Damar Setliği

Damar Sertliği

Damarlarımız 3 katmandır, hepsi de ayrı işlevde çalışır.
1 – İntima (İç Damar, İç Katman)
2 – Media (Orta Katman)
3 – Adventisiya (Dış Katman)

İç katman damarlar kaygandır, kan içinde rahatça taşınır. Orta katman damarların korunmasını da sağlar.
Orta katman damarlar damar yapısını destekler. Vücudun diğer hareketlerine göre tepkisi olur. Örneğin; egzersizlerde fazla kan pompalanması için genişler, gergin veya endişe gibi bekleyişlerinizde gerilir.
Dış katman damarlar damarlarımızı selefonla kaplayarak bir arada tutar.
Damarların iç kısmındaki pürüzü olmayan hücreler şeker tüketimi, kan basıncındaki ani yükselişte, nikotin ve homosistein gibi zehirli maddeler ile kolayca zarar görürler. Bunlara Çentikler denir.

Çentiklerin temizlenmesi gerekir. Temizlenmezse ne olur?
Damarların iç kısmındaki hücrelere birbirlerinden ayrılır. Aralarında boşluklar oluşur.
Hemen kapatılması gerekir bu boşlukların. Kapatılmazsa; kolesterol yamasıyla bölge kaplanır. Damar darlığı ve kan pıhtılaşması başlar.

 

Damarların iç tabakasında sorun olduğunda vücudunuz rahatsız olur, orta katman damarlar tamire geçmeye başlar, kanla temasa da başlamış olur. Yama yapmaya başlar. Bu yama, sorunu daha da kötüleştirir.
Faydalı kolesterol , İyi Kolesterol (HDL) yamanın kalkmasını sağlar, yüksek yoğunluklu lipoproteinle vücudumuzda taşınır.
Kötü Kolesterol (LDL) ise; şişkindirler ve damarların iç duvarlarına çarptıklarında dağılarak geride kolesterol yamaları bırakır. Bu bir başlangıçtır. Damarda Tıkanma yolculuğu başlar. Çünkü; bağışıklık sistemi bu esnada devreye girer, beyaz hücreleri göndererek çürük olan kolesterölü temizlemeye çalışır. normalde enfeksiyonlara saldırmak için damarlara gelip zehirli elementler salgılarlar. Ama bu beyaz hücrelerin salgıladığı zehirli elementler damarlarda iltihaplanmalara sebep olurlar.
Bu adı geçen yamalardan kurtulmak gerek.

 

Kan Pıhtılaşması
Pıhtı aslında faydalıdırlar, kan kaybımızı önlerler.
Fakat, yukarda anlattığımız yamaları görünce çıldırırlar. Bu yamalara yaşmasal amaçlı tutunmaya başlarlar. Çentik ve tıkanmalar ile meydana gelen yamalar ölen hücreler yüzünden elektrik yüklü ise Eyvahhh!!!! Giderek şişen damarlar; damar tıkanmasına yol açar. Yani pıhtılar başka bir mikrobik faaliyetle karşılaşırsa, damar tıkanması olur.
DAMARLARLA BESLENEN KALP DOKUSU HAYATİ BESİN KAYNAĞINI KAYBEDER.
Yüzde 90 Tıkanma, Yüzde 50 Tıkanmadan Daha Kötüdür.

 

Daha basiti; damarlarınız kalitesiz olunca; siz yürüdüğünüzde damarlarınız yeterli genişlemeyi yapamaz.
Kalbinize ya da bacaklarınıza yeterli enerji gönderemez. İlersi; kalbinize ya da bacaklarınıza yetersiz kan akması gibi bir durumu getirir.

Damar Sertliği, Damar Kireçlenmesi
Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir.

Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır.

Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür.

İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur.

Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır.

Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır.

Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

 

DAMAR SERTLİĞİ (ATEROSKLEROZ)

 

Atardamarlar sağlıklı kişilerde esnek bir yapıya sahiptir. Vücudun denge durumuna göre genişler ya da daralır. Böylece damardan geçen kan miktarını ayarlar. Çeşitli neden-lerden dolayı atardamarların duvarı bağ dokusu ile kaplanırsa, damar, esnekliğini kaybeder. Damar duvarının esnekliğini kaybedip sertleşme-sine damar sertliği (ateroskleroz) denir. Damar sertliği oluştuktan sonra damar duvarından damarın iç kısmına doğru ateromatöz plaklar oluşur. Bu plaklar, damarın tıkanmasına ve damarın yapısının zayıflayarak çeşitli komplikasyonların oluşmasına yol açar.

 

Damar sertliği, diğer bütün hastalıklardan daha fazla hasara ve ölüme neden olur. Kalp krizinin, beyin kanamasının, koroner arter hastalığının en önemli nedeni olduğundan ölüm riski çok fazladır. Örneğin, kalp krizi, Amerika Birleşik Devletlerindeki tüm ölümlerin yaklaşık %25’inden sorumludur. Batılı ülkelerde bu hastalık daha sık görülmektedir. İskemik kalp hastalığına bağlı ölümler Amerika’da Japonya’dan 6 kat daha fazladır. Bu durum beslenmenin önemini ortaya koymaktadır.

 

NEDENLERİ VE RİSK FAKTÖRLERİ

 

Kişiler ve toplumlar arasında hastalığın yaygınlığı ve ağırlığı yapısal ve bu yüzden değiştirilemeyen, bir kısmı da kontrol edilebilen nedenlere bağlıdır. Cinsiyet, yaş ve kalıtsal özellikler, yapısal faktörleri kapsamaktadır.

 

Yaş, damar sertliğinde önemli bir faktördür. İskemik kalp hastalığına bağlı ölümler ileri yaşlarda, her 10 yılda belirgin olmak üzere artmaktadır. Damar sertliği sonucu meydana gelen organ hasarları orta yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Kalp krizi görülme sıklığı, 40-60 yaş arasında 5 kat artar. Diğer faktörlerin eşit olması halinde, erkekler damar sertliğine daha fazla eğilimlidirler. Bu durum hormonların oynadığı rolü göstermektedir. Menopoz öncesi kadınlarda damar sertliği ve komplikasyonları nadir olarak görülür. Kadınlık hormonu olan östrojenin menopoz sonrası azalması damar sertliği riskini arttırır. Bu dönemde kadınlara hormon tedavisi uygulanabilir.

 

Birçok gen bu hastalığın ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Ailede hipertansiyon ya da diabet olması, yüksek kan kolesterol seviyeleri damar sertliğinin ortaya çıkmasına neden olur. Diabet, hipertansiyon, sigara içimi ve kan yağ seviyesi yüksekliği kontrol edilebilen 4 ana risk faktörleridir.

 

Yapılan çalışmalarla, kolesterol ile damar sertliği arasında doğrudan ilişki saptanmıştır. İyi kolesterolün (HDL) düşük olması, kötü kolesterolün (LDL) yüksek olması damar sertliğine ve buna bağlı birçok rahatsızlığa neden olmaktadır. Yumurta sarısı şeklinde hayvansal yağlar ve tereyağı kolesterolün artmasına neden olurken, doymamış yağlar kolesterolü düşürür. Balık yağı gibi omega-3’ten zengin yağlar ise yararlıdır.

 

Tansiyonun yüksek olması damar sertliği için her yaşta önemli bir risk faktörüdür. Tansiyonun 16.5/9.5’un üzerinde olması riski 5 kat arttırmaktadır. Hipertansiyonun tedavi edilmesi, felç ve iskemik kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.

 

Sigara, özellikle erkeklerde çok iyi bilinen bir risk faktörüdür. Son zamanlarda damar sertliğinin kadınlarda sıklığının artışından büyük ölçüde sorumlu olduğu düşünülmektedir. Yıllarca günde bir paket sigara içen kişide iskemik kalp hastalığı riski %200 artmaktadır. Sigaranın bırakılmasıyla zamanla risk azalır.

 

Şeker hastalığı, kolesterolün yükselmesine neden olur ve damar sertliğine yatkınlığı arttırır. Şeker hastalarında kalp krizi riski 2 kat fazladır. Aynı zamanda bacaklarda gangren oluşumu ve felç riski çok fazla artış göstermektedir.

 

Bunların dışında egzersiz yapılmaması, stresli yaşam sürme, kontrolsüz kilo alma, obezite ve alkol tüketimi damar sertliğine neden olmaktadır.

 

BELİRTİLERİ

 

Damar sertliğinin belirtileri bu hastalığa spesifik belirtiler değildir. Zaten belirtiler, ancak damar hasarları belirginleştiğinde meydana gelir. Damar sertliği kalpte ortaya çıkarsa kalp kası zayıflar ve yeterince kasılamaz. Çünkü kalbe gelen oksijen azalmıştır. Göğüs ağrısı birçok hastada görülebilir. Özellikle egzersiz yaparken bu ağrı sıkıştırıcı ve yanma şeklinde ortaya çıkar. Hastalar göğüslerinde bir baskı hisseder. Bu ağrı kola, çeneye yayılabilir ve birkaç dakika dinlendikten sonra geçer. Bunların dışında kalpte ritim bozuklukları oluşabilir. En son ise hasta kalp krizi geçirir.

 

Eğer beyinde tutulum olursa bilinç kaybı, kaslarda güçsüzlük, görme problemleri, konuşma bozuklukları ortaya çıkabilir. Bacaklarda damar sertliği oluşması sonucu kramp tarzında ağrı, ısı kaybı ve son olarak gangren gelişebilir. Eğer hayati organlarımızdan biri olan böbreğin damarlarında ateroskleroz gelişirse, tansiyon yüksekliği ve böbrek fonksiyonlarında bozukluk oluşabilir.

 

TANI VE TEDAVİ

 

Yapılan fizik muayene sonrasında hastaya doppler ultrason görüntüleme yapılır. Bu yöntemden başka damar, ilaçlı filmle gösterilir. Anjiyo dediğimiz bu yöntemle damarların durumuna bakılır ve tıkanıklık ya da daralma varsa saptanır. Bazı hastalara efor testi uygulanır. Tedavi ise daralmanın boyutu ve hastanın şikayetlerinin derecesine göre değişir. Eğer hafif bir daralma varsa hastaya ilaç tedavisi uygulanır. Bunun için kan sulandırıcı ilaçlar tercih edilir. Daha ciddi vakalarda by-pass veya balon yöntemi ile damarlar açılır.

 

Hastalıktan korunmak için bazı programlar uygulanır. Sigarayı bırakmak ya da sigaraya başlamamak, yüksek tansiyonun kontrol altına alınması, egzersiz yapma, kilo kontrolü ve kötü kolesterolü düşürmek hastalıktan korunmak için yapılması gereken temel koruma yöntemleridir. Daha önce kalp krizi geçirmiş kişilere ise yağ düşürücü ilaçlar ve antiplateletler verilir. Böylece kalp krizinin tekrar oluşmasının önüne geçilmeye çalışılır.

 

10 soruda homosistein ve damar sertliği

 

 

1- Homosistein nedir ve ne zamandan beri biliniyor?

Homosistein vücutta üretilen bir aminoasittir ve kırmızı etin bir son ürünüdür. Çocuklarda bir enzim eksikliği sonucunda görülen homosistein fazlalığının erken damar sertliği yaparak genç yaşta ölümlere neden olduğu 1969 yılından beri bilinmektedir. Fakat homosisteininin erişkinlerde erken damar sertliği yaptığı 1990 yılından sonra fark edilmiştir. Homosistein damar sertliğini hızlandırarak, erken yaşta görülen enfarktüslerin en önemli nedeni olarak kolesterol gibi tehlikeli bir kan ürünüdür.

 

2-Homosistein tek başına hayati sonuçlar doğurabilir mi?

Homosistein damar sertliği yaparak meydana getirdiği daralmanın yanında pıhtılaşmayı da artırarak enfarktüs gelişmesini de hızlandırabilir.

 

3-Homosistein yüksekliği hangi hastalıklara yol açar, kalp ve damar dışında tetiklediği hastalıklar da var mıdır?

Beyin damarlarının tıkanması sonucunda görülen felcin oluşumunda da yüksek homosistein hazırlayıcı neden olmaktadır. Ayrıca Alzheimer olan hastalarda yapılan çalışmalarda da yüksek homosistein seviyeleri saptanmıştır.

 

4-Kalp hastalıkları ve damar setliğinde homosistein’in rolü nedir?

Damar sertliğini hızlandırıyor ve pıhtılaşmayı arttırarak enfarktüse zemin hazırlıyor.

 

5- Homosistein oranı nasıl anlaşılır? Normal oranı ve üst sınırı nedir?

Kan tahlili yapılarak tespit edilebilir. 10 micromol/ lt. üst sınırdır.

 

6-Homosistein yüksekliğini gösteren belirtiler var mıdır?

Homosistein fazlalığı herhangi bir klinik belirti yoktur.

 

7-Homosisteinin yükselmemesi için neler yapmak gerekir?

Homosistein seviyeleri yaş ile birlikte artabilir. Günde 20 adetten fazla sigara içimi, aşırı kahve tüketimi, alkolizm, sedanter hayat-sakin yaşam (egzersiz yapılmaması) homosisteini yükseltir. Kandaki Homosistein miktarını düşürmek için B12 (400micgr), B6 (10 mgr), Folik asit (1 mg) kullanmak gerekir.

 

B6 vitamini: Meyve, kırmızı et, balık, muz, fındık- fıstık ve sebzede bulunur. Folik asit; tahıl, karaciğer, meyve, fındıkta bulunur. Bu yiyeceklerden kolesterol ihtiva eden karaciğer ve kırmızı etten maalesef uzak durmak gerekir. B12 vitamini; sebzelerde bulunmadığı için vejeteryenlerin mutlaka B12 vitaminini ilaç olarak almaları gereklidir.

 

8-Homosisteinde genetik faktörlerin rolü nedir?

Genetiğin rol oynadığı konusunda bir çalışma yoktur.

 

9-Kimlerde ve hangi yaş grubunda daha çok görülür? Homosistein daha çok genç yaştakileri mi etkiliyor?

Homosistein artışı yaş ile doğru orantılıdır. Fakat geç yaşta görülen damar hastalarında mutlaka homosistein seviyesi kontrol edilmelidir. Özellikle LDL si yüksek hastalarda homosistein yüksek olması daha da önem kazanmaktadır.

 

10- Homosistein açısından riskli ülkeler var mı? Örneğin belli bir beslenme kültürü tetikliyor mu? Türkiye’nin durumu ne?

Yeni tanınan bir sorun olduğu için ülkelerin profili bilinmemektedir. Aşırı et, az sebze tüketen mutfaklar bu konuda risk taşımaktadır. Türk toplum-u olarak genetik açıdan LDL’miz yüksek HDL’ miz düşük olduğu için kan homosisteinin seviyesinin yüksek olması toplumumuzun kalp damar sağlığı açısından ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

 

Önümüzdeki yıllarda kardiyologların bu konu üzerine ciddiyetle eğilmeleri gerekecektir. Kan yağları bakılırken Homosistein bakılmasına henüz Kardiyologların eli alışmamıştır. Kan yağları ile birlikte mutla Homosistein seviyenize de baktırınız.

 

Türk toplumu olarak genetik yapı-mızdan dolayı’miz (iyi huylu kolesterol) düşüktür.dolayı koroner damar hastalığına çok davetkar bir bünyemiz var. Almanya’da doğan ve orada yaşayan 2. veya 3. jenerasyon çocuklarımız Alman gibi beslenip, Alman gibi yaşamalarına rağmen onların da HDL seviyeleri düşüktür.

 

Batı toplumlarında kola alışkanlığından sonra 2. sırada çocuk alışkanlığı olan fast food-hamburger tüketiminin etkisi büyüktür. Bu beslenme şekli, çocuk-larımızın gelecekteki kalp damar sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Hamburger içinde bulunan ve onun çok lezzetli olmasını sağlayan iç yağının miktarı, yaklaşık yüzde 40 oranındadır.

 

Bu iç yağı aynen çikolata içinde bulunan kakao yağı gibi çok kolay bağımlılık yapmaktadır ve vazgeçilmesi çok zordur. Ucuz olması ve kolay ulaşılabilir olması nedeni ile anneler yönünden kolaylık gibi görünen bu durum ciddi bir tuzaktır.

 

Maliye Bakanlığı Satış Fişimiz var.

 

Damarlardaki Kan Pıhtılaşması

Trombolitik tedavi (Pıhtının eritilmesi)

Trombolitik tedavi kan damarları için-deki tehlikeli pıhtıların eritilerek damarların açılması için kullanılan bir tedavi şeklidir. Bu tedavi şekli için çok özel pıhtı eritici ilaçlar kullanılır ve damar hastalıklarının hemen tamamında bu ilaçlar pıhtı olan damara yani doğru-dan pıhtının içine çok ince borular yani kateterle kullanılarak verilir. Trombolitik tedavi tıpta çok geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu alanlardan başlıcaları:

 

  • Akciğer embolizminde,

 

  • Toplar damar pıhtılaşması olan derin ven trombozunda,

 

  • Kalp krizindeki tıkalı koroner damarlara,

 

  • Beyin damarlarındaki tıkanıklıklarda,

 

  • Bypass cerrahisi yada stent yerleştirişmiş damarlarda oluşan tıkanıklıklarda

 

  • Kol yada bacaklardaki ani oluşan atardamar tıkanıklıklarında,

 

Vücudumuzda damarlar içinde dolaşan kan sıvı halde olup, damar duvarına yapışmadan yada pıhtı oluşmadan rahatlıkla hareket etmektedir. Ancak bazen kan içindeki özel bir hücre tipi olan kan pulcukları (trombositler) birbirlerine yapışarak kanın jelatin gibi kalınlaşmasına neden olurlar. Bu duruma pıhtılaşma (koagülasyon) ismi verilir. Normal şart-larda bu olay yaralanmalar sonucu olan kanamaların durdurulabilmesi için gereken doğal bir süreçtir.

 

Ancak bazen pıhtılaşma damarın içinde çok değişik nedenlerle oluşur ve kan akımının durmasına neden olur. Bu durum tıpta damar içinde pıhtı oluşması anlamına gelen tromboz terimi ile ifade edilir.

 

 

 

 

Ateroskleroz(Damar Sertliği)

Bacakların Atardamar Hastalığı

Buerger Hastalığı

Diyabetik Damar Hastalığı

Kol Damarlarının Hastalıkları

Subklavian Hastalığı

El Parmaklarının Damar Hastalıkları

Abdominal Aorta Anevrizmaları

Suprarenal Anevrizmalar

Torasik Aorta Anevrizmaları

Barsak Damar Anevrizmaları

Periferik Anevrizmalar

Karotis (Şahdamar) Hastalığı

Ani Atardamar Tıkanıklığı

Böbrek Damarlarının Hastalığı (Renovasküler)

Barsak Damarlarının Tıkanıklığı

Varis

Kronik Venöz Yetmezlik

Derin Ven Trombozu

Toplardamar Tıkanıklıkları

Tromboflebit

Doğuştan Damar Anomalileri

Lenfödem

Anjioplasti ve stentleme

Aterektomi

Bypass

Yürümekle Gelen Ağrı (Kladikasyo) Tedavisi

Amputasyon

Endovasküler anevrizma onarımı

Karotis Stentleme

Karotis Endarterektomi Ameliyatı

Trombolitik Tedavi (Pıhtının eritilmesi)

Diyaliz Fistül Ameliyatı

Toplardamar Tıkanıklıklarının Açılması

Varis Ameliyatı

Varis Ameliyatındaki Yenilikler

Variste Lazer Tedavisi

Variste Radyofrekans (RF) Yöntemi

Skleroterapi (Varislere iğne tedavisi)

Köpük Skleroterapisi

Termokoagulasyon

Vena Kava Filtreleri

Embolizasyon

 

 

 

 

Bazen damar içinde oluşan bu pıhtı bulunduğu yerden kopup, kan akımının etkisi ile sürüklenip başka damarlarda tıkanıklıklar oluşmasına yol açar. Bu durum ise emboli olarak ifade edilir. Her iki mekanizmada damarlarda tıkanıklık oluşmasına ve sonuçta o damarın beslediği doku yada organlarda gangren gelişmesine neden olur.

 

Örneğin beyinde damarlar tıkandığında felç, bacakta damarlar tıkandığında ani atardamar tıkanıklığı olarak ifade edilen ve gangrene kadar gidebilen durumlar ortaya çıkabilir. Eğer pıhtı toplardamarlar içinde oluşursa bu durumda derin ven trombozu adı verilen ve çoğu kez bacaklarda topardamar kan akımının durmasına neden olur.

 

Bu durumların tedavisinde kullanılan en önemli yöntemlerden birisi trombolitik tedavi olup, özel bazı ilaçların doğrudan pıntının içine verilerek pıhtının eritilip, damarda kan akımının tekrar sağlanmasıdır. Ancak pıhtıyı eritici ilaç vermek aynı zamanda kanamayada neden olabilir.

 

Örneğin tedavi sırasında atardamara giriş yerinde (Kasıklar), beyinde, gözde, böbreklerde ve midede yada daha önceki ameliyat yerlerinde kanamalar oluşabilir. Bu açıdan trombolitik tedavi iki ucuda keskin bir bıçak gibidir.

 

Hazırlık

Öncelikle doktor hastanın genel sağlığı, şikayetleri hakkında bilgi edindikten sonra, hastayı muayene eder. Bu aşamada doktor hastada trombolitik tedaviye engel bir durumun olup olmadığını araştırır.

 

Daha sonra trombolitik tedavinin güvenli yapılabilmesi için bazı tahliller yapılır. Örneğin pıhtılaşma testleri ve bazı rutin kan testleri istenir.Eğer tüm bu testlerde bir sorun yok ve hastada trombolitik tedavi için bir engel yok ise, hasta trombolitik tedavi hakkında bilgilendirilir.Gen ellikle işlem aç karnına yapılır. Ayrıca doktor hastanın kullanmakta olduğu ilaçların hangilerini kesmesi gerektiğini hastaya hatırlatır.

 

Trombolitik tedavi için anjiografi yapılmalıdır. Bu hem tanıyı kesinleştirmek hemde tedaviyi yapabilmek için gereklidir. İşlem için atardamara giriş yapılmalıdır. Bunun için en sık kullanılan yerler kasıktaki femoral atardamar, dirsek önündeki brakial atardamar veya el bileğindeki radial atardamardır. Bu damarlara ilerlerletilen ince plastik borular (kateterler) içinden özel bir boya verilerek röntgen çekilir ve damar anatomisi iler beraber tıkalı damarlarda görüntülenmiş olur. Bundan sonra trombolitik tedavi için gereken işlemlere girişilir.

 

Hangi hastalara trombolitik tedavi yapılır?

Eğer felç, kalp krizi, akciğer embolisi, DVT veya hernangi bir damarınızda pıhtı var ise trombobolitik tedavi uygulanabilir. Ancak trombolitik tedavi ne kadar erken yapılır ise ok kadar iyi sonuç alınır. Bu nedenle bu hastalıklar oluştuktan sonra en geç birkaç saat içinde tedavi yapılmalıdır. Eğer yüksek tansiyonu, şiddetli karaciğer hastalığı, yeni geçirilmiş kalp yada beyin amaliyatı durumunda tedavi riskli olabilir.

 

Trombolitik tedavinin riskleri:

Trombolitik tedavi anjiografi ile beraber yapılabilien bir işlem olduğu için, anjiografinin tehlikleri bu durumda da geçerlidir. Eğer şeker yada böbrek hastalığı varsa anjiografi ve beraberinde trombolitirk tedavi risklidir. Böyle durumlarda yeterli sıvı tedavisi ile böbrekler korunlamlıdır

 

Pıhtılaşma bozukluğu olan kişilerde trombolitik tedavinin yan etkileri daha fazla olabilir. Diğer bazı durumlarda da tedavi riskli olabilir:

 

  • İç kanama geçmişi,

 

  • Kontrosüz yüksek kan basıncı,

 

  • Gebelik,

 

  • Kalbin iç yüzünün enfeksiyonu (Endokardit)

 

  • İleri yaş,

 

  • Şeker hastalığına bağlı gözün iç tabakasının hastalığı (Diyabetik retinopati)

 

Nasıl yapılır?

Trombolitik tedavi genelde yoğun bakım, anjiografi ünitesi yada gereken altyapıya sahip ameliyathanelerde yapılabilir. Hastanın yaşamsal bulguları (Kan basıncı, nabız, v.b.) ile bereber herhangi bir kanamanın oluşup oluşmadığı izlenir.

 

Pıntılyı eriten ilaçlar iki şekilde verilebilir. İlaç ya genel olarak hardangi bir toplardamardan dolaşıma verilirdoğrudan tıkalı olan damardaki pıhtının içine verilir. Bunun için kasıktaki femoral atardamar, dirsek önündeki brakial atardamar veya el bileğindeki radial atardamardan bir kateter tıkalı olan damara kadar ilerletilir. Bunun için girişim yapılacak olan alan antiseptikli solüsyonlarla silirinir ve o bölgeyi uyuşturmak için lokal anestezik ilaç enjekte edilir. Daha sonra bu alandan kateter damar içine yerleştirilir. Damarı görüntülemek için kateterden özel bir boya (radyo opak madde)verilerek anjiografi çekilir. Bu görüntü klavuzluğunda trombolitik tedavinin yapılacağı kateterin ucu tıkalı olan damara yerleştirilip, trombolitik ilaç devamlı verilmeye başlanır. Trombolitik tedavi için kullanılmakta olan başlıca ilaçlar streptokinaz, ürokinaz ve doku plazminojen aktivatörü olan t-PA dır. İlaç kateter yolu ile saatlerce verilir. Bu arada zaman zaman anjiografi çekilerek pıhtının durumu kontrol edilip, gerekirse kateterin ucunun yeri değiştirilir. Tıkanıklığın yerine, pıhtının miktarına ve eşlik eden damar hastalığının durumuna göre bu tedavi saatler hatta günlerce sürebilir. Pıhtı eridiğinde yada artık daha fazla erimediğinde tedavi sonlandırılır. Eğer pıhtılaşma testleri gereken sınırlar içerisinde ise kateter bulunduğu yerden çekilir ve girişim noktasına kanama duruncaya kadar onlarca dakika baskı uygulanır.

 

Son yıllarda trombolitik tedavideki ilaç dozunu ve uygulama süresini kısaltmak için yeni tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Mekanik yada farmakomekanik trombektomi adı verilen bu yöntemlerde trombolitik ilaç özel bazı kateterler ve cihazlarla verilir. Kateterden çıkan ilacın jet etkisi ile yada kateterin emici etkisi ile veya bazen kateterlerin pıhtıyı parçalayıcı etkisi ile pıhtı daha da küçültülür ve ilaç ile eritilir. Bu şekilde daha kısa sürede damar açılabilmektedir.

 

Trombolitik tedavi sonrasında olabilecek sorunlar:

 

Trombolitik tedavi sonrası hastanın bir gün yatması gerekildir. Bu sürede hastada her hangi bir yan etki gelişip gelişmediği izlenir. Eğer kanama olmaz ise hasta taburcu edilir. Ancak tıkanıklık oluşmasına neden olan sorun belirlenmiş ise önecelikle o tedavi edilmelidir. Bu sorun çoğu kez damardaki bir darlık, tıknıklık, genişleme (anevrizma) yada bir kalp hastalığı olabilir.

 

Trombolitik tedavinin en önemli yan etkisi kanamadır. Eğer hastalar aşağıdaki sorunlarla karşılaşırlarsa tekrar hastaneye başvurmalıdırlar:

 

  • Giderek kötüleşen kol yada bacak ağrısı,

 

  • Ateş,

 

  • Solunum güçlüğü,

 

  • Giderek artan bulantı, kusma yada öksürük

 

  • Kol yada bacakta morarma, şişlik ve ağrı

 

  • Kusma yada dışkı ile kan gelmesi

 

  • Kateterlerin yerleştirildiği girişim bölgelerinden kan gelmeye devam etmesi

 

Bunlar dışında sorun olmadığı sürece hastalar hafif işler yaparak ilk günlerini evde geçirebilirler. İşlem sırasında kullanılan anjiografi ilaçlarını rahat atabilmek için evde bol miktarda su ve sıvı gıdalar alınmalıdır. İşlemden 24 saat sonra banyo yapılabilir.

 

Yan etkiler:

Trombolitik tedavide ne yazık ki yan etkiler az değildir. Bu nedenle hastalar yakından takip edilirler. Eğer kanama, düşük kan basıncı ve alerjik belirtiler ortaya çıkarsa doktor durumdan haberdar edilmelidir. En tehlikeli kanama beyinde olan kanamadır. Her 100 dan birinde beyin kanaması görülebilir ve kendini felç ile belli eder.

 

Trombolitik tedavi her zaman başarılı bir girişim değildir. Hastaların %25 inde tedavi başarılı olmayabilir. Özellikle uzun süredir pıhtı olan hastalarda pıhtı eritilemeyebilir. Hastaların %12 sinde pıhtı tekrar oluşabilir.

cüneyt köksoy

 

PIHTILAŞMA: Oldukça karmaşık olan pıh­tılaşma olayım burada ana hatlarıyla inceleye­ceğiz.

 

Zedelenmiş damar yüzeyine yapışan trombosit-lerden ve zedelenen damardan açığa çıkan bazı maddeler, kanda erimiş halde bulunan fibrino-jenin fibrin liflerine dönüşmesini sağlarlar. Fibrin lifleri pıhtının iskelet-ini kurarlar. Fibrin lifleri oluşurken, çok sayıda trombosit bu liflerin arasında kalır. Böylece başlıca öğeleri fibrin lifleri ve trombositler olan pıhtı oluşur. Zedelenmiş dokudan açığa çıkan ve pıhtılaşma­ya yardım eden maddeye “doku tromboplastini” (Faktör III) denir. Doku tromboplastini aracılı­ğıyla gelişen pıhtılaşma olayları “ekstrensek mekanizma” adını alır.

 

Damar içinden iğneyle (enjeksiyonla) bir miktar kan ahp, bunu yavaş-ça bir tüp içine boşaltırsak, bu kanın 5-6 dakika içinde pıhtılaştığını görürüz. Bu pıhtılaşma olayına doku tromboplastini yardım etmemiştir. Çünkü iğne içine çekilen kana doku tromboplas­tini karışmamıştır. Bu tür pıhtılaşma olayına “intrensek mekanizma” denir.

 

Tüp içinde aldığı­mız kan-ın üstüne bir miktar doku tromboplastini koyarsak pıhtılaşmanın 10-15 saniye içinde ger­çekleştiğini görürüz. Demek ki ektrensek meka­nizmanın pıhtılaşmayı hızlandırıcı bir etkisi vardır. Zedelenmiş bir damarın pıhtıyla tıkan­masında hem ekstrensek hem de intrensek mekanizma devreye girer.

 

Kandaki eriyik fibrinojenin, fibrin liflerine dönüş­mesini sağlayan madde, “trombin”dir. Trombin kanda serbest değil, inaktif bir ön enzim (proenzim) biçiminde bulunur. Trombinin bu proenzim biçimine “protrombin” denir. Protrom-binin trombine dönüşmesini, “aktif faktörX” denilen bir madde sağlar. Aktif faktör X da kanda inaktif biçimde bulunur. Bunun aktif biçime dönüşmesini sağlayanlar; yukarıda sözünü etti­ğimiz intrensek ve ekstrensek mekanizmalardır. Pıhtılaşma olayının en önemli maddelerinden biri de ‘kalsiyum’dur.

 

Özetle; pıhtılaşma bir seri enzimaük olayın gelişmesiyle ortaya çıkar. Pıhtılaşmaya katılan maddelere “prokoagulan faktörler” denir. Romen rakamlarıyla adlandırılan bu faktör-lerin çoğu ka­raciğerde üretilir ve protein yapısındadır. I’den XIH’e kadar sıralanan f aktörlerden VIII faktörıantihemofilikglobilindir. Eksikliğinde hemofili has­talığı ortaya çıkar. Pıhtılaşma sırasında aktif du­ruma geçen bir faktör Ötekini “O”, bir diğerini aktif duruma getirir, sonunda fibrinojen fibrin haline dönüşür ve kan sıvı durumundan katı duru­ma geçer.

 

Oluşan pıhtıda fibrin lifçikleri arasın­da kanın hücre-sel elementleri de bulunur. Bir kaç saat sonra pıhtı büzüşmeye başlar ve kanın seru­mu (serum pıhtılaşmış kanın sıvı bölümüdür) ayrı­lır.

 

Pıhtılaşma iki ayrı mekanizma ile başla-yabilir.

1- Ekstrensek sistemde pıhtılaşma. Doku zedelen­mesi ile hücrelerin içinden doku tromboplastini “Faktör III” açığa çıkar, bu “Faktör VII” yi aktive eder ve aşağıda verilen çizelgede görüldüğü gibi pıhtılaşma gelişir.

 

2- intrensek sistemde pıhtılaş­ma: Burada ilk aktive olan Faktör XII’dir. Faktör XII damar içinde kollagen ile kan vücut dışına alındığında yabancı yüzeye değinmekle aktif duruma geçer ve yine çizelgede gösterilen sıra içinde pıhtılaşma gelişir.

 

Pıhtılaşma sıra-sında iyonize Ca + + da gereklidir. Faktör IV olarak belirtilen kalsiyum ortamdan ayrıhrsa ya da sitrat, oksalat gibi maddelerle iyonizasyonu azaltılır ya da çöktürülürse pıhtılaşma engelle­nir. Tüpte kanın pıhtılaşmasını önlemek için bu tip maddeler kullanılır. Normal koşullarda vücut içinde kanın pıhtıl aşmamasının nedeni damar­ların iç yüzünün düzgün, pürüzsüz oluşu, kollage-nin açığa çıkmaması, ayrıca organizmada he-parin ve antitrombin gibi pıhtılaşmayı önleyici (antikoagulan) maddelerin bulunmasıdır. Karaciğer-de sentez edilen prokoagulan faktör­lerden bazıları (örneğin protrombin) için K vitaminine gerek vardır. Bu vitamin alınmazsa ya da etkisi önlenirse pıhtılaşma bozukluğu ortaya çıkar.

 

Damar sertliği olan bazı hastalardaysa pürtüklü yüzeyde gereksiz pıhtılaşmalar olabilir ve damarı tıkayabilir. Bu hastalarda, doktor kont­rolünde heparin ya da K vitaminin etkisini engel­leyen ilaçlarla bu tip pıhtı oluşumu engellenir.

Damar Tıkanıklığı

Bacak damar tıkanıklığı tedavisi – bacak damar tıkanıklığı belirtileri

 

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yiğit Akçalı, bacak damarlarında ortaya çıkan pıhtının, akciğeri besleyen damarları tıkaması sonucu ani ölümlerin ortaya çıkabildiğini söyledi.

 

Akçalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bacak damarlarında meydana gelen tıkanmanın ani ölümlere neden olduğunu, bu nedenle de hastalığın ”sessiz katil” olarak adlandırıldığını kaydetti.

 

İnsanların doğum sırasında veya sonrasında, ameliyat sırasında ya da sonrasında, özellikle yaşlı hastaların uzun süre hareketsiz kaldıklarında aniden öldüklerini ifade eden Akçalı, şöyle devam etti: ”Halk arasında ‘yazgımız böyleymiş’ deniliyor, ancak bunun arkasında yatan neden ‘sessiz katil’ dediğimiz bacak damar tıkanıklığıdır.

 

Hekimlerin koydukları ‘kalp-akciğer durması sonucu ölüm’ tanısının altında yatan da bu hastalıktır. Hastaların büyük çoğunluğunda bacak damarlarında ortaya çıkan pıhtı, akciğerleri besleyen damarı tıkar. Eğer pıhtı büyükse o zaman hasta aniden şoka girer, kalp ve akciğeri durarak ölür.

 

” Bacak damar tıkanıklığının kanser hastalarında yaygın olduğunu, bu hastaların yakından takip edilmesi gerektiğini kaydeden Akçalı, hastalığın doğum sırasında annede ortaya çıkma olasılığının da yüksek olduğunu bildirdi. Akçalı, batıda yılda her bin kişiden birinde bu hastalığa rastlandığını belirterek, hastalığın özel çoraplarla, aralıklı olarak bacaklara basınç uygulayan pompalarla ve kan sulandırıcı ilaçlarla tedavi edilebildiğini anlattı. Çocuklarda bu hastalığa çok az rastlandığını dile getiren Akçalı, bazen damar içine sonda koydukları durumlarda ortaya çıkabildiğini anlattı.

 

 

Akçalı, özellikle Akdeniz Bölgesi’nde yaşayan Behçet hastalarında bu tür damar içi pıhtılaşmalarına çok sık rastladıklarını kaydederek, şunları kaydetti: ”Bacaklarda şişme ile belirti veren bu hastalık, erken dönemde hastayı öldürebilir. Geç dönemde ise bacaktaki bu şişlik kalıcı olabilir ve hastayı adeta süründürebilir. Bacak gerginleşir, şişer, yaralar açılmaya başlar. Hasta birkaç adım atınca inanılmaz derecede yorulur. İşgücü kaybına neden olur. Bazen akciğerdeki küçük pıhtılar solunumsal problemler de ortaya çıkarabilir. Sonuç olarak, sıradan bir bacak şişmesi, hastayı ya erken dönemde öldüren ya da geç dönemde sakat bırakan, süründüren bir tablonun belirtisi olabilir.”

 

 

-OBEZİTE VE DAMAR TIKANIKLIĞI-

 

Prof. Dr. Yiğit Akçalı, birçok hastalıkta obezitenin önemli bir sorun oluşturduğuna dikkat çekti.

 

Özellikle şişman hastalarda bacak damar tıkanıklığının çok daha sık karşılarına çıktığını ifade eden Akçalı, şunları anlattı: ”Hastalara doğada düzenli yürüyüşler yapmalarını, solunum egzersizleri yapmalarını öneriyoruz, ancak toplum olarak doğru nefes alıp vermesini dahi bilmiyoruz. Oysa ki bu çok önemli bir olaydır. Nefes alıp vermek kan damarlarındaki akışı rahatlatır. Çünkü, kalbin işi kolaydır; pompalar ve kanı çevreye dağıtır, ama bacaklardaki kanı yukarı doğru doğru pompalayan bir sistem yoktur. Bu sistemi biz kendimiz yürüyerek yaratıyoruz. Yürüdüğümüzde baldır kaslarımız kasılıyor, nefes alıp vererek de bunu yönetiyoruz.”

 

Akçalı, çok nadir durumlarda cerrahi müdaheleye gerek duyulduğuna işaret ederek, ”Toplardamarların boydan boya tıkandığı, buna yüzey damarlarının da eşlik ettiği durumlarda ayak kangrene gider. Bu tür durumlarda ameliyata alıyoruz. Aslında tedavi etmekten çok önlem almak kolaydır” dedi.

 

Hastalığın tanısının ve tedavisinin çok basit olduğunu belirten Akçalı, tanı aracı olarak hiçbir yan etkisi bulunmayan ultrason cihazı kullandıklarını söyledi.

 

Bacak damar tıkanıklığı

 

Bacaklara giden damarların ateroskleroza (damar sertliği) bağlı tıkanması sonucunda ortaya çıkan tabloya periferik arter hastalığı adı verilir.

 

 

 

Periferik arter hastalığının görülme sıklığı % 12 civarında saptanmıştır. Hastalık kadın ve erkekte eşit oranda saptanır. Bu hastalık, kalp krizi ve beyin felci gibi diğer damar tıkanıklığı sonucunda oluşan hastalıklarla daha fazla beraber gözlenmektedir. Özellikle bacak damarlarında tıkanıklığı olanların kalp krizi veya diğer nedenlerden ölüm oranı 3-4 kat daha fazladır. Ağır tıkanıklıklarda yıllık ölüm oranı % 25’e kadar çıkar.

 

Risk faktörleri nelerdir?

 

  • Yaş: Hastalık 40 yaş ve üstü daha fazla gözlenmektedir.

 

  • Sigara içimi: Özellikle 10 yılın üstünde ve günde 1 paket sigaradan fazla tüketen kişilerin hastalığa yakalanma oranı çok artmaktadır.

 

  • Şeker hastalığı: Şeker hastalığı olan kişilerde damar yapısında daha hızlı bozulma olduğu için tıkanma da daha hızlı gerçekleşecektir.

 

  • Kan yağlarında yükseklik: Hastalardaki kan kolesterol seviyelerindeki yükseklik damar yapısını bozarak tıkanıklığı şeker hastalığı gibi hızlandırmaktadır.

 

  • Hipertansiyon: Kan basıncı yüksekliği de damar sertliğine gidişi hızlandırarak tıkanıklığın oluşmasında rol oynamaktadır.

 

Hastalık nasıl anlaşılır?

 

Hastalarda ilk gözlenen bulgu bacak ağrısıdır. Bu ağrı yürürken artar, dinlenme ile azalır. Özellikle baldır bölgesinde şiddetli hissedilir. Hastaların bir kısmında kan akımındaki azalmaya bağlı olarak bacaklarda yaralar ve kangren gözlenir. Hastalığın şiddeti gittikçe atar ve sonunda 5 yıl içinde % 5 kadarının ayağı kesilmek zorunda kalır.

 

Sigara bırakılmalıdır…

 

Bacak ağrısı ile karşılaşan ve 40 yaş üstü kişilerin özellikle yürümekle ağrıları artıyorsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekmektedir. Bu hastalara bacak damarlarının dopler ultrasonu yapılarak damar yapısında tıkanıklık düzeyleri saptanmaktadır.

 

Bacak damarlarında tıkanıklık saptanan bir kişinin en önemli korunma yolu sigaranın bırakılmasıdır. Sigaraya devam edilmesi halinde bacak kangreni kaçınılmazdır. Hastaların daha sonra yüksek olan kan kolesterol ve trigliserid oranları düşürülmelidir. Bu tedavi kişiyi kalp krizinden de koruyarak iki kat yarar sağlayacaktır. Şeker hastalığı olan ve şeker düzeyleri dengede olmayan hastaların derhal şeker takiplerinin yapılarak açlık şeker düzeylerinin indirilmesi sağlanmalıdır. Bu tipte hastalarda kan basıncında yükseklik saptandığı için kan basınçlarını da indirmek çok doğru bir davranış olacaktır. Tuz alımları da bu nedenle kısıtlanmalıdır.

 

Nasıl tedavi edilir?

 

Amaç, tıkanık damarın açılmasıdır. Hastada ani bir damar tıkanıklığı gelişmemişse tıbbi tedavi yöntemleri kullanılmalıdır. Hastalığın tıbbi tedavisinde ilk önce aspirin verilir. Yanında hastalara pıhtılaşmayı önleyici bir takım ilaçlar ve egzersiz tedavisi uygulanır. Son yıllarda damar genişleticiler ve bu bölgedeki oksijenlenmeyi düzenleyici ilaçlar kullanılmaya başlamış.

 

KALP HASTALIKLARI VE DAMAR TIKANIKLIKLARI NEDİR?

Dünyadaki insan ölümlerine en fazla sebep olan hastalık olarak literatüre geçen bu rahatsızlık Türkiye’de tüm ölümlerin %35’ini oluşturmaktadır.

 

KALP VE DAMAR TIKANIKLIĞI HASTALIKLARININ BAŞLICALARI

  1. KORONER KALP HASTALIĞI
  2. HİPERTANSİYON
  3. KAN PIHTILAŞMASI
  4. PERİFERİK VASKÜLER

 

Kalp hastalıklarının başlıca nedeni, damar sertliğidir. Yüksek kolesterol, sigara, yüksek tansiyon, genetik sebepler, yanlış beslenme ve çevrenin olumsuz etkisiyle esnek ve pürüzsüz yapıdaki damarlar, zamanla sertleşip tıkanmaktadırlar. Sertleşip hasar gören bölgelerde kolesterol ve farklı maddeler plaklar oluşturmaya ve damarın o bölgesini yavaş yavaş tıkamaya başlar.

 

Damarlar tamamen tıkandığında da ya da bir kan pıhtısı bu damarı tıkadığında, kalp krizi meydana gelir. Atheros klerozun (damar sertliği) en korkutucu yönü ise sessiz bir hastalık olmasıdır. Bazen hiç bir belirti vermeyen bu rahatsızlık, %85lere kadar daralmaya sebep olsa da, bu olay anlaşılamaz.

 

Erkeklerde daha genç yaşta ve sık olarak rast-lanan bu hastalık kadınlarda östrojenin koruyucu etkisiyle daha az ve geç yaşlarda görülmektedir.

 

KALP-DAMAR HASTALIKLARINDAKİ RİSK FAKTÖRLERİ

Atherosklerozun oluşumunda tüm uzmanların ortaklaşa kabul ettiği risk faktörleri kalıtsal yatkınlık, fazla yağlı ve kolesterollü diyet, sigara kullanımı, aşırı stres ve hareketsizliktir.

 

Şunu unutmamalı ki, kalp hastalıklarında birinci etmen beslenme değil, sigaradır.

 

Koroner hastalıklarının yarısı klasik risk faktörleriyle açıklanır: Sigara, yüksek kolesterol ve Yüksek Tansiyon.

 

Damar Felci

 

Felç; beyine kan gidişinin azal-ması ya da durmasıyla meydana gelir. Kanın ulaş-madığı beyin bölümündeki nöron hücreleri spazm yaparak devre dışı kalırlar ve bulunduğu bölümdeki görevi olan fonksiyonu yapamaz.

 

Nasıl Meydana Gelir?

 

Beyinde bulunan herhangi bir damar tıkan-dığında veya patladığında kan beyin dokusuna ulaşamaz.

 

Felç nedenleri

 

Tromboz: Arterde meydana gelen kan pıhtısı beyine giden kan akımını durdurmasıyla meydana gelir.

 

Emboli: Vücudumuzun başka damarında meydan gelen kan pıhtısı veya pıhtı beyindeki arteri tıkamasıyla meydana gelir.

 

Lakunar felç: Beyin içindeki küçük kan damarlarının tıkanmasıyla oluşur.

 

Serebral Kanama: Beyin içindeki herhangi bir arterin patlama-sıyla veya yırtılmasıyla oluşur. Hiçbir belirti vermeden meydana gelebilir. Çoğu zaman tedavi edilmeyen hipertansiyonun bir sonucu olarak görülür. Nadiren de olsa doğumsal damar defektlerinden kaynaklanabilir. Hipertansiyon , kalp hastalıkları, diabetes mellitus,( Şeker hastalığı) yüksek kolesterol, sigara, ailesel yatkınlığı olanlar, fazla kilolu bireyler, damar sertliği risk faktörleridir.

 

Semptomları nelerdir?

 

Etkilenen beyin bölgesine göre semptomlar farklılık gösterir. Baş ağrısı, kırıklık, uyuşukluk, yürüme konuşma zorluğu, konuşulanı anlayamama, görme problemleri, konfüzyon, kişilik değişiklikleri, kasları hareket ettirmede zorluk, baş dönmesi, idrar ve gaita tutamama, bilinç kaybı. Felç öncesi transiel iskemik (TIA) atak görülebilir. TIA beyni besleyen kanın bir müddet kesilmesiyle meydana gelir, kalıcı hasara neden olmaz. TIA felçle aynı semptomları gösterir ancak semptomlar birkaç dakikada ya da saatte geçer.

 

Nasıl Tedavi Edilir?

 

Felçten şüphelenildiği anda hastaneye acilen gidilmesi önemlidir. Pıhtının yol açtığı felçler pıhtı eriten ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar semptomların çabucak sona ermesini sağlar ayrıca sakatlığı veya ölümü de engeller. Ancak felç sonrası 3-6 saat içinde ilaçların başlanmasıyla başarı sağlanır. Özellikle ilk 24 saat dikkatli gözlem gerektirir. Yatak istirahatı de önemlidir. Felcin altında yatan neden hipertansiyon, ritim problemleri ise bunlar tedavi edilmelidir.

 

Etkileri Ne Kadar Sürer?

 

İyileşme beyin hasarına göre farklılık gösterir. Bazı durumlarda ilk birkaç gün içinde veya bir hafta sonra iyileşme görülür. Eğer felç sonrası 1-2 hafta içinde iyileşme görülmezse, bazı kas hareketleri ve konuşma geri dönmeyebilir. Fakat bazı bireylerde uygun ilaçlar uygulandığında felçten 1 sene sonra dahi konuşma ve kas gücünün geri döndüğü görülmüştür.

 

Felci nasıl önlerim?

 

Kan basıncınız yüksekse kontrol altına alın. Sigarayı kesin. Yağdan fakir diyeti tercih edin. Her gün egzersiz yapın ve kilonuzu dengede tutun.

Beyin ve sinir sistemin beslenme yetersizliği sonucu ortaya çıkar Sinir hücrelerinin oksijensizliğe ve kan şekeri düşmesine tahammülü birkaç dakika ile sınırlıdır Herhangi bir sebeple (genellikle beyne kan taşıyan damarların tıkanması, daralması) aksaması durumunda saniyeler içinde konuşma, görme, anlama bozulabilir ve vücudun bir yarısında kuvvet azalması veya tamamen fonksiyon kaybı olabilir

 

Bu kayıp yine saatler içinde kısa sürede geçiyorsa geçici felçten bahsedilir

 

Hastalıkta (bazen felç gelmeden önce) haberci uyarıcı bulgular şunlardır:

1-Vücudun bir tarafında görülen gelip geçici uyuşma

2-Kısa süreli baş ağrısı nöbetleri

3-Konuşmanın bozulması veya durması

4-Görmede geçici ani kayıplar

5-Dengesizlik vs

 

Hastalığın ana sebebi beyin ve hücrelerini sulayan beyin damarlarındaki tıkanmalardır Daha nadir olarak beyin kanaması, beyin ve zarının iltihapları anılabilir

 

Damar tıkanmasının sebepleri ise: Bünyenin yaslanması, damarların sertleşmesi , kan yağlarının fazlalığı , kandaki kırmızı hücrelerin (eritrosit) çokluğu , tansiyonun yüksek seyretmesi , sigara , alkol , uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar , kalp ve damar hastalıklarına irsi yatkınlık , şeker hastalığı , böbrek rahatsızlığı , aşırı stres , dengesiz beslenme , düzensiz yaşama vs

 

Felçte Ne Yapılmalıdır?

1-Hasta apar topar hareket ettirilmemelidir

2-Gereksiz panikle hastaya zarar verilmemeli,

3-En yakın sağlık merkezine götürülerek erken müdahale edilmelidir

4-Bazı felçler yapılan tedavi ile zaman içinde geçer Hem de iz bırakmadan

5-Felcin geçmemesi durumunda ise gereksiz ümitlerle hasta hekim hekim dolaştırılmamalıdır

6-Tıp dışı bazı ters uygulamalara fırsat verilmemelidir

7-Hastanın takip ve tedavisini üstlenen hekimle diyalog koparılmamalıdır

8-Takip süreci uzun olacağı bilinerek tedbirler düzenlenmelidir

9-Hastalığın ilk haftalarından itibaren bıkmadan, usanmadan doktor tavsiyesine uygun fizyoterapi (masaj ve egzersiz) uygulanmalıdır

10-Hastanın hareketlenmesi, iyileşmeye motivasyonu, yatakta döndürülmesi (yaralar oluşmaması için) , beslenme düzeni, psikolojik ve moral durumu, hasta yakınlarının ilgi ve desteği tedavide kullanılacak ilaç ve metotlardan çok daha faydalı olduğu bilinmelidir

11-Tedavide kullanılan ilaçların temel amacı felcin tekrarlama ihtimaline karşı bünyeyi korumaktır

12-Tansiyonu ayarlamak, kan yağlarını düşürmek, moral ve destek tedavileri önemlidir

13-Ağır olup da yatalak kalan hastaların hayatla ilgilerinin kopmamasına dikkat edilmelidir

14-Çökkün (depresif) düşünceleri gelişmesi durumunda tedavi edilmelidir

 

Bilmek İstedikleriniz Felçle İlgili Sorular Cevaplar

 

Felç aynı zamanda beyin enfarktüsü olarak bilinir Bunun sebebi nedir?

Tıpkı kalp enfarktüsünde bir kan damlasının kalbe giden damarı tıkaması gibi, felç geçirirken de beyindeki atardamar kandaki pıhtılaşmadan dolayı tıkanır Damarın tıkanmasıyla, damarın gerisinde bulunan beynin çeşitli bölgelerine oksijen akışı engellenir Bunu sonucunda o bölgedeki beyin ve sinir hücreleri kısa bir süre içerisinde ölür

Felç geçirmek sadece yaşlı insanlara mahsus bir tehlike mi?

Hayır İlerleyen yaşla birlikte risk de yükseliyor belki ama felç olaylarında yaş ortalaması gün geçtikçe düşüyor Çocuklar bile risk altında

Felç belirtileri nelerdir?

Aniden meydana gelen tek taraflı bir felç veya vücudun bir kısmının duyarsızlaşması Bununla beraber görme ve konuşma bozuklukları, baş dönmesi ve şiddetli baş ağrısı da ilk belirtiler arasında

İlk belirtilerde hastanın hemen tedavi olması neden bu kadar önemli?

Bu durumda her geçen saniye altın değer-inde Beyindeki kanama ne kadar uzun sürerse, kişide kalıcı hasarlar yaratması veya ölümle sonuçlanması o kadar yüksek bir ihtimal taşır Bu yüzden ilk belirtiler gözlemlendiğinde hemen bir doktor çağırmak çok önemlidir

Doktor müdahalesinde ne yapılır?

Yapılan müdahalede ilk olarak hasarlı olan damar tomografi cihazıyla tespit edilir Buna bağlı olarak hangi hücrelerin kurtarılabileceği saptanır Yaklaşık olarak üç saat içerisinde tıkanmış bir damarı çeşitli ilaçların yardımıyla temizlemek mümkün

 

Lazer terapisinin kullanıldığı doğru mu?

Bazı kliniklerde bazı hastalarda şahdamarını lazerle açmak için deneme çalışmaları yapıldı Bunlardan başarı elde edilmiş olsa bile bu metod henüz uygulanmıyor ve test aşamasında

Tıkanmış damarları açmak için genetik bir ilaç var mı?

Evet Genetik teknoloji sayesinde elde edilen ve rt-PA şeklinde tanımlanan genetik ilaçlar kullanılıyor Bu ilaç, vücudun bir enzim salgılamasına ve bu enzim sayesinde damardaki tıkanıklıkların giderilmesine yol açıyor Fakat bu ilacın enfarktüs geçirildikten üç saat sonra alınabiliyor Bir yan etki ise kanamaların oluşabilmesi Bu yüzden bu ilaç her hasta için uygun değil

Felç geçirdikten sonra ne gibi yan etkiler oluşabilir?

Felç geçiren hastalarda genellikle sonradan konuşma ve görme bozuklukların yanı sıra sersemlik gibi yan etkiler oluşabiliyor Bazı hastalarda bu şikayetler bir süre sonra sona ererken bazılarındaysa geçmiyor

Felçin ciddiyeti neye göre değişiyor?

Bu enfarktüsün ne kadar hasar verdiğine bağlı Ayrıca tedaviye ne kadar çabuk başlanıldığı önemli

 

Ölen beyin hücrelerine ne oluyor?

Beyin hücrelerinin işleyiş tarzı o kadar ilginç ki Şöyle ki, beyinde ölen hücrelerin işlevini etrafındaki hücreler üstleniyor Fakat bunun gerçekleşebilmesi için bu hücrelerin bir an önce yeni ek görevlerine alıştırılmaları gerekiyor Bunun için erken terapi önemli

Damar tıkanıklığı felç geçirmenin tek nedeni mi?

Hayır Bir beyin kanaması sonucunda da felç geçirilebilirsiniz Kanama ile damarda meydana gelen basınç ile damarın yapısı bozuluyor ve işlevini yerine getiremiyor Kanamanın ise mutlaka durdurulması gerekir

Damar tıkanıklığı nasıl oluşur?

Damar tıkanıklığının sebebi genelde yüksek kan basıncı ve sağlıksız bir yaşamdır Özellikle de damarlarda oluşan kireçlenme beyin felcinin en büyük sebebi Sağlıklı beslenme bol sebze ve meyve, az kırmızı et ve yağ ile felç olma riskinizi bir hayli düşürebilirsiniz Günde içeceğiniz bir kadeh şarap damarlarınızı kireçlenmeye karşı koruyacaktır Daha fazlası ise sağlığa zarar verecektir

 

Beyin kanaması nasıl oluşur?

Bazen, beynin yapısında doğuştan gelen bir bozukluk nedeniyle bir kanama meydana gelebilir Ayrıca kan basıncı da damarın yırtılmasına sebep olabilir Fakat asıl risk, damarın içinde meydana gelen tortulanmadan dolayı damar içi alanın daralmasıyla oluşur

Bazı ilaçların felç geçirme riskini yükselttiği doğru mu?

Amerikalı bilim adamları ephedrin maddesinin felç riskini çoğalttığını ortaya çıkardı Bitkisel maddelerden elde edilen ephedrin genelde öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının içeriğinde bulunuyor Ephedrin maddesinin aynı zamanda iştah kapatma gibi bir özelliği daha olduğundan, özellikle diyabet ilaçlarında yüksek miktarlarda kullanılıyor

İkinci bir felç geçirme ihtimali yüksek midir?

İstatistiklere göre hastaların %10 – %15inin bir sene sonra tekrar felç geçiriyorlar Bunu engellemek için aspirin gibi kanı sulandıran ilaçların kullanılması gerekiyor Bu tedavi yöntemi kanda oluşan pıhtılaşmayı ve damarların tıkanmasını önlüyor

 

Kan basıncınızın yükselmesini nasıl önleyebilirsiniz?

Yüksek kan basıncı her zaman felç geçirme riskini çoğaltır Her gün düzenli olarak kan basıncınızı ölçün veya bir doktora veya eczaneye ölçtürün Yüksek kan basıncına karşı birkaç öneri:

1 Yoga veya çeşitli meditasyon yöntemlerini kullanarak stresi üzerinizden atın

2 Kanda bulunan yüksek yağ seviyesi, damarların daralmasına bu da kan basıncının yükselmesine neden olur Kandaki kolesterol seviyesi mutlaka 130′un altında olmalı Kolesterini düşük bir beslenme tek başına yeterli olmuyorsa, kandaki yağ seviyesini düşüren ilaçlar yardımcı olabilir

3 Sigarayı bırakın çünkü nikotin damarların daralmasına neden oluyor.

 

Damarlardaki Kolesterol

YÜKSEK KAN KOLESTEROLÜ

 

Normal ve Tıkalı Damarlar

Kolesterol, kalp-damar hastalıklarına yol açan en büyük nedenlerden biridir. 1984 yılına gelene dek kolesterolün zararları bilinmekteydi, ama 150 milyon dolara malolan bir araştırma, önemli bir gerçeği gözler önüne serdi: Kolesterolün %1 azaltılmasıyla kalp krizi riskinin %2 azaldığı ortaya kondu. On yıl süren araştırmalarda, aynı yaş, kilo, sigara alışkanlığı ve tansiyona sahip erkeklerden kolesterolü %10 daha düşük olan hastaların kalp krizine yakalanma şansları %20 düşüyordu. Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından yapılan bu araştırmadan sonra başka geniş kapsamlı araştırmalar da benzer sonuçlar vermiştir: Kolesterolü azaltmak atheroskleroz ve kalp krizi riskini azaltmaktadır.

 

KOLESTEROL NEDİR?

Kolesterol vücudumuzun ihtiyaç duyduğu, yağ benzeri maddelerdir. Bu maddeler hem vücut tarafından üretilir; hem de dışardan besin yoluyla alınır. Kandaki kolesterolün yaklaşık % 85’ini vücut kendi üretir, % 15’ini besinlerden alırız. Vücudumuzda karaciğer tarafından üretilen kolesterol; et, tavuk, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Aynen insanlarda olduğu gibi hayvanların da her hücre zarında kolesterol vardır. Bu yüzden yediğimiz et veya tavuk tamamen yağsız gözükse dahi, kolesterol etin her yerinde bulunduğundan, yediğimiz etin kolesterolünü de kendi bünyemize geçirmiş oluruz. Ne yazık ki, hayvani gıdalardan aldığımız kolesterolün bir çoğu fazlalıktır, ve kullanılamayan kolesterol vücutta birikir; bu da kalp hastalıkları başta, bir çok hastalığın nedeni olabilir.

 

 

Sigara ve Madde bağımlılığı sizi farklı bir dünyaya taşır

Kolesterol yağa benzer bir yapıda olduğundan, yüksek oranda sudan oluşan kanın içinde tek başına dolaşamaz. Karaciğerden hücrelere gidip gelebilmek için taşıyıcılara ihtiyacı vardır. Bu taşıyıcılara lipoprotein diyoruz. Kolesterolü taşıyan iki tip taşıyıcı bulunuyor kanımızda : Kötü huylu kolesterol denilen, düşük yoğunluktaki lipoproteinler (LDL) ve iyi huylu olanı: yüksek yoğunluktaki lipoproteinler (HDL).

 

LDL’ye kötü huylu denmesinin nedeni, karaciğerden aldığı kolesterolü hücrelere taşırken, bazen damar çeperlerinde düşürerek, kanda erime özelliği olmayan bu maddeciklerin birikmesine, plak oluşturmasına neden olmalarıdır. Oysa HDL, hücrelerdeki fazla kolesterolü alıp, safraya dönüştürülmek üzere karaciğere geri taşıma görevini üstlenmiştir. Ayrıca damarlara yapışmış olan kolesterolü de elektrikli süpürge gibi çekip alarak temizlemek yine HDL’ye düşer. Dolayısıyla HDL’mizin yüksek olması kolesterolün damarlarımıza yaptığı zararı azaltabilir. Ne yazık ki Türkler üzerinde yapılan araştırmalarda, bizim HDL düzeylerimizin genetik olarak düşük olduğu ortaya çıkmıştır. (İdeal rakamlar kadınlarda <45, erkeklerde <35 mg/dl.dir.) Hafif bir spor yapmanın, bir kadeh kırmızı şarabın ve zeytinyağının iyi kolesterolü yükselttiği ispatlanmıştır. Total kolesterolü yükselten ve düşüren faktörler ve gıdaları aşağıda inceleyeceğiz.

 

Total kolesterol ve LDL ve HDL düzeyleri için rakamlar şöyledir: (mg/dl)

 

TOTAL KOLESTEROL     LDL      HDL

İDEAL   200’den az        130’dan az        35’ten fazla (erkek)

SINIRDA RİSK   200-239            130-159            45’ten fazla (kadın)

YÜKSEK RİSK    240’tan fazla     160’tan fazla

 

 

Kandaki kolesterol düzeyimizi ölçtürdükten sonra, genellikle aklımızda total kolesterol değeri kalır. Bu yanlış sayılmaz, ne de olsa total kolesterolümüzün % 70-90’ı kötü kolesterol yani LDL’dir. Ama iyi ve kötü kolesterol düzeylerimizi bilmemiz yararlıdır. LDL’nin 160’ı aşması, tehlike sinyalleri verir. Koroner kalp hastalığı olanların LDL’yi 100 mg/dl altında tutması gerekir.

 

 

Vücudumuzdaki atar damar sistemi

Kolesterolü düşük tutmak için neler yapmalı? Kalıtımsal faktörlerin dışında, hiç bir etkenin kandaki kolesterol düzeyini diyet ve fiziksel hareketlilik kadar etkilemediği defalarca doğrulanmıştır.

 

BESLENME:

Genel kural; besinlerden alınan hayvansal yağ ve kolesterol miktarını mümkün olduğunca azaltmaktır. (Balıkyağı hariç)

 

KAÇINILMASI GEREKENLER:

Sakatat, katı yağlar, etin yağlı kısımları, kıyma, hamburger, salam, sosis, sucuk, tavuğun derisi, kızarmış balık, karides, kalamar, havyar, ahtapot, midye tava, çedar,kaşar ve krem peynir tipi yağlı peynirler, yağlı sütle yapılmış tatlılar, poğaça, açma, kurabiye, çikolata, yağlı kek ve benzerleri, pasta, krema, kızartmalar, cips, kaymak, yağlı yoğurt ve mayonez, hazır soslar, hindistan cevizi, fazla şekerli, tuzlu ve rafine edilmiş gıdalar.

 

 

 

 

DOKTOR KONTROLLERİNİN PERİODİK OLARAK

UYGULANMASI, KALP-DAMAR SAĞLIĞINIZ İÇİN ÖNEMLİDİR

YENİLEBİLENLER:

Tüm sebze ve meyveler, baklagiller (fasulye, mercimek,nohut, bezelye…), soğan, sarımsak, esmer ekmek, makarna, çavdar ekmeği, yulaf, mısır gevreği, bulgur, pirinç, patates, yarım veya yağsız süt, peynir ve yoğurt; haftada 3-4 yumurta*, yağsız tarafından dana eti, tavuk, hindi, sıvı yağlar(tercihen zeytinyağı), ceviz, fındık, badem, kestane, istiridye, yağsız sütle yapılan muhallebi, sütlaç gibi tatlılar, ızgara veya buğulama balık (özellikle kuzeyin yağlı balıkları, somon, ton, lagos, orfoz…vs.)

 

*Uzun süre yumurta, çok kolesterol içerdiği için kısıtlanmaktaydı. Sonradan yapılan araştırmalarda, kendi kolesterol içeren gıdalardan çok, trans yağ asitleri taşıyan (yani margarin gibi hidrojene edilmiş), doymuş yağ içerenlerin daha zararlı olduğu görüşü önem kazandı.

 

ÖNEMLİ NOT: Yağlı balıkları hazırlarken, dışardan yağ eklenmemeli. Balık yağında iyi kolesterolü artıran, dolayısıyla total kolesterolü düşüren omega 3 asitleri vardır, dolayısıyla çok faydalıdır. Ayrıca zeytinyağında da aynı asitler mevcuttur. Bu yüzden Akdeniz tipi beslenenlerle, yağlı balık yiyen Eskimolarda hemen hemen hiç damar rahatsızlıkları görülmemektedir.

 

Tüm yemekleri, makarna, pilav dahil, mümkün olduğunca zeytinyağıyla yapmalı. Ayrıca eczaneden alınan balıkyağı haplarından kullanılabilir. Doymamış yağlar kolesterolü düşürse de, yağın her türü kilo aldırdığından çok fazla tüketilmemeli. Ayrıca yulaf, kepek ve taze sebze meyvenin, soya ürünleri ve baklagiller gibi lifli gıdaların da kolesterol düşürmede etkisi büyüktür. Ana mönüyü bunlar oluşturmalı.

 

Gizlenen gerçek: Damarlarda kolesterol değil, kalsiyum birikiyor!

 

Damarların yaşla birlikte yavaş yavaş tıkandığı, kan akışının yavaşladığı, çeşitli doku ve organlara ait hücrelerin bu nedenle doğru dürüst beslenemediği, damarlarda tıkanıklar oluştuğu ve bu durumun kalp krizi dâhil birçok hastalığa neden olduğu tartışmasız bir gerçek…

 

Fakat söylenmeyen, nedense insanlar tarafından anlaşılması istenmeyen asıl gerçeği de lütfen görelim: Damarlarda tıkanıklığa ve daralmalara yol açan ‘aterom plağı’ adı verilen oluşumun yapısı, içeriği bu noktada gerçekten de çok önemli, çünkü gizlenen gerçekleri buradan da anlayabilirsiniz.

 

Daha önce yapılmış birçok araştırma var[1] ve biz de defalarca yazdık[2], yazılarımızı okuyanlar tekrarlar nedeniyle biraz sıkılacak ama yine yazalım. Damarları tıkacı yani aterom plağındaki bileşenler: Kalsiyum % 50, makrofaj ve hücre kalıntıları % 45, kolesterol % 3, diğer farklı bileşenler ise % 2 kadardır. Kısaca damarlarımızı tıkayan aterom plağını, buruşturup top şekline getirdiğiniz 100 cm’lik bir mezura olarak düşünün, buruşturulan 100 cm’lık mezuranın sadece 3 cm’lik kısmı kolesteroldür geriye kalan 97 cm’lik kısmın 50 cm’si kalsiyumdur.

 

‘Yağlar ve kolesterol damarlarda birikir’ diyebilen doktorlarımıza ‘kalsiyum da birikmiyor mu?’ diye mutlaka sorun! Nasıl bir sihirli-büyülü etkiyle % 3’ lük kolesterolün, % 97’lik kısmı oluşturduğunu, her şeye rağmen damar tıkanmalarında onlara göre, asıl gerçek suçlunun kolesterol olduğunu (?) dinlerken oldukça fazla eğleneceksiniz!

 

Sözün kısası, şayet gerçekten damarlarınızda daralmadan, kalp krizinden korkuyorsanız ve bu konuda gerçekten emin olmak istiyorsanız yapılacak tek şey var: Bazı (radyasyon vb) riskleri göze alıp, doktor kontrolünde damarlarınızdaki kalsiyum (birikim) miktarını ölçtürmek, bu konuda yapabileceğiniz en iyi ve en gerçekçi adım bu olacaktır.

 

Damarlardaki kalsiyum miktarının ölçülmesi damar tıkanıklığı ve kalp krizi riskleri konusunda iddia edilen birçok risk faktörüne göre en gerçekçi değerlendirmedir. Nedeni basit, çünkü bu yöntem; düşük ya da yüksek kan kolesterol, tansiyon, şeker, böbrek hastalığı gibi bazı sözde risklerden son derece bağımsız; söylemlere, istatistiklere, tahminlere ve kolesterol dedikodularına göre değil, nesnel fiziksel gerçeklik kavramı (kalsiyum birikimi) üzerinde çalışır. Nesnel gerçek, kalsiyum birikiminin damarlarda kolesterolden 20 kat fazla görülmesi, kalsiyum birikiminin çok yoğun olması ve damarlardaki kalsiyum miktarının çeşitli yöntemlerle şimdi çok rahat ölçülebiliyor olmasıdır. Kan kolesterol düzeyi ne olursa (düşük ya da yüksek) olsun, şayet damarlarda kalsiyum birikimi yoksa söz konusu kişinin kalp krizi geçirme ihtimali hiç yoktur, yani kalp krizi geçirme ihtimaliniz ‘yüzde sıfır’dır.[3]

 

Bizim defalarca söylediğimiz ve ‘kolesterol ve akıl oyunları’ kitabında geniş yer verdiğimiz konu şu sıralarda yine tekrar gündemde. Nitekim en son olarak, yakın bir zamanda Tamar S. Polonsky ve arkadaşlarının[4] yaptığı bir çalışmada bunu doğrulamaktadır. Bu son araştırma sağlık haberlerimizde[5] şöyle yer aldı:

 

”…. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, kalp damarlarındaki kalsiyum oranı, kalp krizi riskini önceden haber verebilecek. Kalp damarlarındaki kalsiyum oranının, kalp krizi riskini önceden haber verebileceği belirtildi. Amerikan Tıp Derneğinin (JAMA) dergisinde yayımlanan araştırmada, kalp damarlarında kalsiyum birikmesinin kalp ve damar hastalıklarının habercisi olabileceği ifade edildi. Araştırmaya göre, bilim adamları 2000 ile 2008 yılları arasında kalp ve damar hastası olmayan 5878 kişide koroner arter kalsiyum skorlama (KAKS) tekniği kullanılarak ölçüm yapıldı. Ölçümlerden 5 yıl sonra kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski, iki araştırma modeline göre sınıflandırıldı. Birinci modelde kişilerin yaşı, ırkı, cinsiyeti, sigara kullanımı, hipertansiyon ve bunun için kullanılan ilaçlar ve kolesterol oranı göz önüne alındı. İkinci modeldeyse, birinci modeldeki unsurlara koroner damar kalsiyum skorlaması dahil edildi. İki modelin ortaya koyduğu sonuçları karşılaştıran araştırmacılar, ikinci modelin yani KAKS’ı göz önünde bulunduran modelin kalp ve damar hastalığı tehlikesini daha iyi haber verdiğini tespit ettiler. Bilim adamları kalp damarlarında biriken kalsiyumu saptamanın, kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini önceden belirlemede daha verimli sonuç verdiğini ifade ediyorlar.”

 

Haber okundu ama çoğu kimse sorgulamadı…

 

“Sıkıysa, kolesterole yaptığınızı kalsiyuma da yapın, kalsiyum içeren besinleri de yasaklayın görelim” diyeceğim ama böyle bir şakayı bile ciddiye almış, ciddiye alabilecek araştırmalar ve araştırmacıların var olduğunu[6] zaten biliyorum. Bu nedenle öncelikle önemli bir hatırlatma yapmalıyız. Bu araştırmayı okuyan, damarlarda kalsiyum birimi olduğunu gören[7] ve kabul eden bazı kişileri uyarmalıyız! Uyarımız şu: Sakın ha, kandaki kalsiyum düzeyi ile istatistiksel bağlantılar kurup insanlara kalsiyum içeren besinleri filan yasaklamayın, kanda kalsiyum düzeyini düşüren çeşitli ilaçlar yapmayın; bizim düşüncemize damarlarda kalsiyum birikiminin, kan kalsiyum düzeyi ile hiçbir mantıksal bağlantısı yok. Bu durumun açıklamasını biz daha önce [8] defalarca yapmıştık. Hatırlarsanız ‘tüberküloz’ hastalarındaki akciğer filmlerine bir bakın ve mümkünse tüberküloz hastalarının akciğer filmleri üzerinde, kalsiyum lekelerinin nasıl oluştuğu üzerinde biraz düşünün[9], damar sertliğini (aterosklerozu) anlayacaksınız demiştik! Anlayanlar anladı, anlamayanlar için ise gerçekten yapacak bir şey yok…

 

Yani kan kolesterol düzeyi için yaptığınız saçmalığın bir tekrarını yeniden kalsiyum için lütfen yapmayın, ‘damarlarda kalsiyum birikiyormuş’ diye kalsiyum içeren besinleri yasaklamayın!

 

Konumuza dönersek, damarlarda kalsiyum ölçümü gerçekten çok önemli: Gerçekten kan damarlarında damar kireçlenmesi (ateroskleroz) oluşabiliyorsa, kişinin kan kolesterolü, tansiyonu, şekeri ne olursa olsun, özellikle kalp krizi geçiren hastaların damarlarında mutlaka, istisnasız bir şekilde kalsiyum birikimi mutlaka oluyor.

 

Oysa kardiyoloji dünyasının iddialarının birisi olan ‘kan kolesterol’ düzeyi ise tamamen istatistiksel zorlamalarla, mutlak değil rölatif risklerle dolu! Kalp krizi nedeniyle ameliyat olmuş kişilere baktığınızda kan kolesterol düzeyi ile doğrudan bir bağıntı kurmanız gerçekte imkânsız, hastaların yarısından fazlasında kan kolesterol düzeyinin normal sınırlar içinde olması bu nedenle kaçınılmaz.[10]

 

Damarlarda kalsiyum birikimi ise çok farklı!

 

Var olan nesnel ve fiziksel bir gerçek, görünür elle tutulabilir ve kalsiyum birikimi periyodik olarak izlenebilir!

 

Damarlarda kalsiyum birikimi ile ilişkili araştırmaların hepsi çok iyi, mükemmel bulgular.

 

Fakat bizim geçmişten gelen, eskimiş ve anlamı kalmamış insanlarımızın bilinçaltına kadar zorla işlemiş, açıklanması gereken bir sorun var!..

 

“Kandaki fazla kolesterol damarlarda birikiyor, damarları tıkıyor” cümlesi sizin kulaklarınızı rahatsız etmiyor mu? Damarlarda kalsiyum birikiminin oranını öğrendiğinizde, bu cümleyi işittiğinizde veya söylediğinizde artık sizler de rahatsız olmuyor musunuz?

 

Hala birileri hiç sıkılmadan, utanmadan nasıl oluyor da ‘damarlarda çok kolesterol biriktiğini’ söyleyebiliyor gerçekten anlamak mümkün değil. Bunca araştırmaya rağmen damarlarda biriken maddenin sadece kolesterol molekülleri olduğu söylenebiliyorsa ve bilgisizlik söz konusu değilse, burada iki ihtimal var, ikisi de birbirinden kötü! Fakat hangisinin daha kötü olduğunu gerçekten ben de bilmiyorum: Ya insanları gerçekten cahil, bilgisiz, aptal sanıyorsunuz ya da bilerek, isteyerek, kasten insanları bilgisiz, cahil bırakıyorsunuz! Hangisinin daha kötü olduğuna siz karar verin!

 

Neden insanlara damar sertliğine neden olan aterom plakları içindeki sadece kolesterolü (% 3) söylüyor, fakat damarlardaki kalsiyum (% 50) birikimini söylemiyorsunuz?

 

“Damarlarda kolesterol birikirmiş!”

 

Buyurun, ‘Halep oradaysa, arşın burada’ desem de bazıları için hiç fark etmeyecek.

 

Çünkü ‘damarlarda kolesterol birikir diyenler’ ya Halep’e hiçbir zaman gitmediler, ya da arşının ne olduğunu hala bilmiyorlar!…

 

 

 

Mevlüt Durmuş

 

Uzm.Biyolog

 

www.kolesterolmasallarblogspot.com

 

 

Kaynak ve Dipnotlar

 

 

[1] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.

 

[2] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2010/01/siz-hangi-kolesterol-yalanna-inanmstnz.html

 

[3] Agatston; Kalsiyum skoru “0” olanların kalp krizi geçirme olasılığı “0”dır. (Cleveland Clinic Journal Medicine 49: Supp 3 – S-6-11, 2002)

 

[4] Tamar S. Polonsky et al (2010). Coronary Artery Calcium Score and Risk Classification for Coronary Heart Disease Prediction. JAMA. 2010;303(16):1610-1616. (Abst) http://jama.ama-assn.org/cgi/content/short/303/16/1610?rss=1

 

[5] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14557481.asp?gid=245

 

[6]Stephen Seely (1991) Is Calcium Excess in Western Diet a Major Cause of Arterial Disease? [Editorial], International J Cardiology 33(2):191-198 (Nov 1991) (Stephen Seely, Department of Cardiology, University of Manchester, The Royal Infirmary, Manchester M13 9WL, UK)

 

[7] Stephen Seely, kolesterol ilaçlarına karşı bir araştırmacı da olsa, kalsiyum alımı, fazla süt içilmesi gibi konularla damarlardaki kalsiyum birikimiyle ilişki kurmasına katılmıyoruz. Bu durumun diyetle alınan besinlerle ilişkili olduğunu düşünmüyoruz.

 

 

[8] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.

 

[9] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=75664

 

[10] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115,

Gönderen Mevlüt Durmuş zaman: Çarşamba, Mayıs 05, 2010

 

Yaygın kanının aksine kolesterol tamamen zararlı bir madde değil. Vücutta üretilen kolesterol cinsel yaşamdan, sindirim sisteminin çalışmasına kadar önemli görevler üstleniyor. Kolesterol yokluğu bunamaya veya bazı psikolojik bozukluklara yol açabiliyor.

Siyami Ersek Göğüs Kalp Damar cerrahisi Merkezi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi Doç. Dr. Mehmet Eren kolesterolle ilgili soruları yanıtladı.

 

Kolesterol nedir?

Kanımızda bulunan balmumuna benzer bir yağdır. Kolesterol bir yandan karaciğerde üretilirken, bir yandan da besinlerden alınır. Et, süt ürünleri, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde kolesterol bulunur; sebze, meyve, bitkisel yağlar ve tahıllarda bulunmaz.

Kanda fazla miktarda olması zararlıdır. Ancak kolesterol hep kötü çağrışımları da akla getirmemeli. Aslında vücut için yararlı bir maddedir, vücutta hücre zarlarının oluşumunda ve bazı hormonların üretiminde bulunur.

 

Hiç olmaması neye yol açar?

Kolesterol bazı hormonların yapımında yer alır. Mesela erkeklik hormonu testosteronun sentezinde rol oynar. Bu hormonun eksikliği kısırlığa, erkeklerde erkek karakterinin ve libidonun (cinsel isteğin) azalmasına yol açar. Benzer durum kadınlarda da söz konusudur.

Hücrelerin zarında kolesterol bulunur. Yokluğu hücre bütünlüğünün bozulmasına ve fonksiyon kaybına yol açar. Beyin faaliyetleri için de kolesterol gerekir. Yokluğu bunamaya, psikolojik bozukluklara yol açabilir.

 

Kolesterol neden önemli?

Kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp-damar hastalıkları tehlikesini artırır. Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse, kalp hastası olma ihtimali de o kadar yüksektir.

 

Kolesterolün kaç çeşidi var?

Öncelikle total kolesterol dediğimiz ana kolesterol vardır. Bunun da LDL (kötü kolesterol) ve HDL (iyi kolesterol) şeklinde iki alt birimi var.

 

Kötü kolesterolden başlayalım, neye yol açar?

Adından da anlaşılacağı gibi vücut için zararlı kolesteroldür. Vücutta kolesterol karaciğerde yapılır, dolaşıma geçer ve tekrar karaciğer tarafından yıkılır. Karaciğerde yapılan kolesterol kötü kolesterol ile damarlara taşınır. Bunun düzeyi ne kadar fazlaysa, damarlara o kadar fazla kolesterol pompalanır. Sonuçta damar duvarında yağ plakları gelişir. Bu plakların büyümesi ve çatlayıp ani tıkanma yapması beslediği organlarda hasara yol açar.

 

Vücudunuzun çöpçüsü

Peki iyi kolesterol nedir?

Vücudumuz için yararlıdır. Bir nevi çöpçülük yapar, özellikle kalp damarlardaki kötü kolesterolü toparlayıp çöpe atar. Kötü kolesterol damar duvarında sertlik yapmaya başlayınca iyi kolesterol onunla savaşır. Kötü kolesterolü damar duvarından alıp tekrar karaciğere getirir ve orada yıkılmasını sağlar. Araştırmalar, bu tür kolesterolü yüksek olanların kalp damar hastalıklarına daha az yakalandığını gösteriyor.

 

Kötü kolesterolün yükseldiğini anlayabilir miyiz, belirtileri var mı?

Hayır, hiçbir bulgu vermez. Kolesterolü yüksek olduğu halde hastanın hiçbir şikâyeti olmaz. Ancak yıllar sonra kalp krizi ya da felçle sorunun kaynağında kolesterol olduğu anlaşılır. Çünkü birikim bir günlük iş değildir, uzun yıllar içinde oluşan bir süreçtir.

Damar içine oturan kolesterole plak diyoruz. Plağı damarın içine çökmüş yağ tabakaları şeklinde hayal edin. Bunlar zamanla sertleşir ve giderek damarın iç tabakasını bozarlar, iç çeperini daraltırlar. Sigara, hareketsizlik, şişmanlık da varsa bu süreç giderek hızlanır. Tıkanma bazen yavaş yavaş, bazen aniden olur. Aniden olması demek kalp krizi anlamına gelir.

 

Sağlıklı kolesterol düzeyleri ne olmalı?

Sağlıklı denilebilecek kolesterol düzeyleri için kötü kolesterol (LDL) düzeyinin belli değerlerin altına indirilmesi önerilir. Bu değerler kişinin kalp ve damar hastalığı gelişme riskine göre belirlenir. Yani riski çok yüksek kişilerde olmayanlara göre sağlıklı sayılabilecek kolesterol düzeyi düşüktür.  Kalp damar ya da şeker hastaları yüksek riskli gruptadır, bu kişilerde LDL düzeyi 100 mg/dl’nin altında olmalı.

Bunun dışında yüksek tansiyon hastaları, sigara içenler, iyi kolesterolü (HDL) 40 mg / dl’nin altında olanlar, birinci derece akrabalarında kalp damar hastalığı olması, 45 yaşın üstünde olan erkekler, 65 yaşın üstünde olan kadınlar da risk altındadır. Bu faktörlerden en az üç tanesine sahip olanlar da yüksek risk grubunda. İki tane olanlar orta derece, 1 ya da hiç olmayanlar düşük risk grubuna girer. Orta derece risk grubuna girenlerde kötü kolesterol (LDL) düzeyi 130’un altında, düşük olanlarda da 160’ın altında olmalı.

 

Kolesterolü düşürmek için ilk kural: Sigarayı bırak!

Sigara iyi kolesterolü düşürüp kötü kolesterolü yükseltiyor. Kolesterolün damar içinde birikmesine yol açan sigara, zamanla damarları tıkıyor. Günde üç-dört sigara içilmesi bile kalp kriziyle sonuçlanabiliyor.

 

Sigaranın kolesterole etkisi nedir?

Çok olumsuz rolü var. Çünkü sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının çatlayarak damarı tıkamasına neden olur. Aslında plağı kıran şey sigaranın içindeki nikotindir. Sigara içildiğinde nikotin, dilaltı ilacı etkisi yapar. Yani nikotin dilaltından emilerek hemen kana karışır.

Emilen nikotin de kalp damarları içindeki plağı kırabilir. İşte bazı insanların sigara içerken, ya da içtikten birkaç dakika sonra kalp krizi geçirmesinin açıklaması budur.

 

Günde üç -dört sigara için de mi?

Kesinlikle. Bazıları çok az sigara içtiğini söyler ve bunu da bir keyifmiş gibi göstermeye çalışır. Ancak insanların kendilerini bu şekilde kandırmamaları gerekiyor. Araştırmalar kalp krizi tehlikesinin gün içinde tüketilen sigara sayısı ile doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Günde bir-dört arasında sigara içilmesi koroner kalp hastalığı riskini iki kat artırıyor. İçilen her sigara kalp krizi olasılığına bir adım daha yaklaştırıyor. Ayrıca bu söylediğimiz şey, içeriğinde nikotin bulunduran her tütün mamulü için geçerli. Mesela “Puroyu içime çekmiyorum, zararlı değil” gibi çok yaygın bir yanlış inanış var. Ama maalesef sigarayı içinize çekmemeniz sizi kurtarmıyor. Çünkü dilaltından emilen nikotin, kana karışıp damarlardaki kolesterol plaklarını kırarak kalp krizi geçirmenize ya da felç olmanıza neden olabilir. Ayrıca pasif içicilik de kalp krizi riskini artırıyor. Sigara bırakıldıktan üç -dört  yıl sonra risk hiç içmeyenlerin seviyesine iniyor.

 

Diğer tetikleyiciler neler?

Şeker hastalığı, kolesterol yüksekliğinin ayrılmaz arkadaşıdır. Şeker hastalığında kandaki şeker fazlalığı kolesterole dönüşür. Ayrıca şeker hastalarında damar duvarına kolesterolün birikmesi daha kolaydır. Ayrıca yağ ve karbonhidrattan zengin beslenme, alkol tüketimi, tiroid bezinin az hormon üretmesi, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve bazı ilaçlar kolesterol yüksekliğine yol açar.

 

Hareketsizlik ne kadar etkili?

Hareketsiz yaşam kan dolaşımını azaltır, oksijen ve besinlerin hücrelerinize yeteri kadar ulaşmasını engeller. Kötü kolesterolü artırır, iyi kolesterolü düşürür. Kendinizi zayıf ve iyi hissediyor olabilirsiniz. Ama hareketsiz bir yaşam sürüyorsanız, kalp hastalıklarına yakalanma riskiniz şişman biriyle aynıdır. Hareketsizlik şişmanlığa, şişmanlık tansiyona, tansiyon da şeker ve kalp hastalığına neden olur.

 

Şişmanlığın kolesteroldeki rolü nedir?

Biz doktorlara göre şişmanlığın tarifi, bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimi geçmesidir. Buna göbekli şişmanlık deriz. Tıbbi araştırmalar, artık bu sınırın üstünde olan kişilerin kalp krizi geçirmeye aday olduğunu kanıtladı. Şişman kişilerde insülin hormonuna karşı direnç gelişiyor ve insülin kandaki şekeri azaltamıyor. Böylece artan kan şekeri kolesterole dönüşüyor.

 

Neden bacak bölgesindeki yağlanma değil de, göbek çevresindeki tehlikeli?

Göbek civarındaki şişmanlık karın içi yağlanmanın bir göstergesidir. Karın içi yağlanma da insülin direncine yol açar.

 

Stres kötü kolesterolü yükseltir mi?

Stres hem yeme-içme alışkanlıklarını değiştirir hem de adrenalin denilen ve insüline zıt çalışan hormon seviyesini artırır. Böylece kötü kolesterol seviyesi artar.

 

Stres olumsuz etkisini nasıl gösteriyor?

Stresin kelime manası gerilimdir. Vücut hayatta küçük streslerin üstesinden gelir. Gerek bedeni ve gerekse ruhsal streslerin dozu artarsa vücut karşı koymak için adrenalin hormonunu salgılatır. Adrenali şeker ve yağ metabolizmasını kötü yönde etkilediği için uzun dönemde damar sertliğini artırır.

Kısa dönemde ise damar içindeki kanın basıncını ve damar duvarına yaptığı çarpma etkisini artırır, mevcut yağ plaklarını çatlatır ve ani atar damar tıkanmalarına yol açarak kalp krizi veya inmeye sebep olur. Stresin bu etkisi sigaraya benzer.

 

Kolesterol genetik mi?

Kolesterol yüksekliği ailesel olabilir. Bu  çok nadir görülür ve bazı genetik hastalıklarla birliktedir. Genellikle çocuk veya ergenlik döneminde kalp krizi geçirenlerde rastlanır. Aile hikayesi olan ve toplam kolesterol seviyesi 300 mg/dl üzerinde olan hastalarda ailesel kolesterol yüksekliğinden şüphelenmeli ve genetik araştırma yapılmalı. Ayrıca bu kişilerin birincil akrabaları da araştırılmalı.

 

‘Hastalar karaciğerim bozulur diye ilacı kesiyor, bu yanlış’

Kolesterol ilaçları hastaları damar tıkanıklığı riskinden koruyor. Ancak hastaların yarıdan fazlası ‘Karaciğerim bozulur’ korkusuyla ömür boyu kullanmaları gereken ilaçları bir yıl sonra kesiyor. Uzmanlara göre ilaçlar doktor kontrolünde kullanılırsa, gerekli tetkikler yapılırsa endişeler gereksiz. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen kolesterol tedavisini anlattı:

 

Kimler kolesterol riski taşıyor?

Kilolu kişiler, sigara içenler, tansiyonu yüksek olanlar, şeker hastaları, ailesinde kalp-damar hastalığı olanlar, 45 yaşın üzerindeki erkekler ve 55 yaşın üzerindeki kadınlar kolesterol riski altında. Ancak saydığımız bu risk faktörlerinden birine sahip olmasa da, 20 yaşın üzerindekilerin kan kolesterol düzeylerini bilmesi ve bunun gerektirdiği bir yaşam tarzı benimsemesi lazım.

 

Kolesterol nasıl tedavi ediliyor?

Kolesterolü etkili bir biçimde düşüren ilaçlardan yararlanıyoruz. Ancak tedaviye başlayanların yarıdan fazlası bir yıl sonra ilaçları almamak gibi bir hataya düşüyor. İlaç tedavisinin ömür boyu sürmesi gerektiği akıldan çıkarılmamalı.

 

İlaçların yan etkisi var mı?

Hastalar en sık ‘Karaciğere zarar verir mi?’ diye endişe duyuyor. Biz kolesterol ilacını hastalar damar hastalıkları yüzünden hayatını kaybetmesin diye yazıyoruz. Eğer ilaçlar gerçekten zararlı olsaydı ilacı önermezdik. Kolesterol ilacının karaciğer üzerindeki yan etkisi sadece yüzde 1-2 oranında. Bu risk de çok yüksek doz ilaç kullananlarda ortaya çıkıyor. Geçen yıl yapılan bir değerlendirmede, ilaçların karaciğer üzerindeki yan etkisinin çok seyrek olduğu saptandı. O kadar ki, hastaların üç-altı ayda bir yaptırması gereken rutin karaciğer kontrollerinin gereksiz olduğu gösterildi. Yine de doktorun önerdiği aralıklarla karaciğer fonksiyon testi yaptırmakta yarar var. Bu basit bir kan alımıyla yapılıyor.

 

İktidarsızlığa yol açar mı?

İlaçların böyle bir yan etkisi yok. Ancak hastalara “Sizde damar sertliği var. Ömür boyu ilaç kullanmanız gerekiyor” dediğimizde bu ruhsal bir gerginliğe yol açıyor. Gerginlik de cinsel isteksizliğe neden oluyor. İşte hasta tam bu sırada ilacı kullanmaya başladığı için yaşadığı cinsel sorunları ilaca bağlıyor.

 

İlaçlar gece yatarken mi alınmalı?

Hepsi değil ama bir bölümü mutlaka gece yatarken alınmalı. Bu nedenle hasta kolesterol ilacını gece mi, gün içinde mi alacağını doktoruna mutlaka sormalı.

 

Domates suyu iç, sağlıklı kal

Diyetisyen Seçil Kenar kolesterolü düşüren besinleri anlattı.

 

Sarımsak: İçinde bulunan besin öğeleri damar içinde pıhtılaşmayı engelleyerek koroner kalp hastalıklarının oluşma riskini azaltır. Her gün bir diş sarımsak yiyin.

 

Balık ve balık yağı: Damar içi tıkanıklarının azalmasında etkindir. İçeriğindeki omega-3 yağ asitleri yüksek antioksidan özelliğindedir. Haftada iki-üç kez balık tüketin. Somon, uskumru, ton, sardalya omega-3 bakımından zengin balıklardır.

 

Ceviz, fındık: Omega-3, E vitamini, magnezyum ve posa içeriklerinden dolayı haftada iki-üç kez altı-yedi fındık, iki-üç ceviz tüketin. Kilo alımına yol açacağı için miktarları abartmayın.

 

Yulaf, çavdar, tam buğday unu: Bol miktarda posa, B grubu ve E vitamini içerdikleri için kalp hastalıklarını önleyici özellikleri vardır. Yulaf  gevreği; kepekli ekmek, makarna, pirinç ve bulgur tüketin.

 

Çay: Yeşil çayda bulunan polifenoller maddesi kalp hastalıklarına karşı korur. Günde dört-beş fincan yeşil çay için.

 

Alkol: Aşırı tüketimi kan trigliserid ve kan basıncının artmasına, kalpte aritmiye ve kanda potasyumun ve magnezyum düzeyinin artışına sebep olur. Ancak kalp hastalıklarından koruyan ’polifenol’ içerdiği için haftada bir ikikez kırmızı şarap tüketebilirsiniz.

 

Domates-karpuz: Her ikisi de antioksidan özelliği olan yüksek likopen içerir,  kalp hastalıkları riskini azaltır. Her sabah bir bardak taze domates suyu içebilirsiniz.

 

Soya: B1, demir, çinko, fosfor, magnezyum sayesinde kötü kolesterolünün düşmesine yardımcı olur. Her gün 25 gram soya kalp hastalıkları riskini azaltabilir.

 

Ketentohumu: Doymamış yağ asitleri, potasyum ve posa içerir. İçeriğindeki  E vitamini, omega-3 ve lignan kalp hastalıklarına karşı korur. Her gün 1 çorba kaşığı ketentohumu yoğurt, çorba gibi besinlerin içine konularak tüketilebilir.

 

Toplum için Bilgiler

 

  1. KOLESTEROL NEDİR?

 

Kolesterol kanda dolaşan bir yağ maddesidir ve vücudumuzu oluşturan hücrelerin önemli bir yapı taşıdır. Kolesterol iki yoldan oluşmaktadır. Birincisi karaciğer yoluyla olup, bu vücudumuzdaki kolesterolün %75’ini oluşturur. Kolesterolün geri kalan %25’lik kısmı ise yediğimiz yiyecekler yoluyla meydana gelir. Kolesterolü kabaca iyi ve kötü kolesterol diye ikiye ayırabiliriz. Kötü kolesterol ya da LDL-K, kalp krizi ve inme sıklığını artırırken, iyi kolesterol ya da HDL-K ise kalp krizi ve inmeyi azaltmaktadır. Trigliserid ise kanda dolaşan diğer bir yağ maddesi olup, yüksekliği kalp krizi ve inme riskini artırmaktadır.

 

 

  1. KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ NELERE YOL AÇAR?

 

Vücudumuzdaki hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için kolesterole ihtiyacı vardır. Fakat bu kolesterol gereğinden fazla olursa damarların duvarlarında birikerek ‘aterosklerotik plak’ dediğimiz yapıları oluşturur. Bu plaklar zamanla büyüyerek damar boşluğunu daraltır. Bu daralma bazen yavaş, bazen de plağın yırtılıp kanla temasa geçmesi halinde hızlı olabilmektedir. Damar boşluğunun hızlı ya da yavaş daralması sonucu bu damar yapılarının beslemiş olduğu organlara yeterli kan gitmemekte, bunun sonucunda kalp krizi ya da inme gibi hayatı tehdit edici durumlar oluşmaktadır.

 

 

  1. KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

 

Kan kolesterol düzeyinin yüksek olması kalp damar hastalığı riskini arttırır. Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksekse, kalp hastalığı olma ihtimali de o kadar yükselir. Türkiye’de erkek ve kadında birinci sırada gelen ölüm nedeni kalp damar hastalığıdır.

 

 

  1. NORMAL KAN KOLESTEROL DÜZEYLERİ NE OLMALIDIR?

 

Kan total kolesterol, LDL-K ve HDL-K düzeyleri aşağıdaki gibi sınıflanır:

 

Total Kolesterol

 

Normal: 200 mg/dl’den düşük

Sınırda yüksek: 200-240 mg/dl

Yüksek: 240 mg/dl’den yüksek

 

 

 

LDL Kolesterol

Normal: 130 mg/dl den düşük

Sınırda yüksek: 130-159 mg/dl

Yüksek: 160 mg/dl ve üzeri

 

HDL Kolesterol

Normal: 40 mg/dl’den yüksek

Yüksek: 60 mg/dl’den yüksek

 

 

 

  1. HDL-K DE BİR KOLESTEROL OLDUĞUNA GÖRE NASIL İYİ KOLESTEROL OLABİLMEKTEDİR?

 

Kandaki kolesterollerin etkilerine bakıldığında, bunun cevabı kolaylıkla bulunabilir. LDL-K karaciğerde üretilmekte ve kana verilmektedir. Kana verildikten sonra bu LDL-K kan damarlarının duvarlarında birikmektedir. Damarlardaki bu birikintiler “aterosklerotik plak” olarak adlandırılmakta ve bunların büyümesi halinde damar boşluğu daralmaktadır. HDL-K, LDL-K’ün tam tersi etkiye sahiptir. Kanda dolaşan kolesterolü toplayıp, vücuttan atılmasını sağlamak üzere karaciğere getirmektedir. Böylece kan damarlarının kolesterolün zararlı etkilerine maruz kalmasını azaltmaktadır.

 

 

 

  1. İYİ KOLESTEROL (HDL-K) – KÖTÜ KOLESTEROL (LDL-K) NEDİR?

 

Kolesterol karaciğerden hücrelere ve hücrelerden tekrar karaciğere kan yoluyla taşınır. Kolesterol ve diğer yağlar kanda erimedikleri için lipoprotein denen paketler halinde taşınırlar. Bunlardan kolesterolü taşıyanlar iki cinstir: Kötü kolesterol olarak bilinen LDL-K ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL- K.

 

LDL-K kanda kolesterolü taşıyan başlıca pakettir. Kanda yüksek olduğu zaman damarların iç yüzüne yapışıp buralarda plaklar oluşturur. Kolesterol dışındaki bazı maddelerin de eklenmesiyle bu plaklar büyür ve bunlar üzerinde oluşan çatlaklarda oluşan pıhtılar damarları tıkar. Çağımızda çok yaygın olan bu hastalık “damar sertliği” olarak bilinir. Damar tıkanıklığı kalp damarlarında olmuşsa kalp krizine, beyin damarlarında olmuşsa felce neden olur.

 

Kandaki kolesterolün bir bölümü de HDL-K adı verilen paketlerin içinde taşınır. HDL-K damarlarda kolesterolün birikimini önler. Yapılan araştırmalar HDL-K’ü yüksek olan kişilerde kalp hastalığının daha az olduğunu göstermiştir. Türk Kardiyoloji Derneğinin yapmış olduğu araştırmalarda Türk toplumunda HDL-K değerinin düşük olduğu gözlenmiştir. Sigara içme ve şişmanlık iyi kolesterolü düşürür, düzenli egzersiz yükseltir.

 

 

  1. İYİ KOLESTEROL YA DA HDL-K DÜŞÜK DEMEK İÇİN HANGİ DEĞERİN ALTINDA OLMASI GEREKMEKTEDİR?

 

HDL-K düşüklüğü için erkek ve kadınlarda farklı değerler vardır. Kadınlarda 50 mg/dl, erkeklerde 40 mg/dl’nin altında olması durumunda HDL-K düşüklüğünden bahsedilmektedir. Türk toplumunda genel olarak HDL-K değerleri daha düşük bulunmaktadır.

 

 

  1. KOLESTEROL RİSKİ NASIL TAHMİN EDİLMEKTEDİR?

 

Önceki çalışmalarda daha ucuz ve kolay olduğu için riski belirlemede total kolesterol ölçülürdü. Artık LDL-K ve HDL-K değerlerine kolaylıkla bakılmaktadır. LDL-K değerlerindeki her 10 mg/dl’lik artış, kalp krizi riskini yaklaşık %20 oranında artırmaktadır. Buna karşılık HDL-K değerlerindeki yükseklikle birlikte kalp krizi riskinde azalma olmaktadır. HDL-K her 1 mg/dl’lik artış kalp damar hastalığı gelişme riskini %2-3 oranında azaltmaktadır.

 

 

 

  1. YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ KOLESTEROL DEĞERLERİNİ DÜŞÜRÜR MÜ?

 

Yağlı besinlerin azaltılması, sıvı yağların tercih edilmesi, aşırı kalorili yiyeceklerden kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, kilonun azaltılması gibi hayatımızda yapacağımız olumlu değişiklikler özellikle HDL-K’ü yükseltirken, trigliserid değerlerini düşürmektedir. Diyetimize dikkat edersek ve düzenli egzersiz yaparsak LDL-K değerlerinde %10 -15’lik bir azalma sağlayabiliriz.

 

 

  1. KOLESTEROLÜN İLAÇLA TEDAVİSİ GEREKLİ MİDİR?

 

Yeterli diyete ve egzersize rağmen kan yağlarında hedeflenen değerlere çoğu zaman ulaşılamamaktadır. Bu durumda ilaç tedavisi gereklidir.

 

 

  1. İLAÇLA TEDAVİDE HANGİ İLAÇLAR KULLANILMAKTADIR?

 

Kolesterolü düşürmek için birkaç çeşit ilaç kullanılmaktadır. Bunlar içerisinde statin olarak adlandırılan ilaçlar, en çok kullanılan ve bugün için LDL-K’ü en çok düşüren ilaçlardır. Bu ilaçlar karaciğerde kolesterol yapımını azaltarak etki gösterirler. Kullanılan dozlar LDL-K’de %25-50 azalma, HDL-K’de %5-10 oranında yükselme sağlar. Statinler dışında farklı ilaçlar da kullanılabilir. Özellikle kolesterolün bağırsaklardan kana geçişini azaltan ilaçlar (ezetimibe) popüler olmaya başlamıştır. Bu ilaçların özellikle statinlerle birlikte kullanımında LDL-K’de belirgin düşüşler izlenmektedir.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLARIN BİRBİRLERİNE KARŞI BİR ÜSTÜNLÜĞÜ VAR MIDIR?

 

Bugün için LDL-K’ü en çok düşüren ilaçlar statinlerdir. LDL-K düşürücü etkiler bakımından bu ilaçlar arasında fark vardır. Şu an için önemli olan, hedeflenen LDL-K değerlerine ulaşmaktır. Bunun için kullanılan statinlerin dozları artırılarak ya da başka gruptan ilaçlarla (bağırsaktan kolesterol emilimini azaltan ilaçlar) birlikte kullanılarak istenilen hedefe ulaşılmaya çalışılmalıdır.

 

 

  1. KOLESTEROL DEĞERİMİZ NE KADAR DÜŞÜK OLMALI? HERKES İÇİN BİR NORMAL YA DA ANORMAL DEĞER VAR MIDIR?

 

Tüm hastalar için belirlenen normal ya da anormal değer yoktur. Hastada kolesterol hastalığı dışındaki hastalıklarına bakılarak hedef LDL-K değeri belirlenir. Bunun yanında hastanın ileriki yıllarda kalp krizi geçirme riskini belirlemede kullanılan bazı tablolar vardır. Bu tablolara göre hastanın kalp krizi geçirme riski yüksekse, bu hastaların LDL-K değerlerinin daha düşük tutulması gerekir. Sadece kolesterol yüksekliği olanlarda hedef değer, LDL-K’ün 160 mg/dl’nin altında olmasıdır. Diyabeti (şeker hastalığı), koroner kalp hastalığı gibi hastalığı olanlarda LDL-K değerinin 100 mg/dl’nin altında olması yeterli görülse de, artık bu değerler daha da aşağı çekilmektedir. Diyabeti ve koroner kalp hastalığı olan hastalarda LDL-K hedef değeri daha da düşük olup, 70 mg/dl hatta daha da düşük olması gerektiği yönünde yapılmış çalışmalar vardır. İstenilen LDL-K değerleri ve kalp krizi geçirme riski konusunda doktorunuzla ayrıntılı olarak görüşmeniz önerilir.

 

 

  1. HDL-K DÜŞÜKLÜĞÜNDE NE YAPILMASI GEREKMEKTEDİR?

 

HDL-K düşüklüğü olan hastaların yapması gereken ilk şey, yaşam tarzında değişikliğidir. Uygun ve yeterli beslenmenin yanında egzersiz ve sigaranın bırakılması kolesterol değerlerinde olumlu değişikliklere yol açmaktadır. Kolesterol yüksekliğinin tedavisinde sık kullanılan ilaçlardan olan statinler, HDL-K değerlerinde sadece %5–10 mg/dl’lik artış sağlarken, sigaranın bırakılması HDL-K değerlerini %15-20 oranında yükseltmektedir. Niasinler bugün için HDL-K’ü en çok arttıran ilaçlar olup, HDL-K değerlerini %45 oranında yükseltebilmektedir. Bu grup ilaçlar 2009’dan beri Niaspan ve Niascor adıyla Türkiye’de de bulunmaktadır.

 

 

  1. BALIK YAĞI YA DA VİTAMİN İLAÇLARININ KOLESTEROLÜ İYİLEŞTİRİCİ ETKİLERİ VAR MIDIR?

 

Balık yağı kullanımında HDL-K’de kısmi bir iyileşme olmaktadır. Daha önceleri oldukça popüler olan vitaminlerin bugün için kalp hastalıklarını önlemede bir etkisi olmadığı bilinmektedir.

 

 

  1. HANGİ SIKLIKLA KAN KOLESTEROL DEĞERLERİME BAKTIRMALIYIM?

 

Doktorunuzun ek önerisi olmadığı sürece 20 yaş üstü insanların en az 5 yılda bir kolesterol değerlerine baktırmaları önerilmektedir.

 

 

  1. TRİGLİSERİD NEDİR? NORMAL DÜZEYLERİ NE OLMALIDIR ?

 

Trigliserid yağın doğada bulunduğu şeklidir. Kolesterol gibi hem vücutta yapılır hem de besinlerle alınır. Trigliserid düzeyi yüksek olanlarda kalp hastalığı riski artmaktadır. Kan kolesterol düzeyi ile kalp hastalığı ilişkisi daha belirgin olduğundan, ikinci sırada hedef alınan kan yağıdır.

 

Trigliserid Düzeyleri

Normal: 150 mg/dl’den düşük

Sınırda yüksek: 150- 199 mg/dl

Yüksek: 200- 499 mg/dl

Çok yüksek: 500 mg/dL ve üzeri

 

 

 

  1. NEDEN KAN YAĞLARI BAZI KİŞİLERDE DÜŞÜK BAZILARINDA YÜKSEKTİR?

 

Kan Kolesterol ve trigliserid düzeyleri kalıtsal ve çevresel faktörlerin bir bileşimidir. Yağların emilimi, karaciğerde işlenmesi, yapılması, hücreler tarafından kullanılması, hücreler yıkıldıktan sonra karaciğer tarafından geri alınması çok karmaşık olaylar zinciridir. Bu zincirin çeşitli halkalarında doğuştan oluşabilen farklılıklar, kişilerin kan yağları düzeylerinin de farklı olmasına yol açar. İkinci önemli faktör de beslenme şeklidir. Günlük besin tüketimindeki yağ miktarı, kişinin kalıtsal özelliklerine göre değişebilen oranlarda kan düzeylerini belirler.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜZEYİ TOPLUMLAR ARASINDA FARKLILIK GÖSTERİR Mİ?

 

Çeşitli toplumların ortalama kolesterol değerleri farklıdır. Bu farklılıkta o toplumu oluşturan kişilerin kalıtsal özellikleri yanında, beslenme tarzı da rol oynar. Diyetlerinde doymuş yağ oranı fazla olan toplumların ortalama kan kolesterol düzeyleri, yağ tüketimi düşük olanlara göre daha yüksektir. Bu nedenle bu toplumlardaki kalp damar hastalığı sıklığı da daha yüksektir.

 

 

  1. KAN KOLESTEROL DÜZEYİNİN DÜŞÜRÜLMESİ KALP DAMAR HASTALIĞI OLASILIĞINI AZALTIR MI?

 

Kan kolesterol düzeyinin diyetle veya ilaçlarla düşürülmesi, kalp hastalığı bulunmayanlarda hastalık oluşumunu azaltırken, kalp hastalığı bulunanlarda yaşam süresini uzatmaktadır. Toplum olarak beslenme tarzını değiştirmeyi başarabilen ve ortalama kolesterol düzeyi düşen toplumlarda kalp damar hastalığı sıklığı azalmıştır.

 

 

  1. KALP DAMAR HASTALIĞINA YOL AÇAN DİĞER RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

 

Yaş: 45 yaşın üzerindeki erkeklerde ve 55 yaşın üzerindeki kadınlarda kalp damar hastalığı daha sıktır.

 

Aile hikayesi: 1. derece erkek yakınlarında 55 yaş öncesi, 1. kadın yakınlarında 65 yaş öncesi kalp hastalığı olan veya kalp hastalığından ölenlerde kalp hastalığı daha sıktır.

 

Sigara

 

Tansiyon yüksekliği: Kan basıncının 140/90 mm Hg’nın üzerinde olması

 

Şeker hastalığı

 

Şişmanlık: Kilonun boya göre fazla olması, vücuttaki yağın daha çok karın bölgesinde toplanması kalp hastalığı tehlikesini arttırır. Bel çevresinin erkeklerde 102 cm’den, kadınlarda 88 cm’den fazla olması riski yükseltir.

 

Bu risk faktörleri bulunan kişilerde birlikte kanda kolesterol veya trigliserid yüksekliği varsa kalp hastalığı riski katlanarak artar.

 

 

  1. BESİNLERDEKİ YAĞ ÇEŞİTLERİ NELERDİR VE BUNLAR KAN KOLESTEROL DÜZEYİNİ NASIL ETKİLER?

 

Besinlerdeki yağlar; doymuş, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağlar olmak üzere 3 çeşittir. Katı yağlarda doymuş yağlar, sıvı yağlarda doymamış yağlar fazladır. Diyetteki doymuş yağlar ve kolesterol kan kolesterol düzeyini arttırırlar. Doymuş yağlar en fazla hayvansal yağlarda bulunur. Koyun eti, sığır eti, yağlı sütten yapılmış süt ürünleri, sert margarinler doymuş yağların en çok bulunduğu besinlerdir. Sıvı yağlarda ise doymamış yağ asitleri bulunur. Ayçiçeği yağı, mısır özü yağı gibi yağlarda çoklu doymamış yağ asitleri, zeytin yağında da tekli doymamış yağ asitleri bulunur

 

 

  1. SAĞLIKLI BİR DİYETTE YAĞLAR NE ORANDA BULUNMALIDIR?

 

Günlük toplam kalorinin %30’u yağlardan alınmalıdır. Bu miktar erkek için günde 55-70 gr, kadın için 50-60 gr yağ alınması demektir. Doymuş, çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar eşit oranda bulunmalıdır.

 

 

  1. KALP HASTALIĞINDAN KORUYUCU BİR DİYETİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

 

Kilosu olması gerekenden fazla olan kişiler toplam kalori alımını azaltıp, hareketlerini arttırarak kilo vermelidirler. Kilo artışı kolesterol yükseltici bir faktördür.

 

Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır.

 

Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir.

 

Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır.

 

Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir.

 

Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar.

 

Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir.

 

Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir.

 

Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir.

 

 

  1. KOLESTEROLÜ DÜŞÜRMEK İÇİN YAĞDAN FAKİR DİYET UYGULAMA DIŞINDA NELER YAPILABİLİR ?

 

Sigara, kolesterolün damar duvarında birikmesine ve biriken yağ plaklarının çatlayarak damarı tıkamasına neden olduğundan bırakılmalıdır. Sigara içilmesi kandaki iyi kolesterol düzeyinin azalmasına neden olur. Fizik aktivitenin arttırılması kötü kolesterolün düşmesini, iyi kolesterolün yükselmesini sağlar. Günlük en az 30 dakika sürecek yürüyüş kalp hastalığı riskinizi azaltacaktır. Az miktarda alınan alkolün iyi kolesterol düzeyini yükselttiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Ancak bu şekilde yükseltilen iyi kolesterolün kalp damar hastalığından koruyucu etkisi bilinmediğinden ve alkolün bilinen diğer zararlı etkilerinden dolayı kalp hastalığından korunmada alkol kullanımı önerilmez.

 

Diyet ve diğer yaşam tarzı değişikliklerine rağmen kolesterol veya trigliserid düzeyleri istenen düzeylere indirilemezse, hekimler tarafından verilen ilaçların kullanılması gerekir. Kalp krizi veya felç geçirmiş hastaların çoğunluğu bu tür ilaçları kullanmakta ve hastalıklarının tekrarlanması önlenmektedir

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ DİYET, YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ VEYA İLAÇLAR NE KADAR SÜREYLE UYGULANMALIDIR?

 

Kolesterol yüksekliği büyük ölçüde çağımızın yaşam tarzına ve yanlış beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmış olduğundan, doğru beslenme ve diğer yaşam tarzı değişiklikleri çocukluk yaşlarından uygulanmaya başlanmalı ve hayat boyu sürmelidir. Toplumumuzdaki kalp hastalığı salgını ancak bu şekilde durdurulabilir. Kalp damar hastalığı veya felç geçirmiş veya çok sayıda risk faktörü olup, hasta olma tehlikesi yüksek olup, kolesterol düzeyleri diyet ve diğer önlemlerle istenen düzeylere düşürülemeyen hastalar, doktorlarının gerekli gördüğü ilaçları yaşam boyu kullanarak kalp hastalığı risklerini azaltabilirler.

 

 

  1. ÇOCUKLARDA DA KOLESTEROL HASTALIĞI OLABİLİR Mİ?

 

Ateroskleroz erken yaşlarda başlayabilir. Beslenme düzeni ve ailevi kolesterol hastalıkları kolesterol değerlerini yükseltebilir. Özellikle çocukluk döneminde beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, şişmanlıktan kaçınılması, şeker hastalığının araştırılması ve gerekiyorsa gerekli önlemlerin alınması (diyet, egzersiz ve ilaç) faydalı olabilmektedir.

 

  1. ÇOCUKLARDA KOLESTEROL DEĞERLERİNİN BİR SINIRI VAR MIDIR?

 

2- 19 yaş arası çocuklarda kolesterol değerleri

 

Total kolesterol

 

– < 170 mg/dl kabul edilebilir değer

 

– 170 -199 mg/dl ara değerler

 

– 200 mg/dl ve üzeri yüksek değerler olarak kabul edilmektedir.

 

LDL kolesterol

 

– < 110 mg/dl kabul edilebilir değer

 

– 110 – 129 mg/dl ara değerler

 

– 130 mg/dl ya da üzeri değerler yüksek olarak kabul edilmektedir.

 

 

  1. YAŞAM TARZIMDA DİYET DE DAHİL OLMAK ÜZERE HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK OLMAMASINA RAĞMEN KOLESTEROL DEĞERLERİMDE YÜKSEKLİK OLDU. NEDEN?

 

Zaman içinde kolesterol değerlerinde ölçümler arasında fark olabilir. %10 değerindeki bir değişiklik vücuttaki biyolojik değişkenliğe bağlanabilir.

 

 

  1. DOKTORUM KOLESTEROL DEĞERİMİN YÜKSEK OLDUĞUNU SÖYLEMESİNE RAĞMEN HERHANGİ BİR İLAÇ TEDAVİSİ BAŞLAMADI. NEDEN?

 

Kolesterol değerlerinde ölçülen zaman dilimleri arasında fark olabilir. Bu nedenle doktorunuz kolesterol ölçümünüzü tekrarlatabilir. Doktorunuz kolesterol dışındaki diğer risk faktörlerinizi de göz önüne alarak ilaç başlamamış olabilir.

 

 

 

  1. BEN KOLESTEROL HASTAYIM. ÇOCUKLARIMIN DA KOLESTEROL HASTALIĞI OLMA İHTİMALİ VAR MIDIR?

 

Kolesterol hastalıklarının bazı formlarının ailesel geçişli olma özelliği vardır. Bunun riskini öngören bazı çalışmalar mevcuttur. Eğer böyle bir riske sahipseniz çocuklarınızın kolesterol değerlerine baktırmanız pratik ve güvenilir bir yol olacaktır.

 

 

  1. BAZI YAYINLARDA VE PROGRAMLARDA ÇOKÇA BAHSEDİLEN DOYMUŞ VE DOYMAMIŞ YAĞLARDAN BAHSEDİLMEKTEDİR. BUNLARIN ANLAMI NEDİR? BU YAĞLARIN HEPSİ ZARARLI MIDIR?

 

Doymamış yağlar genelde bitkilerden elde edilmiş olup, kolesterol yüksekliği olan hastaların tercih etmesi gereken yağlardandır. Doymuş yağlar hayvansal yağlar olup, bunlar kalp damar hastalığını artırıcı özelliğe sahiptir.

 

 

  1. BİTKİSEL YÖNTEMLER VE VİTAMİN HAPLARI KOLESTEROL DEĞERLERİNDE İYİLEŞME SAĞLAYABİLİR Mİ?

 

Daha önceden de söylenildiği gibi bu yöntemler yararlı olabilir. Kullanmadan önce mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekmektedir. Bazı bitkisel maddeler kolesterol düşürücü ilaçların içerdiği maddeleri içermektedir. Bu konuda dikkatli olmak gerekmektedir.

 

 

  1. TEREYAĞI YERİNE MARGARİN KULLANMAM KOLESTEROL DEĞERLERİMİ DÜŞÜRÜR MÜ?

 

Gerek tereyağı gerekse margarin içerdikleri yağ bakımından zengindir. Her ikisinin de fazla miktarda tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Margarinlerin özellikle doymamış yağlardan zengin olanı tercih edilmelidir.

 

 

  1. KOLESTEROL HASTALIĞI ŞİŞMAN İNSANLARIN HASTALIĞI MIDIR?

 

Kolesterol değerleri genelde fazla kilolu insanlarda zayıf insanlara göre daha yüksektir. Fakat zayıf insanlar da kolesterol hastası olabilirler.

 

 

  1. TÜKETTİĞİMİZ BAZI YİYECEKLERİN ÜZERİNDE DÜŞÜK KOLESTEROL İÇERİYOR DENMEKTEDİR. BUNLAR DAHA GÜVENİLİR MİDİR?

 

Düşük kolesterol içeriği demekten kasıt yağ miktarı ise bu doğru olabilir. Ama bu besinlerin içerdiği yağ cinsi zararlı olan doymuş yağlar olabilir. Kolesterol miktarıyla birlikte hangi yağ cinsinin içerdiğinin bilinmesi gerekmektedir.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ KULLANIYORUM. DOLAYISIYLA BESLENMEME YİNE DE DİKKAT ETMEM GEREKİYOR MU?

 

Kolesterol yüksekliğini tedavi ederken başlangıçta yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Eğer doktorunuz tarafından mutlaka kullanılması gerektiği söylenmedikçe kolesterol ilaçlarının yaşam tarzı değişiklerinin önüne geçmesi tavsiye edilmez. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç kullanıyor olsanız da mutlaka beslenmenize dikkat etmeniz gerekir.

 

 

  1. YUMURTANIN KOLESTEROLÜ FAZLA YÜKSELTMEDİĞİ SÖYLENTİSİ DOĞRU MUDUR?

 

Bunun cevabını kısa bir hesap işlemiyle arayalım: Bir yumurtanın içerdiği kolesterol miktarı 213 miligramdır. Günlük önerilen kolesterol miktarı ise 300 miligramdır. Cevap ortada!!

 

 

  1. ERKEKLERİN KOLESTEROL DEĞERLERİNE KADINLARDAN DAHA FAZLA DİKKAT ETMESİ Mİ GEREKİYOR?

 

Menopoz öncesi döneme kadar östrojen dediğimiz hormonlar, kadınlarda kolesterol değerlerinin daha iyi değerlerde kalmasına yardım eder. Menopozdan sonra ise işler tam tersine döner. Menopoz sonrası kadınlar diyetlerine dikkat etseler, düzenli egzersiz yapsalar da kolesterol değerlerinde istenilen değerleri sağlamakta zorlanırlar.

 

 

  1. KADIN DOĞUM DOKTORUM MENOPOZ SONRASI BANA HORMON TEDAVİSİ VERMEYİ PLANLAMAKTADIR. BUNUN KOLESTEROL DEĞERLERİ ÜZERİNE ETKİSİ NEDİR?

 

Menopoz sonrası hormon tedavisinin kan yağları üzerine kısmen olumlu etkisi olsa da, hormon tedavisi sonrası kalp damar hastalık riski artmaktadır. Doktorunuz tarafından zorunlu görülmedikçe kan yağlarının düzeltilmesi ya da kalp hastalığı riskinin azaltılması amacıyla hormon tedavisi önerilmez.

 

 

  1. STRES KOLESTEROLÜ YÜKSELTİR Mİ?

 

Stresin direkt olarak kolesterolü yükseltici etkisi yoktur. Fakat strese bağlı olarak yaşam şeklindeki değişiklikler kolesterolü yükseltebilir (depresyona bağlı aktif yaşamın azalması, aşırı kalorili ve yağlı yiyeceklerin tüketilmesi, sigara alkol gibi madde tüketiminin artması…)

 

 

  1. SİGARA KOLESTEROLÜ YÜKSELTİR Mİ?

 

Sigara hem kolesterolü yükselterek hem de çok daha farklı etki mekanizmalarla kalp hastalığı riskini artırır.

 

 

  1. KORONER ANJİYOGRAFİ SONRASINDA DAMARLARIMDA TIKANMA OLDUĞU SÖYLENDİ. TEDAVİ İÇİN ÇOK MU GEÇ KALDIM?

 

Kalp damar hastalığı olanlarda bu hastalıklarının tekrarlama riski, olmayan insanlara göre 5-7 kat artmıştır. Ancak bu her şeyin bittiği anlamına gelmez. Kalp damar hastalığı olan hastalar, kolesterol düşürücü ilaç tedavisinden fayda görmektedir. İlaçla birlikte diyetimize dikkat ettiğimizde bu risk azalmaktadır.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLAR KASLARIMIZA ZARAR VERİR Mİ?

 

Kolesterol düşürücü ilaçların bazı istenmeyen yan etkileri vardır. Özellikle yüksek dozlarda kullanıldığında kas sistemini etkileyebilir. Bu zararlı etkilerin görülme riski oldukça azdır.

 

Tedaviye başlarken başlangıçta kas enzim (CK) değerlerine bakılmalıdır. Bilinen bir kas hastalığı olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Yine aynı gruptan ya da farklı gruptan kolesterol ilaçlarının birlikte kullanımı bu riski artırmaktadır. Aşırı egzersiz yapmanın yan etkiyi artırıcı bir etkisi olduğu düşünülmemektedir. Çok sık kullanılan statin grubu ilaçların, bu yan etki riski açısından birbirlerine üstünlükleri yoktur.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLARIN KASLARIMA ZARAR VERDİĞİNİ NASIL ANLAYABİLİRİM / ENGELLEYEBİLİRİM?

 

Belirti olarak kaslarımızda ağrı, güçsüzlük aksi ispatlanana kadar kullanılan ilacın kas sistemine olan yan etkisi olarak değerlendirilmelidir. Şikayetlerle birlikte CK değerlerinde anlamlı yükseklik olması da bunu destekler. Şikayet yoksa kas enzimlerinin yıllık takibi yeterlidir.

 

İlacın yan etkisi çıktığında mutlaka ilaç tedavisi kesilmelidir. Takiplerde şikayetlerin azalması, CK değerlerinin düşmesi halinde ilaç kullanımı gerekli ise dikkatli bir şekilde tekrar başlanılabilir. Daha ayrıntılı bilgi için mutlaka dokturunuzla görüşmeniz gerekir.

 

Kas şikayetleri olmadan CK değerlerinde hafif orta düzeyde artış olduğunda tedaviye devam etmeli ve en kısa zamanda doktorunuzla görüşmelisiniz.

 

 

  1. DOKTORUM BÖBREK FONKSİYONLARIMDA HAFİF BOZULMANIN BAŞLADIĞINI SÖYLEDİ. KOLESTEROL İLACI KULLANMAKTAYIM. BU İLAÇLAR BÖBREKLERİMİ DAHA FAZLA BOZAR MI?

 

Kolesterol ilaçları normal böbreklerde herhangi bir bozulmaya neden olmaz. Hafif, orta derecede böbrek fonksiyon bozukluğu olanlarda, hatta diyalize giden hastalarda dahi bu tür ilaçlar kullanılabilir. Özellikle ileri derecede böbrek yetmezliği bulunan hastalarda, böbrek dışı yan etkilerin çıkma riski biraz artabilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLAR SİNİRLERDE HARABİYETE NEDEN OLUR MU?

 

Kolesterol düşürücü ilaçlar sinir sistemini etkilemez. Beyin fonksiyonları üzerine yan etkisi yoktur.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLAR KARACİĞERİMİ ETKİLER Mİ?

 

Kolesterol düşürücü ilaçlar özellikle yüksek dozlarda kullanılırsa karaciğeri olumsuz yönde etkileyebilir. Ancak bu yan etki oranı oldukça düşüktür. Genelde ALT/AST dediğimiz karaciğer fonksiyon testleriyle takibi yapılır. Statinlerin bu yan etki açısından birbirlerine bir üstünlüğü yoktur. Şikayet yoksa 6 ay-yıllık takipler yeterlidir.

 

 

  1. ALKOL KULLANANLAR KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ KULLANABİLİR Mİ? ÖZELLİKLE KARACİĞER ÜZERİNE ÖNEMLİ YAN ETKİLERİ OLUR MU?

 

Hafif–orta derecede alkol tüketimi kolesterol ilacı kullanımına engel değildir. Fakat gerek vücuttaki bireysel farklılıklar, gerekse bu ilaçlarla birlikte başka ilaçların kullanımı gerektiğinde dikkatli olunmalıdır.

 

 

  1. KARACİĞERİMDE YAĞLANMA OLDUĞU SÖYLENDİ. ALKOL KULLANMIYORUM. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ KULLANABİLİR MİYİM?

 

Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmalarında kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir.

 

 

  1. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇ KULLANDIKTAN SONRA KARACİĞER ENZİMLERİMDEN ALT/AST’DE BELİRGİN YÜKSELME OLDU. BUNLAR KARACİĞERİMDE CİDDİ HASARI MI GÖSTERMEKTEDİR? TEKRAR İLAÇ KULLANABİLECEK MİYİM?

 

Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken sadece ALT ve AST’deki yükselmeler karaciğerde geriye dönüşü olmayan bir hasarın olduğunu göstermez. Bunun yanında karaciğer fonksiyonlarını gösteren diğer testlere ihtiyaç vardır. Eğer diğer testler karaciğerinizde bozukluğu gösteriyor ve ilaç kullanımı dışında bunu açıklayabilecek bir şey bulunamıyorsa ilaç tedavisi kesilmelidir. ALT ve AST’de normalin üst sınırının 3 katından fazla yükselmeler önemlidir. Bu durumda ilaç kesilmeli ya da doz azaltılmalıdır. Bu tür yan etki geliştiğinde mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir. alıntı;tdk.org.tr

Web sitemizde; doktor, eczacı, ameliyatçı!!!! yok, beyaz önlüklü, yeşil önlüklü kişiler hiç yoktur.

Yorum Bırakın