuşak kıvamda bir kitle oluşturur. Böyle bir kitlenin barsak içinde bulunması kalın barsağın daha kuvvetli kasılmasına ve kitlenin daha hızlı itilmesine neden olur.

 

Web sitemizde; doktor, eczacı, ameliyatçı!!!! yok, beyaz önlüklü, yeşil önlüklü kişiler hiç yoktur.
Bağırsak Hastalıkları için daha geniş ve sade anlatımlı sadece bilgi için mej veya tlf destek vardır.

Diğer Tüm Hastalık Belirtileri İçin Tıkla – Hastalık Belirtileri

birtat @ birtat.com.tr

Bağırsak Hareketleri



bağırsak gazı
bağırsaklarda hissedilen şişkinlik, bağırsak gazından kaynaklanır. Nedeni, bağırsakları besleyen bezlerin yeteri kadar çalışmaması, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozukluğudur.

bağırsak iltihabı
Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

bağırsak kanaması
Önemli bir hastalığın işareti olabilir. Önce kanamanın nedenini tespit ettirmek gerekir. Kısa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora başvurmak gerekir.

bağırsak solucanları
bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar. Yuvarlak kurtlar, Kıl kurtları, Kamçı kurtları, Kancalı kurtlar, Şerit

kalınbağırsak iltihabı
Daha ziyade bağırsakları zayıf olanlarda görülen bir hastalıktır. Bazen iltihapla birlikte ülser de görülür. Buna tıp dilinde ülserli kolit denir. Hastalık aniden başlayıp, hiç beklenmedik bir anda kaybolabilir. Hastada aniden veya yavaş yavaş gelen ishal görülür. Dışkısı kanlıdır. Hasta, karın ağrılarından şikayet eder, ateşi de yüksektir. Doktora başvurmak şarttır. Bu arada istirahat etmek ve bol vitaminli gıdalar almak gerekir. Alkol, fazla miktarda meşrubat ve süt içilmez. Çekirdek gibi kabuklu şeyler yenmez.

anus kaşıntısı
Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.

ateş
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 – 37,5 arasında ise normaldir. Ateşle birlikte; üşütme, titreme, baş ağrısı, bunalma, huzursuzluk, vücut kırgınlığı, iştahsızlık, kabızlık, sayıklama, havale veya koyu renkli idrar çıkarmada görülebilir. Ateşin nedeni, genellikle soğuk algınlığı, grip, bademcik iltihabı, boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, kulak iltihabı, bağırsak iltihabı veya böbrek hastalıklarından biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

basur
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.

gazlar
Midede veya bağırsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastalıklarıdır.
hava yutma
Tıp dilinde aerofaji diye bilinen bu hastalık, genellikle asabi mizaçlı kimselerde görülür. Bunlar yemek sırasında farkına varmadan hava yutarlar. Hava yutma, mide ve bağırsak gazlarının oluşmasına yardımcı olur.

havale
Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir. Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.

hazımsızlık
Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir. Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir.

hıçkırık
Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde singultus denir. Nedenleri çeşitlidir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.
idrar tutamamak
Bazı kimseler, öksürme, aksırma, gülme, ağlama, hallerinde veya heyecanlandıkları zaman idrarlarını tutamayıp kaçırırlar. Bu durum bilhassa çok doğum yapmış kadınlarda sık görülür. Nedeni ön ve arka boşaltım kanallarındaki kasların zayıflamış olmasıdır. Ayrıca böbrek veya idrar yollrındaki taş veya tümör, omuriliğin hastalanması da idrar tutamamaya neden olabilir. Küçük çocuklarda ise, bağırsak solucanları idrar kaçırmaya neden olabilir.

incir
bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit, öksürük ve boğaz ağrılarında faydalıdır. Enerji verir.

ishal
İshal; normal katılıktaki dışkının sulu veya yumuşak; sümüklü, kanlı veya yağlı bir şekil alıp, sık sık tuvalete çıkmak ihtiyacını doğurmasıdır. Bazen de ağrı yapar. İshal ve kabızlığın birbiri ardınca sık sık görülmesi kesinlikle ihmal edilmemesi gereken bir durumdur. İshale halk arasında amel ve sürgün; tıp dilinde ise diare denir. İshalin nedenleri arasında; yiyeceklerin bozuk olması, veya yiyecek çeşitlerinin değişikliği, üşütme, isteri, bağırsak hastalıkları, kolera, dizanteri, tifo, nefrit, kalp, karaciğer veya akciğer hastalıkları sayılabilir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ishallerde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Neden ne olursa olsun tedavinin ilk şartı sıkı bir perhizdir. Hastaya açık çay, maden suyu içirilir, yoğurt yedirilir. Sütlü ve yağlı yiyecekler verilmez, peynir yedirilmez. Bol limonlu pirinç çorbası ve patates püresi yedirilir. Her saat başı bir elmayı yemesi tavsiye edilir.

iştahsızlık
Soğuk algınlığı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları, karaciğer hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, böbrek veya kalp hastalıkları, kadınlarda aybaşı halleri, isteri, yorgunluk, can sıkıntısı, iştahsızlık gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Tedaviye yemekleri belirli saatlerde yemeye alışmakla başlanabilir. Üzücü ve sıkıcı olaylardan uzak durmaya çalışılır. Nedeni bulmak için doktora başvurulur.

kabızlık
Tuvalete hiç çıkmama veya çok seyrek çıkmaya kabızlık, peklik ya da inkıbaz denir. Tıp dilinde ise konstipasyon adı verilir. Yeterince sulu şeyler yememe, sinir bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, sindirim sistemi bozuklukları, hormon dengesizliği, basur, fıtık boğulması, kabızlığı doğuran nedenler arasındadır. Ayrıca günlerinin büyük bir kısmını oturarak geçirmek zorunda olanlarla, hamilelerde ve yaşlılarda görülür. Öncelikle kabızlığa neden olan hastalığı tespit etmek gerekir. Esas nedeni tespit etmeden alınacak müsil ilaçları kötü sonuçlar doğurabilir. Kabız omayı önlemek için, sebze çorbaları ve yemekleri, mercimek, ıspanak, salata, balık ve çavdar ekmeği yemek çok faydalıdır. Ayrıca erik reçeli, bal, üzüm, kayısı veya elma yemek; bol su veya şerbet içmek de yararlıdır. Müzmin kabızlıktan şikayet edenlerin de; fazla et, yumurta, peynir, beyaz ekmek, muz gibi yiyecekleri azaltmaları, kahve çay ve sigarayı en az miktara indirmeleri, alkolü bırakmaları gerekir. Kabızlığı gideren ilaçların fazla miktarda ve uzun süre kullanılması kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ilaçları kullanırken tavsiye edilen miktarları aşmamak gerekir.

kanser
Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz. – Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar – Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler – İyileşmeyen yaralar – Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük – Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları – Ben ve siğillerde görülen değişmeler. Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir. – Beyin ve omurilikte %1 – Ciltte %10 – Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6 – Memelerde %14 – Sindirim sisteminde %25 – Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3 – Karaciğer ve safra kesesinde %3 – Diğer organlarda %8 Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir. Makro-biyotik Gıda Rejimi: Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir. %23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir. %5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir. %10-15’I deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir. Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir. Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir. Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır. Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti. Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır.

karaciğer hastalıkları
Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir. Karaciğerin görevi : – Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar. – Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler. – Vücudun ısısını ayarlar. – Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar. – Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar. – Hormonların görevleri üzerinde etkili olur. Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır. Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri : Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar.

karaciğer yetersizliği
Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir.

karın ağrısı
Karın boşluğunda bulunan mide, bağırsaklar, karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, idrar torbası ve kadınlarda yumurtalık veya rahimde görülen herhangi bir rahatsızlık, karnın çeşitli yerlerinde ağrılara yol açar. Bu nedenle karın ağrılarının nedenleri pek çoktur. Karın ağrıları, hastalığın yerine ve özelliğine göre ya aniden ya da yavaş yavaş başlar. Ağrı ile birlikte bulantı, kusma, ishal, ve ateş de görülebilir. Kısa sürede geçmeyen karın ağrılarında, mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Doktora danışmadan ilaç, müshil almak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

kulunç ağrısı
Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir.

kusmak
Midenin içindekilerini, elde olmayarak ağız yolu ile dışarı atmaya kusmak, kusulan şeye de kusmuk denir. Kusmanın bir çok nedeni vardır. Örneğin, zehirli, bozulmuş yiyecekler, içki, gastrit ve ülser gibi mide hastalıkları, bazı besinlere karşı hassasiyet, bazı ilaçlar, kanser, mide kanaması, mide fıtığı, sinirlenme, migren, araç tutması, zehirlenme, kansızlık, sarılık, tiroid hastalıkları, hamilelik ve çocuklarda kabakulak, bademcik veya bağırsak hastalıkları sırasında kusma görülür. Tedavinin ilk şartı, kusmanın nedenini belirlemektir. Tedavi nedene göre yapılır. Hasta kustuktan sonra, sırt üstü yatırılır. Birşey yedirilmez. Bir bardak buzlu su, yudum yudum içirilir.
mide ülseri
Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir. – Tedavi süresince istirahat edin – Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin – bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın – Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın – Diş sağlığına önem verin – Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin.
öksürük
Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır. – Kuru öksürük Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür. – Nöbet şeklinde gelen öksürükBu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür. – Balgamlı öksürük Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır
romatizma
Umumiyetle eklem, kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıklara romatizma denir. Romatizma ağrıları, vücudun her tarafında görülebilir. Halk arasında, romatizma ağrılarına yel denir. Şişmanlık, hormon dengesizliği, karaciğer yetersizliği, beslenme dengesizliği, mide ve bağırsak bozuklukları, çürük dişler, sinüzit, bademcik iltihapları ve yaşlılık romatizmayı hazırlayan nedenlerin başında gelir. Ayrıca, soğuk ve rutubet de çok önemli rol oynar. Romatizmalı yerlerde ağrı, yanma veya üşütme ve şişlikler görülür. Ağrı bazen dayanılmaz dereceye varır. Hareket etmekte de güçlük çekilir. Tedavi edilmezse, kalp kapağı hastalığı veya bir başka hastalığa neden olur.3 çeşit romatizma vardır: – Akut eklem romatizması – Romatoid artrit – Dejeneratif romatizma
şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. – Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. – Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. – Diabetik Koma :Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. – Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.
tifo
Mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu çomak şeklindedir. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. Salgın daha ziyade yaz ve sonbahar aylarında görülür. Hastalık, mikrop vücuda girdikten yaklaşık 7-15 gün sonra ortaya çıkar. Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları görülür. Fakat hasta yatmak ihtiyacını hissetmez. Birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselmeye başlar. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. İlk belirtilerin ortaya çıkmasını takip eden birkaç gün içinde ateşi daha da yükselir. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Bademcikler iltihaplanmış, hasta zayıflamıştır. Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır. Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyva suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.
ülseratif kolitis
Stres sonucuda ortaya çıkanbilen ve kalın bağırsakla rektumu kaplayan kanamalı yaralar.
verem
Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur. Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.
bağırsak için Şifalı Bitkiler
Şifalı Bitkiler > Bitkiler, Bitki Çayları, Meyveler, Sebzeler, Baharatlar
acıağaç
İştah açar, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Tükürük ifrazatını arttırır. Mide, bağırsak, karaciğer ve böbreklerin çalışmasını düzenler. Böbrek sancılarını keser, taşların düşürülmesine yardımcı olur. bağırsak kurtlarını döker. Kanamaları durdurur. Haşarat kaçırıcı olarak da kullanılır. Fazla kullanılacak olursa; baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma yapar.
adaçayı
Mide va bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Boğaz, bademcik ve dişeti iltihaplarını giderir. Göğsü yumuşatır. Astımdaki sıkıntıları geçirir. İdrar ve ter söktürür. Banyo suyuna katılıp yıkanılırsa; zindelik verir. Günde, 3 kahve fincanından fazla içilmemelidir.
anason
Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı arttırır. Öte yandan kusmayı ve ishali keser.
ayva
İshal ve dizanteriyi keser. Mide ve bağırsakları kuvvetlendirir. İnce bağırsak iltihabını giderir. Kanı temizler. Çarpıntıyı dindirir.
brokoli
Kansere karşı bizi koruyan ve ömrümüzü uzatan müthiş bir sebze. Çok miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine birebir. Mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin deposudur. Brokoli tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer kanseri görülür, kalp dolaşım hastalıklarına da pek fazla rastlanmaz. Kadınlarda göğüs kanserini önler. Göğüs kanserine ve spinabifida hastalığına karşı etkili. Brokoli bol miktarda, göğüs kanseri riskini azaltan ‘indole’ adlı bir madde içeriyor. İndole, göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor. Ayrıca brokolinin diğer bir özelliği de, spinabifida hastalığını (doğuştan belkemiğinde son omurun kapanmamış olması) önlemesi.
buğday
Lifli gıdalar sağlıklı bir beslenmenin temelidir. Buğdayın dış kabuklarından elde edilen kepek de, genellikle mısır gevreği türü yiyeceklerle tüketilir. Kepekli buğday unundan yapılan kurabiye vb. bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar ve kabızlığı önler. Buğday tanesinin özü olağanüstü besleyicidir. Vücudun özümsediği kalsiyum, demir ve çinko burada depolanır. Besin değeri, potansiyel olarak yulaf ve mısırdan daha yüksek olan buğday, bağırsak ve rektum kanserini önleyici faktörler içerir. Ama, yulaf ve mısıra kıyasla sindirimi biraz daha zordur.
çilek
Körpe ve bol sulu çilekler sistemi temizliyor. Cilt sorunları olanlar için de iyi bir meyvedir. Böbrek, idrar yolları ve bağırsak sorunları için de birebirdir. Ayrıca diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Çilekte yüksek oranda C vitamini bulunduğu gibi, yüksek tansiyon ve kolesterolü düşüren maddeler içeriyor. Çilek C vitamini ihtiyacını karşılar. Ayrıca bol miktarda potasyum içerir ve lifli besinler arasında önemli bir yer tutar. Diyabetli hastalar, çileğe şeker ilave etmemek şaartıyla bu meyveyi bol bol yiyebilirler.
çörekotu
İştah açar. Vücuda kuvvet ve dinçlik verir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker. Koklanacak olursa baş ağrısını keser.
dereotu
Bitkinin kullanılan kısmı meyveleridir. Meyveler eylül sonunda toplanır ve gölgede kurutulur. Meyvelerinde sabit ve uçucu yağ, pektin ve azotlu bileşikler vardır. Meyveler yatıştırıcı, mide ve bağırsak gazlarını önleyici olarak kullanılır. Hazımsızlık ve hıçkırığa tesiri iyidir. Yaprakları da yemek ve salatalarda kullanılır.
dut
Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.
hatmi
Ağız, boğaz ve dişeti iltihaplarını iyileştirir. bağırsak iltihaplarını giderir.
havuç
Haftada beş kere yendiği takdirde Harvard’ın araştırmalarına göre kadınlarda kalp enfarktüsünü, felç tehlikesini yüzde 68 oranında azaltıyor. Günde iki havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azalttığı görülmüştür. Her gün yenen bir havuç da akciğer kanseri tehlikesini yarıya indiriyor. Havuçtaki Beta-Karotin de gözleri yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruyor ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir. Kansere karşı etkili olduğu gibi cildin kurumasını da engelliyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Beta karotin (kansere neden olan serbest radikallari durduruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor) içeren havucun en büyük özelliklerinden biri içerdiği bu maddenin cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebilmesi.
kekik
Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. Kalp çarpıntısını keser. bağırsak iltihaplarını iyileştirir. bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Kandaki şeker miktarını azaltır.
kuşburnu
Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Güçlü bir kurt düşürücü ve bağırsak yumuşatıcısıdır. Mide kramplarına ve sindirim sistemi zorluklarına karşı faydalıdır. Romatizma ağrılarını gideriyor. Basur tedavisinde iyi sonuç veriyor.
lahana
Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır. bağırsak kanserine karşı etkili. Lahana kanser hücrelerinin üremesini engelleyen kimyasal bir madde (isotiocyanates) içeriyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, haftada bir gün lahana yiyenlerin bağırsak kanseri olma riskleri üçte iki oranında azalıyor.
nar
Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Mide, bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.
soğan ve sarımsak
Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı tehlikesini azaltırlar. Soğan, mide kanserine yakalanma riskini; sarımsak da bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltıyor. Sarımsağın mayasında bulunan maddeler hücrelerin zarar görmesini önleyerek, vücudu erken yaşlanmaya karşı koruyor. Antibiyotik ve nefes darlığını gideren bileşimler içeren sarımsak bağışıklık sistemini de kuvvetlendiriyor. Kalbe ve alerjik hastalıklara karşı etkili. Soğan içerdiği kimyasal maddelerle kalbimizi güçlendiriyor ve alerjik reaksiyonları engelliyor. Newcastle’da yapılan araştırmalar, düzenli bir şekilde soğan yiyenlerin damarlarının tıkanma riskinin azaldığını gösteriyor.
üzerklik
bağırsak kurdundan prostata, hemoroitten karın ağrısına pek çok hastalığa iyi gelmektedir.
yenibahar
Damar sertliğini önler. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını giderir.
zencefil
İştah açar. Kusmayı önler. bağırsak bozukluklarını giderir.
zeytin
Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

İnce ve Kalın Bağırsak Hastalıkları
İnce bağırsak karın boşluğuna yerleşmiş 6-8m uzunluğunda düodenumun 1 kısmı hariç mobil bir organdır. Anatomik olarak düodenum , jejunum ve ileum olarak üç bölümde incelenir. Düodenum ve jejunum üst karın bölgesine ileum ise alt abdomen bölgesine yerleşir. Çapı jejunum bölgesinde ileuma göre daha geniştir.İç yüzünde spiral mukoza kıvrımları bu kıvrımlar düodenum ve jejunum bölgesinde boyları 1 cm kadar çıkabilir. Mikroskopik seroza ,muskularis mukoza,submukoza ve mukoza olarak incelenir.

Fizyoloji :
İnce bağırsak sindirimin ve emilimin hemen hemen tamamının oluştuğu yerdir. Düodenum ve jejunum da safra asitleri ve pannkreas enzimleri etkisi ile karbonhidratlar, yağlar proteinler ve elektrolitler sindirilir ve emilir. Bunlardaki bozulmalar malabsorpsiyon sendromları olarak karşımıza çıkar.

Sindirim ve emilim bozuklukları:
Malabsorpsiyonun klinik bulgular.
Absorpsiyon Bozukluğu olan Besin
Semptom ve Bulgular
Laboratuvar bulguları
Yağ
Yağlı dışkı,sulu ıshal,kilo kaybı
Yağlı dışkı,s.karoten az.
Protein
Kilo kaybı,kas zayıflığı,ödem,
Serum alb.düşük
Karbonhidrat
Şişkinlik,gurultu,sulu ishal,gas
Asid dışkı,os.ishal,sol.test+
Demir
Anemi,glossit,aftöz ülser,keliozis
Mikrositoz,s.de.düş.dbk yük.
Folik asid
Anemi,glossit,aftöz ülser
Makrositoz +-anemi,ert.folatdüş
Vit.B12
Anemi,glossit,nörolojik sekel
” ” ” ” s.B12 düş.
Vit.A
Gecekörlüğü,hiperkeratoz,
S.Vit A.düş.S.Karoten düş.
Vit.D.
Osteomalazi,prok.miyopati.
S.kalsiyum düş.s.fosfat düş.

Raşitizm
S.Alk Fos.Yük. P.Vit D Düş.
Vit K
Kanama, Bruising
Prot.zamanı Uzun
Kalsiyum
Uyuşma , kasılma
S.Kalsiyum düş.
Mağnezyum
Uyuşma, Kasılma
S.Mağnezyum düş.
Çinko
Yara iyileşmesi yavaş,dermatit
S.Çinko düş.
Safra tuzları
Sulu diare
Sekretuvar diare

Emilim Bozukluğu Mekanizması
Lümeniçi Evre
Mukozal Evre
Geçiş Evresi
Maddelerin Hidrolizi
Fırçamsı sınır hidrolizi
Lenfatik
1.Enzim yetersizliği-Kr.pankreatit pankreas kanseri
Primer veya ikincil disakkaridaz yet.
Tıkanıklık- Lenfanjektazi-primer sekonder nodal hastalık
2.Enzim inaktivasyonu-Z.E.Send.

3.Çabuk geçiş- cerrahi sonrası Yağ solubülasyonu
Epitel geçişi
Vaskuler
1.Kr.K.C.Hast.safra tuzu
1.Ayrıştırılmış defekt Hartnup Hast.cistinuri, kongenital vitB12,folate yetersizliği
İntestinal iskemi,aterom,vaskulit yapım azlığı
2.Safra sekresyon bozukluğu kolestatik sarlık

3.Safra tuzları dekongigasyonu, presipitasyonu,bağlanması-bakteri aşırı çoğalması,Z.E.Send.İlaç etkisi,
2. Global defekt,ince bağırsak ameliyatı, yaygın mukoza hastalığı,(Celiac sprue,tropical sprue, Crohn hast.radyasyon hast.iskemi,Whipple ,AİDS,İnf.)

4.Safra tuzu kaybı artar,Terminal ileum rezeksiyonu veya hastalığı,

5.CCK salgılama bozukluğu -aşırı mukoza hasarı

Lüminal olabilirlikler;
1.İntrinsik faktör eksikliği, pernisiyöz anemi
2.Bakteriyel B12 tüketimi, aşırı bakteri çoğalması

TANI :
Kan kan serum demiri, Vit.B12, Folate,s.kalsium,Alk.Fos. ve Alb. Testleri yapılır.
Yağ emilim testleri ,
Protein emilim testleri,
Karbonhidrate emilim testleri,
Diger testleri D.Xylose , Schilling, Safra asid emilim testleri,
İnce Bağırsak mukoza incelenmesi, radyolojik,endoskopik, biyopsi
Solunum testleri,
Pankreas fonksiyon testleri ,

TEDAVİ :
1.Sebebe yönelik tedavi 2.Semptomatik ve destek tedavisi

KALIN BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Anatomi:
Kalın bağırsağın uzunluğu 100-125cmdir. Çekum,çıkan kolon,hepatik fleksura, transver kolon,splenik fleksura,inen kolon ,sigmoid kolon ve rektum gibi anatomik kısımları vardır.Çapı çekumda en geniş (8,5cm) distale doğru cap daralır sigmoid bölgede (2,5cm)dir.Duvarı dışta longitidünal içte sirküler kas tabakası uzunlamasına olan kas teniaları oluşturur. Kas tabakasının kasılması ile haustrasyolar ve içte düzensiz kıvrımlar oluşur.Mukoza genellikle düzdür.Histolojik olarak seroza,kas tabakası,mukoza ve submukozadan oluşur.
Kalın bağırsağın görevi suyu ve elektrolit emilimini sağlamak, içindeki maddelerin ilerlemesini ve depolanmasını sağlamaktır.Bunun yanında bakterilerin emilmemiş karbonhidratlardan oluşturduğu yağ asitlerinide absorbe eder.

KALIN BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Kalın bağırsak hastalıklarını iki grup altında incelemekte yarar var. 1- Organik kalın bağırsak hastalıkları, 2. Organik olmayan kalın bağırsak hastalıkları.

ORGANIK KALIN BAĞIRSAK HASTALIKLARI;
İltihabi bağırsak hastalıkları , tümöral hastalıklar ki bunlarda iyi huylu tümöral hastalıklar ve kötü huylu tümöral hastalıklar olarak incelenebilir,

İltihabi kalın bağırsak hastalıkları ; Ülseratif kolit , *Crohn Hastalığı,

İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Etyoloji ve Patogenezis ; etyolojisi ve patogenezisi bilinmeyen ince ve kalın bağırsağın inflamasyonuna sebeb olan bir grup hastalık ülseratif kolit ve Crohn hastalığı olarak bilinir.
Ülseratif kolit patolojisi; belirgin olarak mukoza ve submukozayı yaygın olarak tutan ,vasküler ödem,yüzeyel ülserler,lamina propia da hücre infiltrasyonu ve crypt absesiyle özelliklidir.Kalın bağırsak ve rektumu tutar.
Rektal kanama ,ishal ile karakterli zaman zaman alevlenen kronik iltihabi bir hastalıktır.20-60 yaşlarında görülebilir.Tanı genellikle semptomlar ve kalın bağırsağın endoskopik olarak gözlenmesiyle konur.Dışkı tetkiki ,radyolojik ve endokopik gözlem ve biyopsi ile aynı semptomlara neden olan diğer hastalıkların olmadığı ortaya konmaktadır.

Tedavi ;
Tıbbı * beslenme ve destek tedavisi * Psikoterapi * gibi nonspesifik tedavi yanında Sulfasalazine * 5-ASA gibi ilaçlar vardır. Hastalığın aktif dönemde olup olmamasına bağlı olarak da değişik tedaviler uygulanabilir. Cerrahi ;
Kalın bağırsağın tümünün çıkarılması şeklindedir.

Crohn hastalığı ;ağızdan anuse kadar tüm sindirim sisteminin her hangi bir yerini tutabilen hastalık tuttuğu bölgede sindirim sisteminin tüm duvarı tutar.Zaman zaman aktivasyon ve sindirim sistemi dışı bulgularla ortaya çıkar. Hastalıklı bölgede ödem ,abse , fistül ve darlık gibi komplikasyonlar sık görülür.

Tedavi ;

Tıbbı ;
* Diyet beslenme * İshalin tedavisi * Anti- inflamatuvar tedavi

Cerrahi ;
Komplikasyonlarda sözkonusudur.( tıkanma,kanama,abse,fistül)

İYİ HUYLU KALIN BAĞIRSAK TÜMÖRLERİ

İyi huylu tümörleri 3 grup altında incelemek mümkündür,

Adenomalar( Neoplastik Epitelyal tümör)
· Tübüler adenom
· Tübülovillöz adenom
· Villöz adenom

Non-Neoplastik Epitelyal tümörler
· Hiperplastik polip
· Juvenil polip
· Peutz-jeghers polip
· İnflamatuvar polip
· Mukozal çıkıntı

Non-Epitelyal tümörler
· Lipoma
· Lenfoıd polip
· Düz adele polip
· Vasküler tümör
· Nörojenik tumor
· Diğer seyrek tümörler

Adenomalar prekaser lezyozlar olarak kabul edilir. Adenomların kanserleşme oranları polibin büyüklüğü ve histopatolojik özellikleriyle ilgilidir.Bu nedenle bu polipler görüldüğü zaman çıkarılmalıdır.

POLİPOZİS SENDROMLARI
Familiyal adenomatöz polipozis , Peutz-Jeghers sendrom , Cronkhite-Canada sendromu,juvenil polipozis , nörofibromatözis , Cowdin Hastalığı, gibi sendromlardan bahsedilebilir.

KALIN BAĞIRSAK KÖTÜ HUYLU TÜMÖRLERİ

Kalın bağırsak kanserlerinin büyük çoğunluğu adenokanserdir. Etyolojisi tam olarak bilinmiyor,ancak bu konuda yoğun bilgi birikimi var . Özetle – Genetik,Adenomatöz polipler, Steroıd hormonlar, İnflamatuvar bağırsak hastalıkları , safra asitleri , diyet , vucut demir miktarı ve transverrin miktarı ,sigara ,alkol tüketimi , mide ameliyatı geçirilmesi gibi durumlar bilinmektedir.

Tanı;
Radyolojik tetkikler
Endoskopik tetkikler – Kolonoskopi , biyopsi alınması.

Tedavi ;
· Proflaktik önlemler – diyet düzenlemesi , endoskopik polipektomi , ilaç tedavisi gibi.
· Cerrahi

Kalın Bağırsak Divertikülleri ;

Yaşlılıkta kolon divertikülleri % 20-50 oranında görülebilir. Bağırsağın mukoza submukoza muskularis mukoza tabakalarının tümünün kolon duvarından dışarı doğru keselenmesidir. 1mmden 1cm kadar genişliği değişir.Çoğunlukla sigmoid kolon bölgesinde oluşur. Yüzlerce olmasına rağmen komplikasyon olmadığı sürece semptomlar olmayabilir.Barsak içi basıncın azaltılması kepekli gıdaların yenmesi gibi tetbirler alınabilir.
Komplikasyonlar; kanama , Divertikülit , Abse , oluşması gibi durumlardır.

ORGANİK OLMAYAN KALIN BAĞIRSAK HASTALIKLARI

İRRİTABLE BAĞIRSAK SENDROMU

İBS bağırsak alışkanlıklarının değişmesi, kramp şeklinde ağrı , gas ve bağırsakta seslerin belirginleşmesi ile karakterlidir.Hastaların bazıları kabızlıktan şikayetçi bazıları ise diareden şikayetçidirler.Bzaı hastalar ise her ikisinden şikayetçidir.
Yıllar içinde kolitis ,müköz kolit ,spastik kolon,spastik bağırsak, fonksiyonel bağırsak hastalığı gibi isimlerle adlandırılmıştır.
İBS sebebi bilinmiyor ve tedavisi de yoktur. Kalın bağırsak muayenesinde her hangi bir patoloji saptanmadığı için fonksiyonel olarak kabul edilir.Karında gergilik ve huzursuzluk hissedilmesine rağmen sürekli bir rahatsızlık ,kanama ,kanser gibi ciddi hastalıklara neden olmaz.Bazı hastalarda hafif semptomlar olurken bazılarında ağır olabilir buda hastaların sosyal hayatlarını etkileyebilir.Hastaların çoğu şikayetlerini diyetle ,stresi kontrol ederek ,bazen de ilaçlardan yararlanarak idare ederler.

Tanı ; doktor iyi bir anamnez , iyi bir fizik muayene ,laboratuvar testleri ,radyolojik ve endoskopik tetkiklerle organik bir patoloji olmadığı ortaya konur.
Tedavi; semptomların ortaya çıkmasında hayvansal yağların ve sebzelerin önemi bilinmektedir.Özellikle yemekten hemen sonra kramp tarzında ağrılar başlar.
Stresinde kolon motilitesini etkilediği bilinmektedir.Hastalara yüksek fibrinli gıdalar önerilir bunlar başlangıçta gas ve gerginliği arttırabilirler ancak birkaç ay sonra vücut alışır ve bu şikayetler azalır.
Bazen ilaçlar doktor kontrolünde kullanılır ve yararlı olabilirler .Emosyonel yönden ağır olan hastalarda konsültasyon gerekebilir.

KALIN BAĞIRSAK KANSERİ HAKKINDA NELER BİLİYORUZ
Kolon ve Rektum
Kolon ve rektum, sindirim sisteminin “kalın bağırsak” olarak adlandırılan kısmını oluşturur. Kalın bağırsakların yaklaşık 150-180 cm’lik üst kısmına “kolon”, 15-17 cm’lik alt kısmına ise “rektum” adı verilir.
Yiyecekler, midede ve ince bağırsaklarda sindirildikten sonra kalın bağırsaklara gelirler. Burada bağırsak içeriğinin içinde sindirim sisteminin daha üst kısımlarında emilmemiş olan Su da vücutça emilerek geriye ‘gaita’ olarak adlandırılan katı kısım kalır. Gaita, kolon ve rektum boyunca ilerleyerek daha sonra anüs yoluyla vücuttan atılır.
Kanser Nedir?
Kanser vücuttaki hücrelerin kontrolsüz olarak aşırı şekilde çoğalıp, vücudun çeşitli bölgelerine dağılmalarıdır. 100’den fazla değişik Kanser türü vardır.
Vücudun tüm diğer organlarında olduğu gibi kolon ve rektum da değişik türde hücre gruplarından oluşmuştur. normal olarak hücreler ancak organizma onlara gerek duyduğunda çoğalırlar. Bu durum organizmanın belirli bir düzen içerisinde gelişmesini ve böylece Sağlıklı kalmasını sağlar.

Hücreler gerek olmadığı halde bölünüp, çoğalırlarsa o bölgede bir doku kitlesi oluşur. Fazladan oluşan bu kitle ‘tümör (ur)’ olarak adlandırılır. Bu kitleler benign (selim) veya malign (habis) olabilirler.
Benign (selim) tümörler kanser değildir. Onlar komşu dokulara ve vücudun diğer organlarına yayılmazlar. Bening tümörler genelde vücuttan çıkarılabilirler. Nadiren zararlı olabilirler.

Polip, bening bir tümördür. Kolon veya rektum duvarında oluşabilir. Kolon ve rektumdaki bu polipler ileride kansere dönüşebilme olasılıkları nedeniyle çıkartılmalıdırlar. Bir kişide polip saptanırsa, yeni bir polip oluşma olasılığı yüksektir. Bu nedenle bu kişiler düzenli olarak kontrolden geçirilmelidirler.
Malign (habis) tümörler kanser olarak adlandırılırlar. Bu tümörler komşu doku ve organlara sıçrayıp, onlara zarar verebilirler. Kanser hücreleri kanserli dokudan koparak kana karışabilirler veya lenf yollarına girebilirler. Kanserin yayılması ve vücudun diğer bölgelerinde tümör oluşması bu yolla olur. Kanserin sıçraması ve yayılması “metastaz” olarak adlandırılır.

Tümörler kolon ve rektumun herhangi bir bölgesinde oluşabilir. Kanser hücreleri kolon ve rektum dışına genelde lenf (akkan) yoluyla yayılırlar. Kolon ve rektum kanserleri karaciğer, akciğerler, beyin, böbrekler ve mesaneye yayılabilirler.
Kanser vücudun diğer bir bölgesine yayıldığında, o bölgede yayıldığı yerdeki türden bir tümör oluştururlar ve aynı adla anılırlar. Örneğin bağırsak kanserleri, karaciğere yayıldığında karaciğerde oluşan tümör kolorektal kanser hücrelerinden oluşmuştur. Bu durum “metastatik kolorektal kanser” veya “karaciğere metastaz yapmış kolorektal kanser” olarak adlandırılır. “Karaciğer Kanseri” olarak adlandırılmaz.

ERKEN TANI
Kanser ne kadar erken tanınır ve tedavi edilebilirse o kadar iyi sonuç alınır. Bu özellikle kolorektal kanserler için daha önemlidir. Tedaviden en iyi sonuç hastalık yayılmadan yapılırsa alınır. Aşağıdaki önerileri yerine getirerek insanlar kolorektal kanserlerin erken tanınmasını sağlayabilirler.
Düzenli check-up’lar esnasında “rektal muayene” uygulanmasını isteyiniz. Bu muayenede doktor kayganlığı sağlayacak jel sürülmüş bir eldiven giyerek makattan parmağı ile muayene yapar ve rektumdaki anormallikleri saptar.
50 yaşından itibaren yılda bir kez “gaitada gizli kan” testini yaptırınız.

Bu test gaitada gizli olarak bulunabilecek kanı tesbit etmemizi sağlar. Çok az miktardaki gaita bir Plastik kaba konarak doktorun muayenehanesinde veya bir laboratuarda yapılabilir. Bu test kolorektal kanserlerin neden olduğu göremediğimiz miktardaki kanamaları saptamamıza yarar. Bunun yanısıra bu tür gizli kanamaya yol açabilecek diğer nedenler de vardır. Bu testin Pozitif olması daima kanser olduğunu göstermez.
50 yaşından itibaren her 3-5 yılda bir “sigmoidoskopi” tetkiki yaptırınız. Bu tetkik ışıklı bir tüp boru yardımıyla makattan girilerek rektum ve kolonun alt kısmının görülmesidir. Doktor bu ışıklı tüp yardımıyla bağırsakların bu kısmındaki polip, tümör ve diğer anormallikleri görebilir.
Kolon ve rektum kanseri konusunda daha riskli olan kimselerin doktorun önerisiyle bu tetkikleri daha sık olarak yaptırmaları veya ek bir takım testleri yaptırmaları gerekebilir.

BELİRTİLER
Kolorektal kanserler çeşitli belirtiler gösterebilirler. Aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda kolorektal kanserden kuşkulanılmalıdır.
• Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik,
• İshal veya kabızlık olması,
• Gaitada bulaşmış kan görülmesi veya gaitanın katran gibi siyah bir renk alması,
• Dışkı çapının incelmesi,
• Genel mide yakınmaları (gaz, şişkinlik, ağrı veya kramplar),
• Sıklaşmış Gaz ağrıları,
• Bağırsakların dışkılama sonunda tamamen boşalamamış gibi olma hali,
• Nedeni bilinmeyen kilo kaybı,
• Uzun süren halsizlik.
Bu belirtiler ülser, bağırsak iltihabı, Hemoroid gibi diğer nedenlerle de olabilir. Belirtilerin hangi nedenle olduğuna doktorunuz karar verecektir. Bu belirtilerin görülmesi halinde doktorunuza başvurmalısınız. Doktorunuz bu belirtiler nedeniyle sizi bu konuda uzmanlaşmış diğer bir doktora gönderebilir (gastroenterolog gibi).

TANI
Yukarıda belirtilen bulguların nedenini bulabilmek için doktorunuz siz ve aileniz hakkında bir takım sorular soracak, ayrıntılı bir muayene yapacak ve bir takım tetkikler isteyecektir. Daha önce bahsedilen tetkiklere ek olarak doktorunuz aşağıdaki ek testleri isteyebilir.

Barsak sisteminin görüntülenmesi: Hastaya baryum içeren bir solusyonun makat yoluyla verilmesinden sonra röntgen filmlerinin çekilmesi işlemidir (barium enema). Baryum kolon ve rektumun görüntülenmesini sağlayarak doktorun tümörü veya diğer bir anormalliği tanımasını sağlar. Doktorun küçük bir tümörü görebilmek için bazen bağırsakları genişletmesi gerekebilir. Bu nedenle test boyunca dikkatli bir şekilde bağırsaklara Hava verilebilir. Bu işlem “çift kontrast baryumlu film” olarak adlandırılır.
Kolonoskopi: Yine ışıklı bir tüp kullanarak kolonun tümünün incelenmesidir. Bu işlem bükülebilir bir sigmoidoskop ile yapılanla aynıdır fakat bu kez ışıklı tüp daha uzundur.
Doktor bir polip veya Anormal bir büyüme saptarsa onu sigmoidoskop veya kolonoskop yardımıyla alabilir. Alınan bu parçayı patoloji doktoruna göndererek o parçanın incelenmesini ve kanser hücrelerinin araştırılmasını sağlar.
Bu işlemin adı “biopsi almak”tır. Poliplerin çoğu bening (selim)’dir. Fakat bunu saptamanın tek yolu biopsi almaktır. Eğer patolog (patoloji uzmanı) kanser saptarsa, hastanın doktoru bu kanserin evresini, büyüklüğünü ve yaygınlığını bilmek ister. Evreleme işlemi, kanserin başka bir dokuya yayılıp yayılmadığı ve diğer organları etkileyip etkilemediği konusunda doktora yardımcı olur. Tedavinin nasıl olacağı kararı bu bulgulara göre verilir.
Evreleme, kolorektal kanserin çoğunlukla akciğerler ve karaciğere yayılması nedeniyle röntgen filmleri, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi ile bu organların taranmasıyla yapılır. Doktorunuz karaciğer fonksiyonlarının belirlenmesi amacıyla ek kan tetkikleri isteyebilir, ayrıca CEA (karsino embriyojenik antijen) testi istenebilir. Bu test özellikle hastalığın yayıldığı durumlarda, kolorektal kanserli insanların kanında normalden daha fazla miktarda bulunabilir.

TEDAVİ
Doktor her hasta için gerekli bir tedavi planı yapacaktır. Kolorektal tümörlerin tedavisi hastalığın boyutuna, yerleşim yerine, evresine, hastanın genel sağlık durumuna ve diğer faktörlere bağlıdır.
Kanser hastalarının çoğu hastalıkları ve tedavi seçenekleri konusunda tüm bilgileri öğrenmek isterler. Onların sorularına en iyi cevap verebilecek kişi doktorlardır. Tedavi seçenekleri konusunda konuşulurken, hasta doktoruna hastalık hakkında yapılan çalışmalar (araştırmalar) konusunda bilgi isteyebilir. Bu çalışmalar “clinical trials (klinik araştırmalar)” olarak adlandırılır ve kanser tedavisinin daha iyi yapılabilmesi için gerçekleştirilmektedir.
Hastaların doktora görünmeden önce ona soracakları soruları bir liste halinde hazırlamaları onlara yardımcı olur. Hasta notlar alabilir, doktorun söyledikleri ile konuşulanları kaydedebilir. Bazı hastalar doktorla görüşmelerinde yanlarında bir arkadaşlarının veya Aile üyelerinden birinin bulunmasının kendilerine yardımcı olabileceğini düşünürler.

Tedaviye başlamadan önce hastanın doktora sormak isteyebileceği bazı
sorular şunlardır:
• Hastalığın evresi nedir?
• Tedavi seçeneklerim nelerdir? Benim için hangisini önerirsiniz? Niçin?
• Benim için uygun olabilecek klinik bir çalışma var mı?
• Her tedaviden beklediğimiz yararlar nelerdir?
• Her tedavinin riskleri ve muhtemel yan etkileri nelerdir?
• Yan etkiler konusunda neler yapılabilir?
• Tedavi boyunca kendi kendime yapabileceğim ne tür tedbirler vardır?
• Muhtemel tedavi maliyeti ne olacaktır?

Hasta veya bir yakını tedavinin etkinliği konusunda doğal olarak bilgi sahibi olmak isteyebilir. Bazen onlar hastanın tamamen iyileşip iyileşmeyeceği veya ömrünün ne kadar kaldığı konusunda istatistiksel bilgiler isteyebilirler. Unutulmamalıdır ki, bu değerler büyük hasta gruplarından elde edilen ortalama değerlerdir. Özellikle bir kişinin prognozu hakkında kesin veri olarak kullanılması uygun olmaz. Çünkü iki kanser hastası bile birbirinin aynı değildir. İnsanlar doktora iyileşme ve yaşam şansları konusunda sorular sorarlar. Fakat doktorlar her zaman ne olacağını bilemeyebilirler. Doktorlar kanserin gidişatı hakkında konuşurken “hastalığın tamamen geçmesi (cure)” terimi yerine “hastalığın iyileşmesi veya kontrol Altına alınması (remission)” terimini kullanmaları uygun olur. Bu nedenle hastaların çoğu tamamen iyileşmesine rağmen hastalığın geri gelme olasılığı nedeniyle doktorlar “remission” terimini kullanırlar.
Kanser ve tedavisi hakkında öğrenilecek çok şey vardır. Hastalar bunların tümünü bir defada anlamayabilirler. Anlamadıkları şeylerin açıklanması veya daha fazla bilgi edinmek için değişik sorular sormaktan çekinmemelidirler.

Tedavi Yöntemleri
Kalın Bağırsak Kanseri genellikle cerrahi, Kemoterapi ve/veya radyasyon (ışın) tedavisi ile tedavi edilir. Biyolojik tedavi gibi yeni tedavi yaklaşımları ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir. Bir hasta için bu tedavi şekillerinden biri veya birkaçının kombinasyonu gerekebilir.
Cerrahi, kalın bağırsak kanseri için en sık kullanılan tedavi şeklidir. Ameliyatın tipi hastalığın yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişir. Hastaların çoğunda bağırsakların bir kısmının alınması (partial colectomy) şeklinde bir yöntem uygulanır. Bu operasyonda cerrah kalın bağırsakların kanserli kısmı ile birlikte onun çevresindeki bir miktar sağlam dokuyu çıkarır. Cerrahi, sıklıkla erken evre bağırsak kanserlerinde gerekli tek tedavi şeklidir.
Genelde tümör çevresindeki lenf nodlarını da çıkarmak kanserin evresi konusunda yardımcı olur. Patoloji uzmanları bu lenf nodlarını mikroskop altında inceleyerek onlara kanserin bulaşıp bulaşmadığını tespit ederler. Eğer kanser bu lenf düğümlerine sıçramışsa, vücudun diğer bölümlerine de sıçramış olması muhtemeldir ve bu durum daha fazla tedaviyi gerektirir.
Çoğu vakada cerrahlar, kalın bağırsakların tümörlü kısmını çıkardıktan sonra sağlam kısımlarını birbirine bağlarlar. Cerrahi uygulamanın bu kısmı “anastamoz” olarak adlandırılır. Eğer kalın bağırsakların sağlam kısımları birbirine bağlanamazsa cerrah “kolostomi” denilen bir işlem uygulayarak, karın duvarında kalın bağırsak içeriğinin dışarı atılmasını sağlayan bir delik açarak bağırsakları buraya bağlar. Hasta bu deliğe bir torba takarak gaitanın bu torbada birikmesini sağlar. Kolostomi geçici veya kalıcı olabilir.
Geçici kolostomi; daha alttaki bağırsak kısmının cerrahi işlem sonrası iyileşmesi için geçici süre kullanılır. Daha sonra ikinci bir ameliyatla cerrah sağlam bağırsak kısımlarını birbirine bağlar ve kolostomiyi kapatır. Hastaların bağırsak fonksiyonları normale döner.
Kalıcı kolostomi; kanser rektumda ise gerekli olabilir. Kanserli bölgesi kolonun daha aşağısında olan az sayıdaki hasta için kalıcı kolostomi gerekebilir. Hastaların yaklaşık %15 kadarı için kalıcı kolostomi gerekir.
Kolostomiye uyum sağlamak zaman almasına rağmen hastaların çoğu normal yaşamlarına dönebilirler. Bir hemşire veya kolostomi bakımı konusunda deneyimli bir uzman hastalara kolostomi bakımını ve normal aktivitelere devam etmenin yollarını öğretir.

Hastanın cerrahi öncesi doktoruna sormak isteyebileceği bazı sorular:
• Ne tür bir Ameliyat olacak?
• Daha sonra ne olacak? Ağrım olacak mı? Siz bana nasıl yardım edeceksiniz?
• Kolostomi gerekecek mi? Geçici mi, kalıcı mı olacak?
• Hastanede ne kadar kalacağım?
• Özel bir diyetim (perhizim) olacak mı? Bana diyeti kim verecek?
• Ne zaman düzenli işime dönebilirim?
• Ek bir tedavi gerekecek mi?

Kemoterapi, kanser hücrelerini öldüren ilaçların kullanılmasıdır. Kemoterapi cerrahi işlemin uygulanmasından sonra bazen hastalığın yayılmasını önlemek için verilir. Bu ek tedavi “adjuvant kemoterapi” olarak adlandırılır. Kemoterapi yeni tümörlerin oluşmasını önlemek veya tamamen çıkarılmayan tümörlerde onların oluşturduğu şikayetleri ortadan kaldırmak için verilir. Doktor tek bir ilaç veya birkaç ilacı birlikte kullanabilir.
Kemoterapiyi yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar 21 veya 28günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan Sıvı şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen hastanın genel durumundaki bozukluk , verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı ve genel durumu da önemli rol oynar.
Kemoterapi “sistemik bir tedavidir”, yani ilaçlar kan akımına karışır ve tüm vücuda dağılır.

Klinik çalışmalarda araştırmacılar kemoterapi ilaçlarını sadece tedavi edilecek bölgeye uygulamanın yollarını bulmaya çalışmaktadırlar. Karaciğere yayılmış kalın bağırsak kanseri için ilaçlar kan damarları yolu ile direkt karaciğere verilebilir (Bu tedavi “intrahepatic kemoterapi” olarak adlandırılır). Genelde bir kimse kemoterapi ilaçlarını hastanede, doktor muayenehanesinde veya evde alabilir. Bu hangi ilaçların verildiğine ve hastanın genel durumuna bağlıdır. Kısa süreli hastanede kalmak gerekli olabilir.

Hastalar kemoterapi hakkında şu soruları sorabilirler:
• Tedavinin hedefi, amacı nedir?
• Hangi ilaçları alacağım? Onlar ne yapacak (neye yarayacak)?
• İlaçların yan etkisi olacak mı? Bu durumda ne yapabilirim?
• Tedavi ne kadar sürecek?
Radyasyon tedavisi, (ışın tedavisi veya radyoterapi olarak adlandırılır) yüksek enerjili ışınların kanser hücrelerine zarar vermesi ve onların büyümesini önlemesi ilkesine dayanır. Cerrahi tedavi gibi ışın tedavisi de bölgesel bir tedavidir. Sadece tedavi edilen bölgedeki kanserli hücreleri etkiler. Radyoterapi bazen cerrahi öncesi tümörü küçülterek daha kolay alınmasını sağlamak için kullanılabilir. Daha sık olarak cerrahi sonrası bölgede kalan kanserli hücreleri yok etmek için kullanılır. Cerrahi ile çıkarılamayan tümörlerde oluşan ağrı veya diğer belirtileri ortadan kaldırmak için de kullanılabilir. Radyoterapi genelde ayaktan hastanede veya haftada 5 Gün süreyle klinikte yatarak birkaç hafta süresince verilebilir.

Araştırmacılar radyoterapi uygulamanın daha etkin yollarını araştırmaktadırlar. Örneğin cerrahi öncesi ve sonrası radyoterapi uygulamanın (sandwich tekniği) yararlarını veya cerrahi süresince radyoterapinin uygulanması araştırılmaktadır. Doktorlar yayılmamış rektum kanserlerinde tek başına (cerrahi uygulamaksızın) radyoterapi kullanımını da araştırıyorlar.

Radyasyon tedavisinden önce hastaların sormak istedikleri bazı sorular:
• Radyasyon (ışın) nasıl verilecek?
• Bu tedavinin amacı ve hedefi nedir?
• Tedavi ne zaman başlayıp, ne zaman bitecek?
• Tedavi süresince kendi kendime neler yapmalıyım?
• Ne tür yan etkiler görülebilir?
• Tedavi sonucunda Kısırlık riski var mıdır?

Biyolojik tedavi, vücudun savunma sisteminin harekete geçirilerek kanser hücrelerinin yok edilmesine yardımcı olmasının sağlanmasıdır. Bazı hastalarda biyolojik tedavi kemoterapi ile birlikte kullanılabilir veya cerrahi sonrası adjuvant tedavi olarak kullanılabilir. Klinik çalışmalarda yeni biyolojik tedavi tipleri kullanılmaya başlanmıştır. Hastaların bazı biyolojik tedavi türlerini alabilmek için hastanede kalmaları gerekebilir.

Tedavinin Yan Etkileri
Uygulanan kemoterapötik ilaçların sadece kanser hücrelerini etkilemesini sağlamak zordur. Sağlıklı dokuların da zarar görmesi nedeniyle tedavi istenmeyen yan etkilere neden olabilir.
Kanser tedavisinin yan etkileri kişiden kişiye ve tedaviden tedaviye değişiklik gösterebilir. Doktorlar bu yan etkileri en aza indirmeye çalışırlar. Bu yüzden doktorun tedavi sırasında ve sonrasında oluşabilecek sağlık problemlerini çok iyi bilmesi gerekir.

Cerrahi
Kolorektal kanserde uygulanan cerrahi tedavi ve açılan kolostomi, hastalarda geçici kabızlık ve ishale neden olabilir. Doktorlar oluşan bu problemleri en aza indirmek için diyet veya çeşitli ilaçlar önerebilirler. Ameliyattan sonra ağrısı olan hasta mutlaka bunu doktoruna söylemelidir. Böylece doktoru tarafından verilecek ilaçlarla, oluşan ağrı giderilecektir.
Ameliyat sonrasında yaranın iyileşmesini sağlamak için fizik aktivitenin kısıtlanması gerekmektedir. Kolostomili hastalarda, kolostomi çevresindeki deride hassasiyet oluşabilir. Doktor ve hemşireler hastaya kolostomi bölgesinin bakımı ve temizliği konusunda bilgi vererek bu hassasiyetten ve infeksiyondan bölgeyi korurlar.

Kemoterapi
Kemoterapi alan hastalar her kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.

Kemoterapinin yan etkileri verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara Oksijen taşıyan kan hücreleri hızlı çoğalan hücrelerdir. Bu kan hücreleri kemoterapi aldıktan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra sayıca azalırlar ve bu nedenle çabuk morarma veya diş fırçalama gibi küçük işlemler sonrası kanama olabilir. normalde vücudumuza girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler. Bu dönemde yıkayarak yediğimiz çiğ sebze ve meyveleri (örneğin salata gibi) en az 10 gün kadar yemekten kaçınmalısınız. Bu dönemde çevredeki insanlardan mikrop kapmamak için kalabalık ortamlarda bulunmaktan da kaçınmalısınız.

Unutmayınız ki bu yasak meyve ve sebzelerin hastalığınız üzerine olan herhangi bir etkisinden dolayı değil, ne kadar temiz yıkasanız da yiyeceğiniz sebze veya meyvenin üzerinde kalmış olması muhtemel mikroplardan kaçınmak içindir. Yiyeceklerinizin bu zaman dilimi içinde pişmiş olmasına dikkat ediniz. Eğer 38.50C in üstünde, bir Saati geçen ateşiniz olursa mutlaka doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan hücreleriniz kan sayımında düşük bulunursa Antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında meydana gelen bu azalma bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve hücreler normal sayılarına ulaşır.

Bir başka hızlı çoğalan hücre grubu sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi başlamadan önce geçmiş olur. Kemoterapinin bahsedilen bu yan etkilerinin şiddeti hastadan hastaya değişir.

Günümüzde modern kemoterapilerle uzun, kalıcı yan etkilere rastlamak nadirdir. Ancak bazı kemoterapi ilaçları kalp üzerinde olumsuz etkiler yapabilir, bu tür ilaçları kullananlarda doktor periyodik olarak kalbinizin etkilenip etkilenmediğini anlamak için tetkikler ister. Bugün kullanılan kemoterapi ilaç dozları ve kemoterapi kür sayıları kalp üzerinde olumsuz etki yapacak boyutta değildir. Bazı kanser ilaçları yumurtalıkları etkileyerek yumurta hücrelerini öldürürler, böylece yumurtalıklar kadınlık Hormonu olan östrojeni üretemez ve hastalar menopoza girerler. Adetler seyrekleşir yada durabilir ve bu durumda kadınlar hamile kalamazlar. Özellikle 35-40 yaşın üzerinde kemoterapi ile meydana gelen kısırlık kalıcıdır. Daha genç hastalarda kemoterapi süresince kesilen adetler bir süre sonra normale dönebilir.

Kemoterapi ilaçları çoğunlukla damardan verilir ve verildikleri damara zaman içinde zarar verip, damarın sertleşmesine ve dışarıdan bakıldığında gözle fark edilebilir hale gelmesine neden olabilirler. Kemoterapi alırken veya aldıktan sonraki gün ilacı aldığınız kolda kızarıklık şişme ve yanma olursa hemen doktorunuza haber vermelisiniz.
Kemoterapi alırken herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerekirse doktorunuza danışınız. Çünkü bazı ağrı kesiciler vücuttaki kan hücrelerinde sayıca veya işlevce azalmaya neden olabilirler. Bunun dışında kalp, akciğer ve böbrek hastalığınız için kullandığınız ve hayati önemi olan ilaçlarınıza kemoterapi süresince devam edebilirsiniz. Kullanmak zorunda olduğunuz bu ilaçları doktorunuza yaptığınız ziyaretlerde göstererek bir sakınca olup olmadığını sormanız uygun olur.

Işın Tedavisi
Karın bölgesine ışın tedavisi alan hastalarda bulantı, kusma, ishal olabilir. Kolorektal kanserlerde uygulanan ışın tedavisi pelvik bölgede kılların dökülmesine neden olabilir. Bu etki kalıcı veya geçici olabilir. Tedavi sırasında deri kızarabilir, kuruyabilir, hassaslaşabilir ve kaşınabilir. Hastalar dar giysilerden kaçınmalı, pamuklu giysileri tercih etmelidirler. Doktor önerisi olmadan deriye kesinlikle losyon veya krem sürülmemelidir. Işın tedavisi sırasında hastalar kendilerini çok yorgun hissederler. Özellikle tedaviden haftalar sonra bile bu durum devam edebilir. Bu süreçte hastalar olabildiğince dinlenmekle beraber hastalar normal aktivitelerinden uzaklaşmamalıdırlar.

Biyolojik Tedavi
Biyolojik tedavinin yan etkileri çok çeşitli olmakla beraber sıklıkla grip benzeri bir durum, titreme, ateş, halsizlik, bulantı, kusma, ishal bazen de döküntüler oluşabilir.

Diğer Yan Etkiler
Kanser iştah azalmasına neden olabilir. Bazı hastalarda ağızda tatsızlık oluşur. Çoğunlukla tedavilerin yan etkileri olan bulantı, kusma ve ağızda yaralar hastanın yemek yemesini güçleştirir. Fakat beslenme çok önemlidir. Öğünler mutlaka yeterli kalori ve Protein içermelidirler. Böylece kilo kaybı ve dokuların kendini tekrar tamir etmesi sağlanabilir.

Tedavi alan hastalar,
düzenli ve yeterli beslenirlerse kendilerini daha enerjik ve iyi hissedeceklerdir ve ilaçların yan etkileri daha az görülecektir.
Bazen kolorektal kanser tedavisi hastaların cinsel yaşamını etkileyebilir. Ameliyat sırasında bazı sinirlerin ve damarların tedavi nedeniyle zarara uğraması sonucu geçici veya kalıcı impotans oluşabilir. Karın bölgesine uygulanan ışın tedavisi de bazen erkeklerde sertleşme problemlerine yol açabilir. Kolorektal tümörler için ameliyat uygulanan kadınlarda da cinsel sorunlar oluşabilir. Işın tedavisi de geçici olarak vaginada kuruluk ve hassasiyete neden olabilir. Doktorlar ve hemşireler bu sorunların giderilmesine yönelik önerilerde bulunabilirler.

Tedavi sırasında ve sonrasında cinsel yaşamınıza eskiden olduğu gibi devam etmenizde bir sakınca yoktur. Kemoterapinin yumurtalık hücreleri üzerinde olan mutajenik (bebekte ciddi anormallikler olabilmesi) etkileri nedeni ile tedavi süresince gebeliği önlemek için doğum kontrol yöntemlerinden biri tercih edilmelidir. Verilen kemoterapi ilaçlarının çoğu yumurtalıkların çalışmasını bozar ancak bu etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir.

Tanı sonrası tedavi planı ile yaşadığınız fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, hastalığa veya tedaviye bağlı yorgunluk, halsizlik hissi, cinsel yaşamınızın, istek ve heyecan duyma gibi duygularınızı etkileyebilir. Cinsel yaşamınız ile ilgili bu tür sorunlar, bu dönemde yaşadığınız ve tedavi sonrası geçen diğer sorunlar gibi zaman içinde geçecektir.
Kolostomili hastaların cinsel yaşam konusunda özel bir kaygıları vardır. Cinsel birlikteliğe hazır olmadan önce kolostomiye alışmaları zaman alabilir. Bazı hastalar bu durumu onların düşüncelerini ve duygularını anlayan bir eşle, arkadaşla veya kaygılarını giderecek bir terapistle paylaşabilirler. Enterostomi uzmanları hastaların cinsel yaşamlarında kolostomiye uyum sağlamalarına yardımcı olabilir. Onların cinsel yaşamlarının devamı için bir takım tedbirler alıp, önerilerde bulunabilir.
Cinsel yaşamınıza yönelik kaygılarınız olduğunu ve bu konuda yardım almak istediğinizi tedavi aldığınız kemoterapi ünitesindeki doktor ve hemşirelere belirtmekten çekinmeyiniz .

izlem
Kolorektal kanser tedavisinden sonra hastaların düzenli takibi çok önemlidir. Kanser aynı veya komşu bölgede tekrar ortaya çıkabilir veya vücudun başka bir yerine yayılabilir. Doktorlar hastalarını yakından takip ederek kanserin geri gelmesi durumunda mümkün olan en kısa sürede onu tekrar tedavi edecektir.
Takipte fizik muayene, gaitada gizli kan testi, sigmoidoskopi, kolonoskopi, göğüs röntgeni, çeşitli kan testleri ve CEA ölçümü yer alır. Sıklıkla ameliyattan önce hastaların CEA düzeyleri yüksektir ve ameliyatla tümör çıkarıldıktan sonra haftalar içinde normalleşir. Eğer CEA düzeyleri tekrar yükselmeye başlarsa, bu kanser geri geliyor anlamına gelebilir. Bu arada diğer testlerde yapılmalıdır. Çünkü bu yükselme kanser dışında diğer nedenlerle de olabilir.
Kolorektal kanserle ilgili kontrollerin yapılması sırasında hastalar diğer kanser tipleri açısından da kontrol edilmek isteyebilirler. Kalın bağırsak kanseri olan kadınlarda meme, yumurtalık ve rahim ağzı kanserlerinin gelişme riski artmıştır. Erkeklerde ise Prostat Kanserinde artış görülür.

Kanser tedavisi gören hastaların az bir kısmında yıllar sonra da yan etkiler görülebilir. Hastalar olabilecek bu yan etkiler konusunda da doktorlarıyla konuşmak isteyebilirler. Böylece hastalar düzenli kontrollere devam ederler ve herhangi bir problem ortaya çıkar çıkmaz doktora haber verirler.
Nedenler ve Korunma
Kolorektal kanser en sık kanserlerden biridir. Kolorektal kanser oluşumu tek bir sebebe bağlanamaz. Çeşitli faktörler kolorektal kanser oluşumunda rol oynayabilir. Kanser bulaşıcı değildir. Bazı insanların kolorektal kanser olma riski diğerlerinden daha fazladır. Aşağıdaki durumlarda risk artmıştır:
Polipler: Çoğu (hemen hemen hepsi) kolorektal kanser, bağırsak poliplerinden gelişir. Polip selim bir oluşumdur fakat bazen kansere dönüşebilir. Poliplerin alınması kanser oluşumunu önlemede en önemli yoldur.
Yaş: 50 yaşın üstü kolorektal kanser riskinin arttığı yaş grubudur.
Aile öyküsü: Yakın akrabalarda bağırsak kanseri bulunması kanser oluşum riskini artırır. Hatta bazı tip kolon kanserleri ailesel geçiş gösterir.
Familial polipozis: Bu kalıtsal hastalık kalın bağırsaklarda yüzlerce polip oluşumu ile kendini gösterir. zamanla bu polipler kansere dönüşebilirler. Tedavi edilmemiş “familial polipozis”li hastalar mutlaka bir süre sonra kanser olurlar.
Diyet: Diyetlerinde yüksek yağ, düşük meyve ve sebze ve düşük posalı gıdalar alanlarda kolorektal kanser görülme riski daha fazladır.
Ülseratif kolit: Bu hastalık bağırsağın iltihabi bir hastalığıdır. Bu hastalarda diğer insanlara göre bağırsak kanseri olma riski daha fazladır.
Araştırmacılar bazı faktörlerin de kanser oluşumunu arttırdığını düşünmektedirler. Örneğin şehir yaşamının kanser oluşumunu arttırdığı düşünülmektedir. Siyah ırkta Kolon Kanseri, beyaz ırkta da rektum kanseri görülme sıklığı fazladır.
İnsanlar bağırsak kanseri olma risklerini azaltabilirler. Örneğin bağırsaklarında polip saptanan birisi doktoru ile görüşerek onun alınmasını sağlayabilir. Yeme alışkanlıklarını değiştirip daha az yağlı yiyecekler yiyebilirler. Fazla yağlı yiyecekler; et, yumurta, kurutulmuş yiyecekler, yemeklerde ve salatalarda kullanılan yağlardır. İnsanlar yiyeceklerindeki posa miktarını artırabilirler. Posalı yiyecekler; kepekli Ekmek ve tahıllardır. Bu konuda diyet uzmanları size yardımcı olabilir.
Sonuç olarak özellikle 50 yaş üzeri insanların bağırsak kanseri konusunda risk durumlarını doktorları ile görüşüp, onların uygun göreceği kontrolleri yaptırmalarında yarar vardır.

Bağırsak, gastrointestinal kanalın mide ile anüs arasındaki kısmıdır ve insanlarda ve diğer memelilerde iki ana kısımdan oluşur: ince bağırsak ve kalın bağırsak.
İnsanlarda ince bağırsak üç kısma ayrılır:
duodenum,
jejunum,
ileum.
İnsanlarda kalın bağırsak da üç kısma ayrılır:
çekum,
kolon,
rektum.
Vücudun gıdadan besinlerin çıkarımı ve emiliminden sorumlu kısmı bağırsaktır. Mide’nin görevi büyük oranda gıda moleküllerinin besinlere parçalanmasıyken, bağırsak bu besinlerin kana girmesini sağlar. İnce bağırsak kıvrımlı bir yüzey yapısına sahiptir ki bu besinlerin bağırsak duvarından difüzyonu ve böylece de emilimi için uygun olan yüzey alanını arttırır. Bu mikroskopik kıvrımlara mikrovilli denir. Yetişkin bir insanın ince bağırsağı, ortalama olarak, yaklaşık yedi metre uzunluğundadır.
Kalın bağırsak veya kolon birkaç çeşit bakteriye ev sahipliği yapmaktadır; bunlar insan vücudunun kendi kendine yok edemeyeceği moleküllerle ilgilenirler. Bu bir simbiyoz örneğidir. Bu bakteriler aynı zamanda bağırsakta(ki) gaz üretiminin de nedenidirler. Kalın bağırsak ince bağırsağa oranla daha kısadır ve su reabsorpsiyonu ile kuru dışkıyı üretir.
Bağırsak hastalıkları
Diğer sindirim sistemi hastalıklarıyla birlikte bağırsak hastalıklarına da bakan tıp dalı gastroenterolojidir.
Gastroenterit, bağırsakların enflamasyonudur ve en yaygın bağırsak hastalığıdır.
Ileüs, bağırsak tıkanıklığıdır.
Apandisit, apandis enflamasyonu. Bu tedavi edilmediği zaman potansiyel olarak ölümcül bir hastalıktır; çoğu durumda apandisit cerrahi müdahaleye gerek duyar.
Çölyak hastalığı kötü emilimin yaygın bir şeklidir. Crohn hastalığı ve ülseratif kolit bağırsakları etkileyen otoimmün hastalıklardandır. Crohn hastalığı tüm gastrointestinal kanalı etkileyebileceği gibi, kolit sadece kalın bağırsağı etkiler.

Kalın Bağırsak
KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

 

Genelde olguların büyük çoğunluğu 45-50 yaş üzerindeki kişilerde görülmektedir.Bu Nedenle;

 

* 45-50 yaş üzerindeki kişiler

* Anne, baba, kardeş gibi yakın aile bireylerinde kolorektal kanseri veya polipleri olanlar,

* Uterus ( rahim ), over ( yumurtalık ) veya meme kanseri olan kadınlar,

* Ülseratif Kolit veya Crohn gibi hastalıkları olanlar.

 

RİSKİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR ?

 

Risk altındaki kişiler, bu riski azaltmak için hastalık belirtileri ortaya çıkmadan yapılması gereken TARAMA (Screening ) testlerini yaptırmalıdırlar. Diyetlerini bol lifli – sebzeli, meyvalı, az yağlı ve az kırmızı etli bir şekile dönüştürmelidirler. Alkol ve sigara alışkanlığı varsa iyice azaltmalı, hatta bırakmalıdırlar. Hergün 20 – 30 dakika hafif egzersiz yapmalıdırlar.

 

TARAMA TESTLERİ NELERDİR ?

 

Kolo – Rektal kanserlerin klinik belirtileri ortaya çıkmadan yukarıda belirtilen RİSK altındaki kişilere yapılan testlerdir.Bu kanserlerin oluşmasında esas neden % 95 oranında poliplerdir. Bu polipler zaman içerisinde kansere dönüşebilmektedir. O nedenle tarama tetkiklerinde amaç bu polipleri henüz kansere dönüşmeden, eğer dönüşmüş ise çok erken devrede henüz klinik belirti vermeden teşhis etmek ve POLİPEKTOMİ ile ( kolonoskop yardımı ile polipin barsaktan uzaklaştırılması) çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu takdirde bu hastalar % 90 nın üzerinde ki bir oranda tam şifaya kavuşmaktadırlar. Tarama testleri şunlardır :

 

* 45 yaş üzerinde yılda bir kez rektal tuşe muayenesi,

* 50 yaş üzerinde yılda bir kez gaitada gizli kan aranması,

* 50 yaş üzerinde 3 – 5 yılda bir defa KOLONOSKOPİ veya Sigmoidoskopi,

* 50 yaş üzerinde 5 yılda bir defa Kolon grafisi,

* Ailesinde kolorektal kanseri olanlar 45 yaşdan sonra 2 – 3 yılda bir defa kolonoskopik tetkik,

* Ülseratif Koliti olanlar yılda bir defa kolonoskopi ve biyopsi yaptırmalıdırlar.

 

KOLO – REKTAL KANSERLERDE KLİNİK BELİRTİLER NELERDİR ?

 

Genelde kadın ve erkekte eşit oranda görülen Kalın barsak – Rektum kanserleri sinsi seyreder. Hastalık aşağıdaki belirtilerle ortaya çıkar.

 

 

* Rektumdan kan gelmesi ( rektal kanama ), gaitanın kanla bulaşık olması,

* Tuvalete çıkma alışkanlığında değişiklik

* Gaitanın eskiye oranla incelmesi,

* Kabızlık – İshal durumlarının ortaya çıkması,

* Sık sık tuvalete çıkma isteği, buna rağmen tam boşalamama hissi,

* Karında gaz ağrıları,

* Kansızlık (anemi),

* İzah edilemeyen zayıflama

 

Bu belirtilerin herhangi birinin 1 – 2 hafta devam etmesi veya aralıklarla tek rarlaması durumunda mutlaka hekime başvurulmalıdır.

 

TEŞHİS NASIL KONUR ?

 

Kolo – Rektal kanserlerde kesin teşhis barsak içerisindeki tümörden endoskopik yöntemlerden ( Rektoskopi, Fleksibl Sigmoidoskopi, KOLONOSKOPİ ) biriyle yapılacak tetkik ve alınacak parçanın patolog tarafından mikroskopik tanısı ile konur.

 

TEDAVİ NASIL YAPILIR?

 

Kolo-Rektal kanserlerin esas tedavisi tümörlü kısmın ameliyatla çıkarılması ve barsak pasajının sağlanması için çıkarılan kısmın alt ve üst uclarının tekrar karşılıklı ağızlaştırılmalarıdır.Kolonlar uzun olduğu için bu işlem kolaylıkla uygulanabilir. Ancak REKTUM kanserlerinin tedavisinde bu durum biraz farklıdır. Rektum kısa bir organ (15 cm) olması nedeni ile özellikle anüse yakın yerleşim gösteren tümörlerde ( anüs girişinden 5-6 cm yukarıda) , hastalıklı kısımın çıkarılmasını temin için anüsün tamamen çıkarılıp,iptal edilerek kolon, karın duvarına ağızlaştırılır ( KOLOSTOMİ ).

 

Daha önceleri çok daha sıklıkla uygulanan bu yöntem, günümüzde gerek teknolojik gelişmeler ( Stappler aleti vs.) ve gerekse bu konuda eğitilmiş ve deneyim kazanmış özellikle Kolo – Rektal cerrahi ile uğraşan cerrahlar tarafından yapılan ameliyatlarda çok az sayıda hastaya uygulanmaktadır.Bazen kolostomi rektumda yapılan ameliyatın iyileşmesini sağlamak için geçici olarak ( birkaç ay ) yapılabilir. Daha sonra bu kolostomi kapatılır. Ameliyata ek olarak, rektum tümörlerinde bazen ameliyattan önce, bazen ameliyattan sonra gerek olursa RADYOTERAPİ de yapılabilir . Kolon tümörlerinde radyoterapinin yeri yoktur. Her iki organın tümörlerinde ameliyattan sonra duruma göre KEMOTERAPİ yapılabilir.

 

Anüs kanserlerinde genellikle radyoterapi tercih edilmektedir. Bazı durumlarda Cerrahi tedavide yapılabilir.

 

AMELİYAT SONRASI BU HASTALAR NASIL İZLENMELİ ?

 

Kolo – Rektal Kanserlerde ameliyat sonrası nüks etme şansı hastalığın evresine göre değişir. Nüksler genellikle ilk 2 yıl içerisinde ortaya çıkarlar. Bu nedenle bu hastaların ameliyat sonrası ilk 2 yıl içerisinde çok sıkı izlenmeleri gerekir. Eğer nüks saptanacak olursa yeni yapılacak girişimlerle hastanın yaşam şansı artırılır. Ayrıca bu hastalarda geriye bırakılan kolon kısmında yeni tümör oluşma şansı azda olsa vardır. Bunların çok küçükken saptanması ve çıkarılması hastaya tam şifa sağlayacaktır.Bu izlemelerde hastalara 3-6 aylık aralıklarla kan testleri tümör belirleyicileri ( CEA ), US, Tomografi; Akciğer grafisi, Kolonoskopi gibi tetkikler dönüşümlü olarak yapılır. 2 yıldan sonra senelik kontroller ile hasta 5 yıl izlenmelidir.

 

İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIĞI NEDİR?

 

Gıdaların ağızdan alınmasından sonra vücudumuz içindeki, sindirim kanalında yol alır. İltihabi Bağırsak Hastalığı, sindirim kanalında görülen, sıklıkla kronik seyirli (uzun süreli) inflamasyondur (iltihap). Bağırsak duvarında ülser, şişme, yaralanma, kanama ve irritasyon ile seyreder. Ana hatları ile iltihabi bağırsak hastalığının Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı olmak üzere iki farklı tipi bulunur. Buna ek olarak, iltihabi bağırsak hastalığının tam olarak Ülseratif Kolit veya Crohn Hastalığına benzemeyen, arada kalan, tam belirlenemeyen bir tipi daha vardır.

 

Bazen iltihabi bağırsak hastalığı ile aynı anlama gelen ve hastalığın etkilediği bağırsak bölümünü ifade eden, kolit (kalın bağırsak tutulumu), enterit (ince bağırsak tutulumu), ileit (ince bağırsağın son bölümü ileum segmentinin tutulumu) veya proktit (kalın bağırsağın son bölümü olan rektum tutulumu) gibi isimler alır. Hastanın şikayetleri bu tipler arasında değişmektedir.

CROHN HASTALIĞI NEDİR ?

 

Crohn hastalığı sindirim kanalını tutan kronik inflamatuvar (iltihabi) bir hastalıktır. Ağızdan anüse (makat) kadar sindirim sisteminin tüm parçalarını tutabilmesine rağmen sıklıkla ince bağırsağın son kısımlarını ve/veya kalın bağırsağı tutar.

 

Crohn hastalığının tutulum yerleri ve sıklığı

 

Crohn hastalığı, sıklıkla ülseratif kolit ile karışır. Ülseratif Kolit hastalığında sadece kalın bağırsağın (kolon ve rektum) içini örten yüzeyel tabaka (mukoza ve submukoza) hasta iken, Crohn hastalığında hastalığın görüldüğü bağırsak kısmında bağırsak duvarının sadece yüzeyel tabakası değil, tüm kat olarak hepsi hastadır.

 

Crohn hastalığı, kronik (süreğen, uzun süre devam eden) bir hastalıktır. Hastalık yaşam boyu zaman zaman alevlenmeler ve sakin dönemler halinde tekrarlayabilir. Bazı hastalarda hastalığın yatıştığı zamanlar çok uzundur ve belirti vermeden yıllarca sürebilir. Hangi hastada ani alevlenmelerin başlayacağını, bulgu ve belirtilerin (semptomların) kaybolacağını tespit etmek mümkün değildir.

CROHN HASTALIĞININ ÜLSERATİF KOLİTTEN FARKLARI NEDİR ?

 

Crohn hastalığı, sıklıkla ülseratif kolit ile karışır. Ülseratif Kolit hastalığında sadece kalın bağırsağın (kolon ve rektum) içini örten yüzeyel tabaka (mukoza ve submukoza) hastadır. Crohn Hastalığı ise, ağızdan anüse kadar sindirim kanalının herhangi bir yerinde olabilir. Ülseratif Kolitin aksine Crohn hastalığında hastalığın görüldüğü bağırsak kısmında bağırsak duvarının sadece yüzeyel tabakası değil, tüm kat olarak hepsi hastadır.

 

Crohn Hastalığında Bağırsak Tutulumu

 

Buna ek olarak Crohn Hastalığında

 

1- Çeşitli organlar (bağırsak idrar torbası, rahim, vajina) ve/veya deri

arasında fistül gelişimi

 

2- İnce veya kalın bağırsak tıkanıklığı

 

3- İltihabi kitle (flegmon) oluşumu

 

4- Kalın bağırsaktaki inflamasyonun asimetrik dağılım göstermesi

 

5- Biopsilerde granülomların (iltihabi lezyonlar) gözlenmesi

 

6- Makat (perianal) etrafında hastalık olması

 

7- İnce bağırsak hastalığı veya ameliyatları nedeni ile besin

maddelerinden yeterince faydalanılamaması (malabsorpsiyon)

 

Yukarıdaki bulgular ülseratif kolit hastalığının seyri sırasında pek gözlenmez, bu da ayırıcı tanı için önemlidir.

 

Bunlara ek olarak Crohn hastalığında böbrek taşları (ürik asit veya kalsiyum oksalat), safra kesesi taşları ve amiloidoz (vücut dokularında nişasta benzeri madde birikmesi) olabilir.

CROHN HASTALIĞININ BULGULARI NELERDİR ?

 

Sindirim kanalının (bağırsakların) herhangi bir parçasını tutması nedeniyle semptomlar, (belirtiler) tuttuğu bölgeye göre değişebilir. En sık belirtiler, kramp tarzında karın ağrısı, ishal, ateş, kilo kaybı, halsizlik, güçsüzlük ve şişkinlik hissidir. Çocuklarda gelişme geriliği ile karşımıza çıkabilir. Bu belirtilerin hepsi her hastada görülmeyebilir. Diğer belirtiler anüste (makat bölgesi) ağrı ve akıntı, deride yaralar, rektal (kalın bağırsağın son kısmı) abseler, fissürler ve eklem ağrısıdır. Bunun haricinde az sayıda hastada üveit şeklinde göz tutulumu ya da sklerozan kolanjit adı verilen ve safra yolları tutulumu gibi tablolar ortaya çıkabilir.

KİMLER ETKİLENİR?

 

Her yaş grubunu tutabilmesine rağmen, sıklıkla 16-40 yaş arasında görülür. Kuzey Avrupa ve kuzey Amerika ikliminde yaşayanlarda sık görülür. Kadınları ve erkekleri eşit etkiler. Ailesel yatkınlık (kalıtsal) olabilir.

 

Crohn hastalığı, diğer bir inflamatuar (iltihabi) bağırsak hastalığı olan ülseratif kolit hastalığına çok benzer özellikler gösterir. Bazen bu iki hastalığın ayırımını yapmak zor olabilir. Ülkemizde her iki hastalık da az oranda gözlenir. Fakat batı toplumlarında, örneğin A.B.D. de yaklaşık 2 milyon kişi bu hastalıklardan etkilenmektedir.

CROHN HASTALIĞININ ETKENİ NEDİR?

 

Ülseratif Kolit hastalığı gibi bunun da kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak son dönemde, immünolojik (bağışıklık sistemi hastalığı) olduğuna dair hipotezler ortaya atılmıştır. Bulaşıcı değildir. Genetik geçiş gösterebilir (kalıtsal). Bazı teorilerde ise bir virüs veya bakterinin (mikrobik) bağırsak duvarındaki immunolojik (bağışıklık sistemi ile ilgili) olayları başlattığı söylenmektedir. Bu olaylar sonucu, bağırsağı örten tabakada, iltihabi hasar oluştuğu gösterilmiştir. Bağışıklık sisteminde olan bu bozukluğun, bir etkenin sonunda mı yoksa başlangıç olarak mı meydan geldiği henüz aydınlatılamamıştır.

 

Hastalığın ruhsal stres veya mutsuz geçen bir çocukluk çağı sonucu geliştiği inancı kabul edilmemektedir. Herhangi bir gıda türü ile meydana gelmez. Bulaşıcı değildir.

Crohn Hastalığının Klinik Bulgu ve Belirtileri

 

Karın ağrıları, kramplar

 

Diyare (ishal)

 

Ateş

 

Kilo kaybı

 

Şişkinlik

 

Anal (makat bölgesinde) ağrı, akıntı

 

Deride yaralar

 

Rektal (kalın bağısağın son kısmı) abse

 

Anal fissür (makatta çatlak)

 

Eklem ağrıları

NASIL TANI KONUR?

 

Doktor, klinik bulgu ve belirtileri olan hastaların ayrıntılı hastalık öyküsü ve muayenesi ile birlikte bazı testlerin yapılmasını ister. Bunlar, kan, idrar ve dışkı tahlilleri ve bağırsağın radyolojik ve endoskopik incelemeleridir.

 

Kan örnekleri ile kan kaybı olup olmadığı değerlendirilebileceği gibi akyuvar denilen beyaz kan hücrelerindeki (vücudumuzun savuma hücreleri) artış, inflamatuvar (iltihabi) durumu gösterir. Buna ek olarak, kan tetkiki ile hastalığın diğer organlar üzerine olan etkileri de incelenebilir. Dışkı (büyük abdest) tahlili ile kan kaybının yeri, bakteri ve diğer parazitler araştırılır.

 

Doktor, bunun haricinde anüs (makat) yolu ile yerleştirilen bir fleksibıl (bükülebilir)tüple (endoskop) kalın bağırsağı inceler (kolonoskopi) ve mikroskop altında incelenmek üzere parça alabilir (biyopsi).

 

Kolonoskopi İşlemi

 

Hastalığın sindirim sistemindeki yaygınlığını tesbit için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Bu amaçla mide ve bağırsak filmleri çekilir.

 

Crohn Hastalığında Endoskopi Görüntüleri

İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIĞI KALITSAL MIDIR?

 

Gerek ülseratif kolit, gerek Crohn hastalığı bazı ailelerde sıkça görülür. Hastaların birinci derece akrabalarında hastalık, %20 oranında rastlanabilmektedir. Buna karşın, günümüze kadar genetik bir geçiş olduğu belirlenmemiştir.

HASTALIĞIN KONTROLÜNDE DİYET ÖNEMLİ MİDİR?

 

Hastalığın önlenmesinde ya da tedavisinde özel bir diyet yoktur. Bazı hastalar süt, baharatlı yiyecekler, alkol ve posalı gıdalar ile rahatsızlıklarının arttığından bahsederler. Ancak bu durum bütün hastalar için geçerli değildir. Şikayetleri arttıran yiyeceklerden uzak durmak belirtileri azaltmak için faydalı olabilir. Yüksek miktarlarda alınan vitaminlerin de bir faydası yoktur hatta zararlı bile olabilir.

 

Steroid (tedavi için kullanılan bir ilaç türü) kullanan hastalarda vücuttaki su tutulumu artacağı için tuzdan kaçınılması gerekir. Yine iltihabi barsak hastalığında süt şekerine tahammülsüzlük (laktoz intoleransı) olduğu için sütlü ürünlerden kaçınmak gerekebilir. Aşırı inflamasyon (iltihap) sonucu daralmış bağırsak bölümlerindeki ilerlemeyi zorlaştırması bakımından yüksek lifli gıdaların tüketilmesi sakıncalı olabilir.

 

Gelişme çağında olan çocuklar için beslenmeyi kuvvetlendirici özel formüllerden yararlanılabilir. Bu amaçla doktorun önerisine gerek vardır.

GEBELİK VE CROHN HASTALIĞI ?

 

Crohn hastalığı olan kadınların çocuklarına hastalık geçişi söz konusu değildir. Araştırmalar gebelik döneminin, Crohn hastalığı olan anne adaylarının sağlığını olumsuz etkilemediğini göstermiştir. Hamilelik öncesi bu durum takip eden doktorla görüşülmelidir.

 

Çocukluk veya ergenlik döneminde Crohn hastalığına yakalanan çocuklarda büyüme ve seksüel gelişme gecikebilir.

İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIĞI VE KANSER RİSKİ:

 

Crohn hastalığında, Ülseratif Kolit hastalığına oranla daha az da olsa kanser gelişme riski vardır.

SPASTİK KOLİT İLE İLTİHABİ BAĞIRSAK HASTALIĞI ARASINDA İLİŞKİ VAR MIDIR?

 

Spastik kolit hastalığı aslında iritabıl bağırsak hastalığı yerine kullanılan yanlış bir deyimdir. Ülseratif Kolit ve Crohn hastalığı, iritabıl bağırsak hastalığından farklıdır. Her ne kadar iritabıl bağırsak hastalığında da ishal ve karın ağrıları gözlense de inflamasyon (iltihabi reaksiyon) yoktur.

ÇOCUKLARDA VE ERGENLİK ÇAĞINDA CROHN HASTALIĞI

 

İnflamatuvar (iltihabi) bağırsak hastalığı çocuklarda ve ergenlik döneminde büyümeyi engelleyebilir. Ergenliğe geçiş dönemi gecikebilir. Bu durum bağırsaktaki inflamasyonun (iltihabın) tedavi edilmesi ile düzelir.

 

Çocukluk ve ergenlik çağında, hastalığın sistemik (bağırsak sistemi dışında – ekstraintestinal) bulguları, bağırsak bulgularından daha ön planda olabilir. Bu nedenle çocukluk döneminde gelişme geriliği, yorgunluk, halsizlik, güçsüzlük, iştahsızlık, ateş, kilo alamama şikayetlerinde akla iltihabi bağırsak hastalığı gelmelidir.

 

İltihabi Bağırsak Hastalığı olan çocukların anne ve babaları çocuklarının hasta olmasında kendilerini hatalı görürler. Anne-babaya ait hiçbir davranış ve psikososyal sorun, çocuklarında, hastalığın gelişimine neden olmaz. Anne-baba açısından en önemli nokta çocuğun gelişme geriliğinin erken dönemde fark edilmesi ve buna göre önlemlerin alınmasıdır.

 

Diğer önemli bir nokta hastalık hakkında çocuğun bilgilendirilmesidir. Hastalığın tüm seyri ve tüm komplikasyonlar, detayları ile anlatılmadan ona hastalık hakkında bilgi aktarılabilir. Çocuğun hastalık hakkında soru sorması desteklenmeli ve aklındaki belirsizlikler giderilmelidir. Okul eğitimi ve çevresindeki sorunlar çocuğun istediği şekilde giderilmelidir. Hastalık hakkında, okul çevresine bilgi verme kararı da çocuğa bırakılmalıdır.

CROHN HASTALIĞININ KOMPLİKASYONLARI (YAN ETKİLER) NELERDİR ?

 

Komplikasyonlar bağırsak kanalını ilgilendiriyorsa lokal (bölgesel); bağırsak kanalı dışında diğer organları veya tüm vücudu ilgilendiriyorsa sistemik (ekstraintestinal) denir.

Lokal Komplikasyonlar

 

Derin ülserlerden meydana gelen ciddi kanamalar, bağırsak delinmesi, bağırsağın genişlemesi (toksik megakolon, toksik dilatasyon) gerek ülseratif kolit gerekse Crohn hastalığında görülen en belirgin lokal komplikasyonlardır.

 

Bu lokal komplikasyonlardan en ciddi olanı toksik megakolondur. Ani olarak gelişen, karında ileri derecede şişme, ateş, Kabızlık, ve genel durum bozukluğu bu komplikasyonun habercisidir. İnflamasyonun tüm kalın bağırsak duvarını tutması sonucu, kalın bağırsak incelir ve genişler, her an delinebilir. Bu nedenle acil cerrahi girişim gerekebilir.

 

Bunlara ek olarak Crohn hastalığına özgü iki komplikasyon daha vardır. Crohn hastalığında en sık görülen lokal komplikasyonlardan biri bağırsak tıkanıklığıdır (obstrüksiyon). Bağırsak duvarındaki kalınlaşma ve ödeme bağlı olarak sindirim kanalı tıkanabilir. Hastalıkta diğer bir komplikasyon da tam kat hasta olan bağırsak duvarının komşu organları etkilemesi ve sonunda komşu organla bağırsak arasında anormal birleşmelerin (kanalların) oluşmasıdır. Bunlara fistül denir. En sık görüleni komşu sağlam bağırsak dokusu, idrar torbası, rahim arasında oluşan fistüllerdir. Bu fistüllerin etrafında abseler oluşabilir. Bu tip fistüller ve abse gelişimi, makat etrafında da olabilir. (resim)

Sistemik (Ekstraintestinal) Komplikasyonlar

 

Bağırsaklarda gelişen inflamatuvar (iltihabi) olaylar sonucu salgınanan maddeler, uzak organları da etkiler. Ateş, kilo kaybı, güçsüzlük ve iştah azalması bunların başında gelir. Az oranda bazı hastalarda da eklem, deri, göz ve karaciğer rahatsızlıkları gözlenir.

Eklem bulguları

 

Sıklıkla distal (uç) eklemlerde inflamasyona (iltihaba) neden olur. Parmaklardaki küçük eklemler, el, ayak, bilek ve dizler en fazla etkilenir. Bazı hastalarda omurganın alt bölümü ve leğen kemiği eklemleri (sakroiliak eklem) etkilenir. Omurgadaki eklem aralıklarını etkileyen ve daha şiddetli seyreden şekline ankilozan spondilit denir. Eklemlerdeki değişiklikler Romatoid artiritte olduğu gibi çok fazla değildir. Ankilozan spondilit dışındaki eklem bulguları bağırsaktaki inflamasyon düzelince iyileşir.

Deri bulguları

 

Eritema nodosum, kırmızı renkte hassas nodüllerdir. Sıklıkla ayak bileklerinde veya diz altı bölgede yerleşir. Bir diğer deri bulgusu piyoderma gangrenosum dur. Derin ülserlerle karakterli cerahatli deri yaralarıdır. Bu da aynı bölgelerde yerleşir. Üçüncü deri bulgusu ağızda yerleşen aftöz stomatit denen ağrılı yüzeyel ülserlerdir. Sıklıkla alt dudak ve diş etleri arasında, dilin her iki yanında ve dil kökünde yerleşir. Her üç deri bulgusu, bağırsaktaki hastalık iyileşince düzelir.

Göz bulguları:

 

Hastaların bir kısmı, gözde görülen ağrılı bir inflamasyon (iltihap) olan uveitten şikayetçidir. Bağırsak bulguları düzelince uveitte düzelir

Karaciğer bulguları

 

Karaciğer ve safra yollarına inflamasyon gelişebilir. Bunlardan karaciğerde gözlenen inflamasyon, bağırsak inflamasyonu ile birlikte düzelirken, safra yollarını etkileyen sklerozan kolanjit düzelmez. Nadiren safra yolları kanseri gelişebilir.

 

Crohn hastalığında distal (alt/uç) ince bağırsak kısımları sıklıkla hasta olduğu için safra tuzlarının geri emilimi bozulur ve bu da safra kesesi taşlarına neden olur. Buna ek olarak böbrek taşları da gelişebilir.

CROHN HASTALIĞINDA TEDAVİ BİR EKİP İŞİDİR:

 

Tedavi şeklinin belirlenmesinde hastalığı asıl takip eden doktor, gastroenterolog, cerrah, diyetisyen ve gereğinde diğer branş doktorları hep birlikte karar verirler.

CROHN HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

 

Hastaların, Crohn hastalığının tam tedavisinin yani küratif bir tedavinin mümkün olmadığını bilmeleri gerekir.

 

İlaç Tedavisi:

 

İlaçlar ile hastalığın bulguları kontrol altına alınabilir veya azaltılabilir. Fakat hastalığı tam olarak tedavi edemez.

 

Tedavide kalın bağırsak mukozasındaki inflamasyonu (iltihabı) baskılayan ilaçlar kullanılır. Hastalığın şiddetine göre tek veya bir çok ilaç bir arada tercih edilebilir. Bu ilaçların kullanımı uzun süre gerekebilir. Sulfasalazin, 5-aminosalasilik asit bunlardan bazılarıdır. Genellikle hafif ya da orta dereceli vakalarda hastalar sulfasalazin ile tedavi edilir. Bu ilacın uzun süreli kullanımı da gerekebilir veya diğer ilaçlarla beraber kullanılabilir. Bulantı kusma kilo kaybı ishal gibi yan etkileri görülebilir. Sulfasalazinin yan etkileri görüldüğü vakalarda sulfasalazinin benzeri olan 5-aminosalasilik asit tercih edilebilir.

 

Hastalığın şiddetlendiği dönemlerde, steroid (prednizolon) tedavisinden yararlanılır. Yan etkileri nedeni ile çok dikkatli kullanılmalıdır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde ilaçların dozu artırılır.

 

Üçüncü grup ilaç, bağışıklık (immun) sistemine etkili ilaçlardır. İmmunosupresif veya immunmodülatörler de denilen ilaçlar bağışıklık sistemini baskılayarak hastalığı kontrol altına alırlar. Azotiyopirin, 6- mercaptopurine, siklosporin ve methotreksat bu grup ilaçlardır. Bağışıklık sistemini kuvvetli baskıladıkları için ciddi yan etkilere neden olabilirler. Bunlarla tedaviye başlarken dikkatli karar vermek gerekir.

 

Bazı durumlarda, örneğin makat etrafındaki abse ve fistüllerin tedavisinde antibiyotiklerin eklenmesi (Metronidazol türevleri) yararlı olabilir.

 

Şiddetli vakalarda ilaç tedavisine ek olarak bağırsakları istirahate almak gerekir. Bu tip vakalarda tedavi hastanede yatarken planlanmalıdır. Hastalara özel sindirimi kolay diyet (elemental diyet) veya damardan besin maddeleri verilir.

 

Bir veya daha fazla ilaçla yapılan tedavi ile hastalığın belirtileri ortadan kaldırılabilir ve hasta rahatlatılabilir. Tedavideki ana amaç beslenme bozukluklarının giderilmesi, inflamasyonun, (iltihabın), karın ağrısının, diyarenin (ishalin) ve kanamanın önlenmesidir.

İLAÇ TEDAVİSİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR ?

 

Kullanılan tüm ilaçların belli oranlarda yan etkileri vardır.

 

Sülfasalazin ender olarak bulantı, baş ağrısı, kansızlık, deri döküntüleri ve ishale neden olur. Yan etkileri azaltmak için başlangıçta küçük dozlar verilmelidir. Yan etkilerin şiddetine göre doktor tarafından doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapılabilir.

 

Tedavide sıkça kullanılan diğer bir ilaç steroidlerdir. Steroid kullanımı ile yüzde genişleme (ay dede yüzü), sivilce gelişimi, iştah artması, kilo artışı, gözlenebilir. Kemiklerden kalsiyum kaybı sonucunda, kemik dokuda zayıflamaya neden olur. Hastalarda şeker hastalığı gelişimi ve kan basıncında yükselme olabilir. Bu nedenle dikkatli takip edilmelidir. Uzun süreli streoid kullananlarda düzenli göz kontrolleri yapılmalı katarakt (perde inmesi) ve glokom (göz tansiyonu) gelişimi açısından takip edilmelidir. Steroidler hastanın enfeksiyonlara (mikrobik hastalıklar) karşı duyarlılığını da arttırır. Yine uzun süreli kullanımlar hastanın psikolojik dengesini de bozabilir. Tüm bu yan etkiler steroidlerin kesilmesi ile geçer.

 

Steroidler uzun süre kullanılması ile böbrek üstü bezleri (adrenal bez) baskılanır. Bu nedenle vücutta normalde salgılanan hayati öneme sahip olan steroidler gerekli durumlarda ihtiyaç duyulan miktarlarda salgılanamaz. Bu nedenle steroidleri kullanırken ve ilacı keserken çok dikkatli olunmalıdır. Steroidler doktor kontrolünde zaman içinde doz azaltılarak kesilmelidir.

 

Bağışıklık sistemini baskılayan immunmodülatörlerin (Azotiyopirin, 6- mercaptopurine, siklosporin ve methotreksat) ciddi yan etkileri vardır. Bunlar arasında kan hücrelerinde baskılanma, pankreas (pankreatit) ve karaciğer (hepatit) iltihabı, böbrek hasarı, sinir hücrelerinde iletim bozukluğu sayılabilir.

CROHN HASTALIĞINDA CERRAHİ TEDAVİDEN KAÇINILABİLİR Mİ?

 

Hastaların ¾ ü, hayatlarının bir döneminde, cerrahi tedaviye gereksinim duyarlar. Bu cerrahi tedavinin bir kısmı hayatı tehdit eden komplikasyonlar nedeni ile acil olarak yapılması gerekir. Bunlar aşırı kanama, bağırsak delinmesi, karın iç zarı iltihabı (peritonit), karın içi absesi, bağırsak tıkanıklığı, ve toksik megakolon (kolonun ani genişlemesi ve bağırsak kas gerginliğinin kaybı) durumlarıdır.

 

Bunun yanında hastalığın seyri sırasında, ilaç tedavisine karşın belirti ve bulguların baskılanmaması, ilaç yan etkileri, ilaca bağımlılık nedenleri ile de cerrahi tedavi gerekebilir. Bunlara ek olarak abse gelişimi veya fistül (bağırsak ile başka bir organ veya karın cildi arasında oluşan anormal kanal) oluşması yada ciddi anal (makat bölgesi) tutulum, cerrahi gerektirebilen diğer durumlardır. Ancak bu bulguları olan herkesin cerrahi tedavi olması gerekmez.

Unutulmaması gereken önemli nokta, cerrahi tedavinin hastalığı tedavi edici olmadığıdır. Cerrahi tedavideki amaç, hastanın komplikasyonlar nedeni, ilaçlarla kontrol edilemeyen bulgularını düzeltmektir. Cerrahi tedavideki amaç ise, ince ve kalın bağırsağı korunabildiği kadar koruyarak hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir. Buna karşın hastaların bir kısmında ikinci hatta üçüncü kez cerrahi tedavi gerekmektedir.

CROHN HASTALIĞINDA CERRAHİ TEDAVİ

 

Cerrahi tedavinin asıl amacı, hastalığın komplikasyonlarını gidermek ve onların şikayetlerini azaltmaktır. Bu şekilde hastanın yüksek dozda kullandığı ve bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkileri olan ilaçları da azaltması hatta bu ilaçlardan kurtulması, cerrahi tedavi ile mümkün olur. Bu nedenle hastalığın etkilediği ve şikayetlere neden olan bağırsak kısmının çıkarılması gerekmektedir.

 

Ameliyat sırasında hastalıklı bağırsak bölümünün dar kapsamlı olarak çıkartılması en sık uygulanan işlemdir. Buna rezeksiyon denir. Rezeksiyon sonrasında bağırsak devamlılığının sağlanmasına anastomoz denir. Crohn hastalığının tuttuğu bölüme göre rezeksiyon ve anastomozuna özel isimler verilir. Örneğin ince bağırsağın son kısmı (terminal ileum) ve kolonun başlangıç kısmının (çekum) rezeke edilmesine ileokolik rezeksiyon ve barsak devamlılığına da sağlanmasına ileokolik anastomoz denir. (Buna göre rezeksiyon ve anastomoz yapılan bölgeye göre farklı ameliyat isimleri verilir) Rezeksiyon yapılan vakalarda sıklıkla bir ostomi açılması (bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılması) gerekmez.

 

Bunun haricinde, daralmış olan ince bağırsak bölümünü (striktür) genişletmek için başka bir ameliyat yapılabilir (striktüroplasti). Yaşam süreleri içinde bir veya daha fazla cerrahi tedaviye ihtiyacı olan hastalarda yapılacak geniş ince barsak rezeksiyonları besin maddelerinin emilimini bozacağı için kısa bağırsak sendromuna neden olabilir. Bunu önlemek için bu tip darlıklarda rezeksiyon yerine darlık bölgesini genişletmeye yönelik ameliyatlar (striktüroplasti) tercih edilmelidir.

 

Hastaların %15 inde, Crohn hastalığı, yalnızca kalın bağırsağı tutmuştur. Bu hastalarda kalın bağırsak ve rektumun tümüyle çıkarılarak (proktokolektomi) kalıcı bir ileostomi (ince bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılması) açmak gerekebilir. Cerrahi tedavi, uzun dönem boyunca, hastalığı gerileterek, ilaç kullanım gerekliliğini ortadan kaldırır.

 

Erişkin Crohn hastalarının %25 inde, apse ve/veya fistül oluşumu vardır. Çocuklarda bu komplikasyona daha az rastlanır. Abse komplikasyonu sıklıkla bağırsak delinmesi sonucu gelişir. Absenin içinde, cerahat, bağırsakta bulunan mikroplar ve sıvı birikimi vardır. Bu sıvı birikimi (abse) bir kanal veya yolla başka bir organa, bir bağırsak bölümüne veya karın cildine birleşebilir. Bu oluşan anormal kanala fistül denir (bağırsak idrar torbasına, rahime, vajinaya, başka bir bağırsak bölümüne, cilde açılabilir). Bu komplikasyon karın içinde, pelviste (leğen kemiği içindeki organlar) ve anorektal bölgede (makat bölgesinde) olabilir.

 

Abse karın içine açılırsa iltihap karın zarı içine yayılır ve mikroplar tüm vücudu etkiler. Ani başlayan karın ağrısı, ateş ve şok bulguları gözlenir. Acil olarak ameliyat edilmesi gerekir. Eğer abse kendini sınırlarsa infeksiyon bulguları yavaş ilerler. Sınırlanmış abseler radyolojik görüntüleme yöntemleri yardımı ile ciltten iğne ile boşaltılabilir. Böylece zaman kazanılır. Cerrahi girişim bir süre sonra hastanın genel durumu düzelince yapılabilir.

 

Anorektal bölgede (makat) yerleşen abse ve fistüllerde makatı kontrol eden kasların zedelenmemesi çok önemlidir.

CROHN HASTALIĞINDA NÜKS SORUNU:

 

Ağrı, ateş, kilo kaybı ve ishal gibi belirti ve bulgu veren Crohn hastalığı için ameliyat oluş bir hastada cerrahi girişimden 2 yıl sonra yaklaşık nüks etme (tekrarlama) olasılığı %20, 3 yıl sonra %30 ve 5 yıl sonra %50 dir.

CROHN HASTALIĞINDA CERRAHİ TEDAVİ ve NUTRİSYON :

 

Crohn hastalığı sıklıkla ince bağırsaklarda inflamasyona (iltihaba) neden olduğu için besin maddelerinin emilimi bozulur ve bu emilmeyen besin maddeleri vücuttan dışarı atılırken beraberinde su taşırlar. Bu da dışkının yumuşak, ishal şeklinde olmasına neden olur. Crohn hastalığının seyri sırasında görülen ishal ve emilim bozukluğu vücut dengesini olumsuz yönde etkiler. Hastanın bu dönemde yetersiz beslenmesi kilo kaybı ve malnutrisyona (kötü ve yetersiz beslenme) neden olur.

 

Cerrahi öncesinde, hastanın beslenme durumu iyice değerlendirilmeli ve gerekirse dışarıdan ek besin ürünleri, mineraller(demir, kalsiyum, çinko, ve magnezyum), vitaminler (vitamin B12, folik asit, vitamin C) doktor ayarlaması ile verilerek vücut yapı taşları desteklenmelidir. Aksi halde beslenme dengesi bozulmuş hastada yara iyileşmesi ve bağışıklık sistemi de olumsuz etkileneceğinden cerrahi tedavinin sonuçları da başka sorunlar yaratacaktır.

 

CROHN HASTALIĞI VE YAŞAM:

 

Tedavi ile bulguları kontrol altına alınan hastalar yaşamlarına eskiden olduğu gibi devam ederler. Uzun dönem ilaç tedavisi ve hastanede yatmalarına karşın hastalar genelde işlerine devam eder, evlenir, yaşam kurar ve aile hayatlarına başarı ile sürdürebilirler.

 

Ender olarak bazı hastalar, uzun süren, devamlı tedavi ve doktor kontrolü gerektiren iltihabi bağırsak hastalığı nedeni ile ruhsal problemler gösterebilir. Bu ruhsal problemler hastalığın bir nedeni olarak değil, sonucunda geliştiği unutulmamalıdır. Çocuk hastalarda bu ruhsal problemler, huzursuzluk daha belirgin olabilir. Bu nedenle psikolojik destek alınabilir.

 

Lif

Lifli besinler hakkında bilinmesi gerekenlerin başında, iki grup lifli besin olduğunun bilinmesi gelir: suda eriyen ve erimeyen lifler.

Suda erimeyen lif içeren besinler (kuru erik gibi), dışkının miktarını artırarak, bağırsak falliyetlerinin düzenlenmesinde son derece fayda sağlarlar. Bu tür suda erimeyen lifler, bitkilerin vücudumuz tarafından sindirilemeyen kısımlarıdır ve kompleks karbohidratlardan meydana gelirler. Sindirim sisteminin iyi bir şekilde işlemesi için bu tür lifli besinlerin yeterince alınması gerekir.

 

Suda eriyen lif içeren besinler (yulaf ezmesi ve çavdar unu gibi), hakkında bir çok çalışma bulunmaktadır. Çalışmalar daha çok suda eriyen liflerin kolesterol düşürücü ve kalp hastalıklarını önleyici etkisi üzerinedir. Etki mekanizması tam olarak açıklanabilmiş olmamakla birlikte, kolesterol düşürücü etkisi üzerinde görüş birliği vardır. Bazı çalışmalar, bu liflerin kolesterolün (geri) emilimini azaltarak etki ettiğini ortaya koymuştur. Bu şekilde barsaklara salınan safraya bağlanırlar ve kalın barsak kanseri oluşumunu engelleyebilirler. Finlandiya da çavdar ekmeği kullananlarda gerçekleştirilen bir çalışmada, çavdar ekmeğinin tansiyonu, kolesterolü ve trigliseridi düşürdüğü, şekerlerin kullanımını arttırdığı ve kalp krizi riskini azalttığı iddia edilmiştir. Kısacası etki mekanizmaları tam olarak bilinmemekle birlikte kesin olan konu; lifli besinler sağlıklı bir yaşam için gereklidir.

 

Her iki tür liflerin kaynağı sebzeler, meyveler ve rafine edilmemiş hububattır. Üzerindeki etiketlerde genelde farklı yazmakla birlikte, hazır ekmekler çok az lif içerirler. Düzenli beslenen birisi genelde günde 11-15 gram kadar lif almaktadır. Ancak kalın barsak ve diğer kanserlere yakalanma riskini azaltmak için besinlerle birlikte ortalama 25-30 gram doğal kaynaklı lif almak gerekir. Bir porsiyon sebze ve meyve ortalam 3 gram lif içermektedir. Dolayısı ile günlük 4-5 porsiyon sebze ve meyve ve yeterli miktarda hububat ürünleri yenmelidir.

 

Aşağıda lif bakımından zengin besinler ve lif miktarları belirtilmiştir.

 

 

ahududu (ağaççileği), 1 kase …. 8.4g

 

böğürtlen, 1 kase …. 7.6g

 

kuru fasülye, 1/2 kase … 7.3g

 

küçük kuru fasülye, 1/2 kase … 6g

 

kuru incir, 1 adet … 2g

 

kepek, 3/4 kase … 4g

 

kuru üzüm, 3/4 kase … 4g

 

sade spagetti, 1 kase … 3.9g

 

mercimek, 1/2 kase … 3.7g

 

yeşil bezelye, 1/2 kase … 3.6g

 

elma, orta boy (özellikle kabuğu) … 3.5g

 

buğday, 1/4 kase … 3.4g

 

armut, 1 büyük … 3.1g

 

kuru erik, 1 adet … 1g

 

havuç, 1/2 kase haşlanmış … 3g

 

mısır, 1/2 kase … 2.9g

 

yağsız patlamış mısır, 1 kase … 1g

 

sade beyaz ekmek, 1 dilim … 1g

 

rafine edilmemiş pirinç, 1/2 kase … 1g

 

KEPEKLİ EKMEK VE SAĞLIĞIMIZ

 

Son yıllarda besinsel liflerin bazı hastalıklarla ilişkilerini tespit etmek amacıyla yapılan çalışmalar normal, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için diyette yeterli düzeyde besinsel life yer verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Besinsel lifler basit olarak insan vücudunda sindirilemeyen bitki parçaları olarak tanımlanmaktadır.

 

Bu konuda son çeyrek yüzyılda yapılan araştırmalar özellikle gelişmiş batı toplumlarında “medeniyet hastalıkları” olarak tanınan kabızlık, divertiküler hastalıklar, hemoroid, kalın bağırsak kanserleri, diabet, kalp-damar hastalıkları ile diyetin lif içeriği arasında paralellik olduğunu göstermektedir.

 

Gelişmekte olan ülkelerin diyetlerindeki besinsel liflerce zengin olan hububat ürünleri, meyve, sebze gibi gıdalar daha fazla yer aldığından besinsel lif tüketimi de gelişmiş ülkelere kıyasla daha fazla olmaktadır. Besinsel lif tüketimini etkileyen faktörlerin başında gelir düzeyi yer almaktadır. Gelir düzeyindeki artış hayvansal gıdaları tüketme eğilimini artırmaktadır. Bebeklerde ve küçük yaşlardaki çocuklarda çok düşük olan besinsel lif tüketimi, zamanla artmakta, erişkin dönemde en üst düzeye ulaşarak, orta yaş sonrasında tekrar azalmaktadır. Günde ortalama 15-20 gr. lif alımının insan sağlığı için güvenilir bir değer olduğu belirtilmektedir.

 

Kabızlık (konstipasyon), ekonomik düzeyi yüksek olan ülkelerde çok sık rastlanan kalın bağırsak fonksiyonunun düzensizliklerindendir. Kabızlığın esas nedeninin diyetteki posa yetersizliği ile ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Lifli diyetle direkt ilişkili olduğu bilinen bir diğer hastalık da divertiküloz olup bağırsaktaki haraketin yavaşlaması sonucu artan basınç nedeniyle bağırsak duvarının dışa doğru kese şeklinde çıkıntı yapması ile karakterize edilmektedir. Keselerin iltihaplanması ise divertikülit denen hastalığa neden olmaktadır.

Kolon Kanseri’nin de lif yetersizliğinde sık görüldüğü yapılan çalışmalarla açıklanmıştır.

 

Bu tip kanserin ortaya çıkabilmesi için, dokunun yeterli süre kanser yapıcı madde ile teması gereklidir. Bu maddelerin büyük kısmı bağırsaktaki mikroorganizmaların, diyette bulunan bazı maddeleri parçalamasıyla oluşmaktadır. Besinsel lif bakımından zengin diyetle beslenme durumunda kanser yapıcı maddelere dönüşecek bileşenlerin miktarını azaltmakta, bağırsaktaki su içeriğinin artması ile kanser yapıcı maddelerin konsantrasyonu düşmektedir.

 

Gelişmiş ülkelerde kalp-damar hastalıklarının neden olduğu ölüm vakaları da gün geçtikçe artmaktadır. Besinsel lif tüketiminin bu hastalıklarda fazlaca tüketilmesi durumunda, diyetteki enerji sağlayıcı madde yoğunluğu azalmakta; bununla birlikte hayvansal kaynaklı gıdalarda daha az tüketildiği için yağ tüketimi azalmaktadır. Yüksek kolesterol seviyesinin bu tür hastalıklar için risk teşkil ettiği düşünülürse, bu indirekt etkinin ne denli önemli olduğu açıkca ortaya çıkmaktadır.

 

Besinsel lif eksikliği ile ilgili olduğu sanılan hastalıklardan birisi de şeker hastalığıdır. Yağ ve şeker bakımından zengin bir diyet fazla kilo önemli nedenlerden biri olduğu bilinmektedir. Yüksek oranlarda besinsel lif içeren diyetle beslenmenin serumdaki glükoz düzeyini ve insülin gereksinimini düşürerek diabetli hastalarda fayda yaratacağı belirtilmektedir.

 

 

KEPEK DEYİP GEÇMEYİN

 

 

Günlük ortalama 15-10 gr. lif alımının yapılması insan sağlığı için güvenilir bir değer olduğu bilinmektedir.

 

Yapılan araştırmalarda besinsel lif eksikliği kabızlık divertiküler hastalıklar hemoroid, kalın bağırsak kanserleri, diabet, kalp-damar hastalıklarına neden olmaktadır.

 

Gıdaların besinsel lif içereğini artırmak amacıyla tam randımanlı hububat unları. Buğday kepeği, yulaf kepeği, soya kepeği, pirinç kepeği, meyve ve sebzelerin bazı kısımları doğal lif kaynakları olarak kullanılmaktadır.

 

Kepek, dolayısı ile kepekli ekmek selüloz mineral madde ve B grubu vitaminler bakımından oldukça zengindir.

Yüksek oranda lif içermesi nedeniyle buğday kepeği ve kepekli ekmek insan sağlığı açısından benimsenecek bir üründür.

 

Yukarıda belirtilen tıbbi nedenler, besinsel lif içeriği yüksek olan gıdalara olan talebi artırmıştır. Gıdaların besinsel lif içeriğini arttırmak amacıyla, genellikle tam randımanlı hububat unları, buğday kepeği, yulaf kepeği, soya kepeği, pirinç kepeği, meyve ve sebzelerin bazı kısımları doğal lif kaynakları olarak kullanılmaktadır. Bu konuda hububat ürünleri özellikle de besinsel lif içeriği arttırılmış ekmek ve fırıncılık ürünleri önemli bir potansiyele sahiptir. Ticari alanda ekmek üretiminde ise ucuz ve kolay sağlanır olması ve yüksek oranda besinsel lif içermesi nedeniyle buğday kepeğinin kullanılması daha çok benimsenmiştir. Bu nedenlerle kepekli ekmek tüketimi ülkemizde ve tüm dünyada hızla artış göstermektedir.

 

Bağırsak Hastalıkları Yazıları Bilgi Amaçlıdır. Bağırsak Hastalıkları İlaç ve Doktor Yerine Tedavi Etmez.

Yorum Bırakın