Deri Hastalıkları

Deri
Derinin ilk amacı içeriyi korumaktır. Bir kişide ortalama 17.000 cm kare yer tutar.

Deri Faydaları
– Enfeksiyonlara karşı koruyucudur.
En üstteki deri katmanı ölüdür, Dışardan gelen zararları önler.
– Derimize çok önemli sinyaller gönderir.
Bir yangına bir acıya maruz kalıpta canınız yanmıyorsa; o yerin acı liflerini öldürmüşsünüz demek. Dikkat tehlike var.
– Gelişmemize yardımcı olur.
Masaj bunun en iyi örneğidir.
– İyileşmemize yardımcı olur.
Yara kabukları en iyi örnektir. Yara kabuklarını erken soymak; hem iyileşen hücreleri de koparmanıza sebep olur, hem koruyucu ve nemlendirici tabakayı atmış olursunuz.

Deri Özellikleri
Kontak dermatit durumu kabarcıklar, kaşıntı ile bağlıdır.Tabi, toksin veya alerjik reaksiyona maruz kaldığınız sürece.
Parfüm, sabun, deterjan. Bunlar ve bu gibi dışardan gelecek zararları maddelerin kontrolünü siz sağlayabilirsiniz.

Derimiz Katmanlardan Oluşur.
Derimizin dış katmanına “epiderm” denir. “Dermis” katmanı ile kaplıdır. Dermisin altında “deri altı” (subkütanöz” deri bulunur. Ki, kılları, terlemeyi bu yapar, bu özellik ile deriyi vücudun en önemli organı haline getirir.
Deri ve Ter
Aslında ter kokmaz. Genelde ter tertemiz, sterilize halindedir. Sidik gibi, dışarı çıkınca bakterilerle birleştiği an koku başlar.
Ter gibi gözüken sıvı üreten iki tür ter bezimiz vardır. Bu sıvının büyük bölümü vücudun zehirli maddelerinin dışarı atılması görevini üstlenir.

Ter bezleri; hareket sırasında bizi serinletmek amacını gütmek içi sıvı salgılar.

Deri Bilgileri
Ne anlatırsak anlatalım, en iyi iş; güneşin zararlarından korunmaktır.
20 yaş öncesi de çocuklarınıza bunu öğretiniz ve uygulattırınız.

Deriyi kaplayan katman dermis; içindeki elastin lifler sayesinde derinizi dinç ve genç tutmak için lastik bantlar gibi çalışır.

Güneş ışınları, sigara dumanı gibi çevresel zararlar ile elastine zarar verir ve zamanla kırışıklığa neden olur.

Yağ bezleri, derimizi korur, dışarıya kimyasal göndererek nemlendirme görevi de görür.

Deri Tedavileri
Karaciğer lekeleri, göz altı torbaları, ince çizgiler, kırışıklılar, yüz hatları gibi olumsuzluklar sizin deride bir sorununuz olduğunu ele verir.
Kozmetik veya gıda takviyeleri ile destek alınabilir.

Deri Elastikiyeti

Deri vücudu kaplayan, hem örtü hem de çeşitli görevleri bulunan en büyük organ-ımızdır.

 

Derinin yüzölçümü yaklaşık 1.70 m² dir. Derinin görevleri arasında vücudu fiziksel, kimyasal ve biyolojik ajanlara karşı korumak, vücudun ısı denge-sini korumak, nem dengesini korumak, transport görevleri sayılabilir.

 

İnsanla ten rengine göre beyaz, sarı, siyah ırklar olarak ayrılabilir.

 

Genel olarak kalınlığı 1-2 mm arasındadır. Avuç ve tabanlarda 3 mm, ensede 4 mm’ye kadar yükselir.

 

Göz kapaklarının cildi ince, parmak uçlarının cildi hassastır.

 

Rengi yaşa, bölgeye ve ırka göre değişir.

 

Deri özellikle  yapısında olan elastin ve kollajenden dolayı son derece dirençli bir organdır.

 

 

 

Yeni doğanda pembemsi-beyazdır. Yetişkin bir insanın ten rengi mat beyaz iken yaşlandıkça daha koyu sarımtrak bir renk alır.

 

Derinin rengini melanin denen madde vermektedir.

 

Deri dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşur.epidermis,dermis,subdermis.

 

 

 

Epidermis:kozmetik açıdan en önemli deri tabakasıdır.derinin en üst ve görülen tabakasıdır.içinden yalnızca yağ ve ter bezleri çıkışları geçer,aynı zamanda kılların çıkış noktasıdır.

 

 

 

Epidermis en dışında st.corneum tabakası en içte st bazale tabakası bulunur. St corneum boynuzsu tabakadır deri yüzeyinden dökülerek uzaklaşır. Epidermisin yenilenmesi 26-42 günde gerçekleşir.

 

Cilt görünümünü büyük ölçüde belirleyen epidermisin korunması, sağlığı, bütünlüğünün korunması bütün cilt yapısını ve fonksiyonlarını  da etkiler.

 

 

 

Dermis: Bu tabaka epidermisin altındadır ve bağ dokusundan meydana gelmiştir. Muntazam bir hücre sırası yoktur. Derinin elastikiyeti için elastik bağ dokusu, sağlamlığı için kolagen bağ dokusu görev yapar.Bu katta ayrıca kan ve lenf damar ağları,kıl folikülleri ve kökleri, sinirlerin sonlanma ağları, ter ve yağ bezleri bulunur.

 

 

 

Deride yaşlanmayla birlikte incelme görülür.Su ve yağ miktarı azalır.Elastik liflerde ve kollagende azalma ile birlikte derinin elastikiyeti kaybolur,dayanıklılığı azalır ve ciltte yaşlanma prosesi buna bağlı olarak gelişir.

 

 

 

Subdermis:Derinin en alt tabakasıdır.Zengin yağ hücreleri ihtiva eder.Bağ dokusu lifleri deri yüzeyine dikey inerek bölmeler yapar.Bunların içine yağ hücreleri toplanarak deri altı yağ dokusunu yaparlar. Bölmelerde damar ve sinirler bulunur. Cildin beslenme deposudur. Bu kat kişiye ve beslenme şartlarına göre değişir.

 

 

 

 

 

Cildimiz ve kıllar.

 

 

 

Günümüzün insanı için istenmeyen olan ve kurtulmak için çeşitli yöntemler denenen  kıllar, evrimsel süreçte insan oğlunun  soyunu devam ettirmesinde çok önemli rol oynamıştır.zamanla korunma amacı-yla hayvan postları,kumaşları kullanmaya başlandı,kıllardan kurtulma yolları aranmaya başlandı.

 

Tercihlerimiz ve evrimsel süreç bu şekilde giderse, öyle görünüyor ki yakın bir gelecekte tamamen kılsız bir insan soyunun ortaya çıkması kaçınılmaz olacak.

 

Bir kıl hücre kompleksi (kıl folikülü)başlıca iki bölümden oluşur, deri üzerinde kalan kıl gövdesi ve deri içinde kalan kıl kökü. Kıl kökü, cildin bir kaç mm derinliğinde yerleşmiştir.Kan damarları ve sinirlerle desteklenen bu bölüm kılın canlılığını ve büyümesini sağlayan ana merkez görevini görür.

 

 

 

Kılların belirli gelişim aşamaları vardır.bu evreler anajen,katajen ve telojen evreleridir.

 

 

 

Anajen faz :kılların büyüme,gelişme fazıdır.

 

Katajen faz: kılların gelişiminin durması ve yavaş yavaş zayıflamaya başlaması evresidir.

 

Telojen faz: kılların dökülme aşamasına irdiği fazdır.Kkıl kökleri yeni kıl üretmek için hazırlanmaya başlar.

 

 

 

Lazer ile epilasyon bu gelişim aşama-larına göre yapılmaktadır. Epilasyon için en uygun dönem kılların büyüme gelişme dönemi olan anajen fazdır. anajen fazı kişiye, bölgeye ve kıl yapısına göre farklıklar gösterebilir.
Genel yaklaşımla anajen fazındaki kılların oranı %10-20 civarındadır.

 

Deri insanın en büyük ve önemli organı olmakla birlikte ihtiyaçları gereksinimleri unutulmamalı, gerekli özen ve koruma şartları oluşturulmalıdır. Tüm organ-ların ihtiyaçları gibi derinin ihtiyaçları da karşılanmalıdır.

 

 

 

Bütün bunların üzerinde, organizmanın bütünüyle beden ve ruh olarak güzel görünmesi ve toplum içinde kabul edilebilmesinde derinin rolü çok büyüktür.

 

Duyu organları, vücudumuzun dış dünyaya açılmış pencereleridir.

Gözümüzle görür, kulağımızIa duyar, burnumuzla koklar, dilimizle tat alırız.

Derimizle ise, sıcağı, soğuğu, yumuşaklığı ve sertliği hissederiz. ,

 

Duyu organları bir çeşit haber alıcıdırlar.

Bu haberler, sinirler yoluyla beyne ulaştıktan ve burada değerlendirildikten sonra bir anlam ifade ederler. Her duyu organı için beyinde ayrı bir idare merkezi olduğu kabul edilmektedir.

Dolaysiyle, bu merkezlerden birinin arızalanması halinde, merkeze bağlı organ sağlam dahi olsa görev yapamamakta ve gelen haberler hiçbir işe yaramamaktadır.

Ancak bunun aksi de mümkündür: Beyindeki idare merkezi sağlam, fakat beyne haber toplayan organ arızalı olsa; bu haberleri ilgili merkeze gönderemeyeceğinden yine duyu faaliyeti gerçekleşemeyecektir.

 

Duyu Organlarımızın Sağlığı

Duyu organlarımızın sağlıklı kalabilmeleri için onları düzenli olarak kontrol ettirmeliyiz.

Göz sağlığımız için;

  • Gözlerimizi temiz tutmalıyız. Başkalarına ait havlu ve gözlükleri kullanmamalıyız.
  • Televizyonu uzun süre ve yakından izlememeliyiz.

 

  • Okuma sırasında gözlerimiz ile kitap arasındaki uzaklığın

20–35 cm olmasına dikkat etmeliyiz.

  • Gözlerimizi aşırı ışıktan korumalıyız.
  • Gözlerimizin görme yeteneğini artırmak için A vitamini içeren besinler yemeliyiz.

 

Kulak sağlığımız için;

  • Kulaklarımızı temiz tutmalıyız.
  • Kulaklarımızı soğuktan korumalıyız.
  • Kulaklarımızı sert cisimlerle karıştırmamalıyız.
  • Kulaklarımızı dış darbelerden korumalıyız.
  • Yüksek sesli ortamlarda bulunmamalıyız.
  • Patlama sesi gibi şiddetli seslerin olduğu ortamlarda, oluşan basıncın kulak zarımıza zarar vermesini engellemek için ağzımızı açmalıyız.

 

Burun sağlığımız için;

  • Burun kıllarını koparmamalıyız.
  • Burnumuzu karıştırmamalıyız.
  • Sigara içmemeliyiz.
  • Ne olduğunu bilmediğimiz ya da kokusu keskin olan maddeleri koklamamalıyız.

 

Deri sağlığımız için;

  • Derimizi ezilme, kesilme ve yanmalardan korumalıyız.
  • Vücudumuzu temiz tutarak deri üzerinde mikropların üremesine engel olmalıyız. Bunun için derimizin üstündeki kirleri ve ölü hücreleri, sık sık yıkanarak vücudumuzdan uzaklaştırmalıyız.

 

Dil sağlığımız için;

  • Ağız temizliğine önem vermeliyiz.
  • Çok sıcak ya da çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıyız.
  • Alkol ve sigara kullanmamalı ve dilimize zarar verebilecek bazı kimyasal maddelerden uzak durmalıyız.

 

Dünyayı beş duyumuza ulaşan bilgiler vasıtasıyla tanırız. Bu hassas ve karmaşık duyu organlarından yola çıkan bilgiler beynimizde değerlendirilir ve günlük olsun, geçmişe ait olsun bilgi karşılaştırmaları ile etrafmızda neler olup bittiğini anlamaya çalışınz, düşünürüz. Aslında bu değerlendirmeler, duyu organlanmız bütün mükemmelliklerine rağmen çok dar sınırlar dahilinde vazife gördüklerinden oldukça kısıtlıdır.

İnsan kulağı saniyede ancak 30 – 16.000 titreşim arası sesleri duyabilir. Hayvanlar ve kuşlar yaklaşık olarak insanın duyma sınırına yakın sınırlara sahiptir. Ama bazıları bizlerin duyamadığı sesleri algılayabilirler. Hepimizin yalnızca köpeklerin duyabildiği sessiz köpek ıslıklarını biliriz. Yarasalar ise, radar sistemlerinden daha da yüksek ses frekanslarını kullanırlar. Görülüyor ki, insan kulağı duyabileceklerinin ancak pek az bir bölümünü duyabiliyor.

Görme duyumuz ise, daha da sınırlıdır. Gözümüz etrafımızdaki nesnelerden yansıyıp onları görünür kılan elektromanyetik dalgalara cevap verir. Çeşitli modern aletlere idrak alanımız her gün genişlemektedir. Bütün bunlara rağmen bin illüzyon (yanılsama) dünyasmda yaşıyoruz. Dünyamızın geri kalanını gerçekten anlayabilmemiz için kısıtlayıcı düşünme yollarından sayılmalı ve beş duyumuzla değerlendirdiğimizden daha geniş gerçek bir dünya düşünmeliyiz.

 

Beş Duyu Organ-ımız

* Göz:

Görme organımızdır. Dünyaya açılan penceredir. Gözde zamanla uzağı ve yakını görememe gibi kusurlar oluşabilir. Katarakt oluşabiliyor. Gece-körlüğü ve göz çıbanı gibi rahatsızlıklar görülür.

* Kulak:

İşitme organı. Dış kulak, ortakulak ve iç kulak olarak üç kısımdan oluşur. Dış kulak sesleri toplar. Kulak yolu ile sesler orta kulağa, oradan çekiç-örs-özengi kemikleri sayesinde iç kulağa iletilir. İç kulağa ulaşan sesler salyangoz denen sinir uçlarıyla beyne iletir.

* Burun:

Koku alma, nefes alma, organımızdır. İçindeki kıllar nemlenerek havanın içindeki tozları tutar.

* Dil :

Tad alma organıdır. Konuşmaya yarar. Yediğimiz yiyecekleri bir kürek gibi karıştırarak çiğnenmesine yardımcı olur.

* Deri:

Dokunma duyusudur. Sıcağı soğuğu, acıyı, sert ve yumuşaklığı, düz veya pürüzlü yüzeyleri deri ile anlarız. Deri, ter ile yabancı maddeleri kıl di-plerindeki deliklerden dışarı atılmasın salar. Vücudun hava almasını sağlar.

 

 

Deri Kuruluğu

 

Cilt kuruluğu ciddi sonuçları olan bir durumdur ve geçici yöntemlerle (nemlendiriciler vb. bakım ürünleri) tamamen iyileştirilemez. Bu yüzden derinin içerisine etki eden dermokozmetik ürünlerle iyileşme desteklenmelidir.

 

 

Cilt kuruluğu ile başa çıkmada ana hedefler, cildin su içeriği kaybını önlemek, cildin yeniden su depolamasını sağlamak, deriyi hafif yağlandırmak ve yumuşatmak, deriye gerginliğini yeniden kazandırmak, inflamasyonu hafifletmek olmalıdır.

 

Cildin nemlenmesi sağlanırken, inflamasyonun hafifletilmesi ve deri bütünlüğünün korunması önemlidir.

 

KURUYAN CİLTLER, NEDENLERİ VE ÖNERİLER

Cildimiz özellikle kış aylarında daha çabuk gerilir ve hemen çatlar. Bu nedenle de daha özel bir bakım ister. Üstelik kış mevsiminde cildi korumak da çok kolay değildir. Çünkü ev deki sıcak ve kuru hava ile dışarıdaki soğuk hava arasında yaşanan gel gitler sonucu cildimiz, özellikle de yüzümüz epey zarar görür.

Bu değişim yüzünden cildimizde istemediğimiz kızarıklıklar ve yanaklarımızda damarcıklar oluşur. Hava soğuyup kurudukça cildimiz için çok değerli olan nem de azalır. Ortaya çıkan çatlak dudaklar ve pürüzlü eller de kış aylarında adeta cilt bakımının önemini vurgularcasına gözümüze batar. Eğer siz de bu dertlerden yakınıyorsanız işte size yardımcı olacak öneriler;

 

Cildimiz neden kurur?

a.. Soğuk havalarda cildimiz çok daha fazla nem kaybına uğrar. Bu nedenle de cilt susuz kaldığı için kurur.

b.. Aşırı cilt temizliği bu durumu daha da artırır. Çünkü bildiğimiz o duş jelleri ve sabunlar “emulgator” denilen bir katkı maddesi içerirler. Bunlar, temizlenen bölgedeki kirin ciltten uzaklaştırılmasını sağlar. Ancak bu maddeler aynı zamanda cildin kendine has yağlarını da yok etmektedirler. Cildin kendine öz yağları, nem kaybı ve zararlı etmenler açısından önemli bir koruma görevi üstlenmektedir.

Bu nedenle de bu yağlar cilt açısından çok önemlidir. Bu durumda cildinizi gerektiğinden fazla kozmetik ürünüyle temizlemekten kaçınmalısınız. Özellikle de cildinizin kurumasına sebep olabilecek sabunlara dikkat etmelisiniz. Kullandığınız sabunun cildinize uygun olmasına özen göstermelisiniz.

c.. Yağ tabakası ince veya fazla gözenekli olduğunda, cilt daha fazla su kaybeder ve dolayısıyla kurur.

d.. Ayrıca parfüm veya kozmetik madde içeren bazı özel malzemeler, cilt gözeneklerine daha kolay ulaşıp, cildi tahriş ederler.

e.. Rüzgar ve güneş gibi dış etkenlere maruz kalan cilt de daha fazla kurur.

f.. Cildiniz C, E ve F vitaminlerinin eksikliğinden dolayı da kuruyabilir.

g.. Cildin kurumasının başka bir nedeni de yaşlılıktır.

 

Önemli: Ciltte bu nedenlerden dolayı; çatlaklar oluşur, kaşıntı meydana gelir, kepekli bir doku gelişir, cilt pul pul olur, alerjiye yakalanma riski artar ve deri soyulması oluşur. Eğer ciltte bu tür belirtiler olmuşsa hemen çareyi nemlendirici kremlerde aramayın. Çünkü bazı nemlendiriciler cildi daha da kurutabilir! Birçok bakım kremi yağ tabakasına zarar verecek maddeler içermektedir. Bu nedenle nemlendirici seçiminde dikkatli olmalısınız.

Kurumayı önlemek için öneriler

 

Cilt hücrelerinin içten su ile beslenebilmeleri için gün boyu en az 2,5 litre su veya bitki çayı için.

 

Sıcak odalarda veya ortamlarda içi su dolu kaseler veya ıslak bezleri ısıtma sisteminin üzerine koymalısınız ki havadaki nem oranı artsın. Ayrıca odalarda bulunan bitkiler de havadaki nem oranını artırır.

 

Günde en az bir kez duşun alın. Genelde iki günde bir banyo yapmak cilt için yeterli olabilir. Ancak cildin çok fazla su ile temas halinde olmaması gerekir. Aralarda, sabun kullanmadan sade-ce su ve bir lifle yıkanmaya özen göstermelisiniz.

 

Duş yaparken kullanmak üzere en iyisi bebek sabunu alın. Bebek sabunları en fazla yağ içeren sabunlardır. Bu sayede temiz-lik sonrası cildin korunma tabakası normal şekilde oluşur.

 

Cildinizi duş veya banyodan sonra mutlaka kremleyin. Banyo sonrasında aradan bir saat geçse bile kremlemeyi ihmal etmeyin.

 

Özellikle parfüm, kimyasal ve boyar maddeler içermeyen kremler kullanmaya özen gösterin.

 

Solaryuma gitmeyin! Çünkü UV ışınları cildin kurumasına neden olmaktadır.




Deri Pullanmaları

 

Deriye dokununca al-dığımız duyu vücudun farklı bölgelerinde değişen normal deri yüzeyi izlerine bağlıdır.

 

Aynı zamanda saç, ter, sebumun var-lığı ve dokunulan bölgenin mekanik özelliklerine de önemlidir. Boynuzsu hücreler yaklaşık olarak epidermal hücrelerin üretil­diği hızla deri yüzeyinden atılırlar (deskuamasyon). Stratum korneumun yenilenme zamanı (turnover zamanı) yaklaşık 14 gündür, ancak bu durum vücut bölgesine göre değişebilir ve yaşlılarda bu süre daha da uzar. Nor­malde boynuzsu hücreler tek tek atılır ve bu süreç fark edilemez.

 

Keratinizasyon süreci bozulduğunda boynuzsu hücreler tek değil de, kümeler olarak veya basamaklı olarak ayrılır. Bazen bu süreç hücrelerin atılması­nın mümkün olmayacağı şekilde bozulur ve sonuç olarak boynuzsu taba­ka kalın, sert bir hiperkeratotik tabakaya dönüşür. Deri yüzeyi pullu ve pürtüklü olduğunda kuru görünür, bu yüzden skuamlı deri has­talıkları bazen konuşma dilinde “kuru deri hastalıkları” olarak tarif edilebilir.

 

Yukarıda belirtildiği gibi, derinin pullanması primer veya sekonder olabilecek keratinizasyon bozukluklarına bağlıdır. Primer keratinizasyon bozukluklarında görülen bir metabolik sorun stratum korneumun tam farklılaşmasını önleyerek, sağlam keratinositlerin tek tek dökülmesini en­geller. Bu bozukluklar genellikle konjenital iktiyozlar için en iyi örnektir.

 

Epidermisi etkileyen bazı diğer patolojik süreçlere bağlı keratinizas­yon bozukluklarında da pullanma görülebilir. Örneğin psoriasis ve egzemada görülen pullanma epidermisi etkileyen yangıya bağlı olarak ortaya çıkar. Psoriasiste ve muhtemelen kronik egzemalı bazı hastalarda epider­mal hücre üretimi çok hızlanmıştır. Bu hastalıklarda, epidermal hücreler stratum korneum’a erken geçer ve farklılaşmamış hücreler olarak atılır.

 

Deri yüzeyindeki hatları çok hassas bir iğne ile takip edip elektronik ortamda kaydederek deri yüzey hatları ölçen yöntemler geliştirilmiş olsa da, pullanmayı derecelendirmek için basit bir yöntem yoktur. Deri yüzeyi hatları aynı zamanda deri yüzeyinden ışığın yansımasıyla optik olarak da kaydedilebilir.

 

Deri lezyonlarının boyutu, şeklî ve kalınlığı

 

Bir lezyonda deri yüzeyinde renk değişikliğinden başka bir durum yoksa makûl olarak bilinir. Patolojik bölge deri yüzeyinden daha çok yükselmişse plak denir. Pitiriasis versikolor olarak bilinen hafif bir fungal hastalık göğüs ve sırtta makûller yapar, ama pso­riasis lezyonları kalın ve kolay palpable olduğundan plak olarak adlandırılır. Bazen lezyonlar deriden çok yüksektir ve bu du­ruma nodul veya tümör denir. Tümörler deriye bir sap ile asılı ise saplı olarak isimlendirilir. Nodüller ve saplı tümörler, nörofibromatöz olarak bilinen bir konjenital hastalıkta görülür (Von Recklinghausen hastalığı).

 

Lezyon kenarları tanıya varmada yardımcı olabilir. Düzgün sınırlar özellikle psoriasis ve tinea için karakteristiktir. Egzematöz hastalıklarda lezyonun nerede bittiğini anlamak çok zordur.

 

Deri lezyonlarının şekli de tanıya çok yardımcı olabilir. Bazı deri has­talıkları maküler olarak başlar ve merkezi silinerek yüzük veya halka şeklinde lezyonlar yapar. Tinea enfeksiyonları, granuloma annülare

 

ve eritema multiforme lezyonun halka şekline olma eğilimi gösteren üç hastalıktır. Bazı de­ri hastalıkları oval lezyonlar yapar, pitiriasis rosea bunun en iyi örneğidir. Bazen lezyonlar deri üzerine özel bir şekil veya sembole benzer şekilde il­ginç görünümler alır. Bu durum-lar figür olarak adlandırılır ve psoriasis dahil birçok hastalık bu görüntüye neden ola-bilir. Genellikle deri lezyon­ları açı oluşturmazlar, özel şekiller olan kare veya üçgenler yapmazlar. Ancak liken planus küçük keskin poligonal şekiller oluşturur.

 

Bazen plak veya tümör gibi lezyonlar deri içine doğru birikim gösterir; bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom veya malign melanom gibi habis lezyonlarda tedaviyi düzenlemek için invazyonu değerlendir­mek çok önemlidir. Klinik olarak tecrübeli hekimler palpasyonla da biri­kim derecesi hakkında bilgi edinebilir, ancak herhangi bir cerrahi girişime karar vermeden önce histolojik olarak değerlendirilmelidir. Tek başına klinik muayene ye-rine, cerrahi girişimi yapacak doktoru yönlendirebilecek ultrason gibi bazı invazif olmayan değerlendirme teknikleri umut vermektedir.

Web sitemizde; doktor, eczacı, ameliyatçı!!!! yok, beyaz önlüklü, yeşil önlüklü kişiler hiç yoktur.

Yorum Bırakın