Kansızlık

Kansızlık

Anemi ismi verilen kansızlık, kan içinde bulunan kırmızı hücrelerin veya hemoglobin denilen kırmızı maddelerin hatta hatta her ikisinin azalması sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

Yüzde solgunluk, ayak bileklerinde şişkinlik, kilosuzluk, halsizlik vb etkileri görülür.

En büyük ve en önemli sebebi, yeteri kadar beslenememektir.

Basur kanamalarında, aybaşı kanamalarının haddinden fazla olması, doğuştan olan bazı hastalıklar, romatizma, kanser ve lösemi hastalıklarında da kansızlık görülür.

KANSIZLIK (ANEMİ)

Anemi (Kansızlık) hemoglobin miktarının yaş ve cinsiyete göre dünya sağlık örgütü tarafından kabul edilen kriterlerin altında kalmasıdır. Bu kriterler erişkin erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda 12 g/dL nin altı kabul edilir. 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL nin altı anemidir.

En sık rastlanan anemi türleri demir eksikliğine bağlı anemi, Folik asit eksikliğine bağlı anemi, Vitamin B-12 eksikliği anemisidir. Bunları kısaca tanımlayalım:

Demir Eksikliği Anemisi

Tanım olarak düşük miktarda demire bağlı olarak kanın kırmızı hücrelerindeki azalmadır. Kansızlığın en sık görülen şekli budur. Demir, kanda oksijen taşıyan pigment olan hemoglobinin önemli bir parçasıdır. Demir eksikliğinin nedenleri :

Diyette az miktarda alınma,

Vücut tarafından az miktarda emilimi

Kronik kanamalar (ağır adet kanaması dahil)

Örneğin: burun kanamaları, hemoroid, mide yada barsak ülseri, polip, gastroenterial kanser gibi … Çocuklarda kurşun zehirlenmesi sonucunda da demir eksikliği anemisi görülür. Vücutta ve kemik iliğindeki demir depolarının harcanması sonucu kansızlık yavaş yavaş gelişir. Genellikle kadınlarda demir depoları daha azdır.

Yüksek risk grubu içerisinde doğurganlık çağında olan ve adet dönemi nedeniyle kan kaybı olan kadınlar, demir ihtiyacı artmış gebe veya emziren kadınlar, çocuklar ve diyetinde yeterli oranda demir bulunmayan kişiler bulunmaktadır. Kan kaybına bağlı risk faktörü arasında peptik ülser, barsak kanseri, rahim kanseri, uzun dönem aspirin kullanımı sayılmaktadır.

Demire bağlı aneminin kendine özel bulgular nelerdir ?

Yiyecek dışındaki şeylere istek. Örneğin: toprak, buz, kireç taşı, nişasta gibi…

Ağız kenarında ve tırnaklarda çatlaklar

Tırnaklarda biçimsizlik: kaşık biçimi almaları gibi…

Tahriş olmuş dil

Günlük demir gereksinimi ve kaybı ne kadardır?

Günlük demir gereksinimi 1-3 mgr. kadardır. Bunun % 5-10 duedenum ve proksimal ince barsaktan emilir. Günlük kayıp 1 mgr dır. Ter, dışkı, idrar, dökülen hücreler ile kaybedilir. Gereksinim bebeklik, hamilelik, ağır hastalık ve emzirme dönemlerinde artar.

Hangi besinler demir açısından zengindir?

Kırmızı et, karaciğer, balık, kuru üzüm ve yumurta sarısı demir açısından zengin gıdalardır. Un, ekmek ve tahıllar demir ile zenginleştirilmiş olabilir.

Demir eksikliği anemisi düşünülen hastalarda yapılması gereken başlıca tetkikler neler olmalıdır?

Tam kan sayımı, serum demiri, serum demiri bağlama kapasitesi, transferin saturasyonu, serum ferritin düzeyi, dışkıda gizli kan ve periferik yaymadır. Tam kan sayımında düşük hemoglobin ve hematokrit değeri, kanda düşük ferritin düzeyi, kanda total bağlama kapasitesi ve kan kaybını değerlendirmek açısından dışkıda gizli kan görülebilir.

Tedavi olarak ne uygulanır?

Ağızdan demir tedavisinde kullanılan demir formları demirsülfat, demir glukanat ve demir fumorattır. Demir tedavisine başladıktan iki ay sonra hemoglobin düzeyi normale dönecektir, ancak çoğunlukla kemik iliğinde olan demir depolarını doldurmak amacı ile tedaviye 6-12 ay daha devam edilmelidir.

Damar içerisine veya kas içerisine uygulanabilecek demir ilaçları da ağızdan alıma dayanamayan hastalarda kullanılabilir. Tedavi ile birlikte kan sayımı iki ay içerisinde normale dönecektir.

İlaç kullanılırken dikkat edilecek noktalar nelerdir ?

En iyi demir emilimi aç karnına olmasına rağmen pek çok insan buna katlanamaz ve gıda ile almak ister. Süt ve sütlü mamüller demir emilimini engelleyeceğinden ilaç ile birlikte alınmamalıdır. C vitamini demir emilimini artırırken hemoglobin üretiminde de önemli yer tutar. Diyet ile alınacak miktar yeterli olmayacağından gebelik ve emzirme dönemi sırasında kadınların yeterli derecede demir almaları gerekir.

Folik Asit Eksikliğine Bağlı Anemi

Vücudun yeterli kırmızı hücreleri yaratmak için folik aside ihtiyacı vardır. Folik asit olmadığı durumlarda kan hücresi üretimi azalmaya başlar. Bu durum sonunda anemi görülür. Folik asitin emilimini ve metabolizmasını etkileyen en önemli madde alkoldür. Bu sebeple folik asit eksikliğine bağlı anemi en çok alkoliklerde görülür. Ayrıca keçi sütü ile beslenmekte folik asiti düşürür. Diğer nedenler bağırsak hastalıkları, ağızdan alınan doğum kontrol hapları, kanser için alınan çeşitli ilaçlar ve epilepsi.

Folik Asit Eksikliğine Bağlı Aneminin kendine özgü bulguları nelerdir ?

İshal

Depresyon

Şişmiş ve kırmızı bir dil

Vitamin B-12 Eksikliği Anemisi

B-12 vitamininin emilimi mide de gerçekleşir. Bu emilimin gerçekleşmesi için mide B-12 asıl faktörü denilen bir maddeyi salgılaması gerekir. Bu faktörün eksikliği bu vitaminin eksikliğine neden olur. B-12 vitamini kırmızı kan hücrelerinin kemik iliğinden üretilmesi için gereklidir. Yetersiz miktar anemiye neden olur. Bu tarz anemi daha çok hayvan ürünleri yemeyen vejeteryanlarda ve mide rahatsızlıklarında (atrofik gastrit) görülür.

Bu Aneminin kendine özgü bulguları ?

Eller ve ayaklarda ürperme

Bacaklarda, ayaklarda ve ellerde duyu kaybı

Sarı ve mavi renklerle ilgili olarak renk körlüğü

Şişmiş ağrıyan ve yanan bir dil

Kilo kaybı

Kararmış cilt

İshal

Düzensizlik

Depresyon

Entellektüel fonksiyonların azalması

ANEMİ İÇİN MAKSİMUM DÜZEYDEKİ HEMOGLOBİN VE HEMATOKRİT DEĞERLERİ

Çocuklara (yıllara göre yaş) Hemoglobin Konsantrasyonu Hematokrit
1-2

2-5

5-8

8-12

11.0 g/dL

11.1 g/dL

11.5 g/dL

11.9 g/dL

32.0 %

33.0 %

34.5 %

35.4 %

Erkekler(yıllara göre yaş) Hemoglobin Konsantrasyonu Hematokrit
12-15

15-18

18 ve üstü

12.5 g/dL

13.3 g/dL

13.5 g/dL

37.3 %

39.0 %

39.9 %

Kadınlar(yıllara göre yaş) Hemoglobin Konsantrasyonu Hematokrit
12-15

15-18

18 ve üstü

12.5 g/dL

12.0 g/dL

12.0 g/dL

37.3 %

35.9 %

35.7 %

 

DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI KANSIZLIK

Ülkemizde üreme çağındaki kadınların önemli bir kısmında demir eksikliğine bağlı kansızlık vardır. Bu kansızlık türü tanısı, önlenmesi ve tedavisi en kolay olan ve çoğu durumda aşırı adet kanamasına bağlı olarak meydana gelen bir durumdur.

 

Kansızlık Nedir?

Kan, içerdiği hücreler ve maddelerle kalpten tüm organlara pompalanan ve organların oksijen ve besin maddesi ihtiyaçlarını karşılayan bir sıvıdır. Düzenli olarak aldığımız sıvı ve besin maddeleri kana geçerek organlara dağıtılır. Soluduğumuz havada bulunan oksijen akciğerlerden kana geçerek kalbe buradan da organlara ulaştırılır.

 

Kanda oksijen taşıyan hücrelere alyuvarlar adı verilir ve bu hücreler en iyi şekilde işleyebilmeleri için düzenli olarak üretilmelidirler. Yaşlanan hücreler dalak tarafından devre dışı bırakılır ve kemik iliğinde yeni hücreler üretilerek kana verilir.

Alyuvarların oksijen taşıyabilmeleri için hücrelerin içinde hemoglobin adı verilen proteine bağlı demir adı verilen bir madde bulunur. Esasen doğada bir metal olarak bulunan bu madde vücutta üretilemediğinden besinlerle alınması zorunlu bir maddedir.

 

Besinlerle alınan demir sindirim sisteminden kana geçtiğinde bazı taşıyıcılar tarafından alınır ve alyuvarların yapım yeri olan kemik iliğine götürülür. İhtiyaç fazlası ise çeşitli organlarda depolanır. Günlük ihtiyaç besinlerle karşılanamadığında bu depolardan faydalanılır.
Demir depoları sonsuz bir kaynak değildir. Günlük alım yetersiz olduğunda veya ihtiyaç fazla olduğunda depolar tükenir ve alyuvarların üretimi aksamaya başlar.

Üretim aksaması ilk başlarda vücudun alığı çeşitli önlemlerle giderilmeye çalışılır. Önlemler yetersiz kaldığında “kansızlık” yani demir eksikliğine bağlı olarak alyuvarların yetersiz üretilmesinden kaynaklanan durum vücutta çeşitli belirtiler vermeye başlar.

 

Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlık Ne Gibi Belirtiler Verir?

Cildin sağlıklı rengini veren cilt altında bulunan kılcal damarlardır. Kansızlık durumunda cilt rengi kansızlığın şiddetiyle orantılı olarak soluklaşır.

Kan hacmi azaldığında kalp organlara yeterli kanı ulaştırabilmek için daha fazla devir yapmak zorundadır. Bu nedenle kansızlık durumunda nabız daha hızlı atar, kalbin bu aşırı çalışması arada sırada düzensiz atmasına yani çarpıntıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Kalp bu aşırı aktivite esnasında “yorulmaktadır”. Bu aşırı aktivite ileri durumlarda kalbin büyümesine ve çok ileri durumlarda yetersiz kalmasına neden olabilir.

 

Kalbin yaptığı daha fazla devir, akciğerlerin de gerektiğinden daha fazla çalışmasına neden olur. Bu nedenle kansızlık durumunda nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Her ne kadar kalp ve akciğerler dokunun ihtiyacını karşılamak için normalden fazla yorulsalar da vücudun oksijen ihtiyacı çok iyi bir şekilde karşılanamamaktadır. Bunun sonucu olarak kansızlığı olan kişilerde halsizlik, güçsüzlük gibi belirtilere sık rastlanır.

 

Vücut ısısının kontrolünde kanın işlevleri son derece önemlidir. Kanı az olan kişiler bu nedenle daha çok üşürler.

 

Yukarıdaki belirtilerin dışında demir eksikliği olan kişilerde görülebilen diğer belirtiler arasında en önemlileri ağız kenarında oluşan çatlaklar, tırnakların kolay kırılması sayılabilir. İleri derecede demir eksikliğinde toprak, buz, kireç, nişasta gibi maddeler yenebilmektedir.

 

Tanı Nasıl Konur?

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın tanısı oldukça kolaydır. Yapılan bir kan sayımında hemoglobin ve hematokrit adı verilen değerlerin normalin altına inmiş olması ve alyuvarların ortalama büyüklüklerinin azalmış olduğunun gözlenmesi demir eksikliği anemisi tanısının konması için yeterlidir. Bazı durumlarda ve özellikle de kansız olması için bir nedeni olmayan kişilerde kansızlığın nedenini ve kaynağını araştırmak için daha ileri incelemelere başvurulması gerekebilir.

 

Kansızlık birçok nedenlerden meydana gelen bir durumdur Belirtileri genellikle aynıdır ama hastalığın ve kansızlık derecesıne göre değişir Yorgunluk, zayıflık, baş dönmesi kulak çınlaması, gözlerde le­keler solgunluk ve baş ağrıları en çok görülen belirtilerdir. Eğer kanama ilerlemışse nefes darlığı, nabzın süratlenmesi, zayıfla­ması ve nihayet koma hali görülür.

Oluş nedenlerine göre üç tip kansızlık sa­yılabilir: Birinci tip kansızlık kan yapımı­nın azalması sonucu meydana gelen kan­sızlıklardır: İkinci tipte kan kaybı söz konusudur: Üçüncü tip kansızlıkta ise alyu­varların yıkımında artma vardır.

 

Kan yapımının azalmasına bağlı anemiler:

Bu tip kansızlıklar içinde en çok görülen demır eksikliklerine bağlı kansızlıklardır Demir vücudumuzda toplam 4 gram ka­dardır Bunun 2,5 gramı kanda hemoglobi­ne bağlı olarak, 1 gramı depo demiri olarak, 0,5 gramı da myoglobın olarak dokularda ve ayrıca bazı enzimlerde bulunur.

Kadınlarda adet kanaması esnasında, ge­belikte, süt verme esnasında ve çocukluk çağında demir ihtiyacı normalin birkaç katına çıkar Demir eksikliğinin nedenleri arasında, kanamaları, barsak parazitle­rini ve özellikle Anadolu’da görülen top­rak ve kıl yeme alışkanlıklarını sayabiliriz.

Demir eksikliğine bağlı kansızlıklarda te­davi için ağızdan demirli ilaçlar tablet ve­ya şurup şeklinde verilir. Bu arada dışkı­nın siyah renk almasının demirden olabi­leceği de unutulmamalıdır.

Megaloblastik anemiler: Karaciğer hasta­lıkları, tıroıd bezi yetersizliği, tüberküloz, Hodkgın hastalığı ve alyuvarların yıkımı­nın arttığı (hemolıtık anemi) durumların­da bu tıp kansızlık vardır. Ortak neden, folık asit ve B 12 vitamini eksikliğidir Al­yuvarlar normalden daha büyüktür ama oluş hızları çok düşüktür Pernısyoz ane­mi denen kansızlık çeşidi en onemlısıdır. Bu hastalıkta midenin salgıladığı entrensel faktör adında bir madde eksiktir. Bu­na bağlı olarak da B 12 vitamini sindirilemez. Erken teşhis ve tedavi edilmezse si­nir sistemi bozukluklarına neden olabilir. Teşhiste halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, ellerde uyuşma, dilde yanma ve atrofi gibi belirtiler önemlidir. Dil kırmızı ve kaygan bir görünüm alır. Tedavide B 12 vitamini ile beraber folik asit verilmelidir.

Kronik enfeksiyon anemisi: Çeşitli neden­lerden ötürü kemik iliği yetersizliğine bağlı olarak meydana gelen kansızlıklardır. Verem gibi kronik enfeksiyonlar, lösemi­er, zehirli maddeler ve bazı ilaçlar (Kloramfenikol, sulfamidler, hydantoin, butazolidin ve altın tuzları) tiroid yetmezliği, kronik böbrek hastalığı ve aplastik anemiisayılabilir. Bu gibi durumlarda önemli olan kansızlığa neden olan hastalığı tedavi et­mektir.

Kalıtımsal Sferositoz hastalığı : Diğer adıyla Ailevi hemofilik sarılık, alyuvarların şeker tüketme yeteneğindeki anormallik­ten ileri gelir ve kalıtımsal olarak sonraki kuşaklara geçer. Küre şeklini alan alyu­varların yaşam süresi çok kısadır. Dalak bu anormal biçimli alyuvarları yutar ve orada yok eder. Bu nedenle dalak çıka­rılması, yani splenektomi ameliyatı yapı­lır. Dalak çıkarılmasından sonra da, alyu­varların şeker üretiminde bozukluk görü­lebilir ama yaşam süreleri normaldir.

Akdeniz Kansızlığı: Talasemi ya da Cooley kansızlığı adı verilen bu hastalık da bir başka kalıtımsal alyuvar bozukluğudur.
Bu hastalık daha çok Yunanlılarda ve İtal­yanlarda görülür. Hemoglobin üretememe yüzünden ortaya çıkar. İlk evreleri demir eksikliğinden doğan kansızlığa benzer. İle­ri evrelerde hemolitik bir kansızlık ve so­nunda sarılık görülür. Dalak ve böbrek bü­yür. Etkili olabilecek tek tedavi kan nakli­dir.

Orak hücreli anemiler: Bir başka kalıtımsal kan hastalığı olan orak hücreli kansızlıkta ise alyuvarlardaki hemoglobin bileşimi normalden farklıdır (S hemoglobi­ni). Bu nedenle alyuvarlar orak ya da yarım ay biçimini alır. Alyuvarların yaşam sü­resi çok kısadır ve hasta kansızdır. Bu hastalık daha çok zencilerde görülür. Belirtilerini göstermediği kimselerde bu hastalık genlerde saklı kalır. Bu hastaların kanında anormal hücre oluşumu vardır fakat kansızlık yapacak kadar çok değildir.

Bu durumda olan kişiler taşıyıcıdırlar. Eğer hastalık taşıyıcı bir kadınla, bir erkek evlenirse, çocuklarında çok şiddetli bir orak hücreli anemi ortaya çıkar. Bu hastalık için öne sürülen üre ve siyanat tedavileri henüz deneme devresindedir. Kan tranfüzyonları ile hayatın devamı sağlanabilmektedir.

Apîastik Anemi: Alyuvarların kemik iliğinde üretilememe hastalığıdır. Arsenik ve benzin gibi zehirli maddelere maruz kalma ve yüksek oranda radyasyondan etkilenme sonucu oluşabilir. Akyuvarlar ve trombositler de azalabilir. Polisitemi.- Alyuvarların anormal şekilde artmasıdır.

Bu hastalığın polisitemi vera diye bilinen bir çeşidinde ise, kanın her türlü hücrelerinde artış görülür. Kan sayımı milimetre küpte 7-10 milyon arasındadır. Kan hacmi, normal miktarı olan 5 lit­reden 10 litreye yükselmiştir. Polisitemili bir insanın derisi genellikle kırmızıdır. Da­lak büyür ve kan basıncında artış görüle­bilir. Semptomların nedeni çoğalan kanın, kan damarlarında normal hızla akmamasıdır. Kanın damarlarda aniden pıhtılaşması, çok sık görülen bir durumdur.

Tedavi, kan akıtma yolu ile yapılabilir. Kanı normal hacmine getirmek için çok miktarda kan alınmalıdır. Bu hastalığın tedavisinde radyoaktif maddelerin kullanımı önem kazanmıştır. Radyoaktif fosfor ke­mik iliğinde alyuvar oluşumunu engelleyerek alyuvar miktarını düşürebilir. Bu tedavi yöntemi, hastanın iznine bağlıdır. Polisitemi vera’nın tedavisinde en önemli faktör, kanın hacmini aynı düzeyde tutmak açısından doktor-hasta ilişkisinin kısa aralıklarla sürdürülmesidir.

Hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir.

Yüksek bölgelerde yaşayan insanlarda ya da kalp ve damar hastalarında da polisitemi görü­lebilir. Bu gibi durumlarda polisiteminin nedeni oksijen yetersizliğidir.

Yeni doğan bebeklerde görülen kansızlık : Eritroblastosis fetalis denilen bu hasta­lıkta annenin kanı Rh negatif, babanın ka­nı Rh pozitiftir. Böyle evlenmelerde doğa­cak çocuğun kanı Rh pozitif olursa anne gebeyken, çocuğun kanındaki hücrelerden bir kısmı annenin kan dolaşımına geçer ve annenin bu kana karşı duyarlı hale gel­mesine neden olur. İkinci gebelikte yeni­den Rh pozitif kan annenin kan dolaşımı­na girdiğinde önceden oluşmuş güçlü an­tikorlar, bunları yok etmek için bebeğin kan dolaşımına girerler ve alyuvarlara za­rar verirler. Zarar gören alyuvarların ya­şam süresi kısadır. Hızla yok olurlarken, parçalanan hemoglobinden çıkan bilirubin maddesi birikmeye başlar. Böylece bebek sanlığa yakalanmış ve kansız kalmış olur.

Yeni doğmuş bebekteki bilirubin maddesi omurilik sıvısına geçerek beyne ulaşabi­lir. Bu yolla çok tehlikeli, tedavisi olanaksız bir biçimde beynin bazı merkezlerinin tahrip olmasına neden olur. Buna kernikterus denir. Nüfusun % 15′inde Rh nega­tif kan bulunduğu gibi her gebe olan Rh negatifli kadının bebeğinin hemolitik has­talığa yakalanması şart değildir. Bazen er­keğin kanı da Rh negatif olabilir. Bu du­rumda bebeğin kanı Rh pozitif olmaz. Ge­belik esnasında her bebeğin kanı annenin dolaşım sistemine geçmez, bu nadiren olan bir durumdur. Doktor, anne ile babanın kan gruplarını saptar ve gebelik süresince annenin kanındaki anti Rh antikorunun dü­zeyini indirekt Coombs testi ile araştırır.

Eğer çocuklarda eritroblatosis fetalis gö­rülürse, kandaki bilirubini ve tehlikeli an­tikorları dışarıya atmak için çocuğun ka­nı tamamiyle değiştirilir (Exchange tran-fussion)

Hastalığın şiddeti her vakada farklı oldu­ğu için, her çocuğa böyle bir tedavi gerek­meyebilir. ABO kan gruplarına bağlı olarak ortaya çıkan hemolitik hastalıklar da var­dır. Yeni doğan çocukların uzayan sarılık­larında ABO uyuşmazlığını gözönünde bu­lundurmalıdır.

Web sitemizde; doktor, eczacı, ameliyatçı!!!! yok, beyaz önlüklü, yeşil önlüklü kişiler hiç yoktur.

Yorum Bırakın